Kadınların çoraplarını çıkarmalarının zor olduğu durumlarda çorap üzerine mesh yapmaları câiz midir?

Ayağa giyilen çorabın mest olabilmesi için taşıması gereken bir kısım özellikler vardır. Bunlar:

1- Ayağa giyilmiş mestler ile en az üç mil kadar (Yaklaşık 5 km.) bir yol yürümek mümkün olmalıdır.

2- Mestler, bağsız olarak ayakta durabilecek derecede kalın olmalıdır.

3- Mestler dışarıdan aldığı suyu hemen içine çekerek ayağa ulaştıracak kadar ince olmamalıdır.

4- Mestler, ayakları topuklarıyla birlikte her taraftan örtmüş bir hâlde bulunmalıdır. Topuklardan kısa mestler, potin, terlik ve benzerleri üzerine mesh yapılmaz.[1]

Kadınların giymiş olduğu çoraplar mestte bulunması gereken bu özellikleri taşımadığı için kadınların, çoraplarının üzerine mesh yapmaları câiz olmaz.


[1] bkz.: Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi, 1/10; İbn Âbidin, Hâşiyet-u Reddi’l-Muhtâr, 1/261; el-Fetâvâ’l-Hindiyye, 1/ 32-34; Mehmed Zihnî Efendi, Nimet-i İslâm, 132-134; Ö. Nasuhi Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, 82.

Gusül nasıl alınır?

Öncelikle bütün bedene su dökülür, göbek deliği, kasıklar gibi avret mahalleri yıkanır, sonra namaz abdesti alınır, ardından ağza ve burna su verilerek mazmaza ve istinşak yapılır. Bunlar yapıldıktan sonra ise son olarak bütün beden baştan ayağa kuru kalmayacak şekilde yıkanır. Gusül alırken vücudu ıslatmak yeterliyken, suyu gereğinden fazla kullanmak câiz değildir. Bu sebeple, fıskiyeden akan suyla değil, kovaya konulmuş yeterli suyla gusül alınması tavsiye edilir. Fıskiye kullanılacaksa da suyun kısık olması gerekir. Ayrıca vücudu yıkarken ovmak da önemlidir. Hatta Mâlikî mezhebinde abdestte deriyi ovmak farzdır. Hanefî mezhebinde farz olmasa da Mâlikîlerin görüşü bize hassas olmamız gerektiğini salıklar.

Gusülde saçları çözmek şart mıdır?

Kadının saçları örgülüyse ve çözmek zor olacaksa suyun saç diplerine ulaşması yeterli sayılmıştır. Kadına meşakkat olacağından kadının saç örgüsünü çözmesine gerek yoktur. Ancak saç örgüsünden dolayı su saç diplerine ulaşmıyorsa saç örgüsünün çözülmesi gerekir. Eğer kadının saçları örgülü değilse saçların tamamen ıslatılması farzdır. Erkekler ise saçları örgülü bile olsa saçlarının örgüsünü çözmelidirler.[1] Zira uzun saç kadının ziynet ve fıtratındandır. Erkek için ise saç, ne ziynettir ne de onun fıtratındandır. Şâfiî mezhebinin görüşü de bu yöndedir.[2]

Kadının başında yara gibi bir özür bulunuyorsa ve başını yıkamak zarar verecekse başını sadece mesheder.

Küpe deliğini yıkamak gerekir mi?

Gusül alırken küpe kulaktan çıkarıldıktan sonra su, küpe deliğini ıslatmalıdır. Ancak suyu, deliğin üzerinden geçirmek ve elle hafif ovalamak yeterli olup ayrıca çöp veya iğne sokmaya gerek yoktur çünkü böyle bir davranış tekellüfe girer. Suyun işlemesinde ise galebe-i zanna yani kalbin kanaatine itibar edilir. Küpe deliği kapanmışsa yıkanmasına da gerek yoktur.[1]


[1] İbn Âbidîn, Hâşiyet-ü İbn Âbidîn, 1/152.

Cünüplük hâlinde tırnak kesilir mi?

Cünüplük hâlinde tırnak kesmek haram değildir ve naslarda bu tür bir yasaklama yoktur. Ancak İmam Gazalî Hazretleri, öbür dünyadaki dirilme bedenen olacağından (haşr-ı cismânî) ve bu dünyada iken insandan kopan her parçanın orada koptuğu yere yeniden takılacağından, bu hallerde iken tüy yolmanın mekruh olduğunu söyler.[1] Bu hususu dikkate almış olacaklar ki bazı fetva kitaplarında cünübün tıraş olmasına mekruh denilmiştir.[2]

Ancak koltuk altı, kasık ve tırnak temizliğinin kırk günden fazla geciktirilmesi tahrîmen (harama yakın) mekruh olduğuna göre diyebiliriz ki temizlik süresi kırk günü aşmayacaksa, âdetli, lohusa ve cünübün vücudundan bir şey koparmaması daha uygun olur. Kırk günü aşacaksa “zararların hafif olanını” seçer ve bu tür temizliklerini yapabilir.

Kadınlara, âdet günleri yaklaştığında temizlenecek yerlerini kontrol etmeleri ve âdet olmadan bu temizliklerini yapmaları tavsiye edilir. Mesela tırnakları kesilmeye yakınsa kesmeleri ve onu âdet gününe bırakmamaları daha güzeldir.


[1] el-Fetâvâ’l-Hindiyye, 5/358.

[2] Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn, 2/48-49; el-Fetâvâ’l-Hindiyye, 5/358.

Gusülden önce yemek, içmek câiz midir?

Cünüp olan bir kimse gusül almadan önce bir şey yiyip içmek istediğinde abdest alması menduptur. Abdest alamıyorsa en azından elini yıkayıp ağzını çalkalaması gerekir. Bu şekilde yapmazsa mekruh işlemiş olur. Âdet gören kadın için böyle bir hüküm yoktur ancak en azından ellerini yıkaması tavsiye edilmiştir. Zaten normal şartlar altında da yemekten önce ve sonra elleri yıkamak sünnettir.

 

Kadının abdest alacağı uygun bir yer yoksa teyemmüm alabilir mi?

Bir kadın, bütün şartları sonuna kadar zorlamasına rağmen abdest alacağı uygun bir ortam yoksa veya abdest alması durumunda avret yerleri açılacak ve nâmahrem olan kimseler de avret yerlerini göreceksezarurete binaen teyemmüm alır zira su, bu durumdaki bir kadın için hükmen yok sayılır.

 

Müstehcen film izlemek guslü gerektirir mi?

Sorunun cevabına geçmeden birkaç hatırlatma yapmakta fayda mülahaza ediyoruz. Esasen bir Müslüman’ın müstehcen bir film izlemek gibi zinaya götürücü bu çeşit fiillerden kesinlikle uzak kalması gerekir. Çünkü açık saçık görüntülere bakmanın haram olduğu bizzat Kur’an’da belirtildiği gibi Peygamber Efendimiz de farklı hadisi şeriflerinde bu günaha dikkat çekmiş ve ümmetini bundan uzak tutmak istemiştir. Efendimiz, gözlerin bu şekil bakışlarını bir çeşit göz zinası olarak değerlendirmiş ve harama bakmanın şeytanın zehirli oklarından bir ok olup Müslüman’ın kalbine saplanacağını ifade buyurmuştur.

Kur’an’da zina yapmayın yerine “zinaya yaklaşmayın” buyrularak, kişiyi zinaya götürebilecek her türlü fiilin yasaklandığı belirtilmiştir. Çünkü birçok ahlaksızlığın temelinde bu çeşit harama nazarlar yatmaktadır ki bunların bir kısmı da zinayla neticelenmektedir. Ayrıca bu tür günahların belki bizim cennete gitmemize vesile olabilecek bazı duygularımızı öldürdüğünü de unutmamak lazımdır. Şu anki toplumun halini düşündüğümüzde ve haramı işlemenin bu denli kolaylaştığı bir zamanda bizler, haramlara karşı daha bir teyakkuz içinde bulunmalı ve ömür sermayemizi en iyi şekilde kullanarak rıza-ı ilahiyi kazanma yollarını araştırmalıyız.

Şimdi sorunuzun cevabına baktığımızda, şunları söyleyebiliriz. İnsanı cünüp eden ve dolayısıyla gusül abdesti almasını gerektiren şey müstehcen görüntülere bakmak değildir. Yani tek başına bu tür şeylere bakmak insanı cünüp etmez. Kişiyi cünüp yapan, kendisinden şehvetle akıntının gelmesidir. Eğer bu esnada bu şekilde bir akıntı geliyorsa kişi cünüp olur.

Bir kadının büluğa erme yaşı kaçtır?

