Alışveriş ile faizin farkı nedir?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Kur’ân ticaretin helâl, faizin haram olduğunu ilân etmiş, bu ikisinin aynı görülmesini şiddetle reddetmiştir.1 O hâlde ticaret nedir, faizden ne farkı vardır? Ekonomide esas olan mal ve hizmet üretimi ve bunların yer, zaman ve el değiştirmesidir. Bir değeri olan ve diğer canlılar dâhil insanların ihtiyacını gideren eşyanın adı maldır. Malın özünde var olan bir değer, ticaret vasıtasıyla artırılabilir. Değer üreten iktisadî bir faaliyet olan ticaret, malın mekân, zaman veya mülkiyet değerinin artırılmasıdır. Bir mal ucuz ve bol olduğu bir yerden kıt ve pahalı olan bir yere nakledildiğinde o malın mekân değeri artar. Adana’da kilosu 10 kuruş olan karpuzu İstanbul’da 20 kuruşa satmak karpuza mekân değeri katmaktır. Aynı şekilde insanların ancak uzun bir tasarruf süresi neticesinde sahip olabilecekleri bir malı, meselâ peşin 100 liraya alıp, onlara vadeli daha yüksek bir fiyata diyelim 110 liraya satmak o malın müşteri nezdinde kısaltılan zaman kadar kullanım faydasını artırmak demektir. Ödenen fiyat farkı da malın zaman değerindeki artışa karşılık gelir. Bir malın ona ihtiyacı olmayandan alınıp, ihtiyacı olana veya daha az ihtiyacı olandan, daha çok ihtiyacı olana ulaştırılması da bir ticaret olup, bu da malın mülkiyet faydasını artırmak demektir. Meselâ, bir ayakkabı üreticisinden ayakkabıları çifti 20 liradan alıp bir mağazada 25 liraya satmak ayakkabıya mülkiyet değeri katmaktır. Ticarette malın artırılan faydası bu işi gerçekleştiren emek yani tüccar ve sermayeye kâr olarak yansır. Nitekim malın zaman, mekân veya mülkiyet değerini artırma çabası başarısızlıkla sonuçlandığında, yani malın değeri düştüğünde, ortaya çıkan zarar da bu işi yapan emek ve sermayeye ait olur.2 Görüldüğü gibi malın mekân, zaman ve mülkiyet (el) değiştirmesi değer üreten bir faaliyettir. Ticaret yoluyla malın değerinin artırılması o malı sıfırdan üretmekten farksızdır. Bu yüzden rızkın onda dokuzunun ticaret kaynaklı olduğu –zayıf da olsa– hadîs-i şerîfte ifade edilmiştir. Para Hareketi Değer Üretmez Malların bu şekilde mekân, zaman ve mülkiyet değiştirmesi değer üretirken para ve dövizlerin herhangi bir mal hareketine bağlı olmaksızın sadece el değiştirmesi, meselâ nakdî ödünç alış-verişi veya bir para cinsinin diğer bir para cinsine dönüştürülmesi hiçbir şekilde değer üreten bir faaliyet değildir. Çünkü para, kendi değeri olmayan, yenilip-içilmeyen; değeri ancak temsil ettiği mala bağlı olan bir sembolik değere sahiptir. Paranın özünde olmayan değer, onun ticaretiyle yani mekân, zaman ve el değiştirmesiyle artacak değildir. Altın da para kategorisindedir.3 Bu sebeple vadeli para, altın ve döviz mübadelelerinden kazanç sağlamak üretilmemiş bir değeri ele geçirmek, yani karşı tarafın zararına bir kazanç elde etmek demektir. Kısaca ifade etmek gerekirse; altın, para ve dövizlerin el değiştirmesi malların el değiştirmesi gibi değer üreten bir faaliyet olmadığından, bu işlemlerden elde edilen kazanç prensip itibariyle faize girer.4 Yani bir taraftan diğer tarafa karşılıksız değer aktarımı olur. Nasıl ki, fiyatı Antalya’da 50 kuruş olan portakalı oradan satın alıp İstanbul pazarlarında 1 liraya satmak bir ticarettir. Çünkü portakalın mekân değeri yükseltilmiştir ve ona 50 kuruşluk bir değer katılmıştır. Bu sebepledir ki, İstanbul tüketicisi ona 1 lira vermeye hazırdır. Aksi hâlde bu fiyatı sadece satıcının dayattığını iddia etmek fiyatların tespitinde talep unsurunun fonksiyonunu yok saymak demek olur. Portakalı Antalya’dan 50 kuruşa alıp onu İstanbul’da 1 liraya satma işleminde, tüketiciye elinin erişemediği bir mekândaki malı onun elinin erişeceği bir mekâna taşımak ticaret olarak adlandırılır ve buradaki 50 kuruşluk fark tüketici nezdinde portakalın değerindeki reel bir artışa karşılık gelir.

Dipnotlar:

1. Kur’an, Bakara 275. 2. Kâr ve zarar ikiz kardeş gibidir; zarar riskini göze almayan kâra hak kazanamaz. Riski göze alan kâra da hak kazanır. Hz. Peygamber (as) sahih hadislerinde şöyle buyurmuşlardır: “Kazanç riskin karşılığıdır; riski üz erine alan kazancına da hak kazanır.” (Ebu Dâvûd, Buyû’, 71; Tirmizî, Buyû, 53, 65; Neseî, Buyû’, 15; İbn Mâce, Ticârât, 43) “Zararı garantilenmeyen malın kârı helal değildir.” (Ebu Dâvûd, Buyû’, 68) 3. Altın da para kategorisinde olup, onu diğer paralardan ayıran tek özelliği, kendine has fizikî yapısıyla miktarca arzının ilâhî-tabiî sınırlamaya tâbi olmasıdır. Dünyadaki toplam altın rezervi 50 bin tonun altında, Türkiye’de ise 135 ton kadardır. Böylece altın, tüm insanlığın kabul ettiği tek evrensel gerçek para haline gelmiştir. Bu özelliği onun mal olarak kullanılmasına son derece sınır getirmekte ve onu para kategorisinde tutmayı zorunlu kılmaktadır. Altının zatî zannedilen değeri onun mal vasfından değil, kendine has özellikleri ve fizikî varlığı sayesinde evrensel kabule mazhar olmuş olan para vasfındandır. Yoksa onun son derece sınırlı miktarıyla mal olarak insanlara faydası da son derece sınırlıdır. Bu özelliği onu mal olarak görme imkânını ortadan kaldırmaktadır. Gümüş, arzının bollaşmasıyla para vasfını kaybetmiş, mala dönüşmüştür. 4. Döviz bürolarının aldıkları komisyon bunun dışındadır. Onların aldıkları komisyon değiş-tokuş hizmetinin karşılığıdır.

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

26|189|Onu yalanladılar; bunun üzerine o gölgelik gününün azabı onları yakalayıverdi. O, gerçekten büyük bir günün azabıydı.
Sura 26