Asr-ı Saâdet ve Rasulü Ekrem’i (sav) Çocuklara Nasıl Anlatmalıyız?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Rasulü Ekrem’in (sav) de aynı şekilde dikkatlice anlatılması gerekir. Ben şahsen Rasulü Ekrem’in (sav), bu gün bazı kimselerce sevilemeyişini, İnsanlığın İftihar Tablosu’nun onlara çocukluk dönemlerinde tanıttırılmamasına bağlıyorum. O’nun yakından gören, tanıyan kimseler O’nun sevmiş, O’na aşık olmuş ve O’na gönül vermişlerdir. Asırlar ve asırlar boyu o kadar çok kimse Rasulü Ekrem’in (sav) cazibesine kapılıp arkasından akıp gitmiştir ki, cihan tarihinde başka bir beşerin bu denli hürmet gördüğünü göstermek mümkün değildir. Ne var ki, rasulü Ekrem’i (sav) tanıyıp anlatmadan çocuğunuzun O’nu sevmesini beklemeniz doğru değildir. Bir dönemde talihli bir zümre onu gözleriyle gördü. Bir zümre de görenleri görmekle şereflendi ve onların gözleriyle onu görmeye çalıştı. Bu yaklaşım, rasulü Ekrem’in (sav); “en hayırlı asır, benim asrım; ondan sonra da onların ardından gelen asırdır”(1) sözlerine bağlanabilir.

Beşerin bedevîlik devrinde, insanların ciddi bir kalb kasveti içinde çocuklarını diri diri toprağa gömdükleri.. hemen herkesin içki içtiği.. hatta belli ölçüde şuyûiyye fikrinin (komünizm ahlâkı) yaşandığı karanlık devirlerde bir hamlede hayat-ı içtimaiyeyi ıslah eden O zat’ın (sav) da, icraatinin de, cemaatinin de eşi menendi yoktur ve olamaz da. Evet O zat (sav), kendi çağındaki insanların adeta beyin hücrelerine girip, kalplerine taht kurup, onların maddi-manevi hastalıklarını bir anda tedavi ederek, örnek insanlar haline getirip evc-i kemâle çıkarması öyle harikulade bir inkılaptır ki, cihan tarihinde eşini emsalini göstermek mümkün değildir. (2)

Zamanında Roma’da, Yunanistan’da ve daha değişik ülkelerde de inkılaplar olmuştur. Ne var ki, bunlar, insânî değerleri açısından çok fazla bir şey vadetmemiştir. Hatta bu toplumlarda inkılaplar, yeni bunalımlar getirmiş ve bazı yerlerde yeniden eskiye dönülmüştür. Hatta bazı dönemler itibariyle bu inkılaplar insanlığa hemen hemen kan ve gözyaşından başka bir şey bırakmamıştır.

İnkılap ona denir ki o, insanların kafalarında, kalplerinde, ruhlarında, maddi-manevi hayatlarında, duygu ve düşüncelerinde müspet değişimler meydana getirir ve onların nefsânî liğin çukurlarından a’lâ-yı illiyyî n-i insaniyete çıkarır; sonra da temâdi ederek bir salih daireler sürecine dönüşür. İşte nübüvvet çerçevesinde en büyük bir içtimaiyatçı olan Rasulü Ekrem (sav), o engin, içtimâî anlayışla bunu da yapmıştır. Bilmem ki bunların ne kadarını biliyor ve ne kadarını çocuklarımıza anlatıyoruz!. Oysa ki O, her hususta bizin için en kusursuz örnektir.

Asrımızın fikir mimarının da dediği gibi; yüzer feylosof alıp Ceziretü’l-Arab’a gitsek, günümüzün onca imkanlarına rağmen, o zatın, o zamana nispeten bir senede yaptığı şeyi; yüz sene çalışsak yine yapamayız. O da basiti ele alarak şöyle der: “Sigara gibi küçük bir adeti, küçük bir kavimden, büyük bir hakim, büyük bir himmetle, ancak daimi kaldırabilir.”(3) İsterseniz daha küçülterek şöyle de söyleyebiliriz: Sigara içen bir adamın başına on insan toplansa, onun kanser yaptığını en muknî ifadelerle anlatsalar, ona sigarayı ter ettiremeyeceklerdir. Halbuki, o Zat, çevresinde bulunan insanların dem ve damarlarına işlemiş nice fena huyları bir hamlede, bir nefhada söküp atıyor ve onların yerlerine en sağlam insânî değerleri ikâme ediyor.

Fena huyların bir hamlede yok edilmesiyle alakalı, içki yasağına karşı gösterilen duyarlılık önemli bir örnek teşkil eder: Düşünün ki alkolik olmuş ve içki içmediği zaman başı dönen bir topluluk “içki yasaktır”dendiği an, o esnada dudağına dayadığı kadehi artık ağzına götürmüyor ve yere çalıyor. Bilmem ki, terbiyecilerimiz bu şekilde etkili bir terbiyedeki müessiriyeti neye bağlayacaklar. Şimdi bize düşen şey; Rasulü Ekrem’in o muazzamlardan muazzam inkılaplarını anlayıp anlatmak ve vicdanları o Zat’a karşı uyarmak olmalıdır. Bunu başarabildiğimiz takdirde çocuklarımız Hz. Muhammet (sav) konuşacak, Hz. Muhammed (sav) düşünecek ve Hz. Muhammed’i (sav) duyacaklardır. Biz bu ameliyeye, özel mânâsıyla “telkin”ya da “maddi-manevi hayatımızın kayyimi olan Hz. Muhammed’in (sav), varlığımıza doğrudan doğruya omuz vermesi, bize arka çıkması”diyoruz. Cenab-ı Hak, bizi daima bu Zat’la (sav) teyit buyursun!

M. Fethullah Gülen

[1] Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, 19. Söz, Sekizinci Reşha [2] Müslim, Fedailü’s-sahabe, 210,211,212,214,215; Ebu Davud, Sünne 9 [3] Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, 19. Söz

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

23|102|Artık kimin tartıları ağır gelirse onlar kurtulmuş olacaklardır.
Sura 23