Kız çocukları genellikle 9 ile 15 yaş arasında büluğa erer ve âdet görmeye başlarlar. 40 ile 55 yaş arasında da âdetten kesilirler. Şâfiî mezhebine göre âdetten kesilme yaşı 62 kabul edilmiştir. Büluğa ermenin emaresi, kızın âdet görmesi veya hamile kalmasıdır.

Âdet görme yaşının alt ve üst sınırları her ne kadar 9–55 yaş olarak belirlense de burada önemli olan fiilî durumdur, bunu da kadının kendisi bilir. Yani bir kadın 9 yaşından evvel de 55 yaşından sonra da âdet görebilir, 55 yaşından önce de âdetten kesilebilir. Nitekim Şâfiîlere göre âdet görme, hayat boyu devam edebilir. 9 yaşından önce gelen kan, en az üç gün devam ederse, âdet dönemi başlamış ve kız ergenliğe ermiş demektir. Üç günden az sürmüşse, bu bir hastalık kanı olarak kabul edilir ve kızın ergenliğe ulaşmadığına hükmedilir.

Şâfiîlere göre âdet görmenin en az süresi bir tam gün, en fazlası ise 15 gündür. Bir kadın 9 yaşına bastığı hâlde âdet görmemiş ve bu şekilde 15 yaşına ulaşmışsa, artık hükmen ergen sayılır çünkü âlimlerimizin çoğunluğuna göre bir kızın ergenliğe ulaşmasının en üst sınırı 15 yaştır. Böyle biri artık namazlarını kılmak, orucunu tutmakla mükelleftir.[1]

Âdet görmenin başlamasında; yaşanılan bölgenin, hastalıkların, çevre değişikliklerinin, yapılan işlerin, kullanılan ilaçların, yenilen gıdaların, korku, heyecan, sevinme, hırs gösterme gibi psikolojik hallerin tesiri vardır. Bu sebeple mesela sıcak bölgelerde kızların daha erken yaşlarda büluğa erdiği, soğuk yerlerde ise daha geç yaşlarda büluğa erdiği görülmektedir. Âdet görmeye başladıktan sonra da bu bahsettiğimiz hususlara bağlı olarak âdet günlerinin sürelerinde de değişiklikler yaşanabilmektedir.


[1] İmam-ı A’zam’a göre ise 17 yaşı üst sınırdır. 17 yaşına gelen bir kız artık büluğa ermiş sayılır ve ona göre hüküm alır. Burada tedbire muvafık olan, çoğunluk âlimlerimizin hükmünü esas almaktır ki o da bir kadının âdet görmese bile 15 yaşından itibaren ergenliğe ulaşmış sayılmasıdır.

Hangi renk kanlar adetten sayılır?

Âdet kanının altı çeşit rengi vardır: Kırmızı, siyah, kahverengi (toprak rengi), yeşil, sarı ve bulanık renk. Âdet günleri içerisinde bu renklerden hangisi gelirse gelsin, âdet kanı kabul edilir. Yani beyaz akıntının dışındaki bütün bu renkler âdet kanıdır. Kanın baştaki rengi esas alınır. Yani, baştaki kırmızı ya da kahverengi kanın kuruyarak daha sonra beyazlaşması, onun âdet kanı olmadığını göstermez. Başta hangi renkteyse o rengin hükmünü alır. Başta beyaz renkte olan akıntı, sonradan kuruyarak kirli renge dönüşse, bu akıntı âdet sayılmaz. Esas olan baştaki beyaz akıntıdır.

Adet suresinin alt ve üst sınırları nelerdir?

Âdet hâlinin en az süresi 3 tam gün (72 saat), en fazla süresi 10 tam gündür (240 saat). (Şâfiîlerde ise en azı 1 tam gün, en fazlası 15 tam gündür.) Temizlik hâlinin ise en az süresi 15 tam gündür (360 saat), en fazla süresi konusunda sınır yoktur. (Şâfiîlerde de böyledir.) Bir kadın aylarca hatta yıllarca temiz kalabilir.

3 günden az gelen kan ile 10 gün geçtiği hâlde devam eden kan, âdet kanı değil özür kanıdır. 15 günlük temizlik süresi dolmadan gelen kan da özür kanıdır. Bunlara istihâza kanı denir.

Temizlik müddeti (15 tam gün) dolduktan sonra gelen kan 3 gün sürmüşse, sonra 2 gün kesilmiş ardından 4 gün daha gelmişse bu dokuz günün hepsi âdet günlerinden sayılır. İlk 3 günden sonra kan kesildiğinde ihtiyaten gusül alınır ve namaza başlanır çünkü bu günlerin temizlik günleri olması ihtimali vardır.

Temizlik müddeti dolduktan sonra gelen kan, sadece 2 gün akıp kesilmişse sonra da en az 8 gün gelmemişse bu kan, âdetin en fazla müddeti olan 10 gün dolduğu için âdet değil özür kanıdır. Kan 2 gün sonra kesildiğinde kadın, namaz abdesti alır ve ibadetine başlar. Burada gusül gerekmez çünkü eğer bu kan özür kanıysa özür kanı için gusül gerekmemektedir. Eğer bu kan âdet kanıysa henüz âdet bitmiş sayılmadığı için (bu sonradan ortaya çıkar) yine gusle gerek yoktur. Bu kanın özür kanı olduğu sonradan anlaşıldığında, bu iki günlük dönemde tabiî olarak namazı bırakan kadın, bıraktığı namazlarını kaza eder. Eğer 10 gün dolmadan kan tekrar gelmeye başlamışsa, bu âdettir. Bu durumda bir şey gerekmez. Yani bu sürede geçen namazlarını kaza etmez.

Âdet düzensizliğinin sebepleri nelerdir?

Hastalıklar, iklim, yolculuk, çevre değişikliği, stres, aşırı korku ve heyecan, yorgunluk, ani kilo kaybı ve kilo alma, hamile kalma stresi veya heyecanı ve kullanılan ilaçlar âdet düzensizliğine sebep olabilir. Düzensizliğin sebebi ne olursa olsun âdet, kendi şartları çerçevesinde başlamışsa artık âdetli olarak davranmak gerekir.

 

Âdet günü sabit değilse ne yapılmalıdır?

Bazı kadınların âdet günleri, düzenlidir. Mesela her ay beş veya her ay altı ya da her ay yedi gün âdet görür. Böyle düzenli âdet gören bir kadına “mu’tade” denir. Bir kadının âdetinin düzenli hâle gelmesi veya düzenli devam eden gün sayısının ister azalarak ister çoğalarak farklı gün sayısına yerleşmesi için en az iki ay peşpeşe aynı şekilde âdet görmesi gerekir.

Bazı kadınların ise âdet günleri farklı olur. Mesela bir kadın bir ay 4 gün diğer ay 5 gün âdet görebilir. Bu durumdaki bir kadın ihtiyatlı hareket etmelidir. Böyle bir kadın, 5. gün oldu mu yıkanır, namazlarını kılar ve eğer Ramazan ise orucunu tutar; çünkü bu 5. gündeki kanın hastalık (istihâza, özür) kanı olması muhtemeldir fakat bu 5. gün çıkmadıkça, münasebete giremez, boşanmışsa iddeti dolmuş sayılmaz çünkü bu 5. günün kanının, âdet kanı olma ihtimali de vardır.

Evet, âdet günleri hakkında iki kavram çok önemlidir. Birincisi değişme, ikincisi yerleşme (düzenli hâle gelme). Âdet günlerinin değişmesi, ilk değişiklikle; yerleşmesi ise peşpeşe ikinci defa tekrarlamasıyla gerçekleşir. Genel bir ölçü olarak hemen belirtmek gerekir ki âdet gününün değişmesi durumunda tedbirli olmak ve en tedbirli hâl ne ise ona göre hareket etmek gerekir. Hayız olup olmadığı konusunda şüpheye düşen bir kadın, ihtiyatlı hareket etmeli, bu gibi durumlarda özürlü gibi hareket edip her namaz için ayrı abdest almalıdır.[1]

Kanamanın geç kesilmesine örnek:

Mesela her ay 5 gün âdet gören bir kadının bir ay 6 gün görmeye başlamasıyla âdet gün sayısı değişmiş olur. Ama o yine 5 güne göre davranır. Eğer takip eden ayda da 6 gün görürse artık bu kadının âdet gün sayısı 6 güne yerleşmiş olur. Böyle birisi, ilk değişmede 5. günün bitiminde gusül alır. Namazlarını kılar, oruçlarını tutar vs çünkü âdetin bitme ihtimali vardır. Eğer âdet 5. gün bitmişse bu ameller o kadına farz olur fakat bu 6. günde münasebete giremez, iddet sayıyorsa iddeti bitmez çünkü âdetin devam etme ihtimali vardır. Eğer âdet devam ediyorsa, yasaklanmış bir günde münasebete girmiş olur ki bu da günahtır. Takip eden ay da bu şekilde davranır ve o ayda da âdet gün sayısı altıyı bulursa artık âdeti 6 güne yerleşmiş olur. Bundan sonraki aylarda artık 6 gün üzerinden hesap yaparak âdetini takip eder.

