Adem aleyhisselam cennetten niçin çıkarılmıştır? Hikmeti nedir?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şunları söylüyor: Hikmeti, tavziftir. Öyle bir vazife ile memur edilerek gönderilmiştir ki; bütün terakkiyat-ı maneviye-i beşeriyenin ve bütün istidadat-ı beşeriyenin inkişaf ve inbisatları ve mahiyet-i insaniyenin bütün esma-i İlahiyeye bir âyine-i câmia olması, o vazifenin netaicindendir. Eğer Hazret-i Âdem Cennet’te kalsaydı; melek gibi makamı sabit kalırdı, istidadat-ı beşeriye inkişaf etmezdi. Halbuki yeknesak makam sahibi olan melâikeler çoktur, o tarz ubudiyet için insana ihtiyaç yok. Belki hikmet-i İlahiye, nihayetsiz makamatı kat’edecek olan insanın istidadına muvafık bir dâr-ı teklifi iktiza ettiği için, melâikelerin aksine olarak mukteza-yı fıtratları olan malûm günahla Cennet’ten ihraç edildi. Demek Hazret-i Âdem’in Cennet’ten ihracı, ayn-ı hikmet ve mahz-ı rahmet olduğu gibi; küffarın da Cehennem’e idhalleri, haktır ve adâlettir.

Onuncu Söz’ün Üçüncü İşaretinde denildiği gibi: Çendan, kâfir az bir ömürde bir günah işlemiş, fakat o günah içinde nihayetsiz bir cinayet var. Çünki küfür, bütün kâinatı tahkirdir, kıymetlerini tenzil etmektir ve bütün masnuatın vahdaniyete şehadetlerini tekzibdir ve mevcudat âyinelerinde cilveleri görünen esmâ-i İlâhiyeyi tezyiftir. Onun için, mevcudatın hakkını kâfirden almak üzere, mevcudatın sultanı olan Kahhâr-ı Zülcelâl’in kâfirleri ebedî cehenneme atması, ayn-ı hak ve adâlettir. Çünki nihayetsiz cinayet, nihayetsiz azabı ister. (On ikinci Mektup)

Bu açıklamaya bağlı şöyle kısa bir özet de mevcut:

Bir zelle sebebiyle Hz. Âdem’in cennetten çıkarılmasının, hikmeti tek kelime ile “ilahî görevlendirme”dir. Beşeriyetin bütün fikri ve manevî terakkileri ve her türlü kabiliyetlerinin gelişmesi ve insanlığın mahiyetinin Allah’ın isimlerine mükemmel bir ayna olması, o görevin sonuçlarındandır. Şayet cennette kalsaydı, melekler gibi makamı sabit kalırdı. Çok sayıda melâike zaten vardı. Allah’ın hikmeti, dünyanın mâmur edilmesini ve nihayetsiz makamlara çıkabilecek insanın istidatlarını geliştirmeye elverişli bir imtihan diyarı gerektiriyordu. (Prof. Dr. Suat Yıldırım)

Fethullah Gülen Hocaefendinin dünyadaki imtihanla alakalı açıklamaları da şöyle:

Cenâb-ı Hak bizim bu dünyada nasıl hareket edeceğimizi biliyor. Emirlerine uyup uymayacağımızı da bi­li­yor. İmtihana neden lüzum görüyor da bizi dünyaya gönderiyor?

Evet, Allah nasıl hareket edeceğimizi biliyor, bununla beraber imtihan etmek için dünyaya gönderiyor, tâ sırtımıza yüklediği mükellefiyetlerle istîdat ve kabiliyetlerimizi inkişaf ettirelim. Evet, O bizi yaratırken, tıpkı madenler gibi yaratmıştır.[1] Bakır madeni, kömür madeni, demir madeni, altın madeni, gümüş madeni.

Bunu, her şeyi var edip geliştiren Rabbimiz olarak yap­­mış. Nasıl bir sanatkârın mimarî ve estetik gibi kabiliyetleri, maharetleri olur. Ve o, bu sanat eseriyle görünüp bilinmeyi arzu eder. Aynen onun gibi; Cenâb-ı Hakk’ın da birçok isim­leri ve bunların tecellîsi olarak sanatları vardır. İşte, bu çeşit çeşit sanatlarını insanların nazarlarına arz etmek için, bu meşhergâhı açarak gizli güzelliklerini izhar buyurmuştur.

