Allah’ın dilediğini hidayet edip, dilediğini dalâlete sevk etmesi nasıl anlamak gerekir?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Meşietin ilim nev’inden sayılması açısından, “Allah dilediğini hidayet eder, dilediğini dalâlete sevkeder” âyetini, Allah, ezelî ilmiyle kimin hidayeti talep edeceğini bildiğinden, onun için hidayeti yazmış, kimin dalâleti tercih edeceğini de bildiğinden, Bir manâda böyledir. Meşîet ilim nev’indendir. Fakat burada çok önemli bir noktanın da gözden kaçmaması lâzım gelir: İnsanın, yeme-içme gibi iradî ve tamamen kendine ait fiillerinde bile rolü son derece az ve sınırlıdır. İnsan, sadece eliyle yemeği ağzına götürür ve çiğneyip yutar. Onun dışında, yemekle ilgili bütün faaliyetler, insanın iradesi dışında bedene aittir. O bedeni çalıştırma bize bırakılmış olsaydı, onu âhenk içinde bir-iki günlüğüne bile devam ettiremezdik. Yeme-içme gibi, tamamen bize ait görünen en basit işlerde bile, şayet irademize düşen (binde bir) denecek kadar az ise, iman ve hidayet gibi, son derece önemli ve kalbî bir meselede irademizin ne ölçüde pay sahibi olabileceği düşünülmelidir. Kur’an-ı Kerim, Sizi ve yaptıklarınızı yaratan Allah’tır” buyuruyor. Evet hidayeti de yaratan Allah’tır, dalâleti de. Kalb, O’nun elindedir ve O, kalbi dilediği gibi evirir-çevirir. Bundandır ki, Efendimiz (sav) günde pek çok defa, “Ey kalbleri evirip çeviren Allah’ım, kalbimi dinin üzerinde sâbit kıl!” diye dua buyururlardı. Bunu o kadar çok tekrar ederlerdi ki, bir defasında Ümm-ü Seleme vâlidemiz, “Yâ Rasûlellah, bunu ne kadar çok söylüyorsunuz!” diye hayretlerini ifade etmişlerdi. O da “Kalb, Allah’ın iki parmağı arasındadır. Dilediği şekilde evirip çevirir” cevabını vermişlerdi.

Hidayette daha pek çok önemli faktörler vardır. Her şeyden önce, bakış zâviyesinin çok iyi ayarlanması lâzımdır. Bakış zâviyesi yanlış olursa, insanı hidayete götürmesi gereken pek çok delil, işaret, onun dalâletine sebep olur. Meselâ Firavun, veziri Hâmân’a, “Bir kule yap da, Musa’nın iddia ettiği Allah nerede bakayım!” der. Onun asırlarca önceki bu sözüyle, bu asırda, Rus astronotu Gagarin’in “Ben gökte baktım, Allah’ı göremedim” sözü arasında hiçbir fark yoktur. İkisi de, aynı yanlış bakış zâviyesinden hareket etmektedir. Gagarin’in bu sözüne merhum Necip Fazıl, kendine has üslûbu ve konuşma şekliyle şöyle cevap verirdi: “A ahmak! Allah’ın gökte bir balon olduğunu sana kim söyledi?”

Bakış zâviyesinin yanlışlığı gibi, zulüm ve kibir de küfrün sebepleri arasındadır ve bunlar, hidayete manidir.

Hidayeti yaratan Allah olduğu içindir ki, günlük namazlarımızın her rekatında, Fatiha sûresinde, “Bizi Sırat-ı Müstakîm’e hidayet et” diye Allah’a dua ediyoruz. Esved ibn Yezid en-Nehâî gibi zatlar, bast-ı zamanda yaşadıkları için ihtimal bu duayı günde bin defa yapabiliyorlardı. Bu da, bize meselenin ne kadar ehemmiyetli olduğunu göstermektedir.”

(M. Fethullah Gülen, Amerika’da Bir Ay)

Etiketler:,

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

101|11|Kızışmış bir ateştir o!
Sura 101