Kanamanın erken kesilmesine örnek:

Eğer her ay 6 gün âdet görüyorken bir ay 4 gün görmüşse, kan kesilince gusül alır ve namazına başlar çünkü bu günlerin temizlik günleri olma ihtimali vardır fakat münasebete girmez çünkü bu son iki günün âdet olma ihtimali vardır. İhtimalli durumlarda tedbirli davranmak gerekir. Eğer takib eden ayda da 4 gün sonra kanama kesilmişse, aynı şekilde gusül alır, namazlarını kılar, oruçlarını tutar fakat münasebette bulunmaz. Böylece peşpeşe iki ay, 4 gün süren âdet günü sayısı artık 6’dan 4’e inmiş demektir.

Her ay farklı farklı âdet gören kadın, bir önceki aya göre hareket eder ve eğer önceki aya göre kanama erken kesilmişse, yukarıda bahsettiğimiz erken kesilme misaline göre hareket eder. Eğer önceki aya göre geç kesilmişse, yukarıda bahsedilen geç kesilme örneğine göre davranır. Kanaması hep düzensiz oluyor ve bu düzensizlik 10 günü geçiyorsa, 10 gün âdettir, fazlası özür kanıdır. On gün dolunca gusül alınır, namazlar kılınır, münasebete girilebilir.

Eğer düzenli olarak her ay 8 gün âdet gören bir kadın, mesela Ocak ve Şubat aylarında 8 gün âdet görse, Mart’ta 10 güne tamamlansa âdet gün sayısı 10’a çıkmış olur. Eğer bu kanama toplamda 10 günü geçerse, mesela 12 olursa ilk sekiz gün âdettendir, sonraki dört gün özür sayılır çünkü âdet günü 8’de sabitti, yerleşmişti. Eğer takip eden ayda da 12 gün sürerse, bu sefer ilk on gün âdet, son iki gün özür kanı olur çünkü âdet günü sayısı en fazla 10 gün olduğu için böyle bir kadının âdeti 10 günde yerleşmiş olur. Bu durumlarda yukarıda verdiğimiz misal üzerinden hareket edilebilir.

Şöyle genel bir kaideden de bahsedebiliriz: Âdet günlerinin değişiminde; namaz, oruç ve ric’î talaktan dönme söz konusu olduğunda, sürenin en azına; cinsî münasebet ve iddetin dolması söz konusu olduğunda ise sürenin en uzununa göre davranmak gerekir. Böylesi ihtiyata daha muvafıktır.[2]

Eğer temizlik müddetinin en son sınırı olan 15 gün bitmeden önce kanama başlarsa, 15 günün dolması beklenir çünkü bu kanama özür kanıdır. Her namaz vakti abdest alınır. Cinsî münasebette bulunulabilir. 15 gün tamamlandıktan sonra devam eden kanamalar âdet sayılır.


[1] İbn Âbidîn, Hâşiyet-ü Reddi’l-Muhtâr, 1/287.

[2] Kâsânî, Bedâiu-s-Sanâi, 1/160.

Âdet kanı erken kesilirse, namaz ve cinsî münasebet açısından ne yapılmalıdır?

Âdet müddetinin en azı üç gündür. Başladıktan iki gün sonra kan kesildiğinde ihtiyaten namaz abdesti alınır ve her namaz, vaktin sonunda kılınır. Vakit girer girmez kılınmaz, çünkü âdetin devam etme ihtimali vardır. Cinsî münasebette de bulunulmaz.

Normal âdet müddeti bitmeden kan kesilince de durum aynıdır. Mesela âdeti 7 günken beşinci günde kesilmişse, ihtiyaten gusül alınır, her namaz, vaktin sonunda kılınır ve münasebete de girilmez çünkü âdetin devam etme ihtimali söz konusudur. Namaz, vaktin sonunda kılınır derken bu konuda ikindi namazının mekruh vakti müstesnadır. Yani ikindi namazı mekruh vakte bırakılmadan kılınır.[1]

Burada özet bir bilgi olarak şunu verebiliriz: Üç gün geçmeden kesilen kanda, ihtiyaten namaz abdesti alınır. Üç günden sonraki erken kesilen kanda ise ihtiyaten gusül alınır.

Âdet kanı tam vaktinde kesilirse, mesela âdeti 7 gün olan bir kadın 7. günün sonunda kan kesildiğinde; namaz vaktinin sonunda tekbir alacak kadar dahi olsa o vakte yetişmişse, o namaz onun üzerine borç olur ve kazası gerekir. Böyle bir kadın yıkanmadıkça veya su bulamadığı takdirde teyemmüm etmedikçe ya da namazı eda etmemiş olduğu hâlde içinde bulunduğu namaz vakti geçmedikçe onun münasebete girmesi câiz değildir. Mesela öğle vakti âdeti biten bir kadın, gusül abdesti almadıkça veya öğle namazını eda etmemiş olduğu hâlde ikindi namazı girmedikçe münasebette bulunamaz.[2]

Âdet kanı tam vaktinde kesilen kadın, gayrimüslimse, gusül abdesti almasa bile cinsî münasebet hemen câiz hâle gelir çünkü gayrimüslim kadın, İslâm’ın hükümlerine muhatap değildir.[3]

Âdeti tam 10 günde kesilen kadın, gusül almadan münasebette bulunabilir. Gusül alırsa bu gusül vakti de temizlikten sayılır. Bu yüzden, eğer âdeti kesildiğinde, namaz tekbiri alacak kadar bir namaz vaktine yetişmişse, o namaz onun üzerine borç olur. Dolayısıyla daha sonra kazasını yapar.


[1] İbn Hümâm, Fethu’l-kadîr, 1/171.

[2] İbn Hümâm, Fethu’l-kadîr, 1/170.

[3] İbn Âbidîn, Hâşiyet-ü Reddi’l-Muhtâr, 1/294.

Hayız müddeti içerisinde araya temizlik girerse ne yapmalı?

Bu soruyu şu şekilde de düşünebiliriz: İki kan arasına giren temizlik hâlinde ne yapılmalıdır?

İmam Ebû Yûsuf hazretlerinin kavli üzere hareket edilmelidir. Şöyle ki hayız müddeti başladıktan sonraki temizlik günleri, toplamda 10 günü geçmemek kaydıyla hayza ara verdirmez, hayzı kesmez. Mesela üç gün kan görüp üç gün temizlik yaşayan sonra da 4 gün kan gören kadın için bu 10 günün hepsi hayızdır. Evet, temizlik günleri hayız günlerini kesmeyeceğinden iki kan arasına giren temizlik günleri de (âdet günleri+temizlik günleri= 10 günü geçmemek kaydıyla) âdet günlerinden sayılır.

Fakat toplamda 10’u geçiyorsa şöyle hesaplanır: Mesela 5 gün kan, 4 gün temizlik, 3 gün tekrar kan gördü ise 5+4+3=12 olur. Bu 12 günün 5’i âdet, geri kalanı temizliktir. Dolayısıyla en son görülen üç günlük kan, âdet değil özür kanı sayılır.

Nitekim hem soran için hem de sorulan için daha kolay olduğundan ve dinde de kolaylık esas bulunduğundan bu görüş kabul edilmiş ve fetvalar buna göre verilmiştir.[1]


[1] İbn Âbidîn, Haşiyet-ü Reddi’l-Muhtâr, 1/290.

Âdetten kesilme (iyâs, menopoz) yaşı kaçtır?