Daha açık ifadesiyle, kömür madeninde isimler nasıl tecellî ediyor; demirde, altında, gümüşte nasıl kendisini gös­­teriyor; sonra insanın müdahalesi ile som altında, som gü­­müşte, mamûl demirde nasıl tecellî ediyor. Ve, bir adım at­­makla, kömürün elmas olmasında -nasıl kendisini göstere­­ceğini nazarımıza arz etmek için, çeşitli derece ve kademe­­lerde- isimlerinin cilvelerini sergiliyor ve böylece, kendisini tam tanıyabilmemize, tam bir fikir edinmemize imkân veri­­yor. Evet, her şeyi yapan O’dur. Hem de, her şeyden bin­lerce meyve verdirerek…

Neticede O’nun bu icraatıyla insanlar tasaffi ediyor, saflaşıp berraklaşıyor ve Cennet’e ehil hâle geliyor. Yani, ma­­denler altın oluyor, elmas oluyor, gümüş oluyor. Bu hususta Efendimiz (s.a.s.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyorlar: “İnsanlar tıpkı maden gibidir. Cahiliyede hayırlı olanı, İslâ­miyet’te de hayırlıdır.”[2] Yani, cahiliyede izzetli, onurlu Ö­mer, İslâmiyet’te de, vakârlı, ciddiyetli, gönül sahibi, azametli ve aziz Ömer… Birinde, oldukça sert, oldukça haşin ve istedi­ğini yaptırtan; öbüründe tevazu kanatları yerlere kadar ve insan­ların ayağının altında; fakat kâfirlere, fâcirlere karşı a­zîm, cesim bir Ömer!.. Cahiliye devrinde maden olarak nasıl­sa İslâmiyet’te de öyle.. Onun için; atak, canlı, kanlı insanlar gördüğümüzde arzu ederiz ki, Müslüman olsunlar… Çünkü cahiliyede aziz olan, İslâm’da da aziz olacaktır.

İslâm, -insan unsuru olan- bu madeni ele alır. Yoğurur; olgunlaştırır; som altın hâline getirir. Sahabi böyle som altın hâline gelmişti. Sonraları, değer ve ayar düşmeye başladı. 22 ayar, derken 21, 20, 18, 17, 15… Yirminci asırda Müslüman­lar arasında 1 ayara kadar düşenler de oldu. Evet bu asır, o kadar cürûfu, züyûfu fazlalaşmış bir asır!..

Demek ki biz, dünyada imtihana tâbi tutuluyoruz; tasaffî edelim… Bu arada Allah (c.c.) ne yolla sâfileşeceğimizi biliyor da bizi imtihana tâbi tutuyor? -Hâşâ- O bilmediği şeyi bizden öğrenmek için değil. Yani O, bizi bizimle imtihan ediyor. Daha doğrusu biz kendi kendimizle imtihan oluyoruz.

Evet, biz cehd ve sa’y ettiğimiz, tasaffî etme yolunda bulunduğumuz; demir madeni isek demir olma; altın madeni isek, altın olma sevdâsına tutulup yoluna girdiğimiz.. evet, böyle bir gayretimiz olduğu takdirde Rabbimizin ezelde bil­diği şeyin ortaya çıkmasına vesile olmuş bulunacağız. Ve işte biz, bunlarla kendi kendimizi imtihan edip O’nun yüce huzu­runa kendi durumumuzla çıkacağız. Kur’ân’ın ifade ettiği gibi “O gün onların elleri ayakları -ilâve edelim- gözleri kulakları, dilleri dudakları aleyhlerinde şehâdet edecek.”[3] Sen de bu­nu biliyorsan kendi kendinle imtihan olduğunu anlarsın. Al­lah (c.c.) senin durumunu -hâşâ- öğrenmek için imtihan et­miyor. Bilakis seni sana gösteriyor ve seni, seninle de imtihan ediyor. Her şeyin en doğrusunu O bilir. (Asrın Getirdiği Tereddütler-1)

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

5|43|İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında iken, nasıl oluyor da senin hakemliğine baş vuruyorlar? Daha sonra da verilen hükümden yüz çeviriyorlar. Bunlar inanan kişiler değillerdir.
Sura 5