Ahde vefanın öneminden bahseder misiniz?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Açıklama: “Bir sene boyunca şu kadar öğrenciye burs vereceğim, hayır yarışına şu kadar bir infakla dahil olacağım?” diyerek vaadde bulunan bir insanın zikrettiği o miktarı mutlaka infak etmesi gerekir mi? Yerine getirilmeyen vaadlerin hükmü nedir?

Verilen sözde durma ve ahde vefalı davranma İslâm’ın en önemli esaslarından biridir. Cenâb-ı Hak, pek çok ayet-i kerimede vaade vefalı olmayı ilahî bir ahlâk olarak anlatmakta ve “Verdiğiniz sözü yerine getirin. Sözlerinizden elbette sorumlusunuz” (İsra, 17/34) diyerek bizi de verdiğimiz sözlerin gereğini yapmaya çağırmaktadır.

Verilen sözden ve yapılan ahidden dönmek bir nifak alâmetidir. Buhârî ve Müslim gibi en sahih hadis kaynaklarında Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) “Münâfığın alâmeti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, vaad edip söz verdiğinde sözünden döner ve kendisine bir şey emanet edildiğinde ihanet eder” buyurmaktadır. Bazı rivayetlerde bunlara dördüncü bir madde daha eklenmekte ve “Kavga ettiğinde haktan sapar, düşmanlıkta aşırı gider” denmektedir. Allah Rasûlü (aleyhi ekmelü’t-tehaya) bir başka hadis-i şerifte de, “Vaad borçtur. Sözünde durmayana yazıklar olsun!” duyurarak vaade vefalı olmamız ikazında bulunmuştur.

Allah’ın rızâsını kazanmak için, malının belli bir miktarını infak etme sözü veren insan, onu kendi nefsine vâcib kılmış sayılır ki, onun bu sözü bir yönüyle nezir (adak) kategorisinde değerlendirilir. Bir şeye nezreden insan, Allah ile bir nevi sözleşme yapmış olur. Dolayısıyla, nezrini îfa etmesi, yani, kendi nefsine vâcib kıldığı şeyi yerine getirmesi onun için bir borçtur.

İslâm alimleri, hem borçlunun zimmetinde bulunan mislî eşyayı, yani ölçü ve tartı ile belirlenip benzeri ile ödenebilen şeyleri, hem de bir insanın ödemeyi taahhüt ettiği miktarı “borç” tarifi içinde ele almışlardır. Dolayısıyla, “Şu zaman içinde şu kadar öğrenciye burs vereceğim, şu kadar infak edeceğim?” diyerek vaadde bulunan bir insanın zikrettiği o miktar, onun üzerine borç olur ve mutlaka o miktarı ödemesi gerekir.

Hadis-i şerif’te, bir an önce borcunu ödeme imkânına sahip olduğu halde, borcu ödemeyip geciktirmenin zulüm olduğu belirtilmiştir. Borcunu hiç ödemeyen insana gelince; yine en güvenilir hadis kitaplarında, Rasûlüllah Efedimiz’in borçlu olarak ölen kimsenin cenaze namazını kılmadığı rivayet edilmektedir: Bir gün bir cenaze getirilir. Allah Rasûlü “Onun borcu var mıydı?” diye sorar. “Evet iki dinar borcu vardı” cevabını alınca, “Arkadaşınızın namazını siz kılınız” buyurur. Bunun üzerine, Ebû Katâde Hazretleri, “O iki dinarı ben yükleniyorum,” der ve Peygamber Efendimiz ancak o zaman o adamın namazını kılar. İşte, tek başına şu hadise bile bir borcu ödeme hususunda ne denli hassas davranılmasını gerektiğini gösteren çok önemli bir ikazdır.

Sahabe efendilerimiz borç karşısında bu hassasiyeti her zaman ortaya koymuşlardır. Meselâ, vefatına sebep olan hançer darbesini aldığı zaman Hazreti Ömer’in ilk söylediği sözlerden biri de “Bakın bakalım, malım borcumu ödemeye yetecek mi?” sözü olmuştur. “Şayet, yetmeyecekse Adiyy oğullarından, onlarda da yoksa Kureyş’ten alıp borcumu ödeyin!” vasiyetinde bulunmuştur.

Öyleyse, herkes vaadinin ardında durmalı, sözünü yerine getirmeli ve taahütte bulunduğu miktarı mutlaka ödemelidir.

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

2|140|Yoksa siz, "İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunları Yahudi yahut Hıristiyanlardı" mı diyorsunuz? Söyle onlara: "Siz mi daha bilgilisiniz yoksa Allah mı?" Allah'tan kendine ulaşmış bir tanıklığı gizleyenden daha zalim kim vardır! Allah, yapmakta olduklarınızdan habersiz değildir.
Sura 2