Âdetten kesilmeye Arapça’da “iyâs” denir. Tıp dilinde ise Yunanca’dan gelen “menopoz” kelimesi kullanılmaktadır. İyâs yaşı hakkında 45, 50, 55, 60 gibi sınırlar tespit edilmiştir. Hanefîlere göre 55, Şâfiîlere göre ise 62’dir. Bununla beraber, hayızdan kesilme yaşı kadından kadına değişebilir. Elli beş yaşını geçtikten sonra gelen kan, siyah veya kırmızı ise hayızdır, başka bir renk ise hayız değildir. Ayrıca iyâstan sonra gelen kanın rengi iyâstan önceki kanın rengiyle aynıysa bunun hayız olduğunu söyleyenler de vardır ki bu husus da dikkate alınmalıdır.[1]

Fakat 55 yaşında kan kesilmiş ve artık hayızdan ümit kesilerek iyâsa hükmedilmişse, bundan sonra gelecek kan hayız müddetinin en azı olan üç gün sürse de hayız sayılmaz.[2] Bu kanın âdet sayıldığını söyleyen âlimlerimiz de vardır.[3] İhtimal bunu, iyasına hükmedilemeyen kadın için söylemişlerdir. İyâsına hükmedilemeyen kadından gelen ve 3 günden fazla süren kanın hayız kanı olduğu konusunda ittifak vardır. Âdetin tamamen kesilmesi ve iyâs döneminin başlaması hususunda kadınların kendi kanaatleri de önemlidir. Kan bağı olan kadın akrabaların iyâs zamanı birbirine yakın olabilir. Bu husus da dikkate alınmalıdır.

Bir kadın hayatında hiç hayız görmese, emsalleri hangi yaşta hayızdan kesiliyorsa o yaşta o da hükmen tamamen hayızdan kesilmiş kabul edilir.


[1] İbn Âbidîn, Haşiyet-ü Reddi’l-Muhtâr, 1/304.

[2] Mevsılî, el-İhtiyar, 2/214.

[3] İbn Âbidîn, Resâil-i İbn Âbidin, 1/74.

Adetli kadın namaz kılabilir mi?

Âdetlinin ve lohusanın namaz kılmaları ve secde yapmaları haramdır. Namaz ister farz, ister vacip, ister sünnet, ister nafile ve isterse geçmiş bir namazın kazası olsun. Secde de ister Kur’ân-ı Kerîm’deki secde âyetlerinin okunması ve dinlenmesiyle yapılacak olan tilâvet secdesi olsun, isterse şükür secdesi olsun. Dolayısıyla âdetlinin ve lohusanın, her nasılsa, okudukları ya da duydukları secde âyetinden ötürü tilavet secdesi yapmaları gerekmez çünkü kendilerinde bunun için gerekli olan ehliyet yoktur. Diğer bir ifadeyle, namaz kılmaları için gereken şartlar tilavet secdesi için de geçerlidir. O şartlar oluşmadıkça tilavet secdesi yapmaları gerekmez.

Âdet gören bir kadın için namazın farz olması ve namaz mükellefiyetinin düşmesi için her namaz vaktinin, bir başlangıç tekbiri sığacak kadarki son anına itibar edilir. İmam-ı A’zam’a göre başlangıç tekbiri (tahrîme) sadece “Allah” demekle de olabilir. Dolayısıyla son andan maksat, “Allah” diyebilecek kadar bir zamandır. Mesela âdeti kesilen bir kadın, bir kere Allah diyecek kadar, öğle vaktinin sonuna yetişmişse, o öğle namazı o kadına farz olmuştur. Kazasını yapması gerekir. Bunun tersi de söz konusudur. Yani herhangi bir namaz vaktinin çıkmasına “Allah” diyecek kadar bir süre kaldığında kadın kan görse o vaktin namazı kendisinden düşer. Bu namazın kazası da gerekmez. Tabii temizlik hâlindeki bir kadının namazını bu kadar geciktirmesi de doğru değildir.

Kadın âdetli günlerindeki namazlarından sorumlu olmadığı için son anında kan gördüğü vaktin namazı üzerinden düştüğü gibi başladığı farz namaz esnasında kan gelse o namaz da üzerinden düşer. Ancak başladığı ve o esnada kan gördüğü namaz nafile ise kan gelmekle bozulur ama sonradan kaza edilmesi gerekir çünkü nafileye başlamak onu bitirmeyi gerekli kılar.

Namaz; kadın ister ilk âdet gören, isterse düzgün âdetli olsun, kanın ilk görüldüğü andan itibaren terk edilir. On günü geçmedikçe, âdet günlerinin sayısını aşan kan ile de namaz terk edilir. Yine âdet zamanı gelmeden fakat en az on beş gün temiz kaldıktan sonra gelen kan ile de namazı bırakır. Sonra bunların âdet kanı olmadığı anlaşılırsa bıraktığı namazları kaza eder.

Kadının âdet günlerinde kılamadığı namazları sonradan kaza etmemesinin bir hikmeti de kolaylıktır zira o kadar namazı kaza etmek kadına zor gelecektir. Bu da Allah’ın kadınlara olan bir rahmet tecellisidir.

Hayızlı bir kadın cenaze yıkayabilir mi?

Bilindiği gibi kadın cenazeyi kadın, erkeğin cenazesini de erkek yıkar. Yıkayanın cünüp, hayızlı, nifaslı ve gayrimüslim olması mekruhtur fakat başka yıkayacak kimse yoksa bunların da yıkamalarında bir mahzur yoktur. Belediyeler tarafından mezarlıklarda görevlendirilen bayan yıkayıcılar (gassâle), başka bir çare bulamıyorlarsa, vazifeleri bu olduğu için zarurete girer ve özel günlerinde –mekruh olmakla beraber- cenaze yıkayabilirler.

Hayızlı iken vücuttan tüy koparmak, tırnak kesmek câiz midir?

Âyet ve hadislerde bu konuya dair herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Fıkıh kitaplarımızda da cünüp, âdetli ve lohusanın yapmaması gereken hususlar sayılırken bu türlü şeyler yer almamaktadır. Sadece bazı fetva kitaplarında cünübün tırnak ve saç kesmesinin mekruh olduğu söylenmektedir.[1] Bugün, hayzı cünüplüğe kıyas ederek hayız vaktinde tırnak kesmeyi de mekruh görenler olsa da ikisi arasında fark olduğu muhakkaktır zira ister erkek ister kadın olsun cünüplükten çıkma imkânına sahiptirler fakat kadınlar hayız kanı kesilmeden hayız hâlinden çıkma imkânına sahip değildirler.

Bazı âlimlerimiz tarafından bahsedilen bu kerahet ihtimal, tırnak, tüy, kıl gibi parçaların, vücuttan temiz değilken ayrılmasının hoş olmamasından kaynaklanmaktadır. İmam Gazali Hazretleri, meseleyi ahiretteki dirilişe dayandırarak hikmet boyutlu bir açıklama getirmekte ve özetle şöyle demektedir: “Öbür dünyadaki dirilme ruhla beraber bedenen olacaktır (haşr-i cismanî). Bu dünyada iken insandan kopan her parça, orada vücuda tekrar dönecektir. Vücudun temiz olmadığı bir zamanda ayrılan parçalar ahirette vücuda necis olarak dönecektir.”[2]

Netice itibarıyla âdet günlerinde tırnak ve saç kesimi haram olmamakla beraber İmam Gazzâlî Hazretleri’nin cünüp için uygun gördüğü tedbirli davranışı, kadınların kendi özel hallerinde de uygulamaları tavsiye edilir. Bu, çok zor bir mesele değildir. Ancak meseleyi hayatı zorlaştıracak dereceye vardırmamak gerekir.


[1] el-Fetâvâ’l-Hindiyye, 5/358; Zuhaylî, İslâm Fıkıh Ansiklopedisi, 1/226.

[2] Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn, 2/48-49; Şirbinî, Muğni’l-Muhtâc, 1/125.

Hayızlı veya lohusa iken diş dolgusu yaptırılabilir mi?

Dişe dolgu yapılması, bir yaraya sarılan sargı gibidir. Sargının üzerine yapılan mesh ile dolgunun üzerinin yıkanması aynı hükme tâbidir ve ikincisi birincisine kıyas edilmiştir. Hanefî mezhebinde gusül abdesti sırasında ağzın içinin de yıkanması farzdır fakat bir ihtiyaç veya zaruretten dolayı diş dolgusu yaptırıldığında, yıkanması farz olan kısım o dolgunun üzeri olur.

Bu bilgiler ışığında meseleye baktığımızda âdetli, lohusa veya cünüp olan kimsenin diş dolgusu yaptırmasının caiz olduğu anlaşılır. Bu durumlarda yaptırılan diş dolgusu daha sonra alınacak gusül abdestine zarar vermez fakat diş dolgusunun temizlik hâlinde yaptırılması daha güzel bir davranıştır.

Diş dolgusu için verilen bu fetva, zaruret ve ihtiyaç anında geçerlidir yoksa sırf güzellik olsun diye âdet günlerinde yaptırılan dolgular için guslün sahih olacağı şeklinde bir fetva verilemez. Eğer cahillikten/gafletten dolayı âdet günlerinde böyle bir dolgu yaptırılmış ve sonra pişman olunmuşsa bakılır, eğer dolgu veya kaplama kolay çıkarılabiliyorsa çıkarılır, değilse bu da zarurete girer. Allahu a’lem.

