Akrabaya maddi yardım yapmak dinimizin bir emri midir?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Akrabalar konusunda yapılacak şeylerden biri de onları maddî ve malî açıdan gözetmektir. Bu konuda ilk akla gelen husus, yapılacak infakların, verilecek sadakanın öncelikle muhtaç olan ve çalışamayacak durumda bulunan akrabaya verilmesidir. Bu husus hadis-i şeriflerde şöyle yer alır: اَلصَّدَقَةُ عَلَى الْمِسْك۪ينِ صَدَقَةٌ وَعَلٰي ذِي الرَّحِمِ ثِنْتَانِ: صَدَقَةٌ وَصِلَةٌ “Fakirlere yapılan tasadduk bir sadakadır, ama akrabaya yapılan ikidir: Biri sıla-i rahim, diğeri sadaka.”[1] Diğer insanlara karşı yapılan hibeden dönülebileceğini[2] ifade eden Hanefîler, akrabaya yapılan hibeden dönmenin câiz olmadığını söylemişler, çünkü bunun aradaki alâkayı kesmeye sebebiyet vereceğini belirtmişlerdir. Hatta akraba düşman da olsa ona tasaddukta bulunmak gerektiği, hadis-i şerifte şöyle ifade buyrulmuştur: أَفْضَلُ الصَّدَقَةِ عَلٰى ذِي الرَّحِمِ الْكَاشِحِ “En faziletli sadaka, düşman da olsa akrabaya verilen sadakadır.”[3]

Meymûne Validemiz anlatıyor: “Allah Resûlü’nden izin almadan bir cariye azad etmiştim. Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) benimle kalma günü gelip, beraber olduğumuz zaman: “Ey Allah’ın Resûlü, cariyemi azad ettim, fark ettiniz mi?” dedim. “Sahi bunu yaptın mı?” dedi. Ben, “Evet!” diye karşılık verince: “Keşke onu dayılarına verseydin, senin için daha hayırlı olurdu!” buyurdu.”[4]

Yukarıdaki âyette mahrem olanlar sayılırken, aynı zamanda maddî yardımda bulunulacak insanların sırası da bir işaret olarak verilmiş olmaktadır. Buna göre maddî olarak gözetilecek akraba, anne babadan başlar ardından aile ve çocuklar gelir sonra da kardeşler, amca, hala, dayı, teyze şeklinde devam eder. Yardıma muhtaç olan kişi uzak akraba ise duruma göre o, yakın akrabanın önüne geçebilir. Bu da şartlara göre değerlendirilmelidir.

Anne, baba, dede, nine ve daha yukarısının nafakasını sağlamak evlat ve torunlar için vaciptir. Tabii bu durum, onların nafakaya muhtaç olması durumundadır. Hanefî ve Şâfiî mezhebine göre anne baba çalışıp kazanmaya muktedir oldukları hâlde çalışmıyorlarsa bile nafakalarını temin çocukların üzerinde bir vecîbedir, çalışmaya zorlanamazlar çünkü Allah Teâlâ, anne babaya iyiliği emretmektedir.[5] Eğer nafakaya muhtaç değillerse ihtiyaç anında onlara yardımda bulunmak, ihsan sayılmıştır. Eğer anne-babanın sadece bir çocukları varsa, ebeveynine bakmak ona vaciptir. Eğer birden fazla çocuk varsa, ebeveynlerinin masraflarını aralarında bölüşürler. Hanefîlere göre bu konuda kız çocukla erkek çocuk arasında fark yoktur. Eşit şekilde anne-babalarına bakarlar. Şâfiîlerde de benzer durum söz konusudur.[6]

Nafaka temini konusunda yakınlık derecesine göre sırasıyla bütün küçükler büyüklere bakmak zorundadır. Nafakanın miktarına gelince, bu ne kadar yeterli oluyorsa o kadardır.

Çocukların nafakası da babaya vaciptir. Baba fakir olup nafakayı karşılayacak durumda değilse, çocukların masrafları, imkânı olan dedeye ya da imkânı olan anneye düşer. Bunların imkanları da yoksa, sırasıyla en yakın akrabaya terettüb eder. Ancak evlatlar çalışmaya muktedir de çalışmıyorlarsa, anne-baba onları çalışmaya zorlayabilir.[7]

Anne baba ve çocuklar dışında kalan akrabaya yardım meselesine gelince, Hanefîlere göre amca, kardeş, kardeşin oğlu, hala, teyze ve dayı gibi yakınların çalışma imkanları yoksa, nafakaya muhtaç iseler ve şahsın da gücü yetiyorsa onlara yardım etmesi vaciptir. Gücü yetmiyorsa yani fakirse onun üzerine nafaka vacip olmaz. Şâfiîlere göre bu yakınlara nafaka sağlamak kişi üzerine vacip değildir. Bu akrabalar çalışmaya muktedir iseler, onlara nafaka sağlama konusunda Hanefîlere göre de mecburiyet yoktur. Amcaoğlu, dayıoğlu gibi yakınlar için ise bir zorunluluk söz konusu değildir.[8] Ancak her halükarda gücü yeten ve imkânı olanların, yakın akrabalarını gözetmesinde büyük sevaplar vardır zira bu, sıla-i rahimi kuvvetlendirir.


[1] Nesâî, zekât 82; Tirmizî, zekât 26.

[2] Bu kazaî bir hükümdür yoksa bir insanın başkasına hibe ettiği bir malı önemli bir özür olmadan geri alması elbette Müslüman ahlâkına yakışmaz.

[3] Beyhakî, Şuabu’l-İmân, 7954; Taberânî, Mu’cemu’l-Kebîr, 204.

[4] Buhârî, hibe 15; Müslim, zekât 44.

[5] İsra Sûresi, 17/23

[6] İbn Âbidîn, Haşiyet-ü Reddi’l-Muhtâr, 3/626; Vehbe Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî ve Edilletuh, 10/7423.

[7] Vehbe Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî ve Edilletuh, 10/7416.

[8] Vehbe Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî ve Edilletuh, 10/7427.

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

66|10|Allah, küfre sapanlarla ilgili olarak Nûh'un karısı ile Lût'un karısını örnek verdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki barışçı kulun nikâhı altında idiler, onlara hıyanet ettiler de eşleri, Allah'tan onlara gelecek olanı hiçbir şeyle geri çeviremediler. Şöyle dendi onlara: "Girin ateşe diğer gireceklerle birlikte!"
Sura 66