Kadın âdet hallerinde oje kullanıp kına yakabilir mi?

Kına, hem âdet hâlinde hem de temizlik günlerinde kullanılabilir. Hatta Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), kınanın kadını erkekten ayıran bir alamet olduğu beyan etmiş ve kadınlara kına yakmalarını tavsiye etmiştir.[1] Oje ise mahiyeti itibarıyla suyu altına geçirmez ve abdeste mâni olur. Bu yüzden âdet günleri dışında kullanmak mahzurludur. Ojenin mahiyetinde, sağlığa zararlı ya da dinen haram kılınmış alkol, domuz ürünleri gibi maddeler varsa, kadın ister âdetli olsun ister olmasın hiçbir şekilde bunları kullanması câiz olmaz. Bu yüzden ojenin muhtevası iyi bilinmeli ve mümkün olduğunca ondan uzak durulmalıdır zira bu tür malzemeler, içinde insan sağlığına zararlı pek çok madde barındırmakta fakat bu zararlar uzun yıllar sonra fark edildiğinden iş işten geçmiş olmaktadır. Son bir asırdır artan ve çaresi bulunamayan, deri ve vücudun içindeki pek çok hastalığın sebeplerinden birinin de bu tür parfümeri malzemeleri olduğu ifade ediliyor.

Ayrıca şu husus da önemlidir: Tırnakları ojeli bir kadın öldüğünde, cenazesini yıkayanlar bu ojeyi çıkarmazlarsa, tırnağın üstüne su temas etmediği için cenaze, temizlenmeden toprağa verilmiş olur.


[1] Ebû Dâvud, tereccül 4.

Âdeti geciktirmek için hap kullanmak câiz midir?

Âdeti geciktirmek için ilaç kullanmaya cevaz verenler olsa da biz Allah’ın yarattığı fıtrata müdahale edilmemesini tavsiye ediyor ve her ne sebeple olursa olsun âdeti geciktirmek için ilaç kullanmayı doğru bulmuyoruz. Bazı kadınlarda bu ilaçların yan etkisi söz konusu olmasa da –yapılan araştırmalara göre- genellikle kadınlarda olumsuz tesirleri görülmekte ve vücudun normal seyri değişmektedir. Âdet günlerinde, rahim duvarının iç kısmının dökülmesiyle biriken kirli kan dışarı atılmaktadır. Bu faaliyetle, vücut dinlenir, sıhhat kazanır ve anne rahmi doğuma hazırlanır. Âdet geciktirici ilaçlarla bu döküntünün oluşmasına ve kirli kanın rahimde toplanmasına mâni olunuyorsa da yine de fıtrî bir temizliğin önüne geçiliyor demektir. Bu yüzden, âdet geciktirmek için ilaç kullanılması tavsiye edilmemiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu da bu ilaçları kullanmayı tavsiye etmeyen merciler arasındadır.

Bununla beraber, hac ve umrede Kurban bayramı günlerinde yapılan ziyaret tavafı farzdır ve bir rükündür. Arafatta vakfe, hayız hâlinde yapılabilirse de Kâbe’yi tavaf yapılamamaktadır. Bugünkü şartlarda âdetten çıkmak için orada beklemek de çoğu zaman mümkün olmamaktadır. Dolayısıyla Kâbe’yi tavafa denk gelen âdet günlerini geciktirmekte bir zaruret oluşmaktadır. İşte bu noktada Din İşleri Yüksek Kurulu, böyle bir geciktirme için fetva vermiştir.[1] Zaruret hâlinde bu fetvaya göre hareket edilebilir.


[1] http://www.diyanet.gov.tr/turkish/DIYANET/avrupa/2004avrupa/ocak/38.html

Lohusalığın en az ve en çok müddeti ne kadardır?

Hadis-i şerifte beyan buyrulduğuna göre lohusalığın en uzun müddeti 40 gündür.[1] Lohusalığın en az süresi için bir sınır yoktur. Bir gün bile olabilir. Hatta hiç kan görülmeyebilir. Doğumda hiç kan görmeyen bir kadın, abdestle temizlenmiş olsa da ihtiyaten gusül alması daha iyidir. Ulemanın genel kanaati bu yöndedir.[2] Abdest alamayacak durumda ise teyemmüm alır. Namazını ima ile kılar.

40 günden sonra gelen kan, özür kanıdır. 40 gün geçince kadın gusül alır ve ibadetlerine başlar. İkiz doğuran kadının nifası, ilk çocuğu doğurmasıyla başlar.[3] Şâfiîlere göre lohusalığın en azı kısa bir andır, en uzunu 60 gündür.


[1] Ebû Dâvud, tahâret 119.

[2] İbn Âbidîn, Hâşiyet-ü Reddi’l-Muhtâr, 1/299.

[3] Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi, 1/164.

Lohusalık müddetinin değişmesi söz konusu mudur?

Birden fazla doğum yapan kadının lohusalık müddeti her doğumda farklı ise lohusalıkta intikal var demektir. Âdet gören kadın her lohusa olduğunda, lohusalık müddeti değişebilir. Her değişmede 40 günü geçmemek şartıyla bir öncekine itibar edilir.

Mesela birinci doğumda 30 gün lohusalık yaşayan bir kadının lohusalık müddeti ikinci doğumda 35 güne çıkmışsa, lohusalık 35 güne intikal etmiş demektir. Bununla birlikte böyle bir kadının 30. gün kanı kesildiğinde guslünü alarak namazını kılması ve orucunu tutması gerekir çünkü bir önceki lohusalığa göre bu günlerin temizlik olma ihtimali vardır fakat ilişkiye giremez çünkü bu günlerin lohusalık olması muhtemeldir.

Aynı şekilde birinci doğumda 30 gün lohusalık yaşayan bir kadının lohusalık müddeti ikinci doğumda 25 güne düşmüşse, lohusalık 25 güne intikal etmiş olur. Bu 25 günün sonunda gusül alır ve ibadetlerine başlar. Bu husus hadiste şöyle beyan edilmiştir: “Lohusa olan kadın, yedi gün geçtikten sonra temizlendiğini görürse, gusletsin ve namazını kılsın.”[1] Hadis-i şerifteki 7 gün, bir misal olarak verilmiştir. Ancak 40 güne kadar ilişkide bulunmaz çünkü lohusalık henüz çıkmamış olabilir.

Bir önceki doğumda 30 gün lohusalık yaşayan bir kadının ikinci doğumda kanı 20 günde kesilse, 10 gün sonra (yani 30. günde) tekrar başlasa ve 40 günü geçse, önceki lohusalık müddeti olan 30 günden sonrası özür olur. Özür olduğu bilinmediği için bu 30. günde namaz bırakılır ve eğer kanama 40 günü geçerse kılınmayan namazlar kaza edilir. 10 gün sonra (yani 30. günde) tekrar başlayan kanama 5 gün sürse ve 35. günde dursa, sonra da 40. güne kadar hiç kanama olmasa, bu durumda lohusalık 35 güne intikal etmiş olur. Aradaki temizlik günleri de lohusalıktan sayılır. 30. günde başlayan kanama süresi 40 günü tam doldurursa, bu 40 günün hepsi lohusalık olur. Aradaki temizlik günlerinin hepsi de lohusalık sayılır çünkü lohusalık günlerinde (40 günü aşmamak şartıyla) araya giren temizlik günleri de lohusalıktan kabul edilir.

Birinci lohusalıklara göre sonraki lohusalıklarda kanın erken ya da geç kesilmesinde ihtiyaten gusül alıp ibadete başlamayı, 40 gün dolmadıkça da birleşmeden uzak durmayı unutmamak gerekir.


[1] Hâkim, el-Müstedrek, 1/176.

Doğumdan önce gelen kan ile lohusalık başlamış olur mu?

Doğumdan birkaç saat ya da birkaç gün önce kan gelebilir. Bu kanın doğum kanı olup olmadığı doktor tarafından belirlenmelidir. Rahimden geliyorsa doğum kanıdır ve lohusalıktan sayılır. Ama hastalığa bağlı olarak gelen bir kan ise ona göre tedbir alınmalıdır. Eğer gelen bu kan özür şartlarını taşıyorsa özürlü gibi davranılır.

Lohusanın yapması haram olan ameller nelerdir?

Hayız gören kadınla lohusanın yapması haram olan ameller aynıdır. Yani, namaz kılma, oruç tutma, Kur’ân’a dokunma, Kur’ân okuma, mescide girme, münasebette bulunma gibi diğer bütün hususlarda hayız görenlerle ve lohusa kadınlar aynı hükme tâbidir. Ancak aralarında bazı farklar da vardır. Hayzın en az süresi üç gündür. (Şâfiîlerde bir gündür.) Lohusalıkta ise kısa bir an da olsa lohusa olunabilir.

 

Lohusa olduğu dönemde ihtilâm olan kadın ne yapmalıdır?

Lohusalıkta ihtilâm olan kadının gusül abdesti almasına gerek yoktur çünkü gusül abdesti, gusülle helâl olan şeyleri yapmak için alınır. Hâlbuki bu dönemde gusül de alsa bir kadın, namaz kılamaz, oruç tutamaz, Kur’ân okuyamaz vs. Dolayısıyla gusül almasına gerek kalmamaktadır. Ancak, meseleyi temizlik yönünden değerlendirirsek, böyle bir kadının gusül alması daha uygun olur. Buradan hareketle meseleye müstehap nazarıyla bakabiliriz.

 

İstihaza (özür) kanı ne demektir?

İstihâza, kadından sürekli kan gelmesidir. Bu kana istihâza kanı ya da özür kanı, bu kanı gören kadına da müstehâza denir. Âdet ya da lohusalık dışında gelen kan diye de tarif edilebilir. Bir damarın çatlamasından veya bir rahatsızlıktan kaynaklanır. Bir kadın gelip Efendimiz’e (sallallahu aleyhi ve sellem), kendisinden sürekli kan geldiğini bildirmiş, Efendimiz de bunun bir damardan kaynaklandığını, hayız zamanında namazı terk etmesini, hayız dışında ise her vakit için abdest alarak namazını kılmasını söylemiştir.[1]

İstihâza kanının, özür teşkil etmesi için tam bir namaz vakti boyunca, abdest alıp farzı kılacak kadar olsun kesilmeden devam etmesi, daha sonraki vakitlerde de en az bir defa kan görülmesi gerekmektedir. Mesela öğle namazı için düşündüğümüzde, abdestle beraber farzın kılınmasının 10 dakika süreceğini farz edersek, öğle namazı vaktinin başından sonuna kadar, kan 10 dakika olsun kesilmiyorsa, o kadın özürlü demektir. İstihâzadan çıkmak için de kanın, bir tam namaz vakti boyunca hiç gelmemesi gerekmektedir. Yani özür hâlinin sona ermesi için mesela öğle namazı vaktinin girişinden çıkışına kadar hiç kan gelmemesi gerekir.


[1] Ebû Dâvud, tahâret 108.

İstihâza kanı nasıl bilinir?

İstihâza kanını bilmenin yolu, onun ne zaman geldiğini bilmektir. Bu kan, aşağıdaki vakitlerde gelirse özür kanı kabul edilir:

1- Âdet görme zamanı (9 yaşına) gelmemiş kızdan gelen kan.

2- Âdetin en azı olan üç günden az gelen kan.

3- Yeni âdet gören bir kız için âdetin en fazla müddeti olan on günden sonra gelen kan.

4- Âdeti yerleşmiş bir kadının, âdet günlerinden fazla gelen kan on günü geçmişse. Mesela âdeti 7 gün olan kadının bir ay kanaması 10 günü geçmişse, 7 günden sonrası istihâzadır. Ancak 10 gün süreceğini bilmediği için 7 gün dolunca gusül alır ve namazını kılmaya başlar. O günler Ramazan’a denk gelirse orucunu tutar çünkü namaz ve oruç, âdet süresinin azına göre düşünülür. Az olan süre, burada 7 gündür fakat bu süre zarfında ilişkide bulunmaz. İhtiyata en uygun olan da budur.[1]

5- İlk defa lohusa olan kadın için 40 günden sonra gelen kan.

6- Lohusalık müddeti bir önceki doğumdan belli olan kadından, o müddetten sonra gelen kan kırk günü geçmişse, o bir önceki doğumdan sonraki bütün günler istihâza kanıdır. Mesela birinci doğumda lohusalığı 30 gün olan bir kadının, ikinci doğumda 30 günden sonra kan görürse yıkanır ve namazını kılar. Bu kan 40 günü aşarsa, 30 günden sonrası, tamamen istihâzadır. Tam 40 gün sürmüşse, o hâlde lohusalık müddeti 30’dan 40’a intikal etmiş olur. 30 günden sonra kılmış olduğu namazlar için bir hüküm gerekmez. Belki nafile olması ümid edilir.

7- Hamile kadından gelen kan. Zira hamileler hayız görmezler. Bu husus hadis-i şerifte beyan edilmiştir.[2]Hayız kanı, rahimden gelir. Hamile kadının rahmi ise hamileliğin başlangıcından itibaren kapalıdır. Öyleyse gelen kan, özür kanıdır. Şâfiîlere göre ise hamile kadından kan gelirse bu hayızdır.[3]

Özür şartlarını tam taşımayan[4] iltihap akıntılarının, ne zaman aktığı/akacağı belli değil veya bunu tespit etmek zor olacaksa böyle bir kadın özürlü hükmüne göre hareket edilebilir zira bu durum kadını vesveseye sürükleyebilir ve zorluk çıkarır. Dinimiz ise kolaylık dinidir.

Hayız kanının özür kanından ayrılması için iki şeye dikkat edilebilir. Birincisi, özür kanı burun kanı gibi açık kırmızıdır, hayız kanı ise koyu kırmızıdır. İkincisi özür kanının kokusu yoktur, hayız kanının ise kokusu ağırdır.

İltihabî akıntıların ayırt edilmesi de yine ya kokudan ya da renkten olur. Hayız dönemi olmadığı hâlde renk bozuksa ve özür kanının rengine de benzemiyorsa bu iltihap akıntısıdır. İltihap akıntılarının kokusu da bozuktur.


[1] Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi, 1/160.

[2] Dârimî, Sünen, 1/246 (945).

[3] Nevevî, el-Mecmû, 2/385; Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi, 1/162.

[4] Özrün tarifi şudur: Bir namaz vaktinin girişinden çıkışına kadar 10 dakika olsun, yani abdest alıp namazın farzını kılacak kadar dahi akıntı kesilmezse, diğer namaz vakitlerinde de en az bir defa akıntı olursa o kişi özürlü demektir. Özürden çıkmış olmak için de akıntının bir namaz vaktinin girişinden çıkışına kadar bir defa olsun akmaması gerekir.

İstihâza kanını durdurmak için pamuk kullanmanın hükmü nedir?

İstihâza kanının dışarı çıkmaması için pamuk kullanarak kanın pamuğun dışına çıkmasına engel olunduğu takdirde özürlülük hâli ortadan kalkmış olur. Bu durumda vakit çıksa da abdest bozulmaz. Ancak pamuk yerinden alınır veya değiştirilirse abdest bozulur çünkü bu durumda kan dışarı çıkar.

Uzun yolculuklarda kadınların tampon kullanmasında da aynı durum söz konusudur. Kan dışarı çıkmadıkça ya da tampon değiştirilmedikçe özürlü sayılmazlar zira özürlülük hükümlerinde geçtiği üzere, özrü engelleme durumu varsa, bu durumda özür ortadan kalkmış olur.

Bu gibi durumlarda sade pamuk kullanmaktan ziyade gazlı bezli pamuk tavsiye ediliyor çünkü sade pamuğun içeri girip kist yapma riski vardır.

İstihâza kanı gören kadının abdesti ne zaman bozulur?

İstihâza kanı gören kadının abdesti iki şekilde bozulur. Birincisi, içinde bulunduğu farz namaz vaktinin çıkmasıyla. Mesela öğle vakti çıkıp ikindi vakti girdiğinde yeniden abdest alması gerekir.

İkincisi, istihâza kanının dışında, abdesti bozucu başka bir durum söz konusu olduğunda. Burnun kanaması, yaranın akması ve yellenme gibi.

Sürekli veya aylarca istihâza kanı gören bir kadın, âdet günlerini nasıl belirler?

Böyle bir kadın, ilk defa hayız gören bir kız ise 10 gün âdet hâline, 15 gün de temizlik günlerine saymak üzere günlerini düzenler. İlk defa değil de defalarca âdet görmüş ve âdeti yerleşmiş bir kadın ise âdet dönemine denk gelen günlerde âdetli gibi diğer zamanlarda ise temizlik dönemindeymiş gibi davranır. Bu temizlik günlerinde özürlü olarak hareket eder.[1]


[1] Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi, 1/165.

Kadınlar ihtilam olur mu?

Merak edildiği veya bilinmediği için kadınlar arasında konuşulan ya da utanıldığından konuşulamayan bir konu da budur. Evet, bir kadın, ihtilâm olur/olabilir. Yani rüya görmek sûretiyle cünüplük hâli yaşayabilir. Bu durumda tıpkı erkeklerde olduğu gibi gusül abdesti alması gerekir. Hz. Âişe validemiz (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Resûlullah’a: “Bir kimse çamaşırında ıslaklık bulsa, ancak ihtilâm olduğunu hatırlamasa yıkanması gerekir mi?” diye sorulmuştu. “Evet, yıkanmalıdır!” diye cevap verdi. Sonra, ihtilâm olduğunu görüp de yaşlık görmeyen kimse hakkında soruldu: “Ona gusül gerekmez.” buyurdu.” Ümmü Süleym (radıyallahu anhâ)sordu: “Bunu kadın görecek olursa, kadına gusül gerekir mi?” Buna da: “Evet! kadınlar, erkeklerin emsalleridir!” beyanıyla cevap verdi.”[1]


[1] Ebû Dâvud, tahâret 95.

Vasıta Üzerinde İken Namaz Nasıl Kılınacak?

1) Vakit çıkmadan vasıtanın duracağı sanılıyorsa mutlaka beklemeli, vasıta durunca namazı yerde kılma ciheti tercih edilmelidir.

2) Vasıtanın durmayacağı öğrenilmişse artık vakit de çıkmaya yaklaşmışsa vasıta içinde mümkünse ayakta ve kıbleye doğru yönelerek namaz kılınmalıdır. Bu mümkün değilse, kanepede oturarak, kıbleye yönelerek (secdeyi rükûdan daha da aşağıya eğilmek suretiyle yaparak) namaz ima ile kılınmalıdır.

3) Otururken namaz boyunca kıbleye yönelmek mümkün olmuyorsa sadece ilk tekbirde (mümkünse tabiî) kıbleye yönelmeli, gerisinde kıbleden ayrılmak zorunda kalınırsa namaza mani olmayacağı bilinmeli, namaza devam edilmelidir. Buna da muvaffak olunamamışsa, Rabbimizin vaktinde kılınamayan namazları, bulunan ilk fırsatta kaza etme emri verdiği hatırlanmalı, varılan yerde ilk iş olarak kılınamayan bu namazları hemen kaza etme dikkati gösterilmelidir. Şurası unutulmamalı ki, dinimizde imkânsızlıklar yoktur. Ya hep, ya hiç’çilik ise hiç yoktur. Vaktinde kılma titizliği gösterilmeli, ama muvaffak olunamamışsa artık herşey bitmiş sanılmamalı, varılan yerde bulunan ilk fırsatta kaza etmenin de bir borçtan kurtuluş çâresi olduğu bilinmelidir. Ahmet Şahin

Namazlarda gizli veya açıktan okumayı neye göre yapıyoruz?

Akşam, yatsı ve sabah namazlarının farzında imamın sesli okuması vaciptir. Unutur da gündüz namazı gibi sessiz okursa sehiv secdesi lazım gelir vacibi terk ettiği için.

Gündüz namazı dediğimiz öğle ikindi namazlarında ise, sesli değil gizli okumak vaciptir. Yanılır da gece namazı gibi Fatiha’yı, zammı süreyi sesli okursa vacibin terkinden dolayı yine sehiv secdesi lazım gelir…

Demek oluyor ki, gece namazı ile gündüz namazının kendilerine mahsus özelliği vardır. İlgili kitaplarda bu sesli sessiz okuyuşun sebebine ait şu tarihî olayı okumaktayız:

Efendimiz (sav) Hazretleri namazın farz kılındığı Miraç gecesinden sonra Mekke’de kıldığı namazlarında gece gündüz demeyip hepsinde de sesli okuyordu. Gizli okuma yoktu başlangıçta. Ancak gelip Efendimiz’in (sav) sesli okuyuşunu dinleyen müşrikler, işittikleri ayetlere kendi şiirlerini de karıştırarak şurada burada şiirli ayet okuyarak zihinleri bulandırmaya çalışıyorlardı. Bundan ise Efendimiz (sav) Hazretleri rahatsızlık duyuyordu. O sıralarda İsra Suresi ayet 110 nazil oldu. Bu ayet gündüzleri gizli okumayı, geceleri ise sesliliği sürdürmeyi işaretliyordu…

Böylece müşrikler gündüzleri bir şey duyamıyorlar, geceleri de meşgul olduklarından gelemiyorlar, kafaları karıştıracak istismar malzemesi de bulamıyorlardı…

İslam’ın ilk günlerinde ne türlü zorluklarla karşılaşıldığının bilinmesi hikmetinden dolayı bu uygulama kıyamete kadar böyle bırakılıyordu anlaşılan…

Bu sebeple Peygamberimiz, ‘Namazınızı benim kıldığım gibi kılın!’ buyurmuş, O’nun sesli sessiz okuyuşu da bizlere aynen ayetin işareti gereği olarak da intikal etmiştir.

Bundan dolayı imam, gece namazlarını mutlaka sesli kıldırır. Gündüz ise sessizlik devam eder. Ancak tek başına gece namaz kılan kimse serbesttir. İsterse sessiz kılar. İsterse kendini nefsinin imamı kabul eder, peşinde meleklerin cemaat olabileceğini de düşünerek imam gibi sesli kılabilir. Yani tek başına akşamı, yatsıyı, sabahı evinde kılan kimse isterse imam gibi rahatlıkla sesli okuyarak kılabilir. Hatta evdekiler de arkasından cemaat olarak kendisine uyabilirler. Efendimiz (sav) Hazretleri bir hadislerinde, ‘Evlerinizi mezara benzetmeyin!’ ikazında bulunarak, mezardakilerin namaz vakitlerinde bir cemaat olma işareti göstermedikleri gibi, siz de evlerinizde namaz hazırlığı işaretinden mahrum kalmayın, tavsiyesinde bulunmuştur. Demek ki, içinde namaza hazırlanan ev halkı, mezardaki ölülere benzemekten kurtulmuş olurlar.

Sözü buraya getirmişken sesli sessiz okumanın tarifine de bir açıklık getirelim izin verirseniz. Çünkü çoğu kimse bunda yanlışlara maruz kalmaktadır.

Sessiz okumak demek, kendi okuduklarını kendi kulağında fısıltı halinde hissetmek demektir. Şayet okuduklarını kendi kulağında fısıltı halinde hissetmiyorsa, okumuyor, sadece kalbinden geçiriyor demektir. Kalbinden geçirmek ise okumak sayılmaz. Sadece Fatiha’yı, zammı sureyi kalbinden geçirmiş olur… Bunun için gizli okumalara dikkat etmek gerekir. Okuyor mu yoksa kalbinden geçirmekle mi yetiniyor, kontrol etmeli okuyuşunu.

Bazı kitaplarda, “Kendi işiteceği kadar okumak gizli okumaktır, yanındaki işitecek kadarı da sesli okumaktır”diye de tarif ediliyor okuyuşlar. Geceleri teheccüd sünneti sünnetin en çok sevaplısıdır. İlaveten kaza namazları kılmak da uygun düşer. Kaza namazı kılarken her farzın başında erkekler için kamet getirmek sünnettir. Camide kılarken müezzinin ezan okuyup kamet getirmesi cemaat için kâfi gelirse de tek başına kaza kılarken kamet sünneti terk edilmemelidir. Hatta camide cemaat kılıp çıkınca gelen yeni bir cemaat dahi önceki kameti kâfi bulup farza başlayabilirler. Yeni cemaat için yeni kamete ihtiyaç duyulmayabilir.

Kaza namazı elbette farz olan borçlarımızdır. Farz borcu olanların sünnet kılmayıp kaza kılmaları Şafii’de mecburi ise de, Hanefi’de mecburi değildir. Hanefi’de sünnetler kaza namazı kılmak için terk edilmemeli, sünnetler yine kılınmalı, kaza namazları da ayrıca kılınmalıdır. Kaza namazı için sünnetler terk edilirse, bir kazanılmış, bir de kaybedilmiş olunur. Kazanılan kılınan kaza namazıdır. Kaybedilen de kılınmayan sünnetlerin sevabıdır.

Sözün özü: Herkes kıldığının sevabını alır, kılmadığının da sevabından da mahrum kalır. Hem kılmayıp hem de sevap alanları ise bilemiyoruz nasıl ibadetsiz sevap ise?!. Ahmet Şahin

Teşehhüdde parmak kaldırmak sünnet midir?

Hanefilerde, teşehhüdde işaret parmağını “Lâ”derken kaldırıp, “illallah”derken indirmek sünnettir. Ancak parmak kaldırmanın bazı şekilleri var ki hepsi de Hadislerde ve şerhlerinde zikredilmiştir ve diğer bazı mezhepler bu şekilleri tercih etmişlerdir. Kaldırıp tutmak, kaldırıp indirmek, kaldırıp çevirmek şeklinde hepsi de rivayet ve şerhlerinde mevcut. Tirmizi, 219. Hadiste işaret parmağını kaldırır ve onunla dua ederdi buyruluyor. Tehanevî’nin İ’laü’s Sünen’inde 832 den 838. hadise kadar bu konu ele alınıyor ve kaldırış şekillerine kadar şerhlerinde açıklanıyor. Beyhaki Sünenü’l Kübrasında, 2779 ve devamındaki hadislerde bu konuyu işliyor. 2786. hadiste parmağını hareket ettirmediği söylenirken, 2787. hadiste hareket ettirdiği Vail bin Hucr’dan rivayet ediliyor. 2788. hadiste ise, hareket ettirmenin şeytanı korkutmak olduğu İbni Ömer tarafından haber veriliyor. Dolayısıyla, bu çerçevede yapılan her parmak kaldırma sünnet dahilindedir denebilir.

Alkollü elbise ile namaz kılınabilir mi?

Açıklama: Bir Müslümanın Yol Haritası”adlı eserde alkollü parfüm olan kıyafet ve ten ile namazın olmayacağı belirtiliyor. Fakat daha önce güvenilir kişilerin yazdığı eserlerde alkolün uçtuğu, bu yüzden de namazın kabul olacağı belirtiliyordu. Bu konuda bizi net bir şekilde aydınlatabilir misiniz?

Bu konuda Türkiyedeki hocaların kanaati kolonya veya alköllü parfüm ile namazın olacağı şeklindedir. Ancak bizim bu konuda bazı tereddütlerimiz mevcuttur. Şöyleki alköllü parfüm ya da kolonya elbise ve bedene sürüldüğünde her ne kadar alkol uçucu bir madde olsa da elbise veya bedende bu parfümden kalan necasetler olabilir. Aslında bu meselenin iyice incelenip işin ehli olan insanlar tarafından araştırılması lazım. Bu yönüyle biz, bu konuda net bir kanaata sahip olamayıp şüphe içerisinde bulunduğumuzdan bize bu soruyu yöneltenleri temkinli olmaya davet ediyoruz. Allahu alem…

Bayanların özel günlerde namaz kılma yerine ne yapmalıdır?

Bu davranış, namazın manevi havasını özel günlerde bütün bütün kaybetmeme ve evdeki çocuklara örnek olma açısından yerinde ve tavsiye edilen bir davranıştır. Anne, seccadesini yere serer, günlük duasını ve kitabını okur. Böylece hem seccadeden ve manevi havadan kopmamış hem de çocuklara o havayı yaşatmış olur.

Namaz kıldıktan sonra aynı namaz için imamlık yapılabilir mi?

Mesela ?öğle namazını‎ kı‎ldı‎ran veya k‎ılan bir kiş‏i, üzerine farz olan ?öğle namazı‎nı‎ eda etmiş‏kabul edilir. Aynı‎ vakit içerisinde baş‏ka birisine uyarak ?öğle namazı‎nı‎ bir kez daha kı‎lması‎ nafile hükmünde değerlendirilir.

Kendisinin ikinci kez k‎ıldığı‎‎ nafile olduğu için, baş‏kası‎na imam olamaz.

Çünkü kendisi nafile kı‎lm‎ış‏ olacak, halbuki kendisine uyanların ise farz namaz‎ı kı‎lmaları‎ gerekiyor. Farzlar nafileler üzerine bina edilemez.

Cuma günü cuma kılamayanlar öğle namazını cemaatle kılabilir mi?

El-Hidaye’de Cuma günü herhangi bir özürleri sebebiyle cumaya gidemeyenlerin öğle namazını cemaatle kılamayacakları yazılır. Çünkü bunda cuma cemaatini ihlal etme manası vardır. Cuma’yı bir özür sebebiyle kılamayanların öğleyi niçin cemaatle kılamayacaklarına dair değişik sebepler de sayılmıştır. Bunlardan birisi de herhangi bir camide kılınan cumayı kaçıran bir kimsenin diğer camilere yetişebileceği dolayısıyla cemaatle öğle kılmamalıdır. Çünkü bir kimse cumaya gitmemekte mazur olabilir ama, öğleyi cemaatle kıldırırsa kendisine uyacak olanları da muhtemelen yetişebilecekleri bir cumadan alıkoymuş olur. Bununla beraber öğleyi cemaatle kılabilirler diyen âlimler de vardır.

İnternet üzerinden online cemaate uyulabilir mi?

Namazda imama uymak için bazı şartlar vardır. Bunlardan biri de imam ile cemaatin yerlerinin hükmen bir olmasıdır. İmamla cemaatin arası kopuksa mesela, arada yüksek bir duvar olup imamın görülmesini veya sesinin işitilmesini engelliyorsa bu durumda o imama uymak sahih olmaz.

Yine, imam ile cemaat arasında veya imama uyan birisi ile öndeki saf arasında uzaklık bulunsa bakılır: Eğer namaz mescid dışında kılınıyorsa ve aradaki mesafe bir saf bağlanacak miktardan az ise, imama uymak sahih olur. Fakat mesafe bundan daha çok ise uymak sahih olmaz. Ama namaz mescid içinde kılınmakta ise, aradaki uzaklık ne olursa olsun imama uymaya engel olmaz.

Yine, camide veya başka bir yerde imam ile imama uyan bir kimse arasında kayık geçecek büyüklükle bir ırmak veya araba yürüyecek genişlikle saflardan boş bir yol bulunsa, imama uymaya engel olur.

Bunlardan da anlaşılıyor ki, bir insan Kâbe’de namaz kıldıran imam bile olsa aynı mekanı paylaşmadığı hocanın arkasında ona uyarak namaz kılamaz.

İmamın namazlarda sesli ve sessiz okuması neye göre ayarlanmıştır?

İbadetlerde esas olan taabbudiliktir, yani Allah ve Resulü nasıl istemişlerse o şekilde olur. Bunun için de bizim için canlı bir örnek vardır: Peygamber Efendimiz. O bir hadislerinde “Beni nasıl namaz kılıyorken görüyorsanız öyle namaz kılın”(Buhari, Ezan 18) buyurur. Esasen bazı kitaplarda gündüz müşriklerin Efendimiz’i rahatsız ettiği ve onun da bu yüzden sessiz okuduğu gibi hususlar zikredilse bile bunlar bir sebep değil ancak netice ve hikmet olabilir.

Yatsıyla beraber teheccüd kılınabilir mi?

Açıklama: Teheccüd namazı kılmak için her halükarda yatsı namazının kılınmasından sonra uyuyup kalkmak mı gerekiyor. Yani saat 11’de yatsıyı kılmadan uyuyup gece 3’te kalkarsak hem yatsı hem teheccüt kılabilir miyiz? Bu şekilde kıldığımız namaz teheccüd namazı olur mu?

Böyle bir uygulama tavsiye edilmez. Zira Allah Resulü yatsı namazını kılmadan yatmayı nehyetmiştir. Fakat, gece kalkıp kılınan yatsının arkasından teheccüd namazı kılmak caizdir. Çünkü teheccüdde esas olan uykudan uyanıp da kılmaktır. Sünnette bu şekildedir. Hiç uyumadan da teheccüd kılmak mümkündür. Çünkü teheccüd, gece namazı demektir. Geceni ilerleyen saatlerinden itibaren bu namaz herhangi bir saatte kılınabilir. Bu sebeple, her gece ya da çoğu gece teheccüd kılan fakat o gece geç yattığı için kalkamayacağını düşünen kişi, teheccüd kılıp yatabilir. Tabii ki bunu alışkanlık haline getirmemek gerekir. Yatsıyı kılmadan yatan kişi de kalkıp yatsıyı kıldıktan sonra arkasından teheccüd kılabilir ama bunu da yine alışkanlık haline getirmemelidir.

Seferiliği Devamlı Olan Şoförlerin Durumu Nasıldır?

Doksan kilometreden az olmayan uzaklığa seyahat eden şoförler devamlı seferî sayılırlar. Seferilikleri ancak evlerine döndüklerinde kalkar. İkamet ettikleri yerin sınırlarını çıkınca tekrar başlar. Meselâ, Ankara’da ikamet eden bir şoför, devamlı İstanbul’a yolcu taşıyorsa, Ankara dışına çıktığında seferîlik başlar. Tekrar Ankara’ya girişinde seferîlik bitmiş olur. Seferîliğin başlama ve bitme sınırı, ikamet edilen yerin evleridir. Evler çıkılınca başlar, tekrar girişteki evlere gelince biter. Ahmet Şahin

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz