Namaz kılmayan kâfir olur mu?

Hadis kitaplarında namazı terk edenin durumuyla ilgili bu ve buna benzer birçok hadis vardır. Ancak biz size meselenin neticesini bildirelim. Ulema bu hadisleri toptan göz önünde bulundurmuş ve şu hükme varmışlardır: Bir kişi namaz gibi pratik iman manasına gelen bir ibadet de olsa, kulluk gereği yapması gerekenleri yapmadığı için kâfir olmaz, günahkâr olur. Ancak bir ibadeti yapmamakla birlikte onun dinde olmadığını da söylerse kâfir olur. Biz bu hadislerden namazın ne kadar önemli bir ibadet olduğunu ve namaz kılmayan insanın küfre düşme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu anlıyoruz. Namaz kılmamanın, insanı küfre düşüreceğini söyleyen bazı âlimler olsa da, dört mezhep imamı ve cumhur bunun küfür değil büyük günahlardan olduğunu söylemişlerdir.

Namazda fatihadan sonra besmele çekmenin hükmü nedir?

Hanefi mezhebine göre, besmele, her surenin başında ayrı ayrı inmiş bir ayet olmadığı için, zammı surenin başında besmele çekilmez. Şafi mezhebine göre ise, besmele her surenin başında inmiştir. Yani besmele 114 defa inmiş bir ayettir. Dolayısıyla onlara göre zammı surenin başında besmele çekilmesi gerekir. Siz hangi mezhepte iseniz ona göre hareket edersiniz.

Namazda takke kullanmanın hükmü nedir?

Takke takmak sünnetin müstehap kısmındandır. Tembellik eseri yanında takke taşımayı bir külfet sayarak veya başını örtmeyi ehemmiyetsiz görerek başı açık namaz kılmak mekruhtur. Allah Resûlü: “Sarıklı kılınan namaz, sarıksız kılınan namazdan 70 defa daha hayırlıdır” buyurmuştur. (Deylemî, Müsned-i Firdevs  c.2  s.265  3233) Bâzı âlimlere göre, başı takke ile örtmek de sarık yerini tutabilir.

Burada sarığın ve sarıkla kılınan namazın faziletiyle ilgili rivayetlere uydurma diyenler çıkabilir. Ancak, insan psikolojisini düşündüğümüzde, insanın sarıkla kıldığı namaz, sarıksız kıldığı namazdan daha huzurlu ve daha konsantreli oluyor. Sarık vesilesiyle insan namazda daha fazla huzur duyuyor ve vücudunun kaba yerlerinin görünmesinden ve bu görünmenin doğuracağı rahatsızlıklardan korunmuş bulunuyor. Buradan hareketle diyebiliriz ki, bazı rivayetler velev ki zayıf veya uydurma da olsa, madem sarığın pratikte böyle güzel neticeleri var ve madem Peygamber Efendimiz bunu hem günlük hayatında hem de namazlarında kullanmış, o zaman örfî de olsa bir sünnete uymak insana bir şey kaybettirmez, bilakis çok şey kazandırır. Çünkü başkalarını taklit caiz olmamasına rağmen Efendimizi (s.a.s) taklit güzeldir ve insana sevap kazandırır. Çünkü O (s.a.s), her yönüyle bize örnek olarak yaratılmıştır.

Belki burada dikkat edilecek husus, sarık gibi bir sünneti uygulayalım ve teşvik edelim derken, gıybet suizan gibi haramlara girmemek, sarıkla ilgili hadislerin kritiğini yapıyorum derken de zayıf da olsa bazı sünnetleri hafife almak ve o sünnetleri uygulayanları kınamak gibi insana çok şey kaybettiren bir noktaya düşmemektir.

Namaz kılarken Kur’an’ı açıp ona bakarak sureleri okuyup namaz kılabilir miyim?

İmam Azam’a göre hafız olmayan bir insanın Kur’an’ı Kerim’i yüzünden okuyarak namaz kılması, namazını ibtal eder. Çünkü namaz içinde mushafı tutup açmak, yapraklarını çevirmek, bakmak amel-i kesir olduğu gibi aynı zamanda, mushafa bakarak namaz kılmak, mushaftan telkin yoluyla öğrenmek demektir. Birinin talimi ile namaz kılmak gibidir. Halbuki namazda iken hariçten birinin Kur’an’dan ayet telkini namazı bozar. Bu itibarla ona göre mushaftan yüzüne bakarak okumak da telkin gibi olduğundan caiz değildir.

İmam Ebu Yusuf ve Muhammed mekruh olmakla birlikte yüzüne bakarak okumaya cevaz vermişlerdir.(Tahavî, Muhtasar-ı İhtilafı’l-Ulema, 1/208; Şâşî, Hılyetü’l-Ulema, 2/89) Şafiî, Malikî ve Hanbelî mezheblerine göre ise teravih namazını mushaftan okuyarak kılmak caizdir. Cevaz verenler nafile namazlar için olduğunu ifade etmişlerdir.

Teravih namazının mushafın yüzünden okunarak kılınmasına cevaz veren yaklaşımın delili şu rivayettir: Hz. Aişe (r.a.) validemizin kölesi Zekvan Ramazan ayında Kur’an’ı yüzünden okuyarak Hz. Aişe’ye hatimle teravih namazı kıldırırdı. (İbn-i Sahnun, Müdevvene, 1/224)

Tabi bu şekilde namaz kılarken “amel-i kesir”sayılabilecek hareketlerden uzak durulması gerektiği şart koşulmuştur. Ameli kesir de genelde iki şekilde tarif edilmiştir: Dıştan bakan bir insanı namaz kılmadığı kanaatine sevketmek veya namaz içinde mushafı tutup bir yere koyma, sayfalarını açma sonra okuma gibi bu şekilde peşi peşine arada uzun fasıla olmadan yapılan üç harekette bulunmak.

Ameli kesire düşmeden teravih namazını kılmak isteyen bir kimse önüne rahat görebileceği yüksek bir şeyin üstüne Mushaf-ı şerifi açıp koyarak sayfaları çevirmeye ihtiyaç hissetmeden veya en fazla bir kere çevirerek namaz kılabilir. Nitekim Kur’an’ı bu şekilde okuyabilmek için yapılan Kur’an sehpaları da vardır.

Dr. Ergün Çapan

Herhangi bir namazı bir rekât fazla kılmamız halinde ne yapılması gerekir?

Eğer son oturuşu terk eder ve ayağa kalkarsa, hüküm aşağıdaki gibi olur: “Namazın farz olan son oturuşu yapmayarak sehven fazla rekâta kalkmış olan kimse tamamen kalkmış olsa da o rekâtı eğer ruku ve secde ile tamamlamadıysa hemen oturur, tahıyyatı okur ve farzı geciktirmiş olduğundan dolayı sehiv secdesi yapar. Bunda farz ile nafile birdir. Eğer ayaktayken hatırlasa veya hatırlamasa da yani bilerek veya bilmeyerek rüku ve secdesiyle rekatı tamamlarsa farzı nafileye dönüşmüş olur, namazı tekrar kılması gerekir.” (Nimetü’l İslam, Mehmed Zihni Efendi)

Eğer sorudan kastınız son oturuşu yaptıktan sonra fazla rekâta kalkması ise hüküm aşağıdaki gibi olur:

“Son oturuşu yaptıktan sonra rukuyu yapmış bile olsa hemen oturup tahiyyatı okumadan selam verir. Çünkü bir rekâttan daha azı terk olunabilir. Ayakta iken selam verse dahi olur ama sünneti yerine getirmemiş olur. Çünkü sünnet olan oturarak selam vermektir. Eğer dördüncü rekâtta oturup sonra sehven kalkan kimse ruku ve secdesiyle bir rekat kılarsa bu farz olan dört rekatı iptal etmez. Bu kimse fazladan kılmış olduğu bu rekata bir rekat daha ilave eder ve iki rekat nafile kılmış olur. Fakat bu kimse vacip olan selamı tehir ettiği için ister ayaktayken hemen oturmuş olsun isterse fazladan iki rekât okuyarak oturmuş olsun, sehiv secdesini yapar. Bu iki rekât nafile namaz, vaktin son sünneti yerine geçmez.” (Nimetü’l İslam, Mehmed Zihni Efendi)

Nazar kaderin önüne geçer mi?

Nazar kelimesi Türkçede “kem göz” mânâsına kullanılmakta ve “nazara gelme”, “nazara uğrama” ve “nazar değme” gibi ifadelerle göz değmesi kastedilmektedir.

Kur’ân-ı Kerim nazardan söz ederken açık ve kesin bir hüküm bildirmemekte, fakat hadisi şerifler, açık bir ifadeyle nazarın gerçek olduğunu haber vermektedir. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), “Nazardan Allah’a sığınınız. Göz değmesi gerçektir” buyurmuşlardır. Başka bir hadislerinde de Efendimiz şöyle buyuruyor: “Göz değmesi haktır. Deveyi kazana, insanı da kabre girdirir.”

Böylece, nazara uğrayan deve nasıl ki ölüp eti tencereye konuyorsa, aynı şekilde nazar edilen kişi de hayatından olup mezara girebilmektedir. Hadis-i şeriften nazarın tesirinin yalnız insana bağlı kalmadığı, bütün canlılara, hattâ insanın dikkatini çeken her türlü şeye de zarar verebildiği anlaşılmaktadır.

Tefsircilerin çoğu, “Rabb’i onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkâr edenler, zikri (Kur’ân’ı) işittikleri vakit neredeyse gözleri ile seni yıkıp devireceklerdi. Bir de durmuşlar, ‘O herhalde bir delidir.’ diyorlardı” (Kalem Suresi, 68/50-51) meâlindeki âyette geçen “Gözleriyle seni yıkıp devireceklerdi” sözünü “nazar” ile tefsir etmişlerdir.

Nazarın gerçek olduğu, nazar edilen kimsenin hastalanmasına, hattâ ölümüne sebep olduğu da bilinen ve kabul edilen bir hakikattir. Fakat soruda nazarın kaderin önüne geçmesinin mümkün olup olmadığı sorulduğundan bunun üzerinde fazla durmuyoruz.

Nazarın kaderle olan alakasına dikkat çekmekle beraber, onun kaderin önüne geçemeyeceğini ifade eden beyanlarında Efendimiz şöyle buyurur: “Nazar haktır, kader ile yarışan bir şey olsaydı, nazar değme işi yarışıp onu geçerdi (kaderi değiştirirdi).” ( Müslim, Selâm 42; İbni Mâce, Tıb3)

 Hadiste de görüldüğü gibi nazar da, göz değmesi de büyü de vs. hepsi Allah’ın ezeli ilminde bilinen ve öyle takdir edilen şeylerdir. Dolayısıyla nazarın kaderin önüne geçmesi diye bir şey söz konusu olamaz. Bu hadiste aynı zamanda Efendimiz nazarın hak olduğuna dikkat çekmekle beraber, kaderin önemini ve onun da hak olduğunu vurgulamaktadır.

Ben namazları ara sıra kılıyorum ama tam olarak başlayamıyorum. Acaba nedeni nedir, ne yapabilirim?

Bunun nedenini en iyi bilecek sizsinizdir. Yani nedir sizi namazlarınızı kılmaktan alıkoyan şey!? Acaba namazın önem ve ehemmiyetini mi tam kavrayamadınız! Yani dinimizde namazın yerinin ne kadar yüce olduğu noktasında bilgi eksikliğiniz mi var! Yoksa dünya meşgalesi fazla geldiğinden dolayı mı namazlarınızı kılamıyorsunuz! İradeniz mi çok zayıf! Yoksa namazlarınızı terk etmenizin sebebi bulunduğunuz ortam mı? Arkadaş çevreniz mi sizi olumsuz etkiliyor? Bu problemleri arttırabiliriz.

Ama bütün bunlar bir yana bizim size tavsiyemiz, öncelikle namazın dinimizdeki yerini iyi anlamak için birkaç kitap okumakla işe başlayabilirsiniz. Mesela size bu konuda yazılmış; Süleyman Sargın’ın “Namaz”, Cemil Tokpınar’ın “Sabah Namazına Nasıl Kalkılır?”, Said Demirtaş’ın “Namazı Yaşayanlar”, Senai Demirci’nin, “Kıl Beni Ey Namaz”, Abdullah Yıldız’ın, “Bir Tevhid Eylemi/Namaz” gibi kitapları tavsiye edebiliriz.

Bunun dışında aslında namaz kılmak da kılmamak da kişinin kendisiyle alakalı bir husustur. Bunun için öncelikle sağlam bir karar vermeli ve namaza başladıktan sonra hiç taviz vermeden devam etmeliyiz. Çünkü bir taviz verdiğimizde taviz tavizi doğurur ve bir de bakarız ki yine namaz kılmayı bırakmışız. Yani önce sağlam bir irade sergilemeli, irademizin hakkını vermeliyiz.

Bunun dışında bizi devamlı gözeten ve denetleyen hayırhah arkadaşlar edinmeliyiz ki, biz ibadetlerimizde biraz gevşeklik gösterdiğimizde bizi uyarsın. Aynı şekilde günlük hayatımızda bize ahireti hatırlatan, bizi dinî yönden destekleyen şeylere yer vermeliyiz. Mesela, bu noktada bize yardım edecek faydalı televizyon programları izlemek, dinî sohbetlere devam etmek, va’z u nasihat dinlemek vs. şeyler yapabiliriz. Yoksa dünyevî meşgalelerin içinde boğulur gideriz de haberimiz olmaz. Yani dünyaya dünyada kalacak kadar, ahirete de orada kalacak kadar değer verelim.

Kaldı ki, namaz Efendimiz’in beyanları içinde dinin direğidir ve kişinin ahirette ilk hesaba çekileceği ameldir. İnsanın dinî hayatını ayakta tutması ve haramlardan korunması büyük oranda namazıyla alakalıdır.

Otobüste farz namaz kılınır mı?

Esas olan namazı vaktinde ve diğer şartları yerine getirerek kılmaktır. Bunun için bütün şartlar zorlanır. Mesela yola çıkılacaksa bilet namaz vakitlerine göre alınır, mola yerleri hesab edilir. Varış vakti ayarlanır vs. Ancak bütün bunlara rağmen otobüste kılmak gerektiyse de zarurete binaen kılınabilir.

Otobüs içinde namaz kılınırken, ayakta durulamayacağından dolayı oturarak îma ile kılmak iktiza eder. Tabi namazda secde, rükû, kıyam farz olduğu halde otobüste namaz kılan kimse namazın bu farzlarını yerine getiremez. Aynı şekilde otobüste kıbleye yönelme farzı da yerine getirilemez. Bunlarla beraber namazımız olur. Ancak dediğimiz gibi, namazın bütün şartlarının yerine gelebileceği durumları gözetmek ve bu konuda hassas davranmak gerekir.

Uçakta ise namazı kalkıp, kıbleyi bulup, seccadeyi serip, namaz kılma imkânı yoktur. Dur ben ineceğim, namaz kılacağım deme imkânı da yoktur. Onun için biz uçakta da mecburen bazen beş-on saatlik yol kat etme mecburiyetinde kalınca oturarak ve îmâ ile namaz kılarız. Çünkü burada zaruret vardır. Namazı vaktinde kılmak farzdır. Namazı vaktinde kılmamak büyük günahtır. Bu namaz sonra kaza edilse bile zamanında kılmamak suretiyle günah işlenmiş olur. Bu günahı irtikab etmemek için uçağın içinde o namazı oturarak îmâ ile kılmak gerekir.

Trenle yolculuk yaparken de ayakta imkân varsa ayakta, değilse oturarak kılınabilir. Kıble tayini mümkün olduğu kadarıyla yapılır, yapılamazsa tahminî olarak durulur ya da trenin gittiği istikamet kıble olarak düşünülür.

Öğle namazından önceki kerahet süresi ne kadardır?

Bunun müddeti hususunda iki görüş var: Gündüzün başlangıcını tesbitte fecr-i sadıkı (imsak vaktini) esas alıp şer’î güne göre hesap yapanlar açısından uzundur, bir saate yaklaşabilir. Güneşin doğuşunu esas alıp örfî güne göre hesap yapanlar açısından da kısadır ve güneşin tam tepe noktasına geldiği andır, ondan sonra batı tarafına dönecektir. Öğle vakti, bu dönme ile başlar.

Tam zeval vaktinde namaz kılınmaz. Namaz kılınması câiz olmayan bu vakit, çok kısa süren bir âna mı mahsustur, yoksa bu ânın biraz öncesinden mi başlar? Bir görüşe göre bu hususta örfî gündüz esas alınır. Buna göre tam zeval vaktine, gündüzün bu âna kadar geçen süresi ile geri kalan süresinin birbirine eşitliği anlamına gelmek üzere “istivâ vakti” denir ki, güneş sanki herkesin başının üzerindeymiş gibi görünür. İşte namaz kılmanın câiz olmadığı vakit bu andır. Diğer görüşe göre ise, bu hususta şer‘î gündüz esas alınır.

Şer‘î gündüzde ise, gündüz güneşin doğması ile değil, fecr-i sâdıkın doğması ile başladığı için istivâ vakti, zeval vaktinden biraz önceye denk gelir. Bu bakışa göre kerahet vakti, istivâ vakti ile zeval vakti arasındaki süredir. (Diyanet İlmihali)

Güneş öğle vakti göğün tam ortasına dikilmesi anında başlayıp batıya doğru hafif bir meyil yapıncaya kadar devam eden öğle vaktine kerahet vakti denir.

Bu da 15 dakika kadar bir zaman tutabilir. Demek ki öğle ezanından 15 dakika kadar önce kerahet vakti başlar, öğle vakti girinceye kadar devam eder. (Ahmet Şahin)

Burada şer’î gündüz esas alındığında da, kesin bir kerahet süresinden bahsedilemez. Çünkü bu da günlerin uzayıp kısalmasına göre değişiklik gösterecektir. Ancak bu konuda ihtiyatlı davranıp, kerahet süresinde namaz kılmak istemeyen kimse için, ihtiyata uygun olarak öğle namazından önce 40–50 dakikalık bir zamanda namaz kılmaması tavsiye edilebilir.

Öğle ve yatsı namazlarının son sünnetleri dört rekat olarak kılınabilir mi?

Öğlenin son iki rekât sünnetini dört rekât kılmak müstehabdır. O zaman ya her iki rekâtta bir selâm verilir veya dört rekât bütün olarak kılınır. Dört rekât olarak kılınacaksa yatsının ilk sünneti gibi kılınır.

Yatsı namazının son sünneti de, dört rekât olarak kılınabilir. Bu halde tamamen ilk dört rekât gibi kılınır. Bununla beraber iki rekâtta bir selâm vermek sureti ile de kılınabilir. Geceleyin kılınan nafile namazlarda daha faziletli olan, böyle iki rekâtta bir selâm vermektir.  (Büyük İslam İlmihali)

Görüldüğü gibi öğle ve yatsı namazlarının son sünnetleri dörder rekât olarak kılınabilir. Ancak Efendimizin bu sünnetleri dört rekât olarak kıldığına dair rivayetler varsa da, hadislerin genelinden anlaşılan, Efendimizin daha çok bu sünnetleri iki rekât olarak kıldığıdır. Zaten öteden beri devam eden ümmetin uygulaması da bunu desteklemektedir. Bunun için öğle ve yatsı namazlarının son sünnetlerini iki rekât olarak kılmanın daha faziletli olduğu, ancak kişinin yerine göre bu sünnetleri dört rekât olarak da kılabileceği şeklinde bir değerlendirme yapmak uygun olacaktır.

Sabah namazının sünneti hakkında bilgi verir misiniz?

“Düşman süvarisi kovalasa bile sabah namazının iki rekât sünnetini terk etmeyin” (Ebu Davud, Salât 291)

“Sizi atlılar kovalayacak bile olsa o iki rekâti terk etmeyin.” (Buharî, Teheccüd 27; Müslim, Salâtu’l-Müsafirin 96)

“Sabah namazından önce kılınacak iki rek’at nafile namaz dünyanın tamamından daha hayırlıdır.”  denmiştir. (Müslim, Salâtu’l-Müsâfirîn 96; Ebû  Dâvud, Salât 291, 292)

Hz. Âişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) nafilelerden hiçbirine, sabah namazının iki rek’atlik nafilesi kadar aşırı ilgi göstermemiştir.”

Saban namazının sünnetiyle ilgili Peygamber Efendimizden (s.a.s) vârid olan başka hadisler de vardır. Yine Efendimiz ve sahabe-i kiram bir sefer esnasında sabah namazına kalkamamışlar ve güneş doğduktan sonra biraz zaman geçince sünnetiyle birlikte kaza etmişlerdir.

Bundan dolayı fukahây-ı izam da sabah namazının sünnetini, en kuvvetli sünnet namaz olarak görmüşlerdir.

Bu gi­bi ha­dis­ler se­be­biy­le, baş­ka hiç bir sün­net ka­za edil­mez­ken, sa­bah na­ma­zı­nı kı­la­ma­yan ki­şi ay­nı gün ze­val­den ön­ce onu ka­za eder­ken sün­ne­ti­ni de bir­lik­te kı­lar. Ki­şi sabah namazının sa­de­ce far­zını kılmışsa o gün öğleden önce kaza ederken sadece sünneti kaza eder, farzı kaza etmez. Görüldüğü gibi sabah namazının sünneti tek başına kaçmışsa bile kazası yapılabiliyor.

Bir kim­se sa­bah na­ma­zı­nın sün­ne­ti­ni kıl­ma­dan ce­ma­at far­za baş­la­sa, eğer ikin­ci rekâtta bi­le ol­sa, far­za ye­tiş­me imkânı var­sa sün­ne­ti kı­lar. Eğer far­zın ikin­ci rekâtına bi­le yetişemeyeceğini an­lar­sa sün­ne­ti ter­k e­de­rek ima­ma uyar ve ar­tık farz­dan son­ra sün­ne­ti ka­za et­mez.

Yani sünnet kılınmadan farz kılınamaz diye bir hüküm yoktur, çünkü netice itibariyle sabahın sünneti, sünneti müekkede olan bir namazdır. Fakat cemaati kaçırma veya vaktin darlığından dolayı farzı yetiştirememe gibi bir endişe olmaksızın sabah namazının sünneti terk edilmemelidir.

Secde ederken ayakların ikisi de yerden kalkarsa namaz bozulur mu?

Secde etmek farzdır. Bu nedenle secdenin yapılmaması namazın sıhhatine engeldir. Hanefilere göre iki ayağı secdeye koymak farzdır. Eğer bir kimse iki ayağını da secdeye koymazsa secde sahih olmaz. Kadın ve erkek için aynıdır.

Efendimiz (s.a.s) bizzat doğru yapılan secdeyi şöyle tarif buyurmuştur: “Ben yedi aza üzerine secde etmekle emrolundum. Bu yedi aza, eller, dizler, ayaklar ve bir de alın!..”

Dolayısıyla secdenin tesbihi olan “Sübhanerabbiyelâlâ” sözünü en az üç defa okuyacak kadar ayaklar yerde durmalı ve yukarıya kalkmamalıdır.

Secde tesbihini birden fazla söyledikten sonra ayaklar yukarı kaldırılmışsa bu secdenin yine sahih olacağını söyleyenler de vardır.

Secdede istediğimiz gibi dua edebilir miyiz?

Kişi namaz kılmaksızın secdeye kapanıp istediği kadar ve istediği şekilde dua edebilir. Fakat namaz esnasında secdeye gittiğimizde dua etmeye gelince, özellikle Hanefi Âlimleri bu konuda hassas davranmışlar ve böyle bir yerde yapılacak duanın Kuran’dan veya en azından meşhur sünnetten olması gerektiğini belirtmişlerdir. Yoksa beşer sözü olan duaların yapılmasıyla namazın bozulacağını söylemişlerdir.

Buna göre namazlarımızda Efendimizden rivayet edilen meşhur hadislerdeki dualarla, Kuran ayetlerinde bulunan duaları okuyarak bunlarla Allaha niyazda bulunmalı fakat namazın ne secdesinde, ne rükûsunda ne de başka bir rüknünde ona beşer kelamı karıştırmamalıyız. İmam olarak cemaate namaz kıldırdığımızda da sadece sünnet olan tesbihleri okumalı, yapılabilecek ilave duaları ise sünnetlere saklamalıyız. Çünkü, cemaate zorluk çıkarma ve onları namazdan soğutma ihtimalimiz vardır.

Teheccüd namazı kaç rekât olarak kılınmalıdır?

Teheccüd namazının rekatları hususunda farklı ifadelerin yer aldığı sahih rivayetler vardır. Bu rivayetlerde Allah Resulü’nün 4,8,11,13 rekat teheccüd kıldığı anlatılır. İhtimal Nebiler Serveri, bazen 4, bazen 8, bazen de 11 veya 13 rekat kılmış olabilir.(Buhari, Vudû 36, Tefsir 3/ 18,19,20; Müslim, Müsafirun 182).

Fakat Hanefi mezhebi, 11 rekat rivayeti en kavi rivayet olarak görmüş ve görüşünü bu istikamette belirlemiştir. Buna göre, 11 rekatın 3 rekatı vitir, geriye kalan 8 rekat ise teheccüd namazıdır. Dolayısıyla rekat açısından kâmil-i mükemmel teheccüd namazı kılınacaksa, 8 rekat kılınmalıdır. Yalnız bu kesin hatlarla yapılmış bir sınırlama değildir. Yani farz namazlarda olduğu gibi, 8’den az veya çok olursa, teheccüd olmaz denilemez. Bu nafile bir namazdır. Nafilelerde vüs’at esastır. Onun için bir insan teheccüd adına kaç rekat kılarsa kılsın, o -inşallah- makbuldür. Ama Allah Rasûlü, bunu genellikle 8 rekat olarak kılmıştır.

Öte yandan nafile namazlar adına ortaya konulan genel disiplinler de bu konuda çok önemlidir. Mesela; kıraatı uzun tutarak kıyamda uzun durma ve bu suretle kılınacak iki rekatlık namaz, kısa surelerle kılınan 8 rekatlık namazdan daha faziletlidir. Bu sebeple bu konuda mutlak ve objektif değerler ortaya koymak da olabildiğine zordur. Hasılı, teheccüd berzah karanlıklarını aydınlatacak olan bir namazdır. berzah hayatın aydınlık olmasını isteyenler, bu namazı kaç rekat olursa olsun mutlak suretle kılmalıdırlar.

Ramazan dışında vitir namazını cemaatle kılmakta bir mahzur var mıdır?

Teravih namazının dışındaki nafile namazlarda olduğu gibi, tedai (birbirini davet etmek) yolu ile olursa kerahet vardır. Bir kişiye yine vitir kılacak bir veya iki kişi uyarak cemaat olsalar bunda kerahet yoktur. Peygamber Efendimiz (s.a.s), bazı günlerde vitir namazını kılarken Hz. Aişe’ye (r.a) imamlık yapmıştır. Hazreti Ömer (r.a), Hazreti Ebu Bekir’in (r.a) vefatında onu defnettikleri gün vitri cemaatle kılmışlardır. Bunlardan anlaşılmaktadır ki vitri, Ramazan dışındaki günlerde devamlı olarak cemaatle kılmak mekruhtur. Ara sıra ve insanlar özel olarak cemaatle kılmak için çağrılmadan olursa bunun mekruh olmayacağı görüşü hâkim bulunmaktadır. (Nimetü’l-İslam, Namazla ilgili bölüm, s. 360)

Vitir namazı neden üç rekâttır?

İbadetler taabbudîdir. Yani sadece Allah emrettiği için yapılırlar. Bunların sebebini ve illetini akıl kavrayamaz. Yani ibadetler dinde ne şekilde hangi formatta yapılması isteniyorsa o şekilde eda edilirler. Yani bizler niçin günde altı veya dört değil de beş vakit namaz kılıyoruz? Veya neden orucu bir ay tutuyoruz. Hâlbuki bundan daha az veya fazla da olabilirdi. Aynı şekilde zekât oranları namazların rekât sayıları vs. hususlar dinde nasıl emredilmişlerse o vecih üzere yerine getirilirler.

Tabii ki, bunların birçok hikmet ve faydaları olabilir. Ancak ibadetler bu hikmet ve faydalara bina edilmez. Bunun yerine emr-i ilahî esas alınır.

Buna göre vitir namazı üç rekât olduğu gibi akşam namazı da üç rekâttır. Tabii ki bu rakam üç değil de daha az veya fazla olabilirdi. Ve aynı soruyu o zamanda sorabilirdik. Yani vitir namazı üç rekât değil de daha farklı bir sayıda kılınsaydı, aynı şekilde neden vitir beş rekât veya yedi rekât diye sorabilirdik. Ancak Sahib-i şeriat olan Allah (c.c), rekât sayısını bu şekilde vaz’ ettiği için biz de buna göre kılıyoruz.

Seferilikte namazlarımızı kısaltmak zorunda mıyız? İstersek kısaltmadan da kılabilir miyiz?

Yolculuk durumu, genel olarak meşakkat ve sıkıntı içerdiğinden bu durumdaki kişi için bazı kolaylıklar getirilmiştir. Bunlar yolcuya tanınan ruhsatlardır. Bunların başında Ramazan ayında yolculuk yapan kişi için tanınan, orucu yolculuk anında tutmayıp sonraya bırakma ruhsatıdır. Normalde bir gün bir gece olan mest üzerine mesih süresi, yolcu için üç gün üç geceye çıkarılmıştır. Ayrıca yolcu olan kişinin, dört rekâtlı farz namazlarını ikişer rekât olarak kılmasına da izin verilmiştir. Buna “kasrü’s-salât” denir.

Hanefî mezhebinde seferî iken namazların kısaltılması Allah’ın bir lütfudur. Bu lütuf azimet manasında bir ruhsattır. Bu itibarla yolcunun namazı kısaltması vaciptir. Yolcunun bilerek dört rekâtlı bir farzı ikiye indirmeyip dört kılması mekruhtur.

Yolculukta dört rekâtlı namazların kısaltılarak kılınması konusunda ayet ve Peygamberimiz’in uygulaması bulunmakta olup ayrıca âlimler bu hüküm üzerinde icma etmişlerdir.

İmam Şafiî’ye göre yolcu serbesttir. Dilerse dört rekâtlı farzları kısaltmadan kılabilir.

Namazların kısaltılmasına dair ayet şudur: “Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman, eğer kâfirlerin size kötülük etmesinden (fitne) korkarsanız, namazları kısaltmanızda bir sakınca yoktur.” (Nisa Suresi, 4/101).

Bu konuda varid olan hadislerden biri şu şekildedir: Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte Mekke’ye gitmek üzere Medine’den çıktık. Efendimiz yolda namazları ikişer ikişer kılıyordu. Medîne’ye dönünceye kadar hep böyle yaptı.” Enes’e: “Mekke’de ne kadar kaldınız?” diye sorulmuştu: “Orada on gün kaldık” dedi.” (Buhârî, Taksîr 1, Megâzî 52; Müslim, Salâtu’l-Müsâfirîn 15)

 

Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımız cuma namazı kılabilir mi?

Ömer Nasuhi Bilmen, cumanın edasının şartları bölümünde şöyle diyor:

“Cuma namazını, bulunulan yerdeki idarecinin veya onun göstereceği kimsenin kıldırmasıdır. Şöyle ki: Cuma namazını en büyük idareci veya onun izniyle diğer bir şahıs kıldırmalıdır. İdareci veya onun görevlendirdiği bir şahıs bulunmayan bir yerde, Müslüman cemaatin tayiniyle içlerinden biri Cuma namazını kıldırabilir. İslam hükümlerinin uygulanmadığı (darülharp gibi) yerlerde Cuma namazı böyle kılınır. (Büyük İslam İlmihali, Sarmaşık Yay., s. 140) Buna göre yurtdışında yaşayan vatandaşlarımız da Cuma namazı kılabilirler/kılmalıdırlar.

Namaz da kıraat esnasında secde ayeti geçerse tilavet secdesini hemen yapmak gerekir mi?

Na­maz sı­ra­sın­da oku­na­cak sec­de aye­ti için ti­la­vet sec­de­si der­hal va­cip olur. Çün­kü bu na­maz­dan bir par­ça ol­muş­tur, na­maz dı­şın­da ka­za olu­na­maz.

Sec­de aye­ti na­maz­da kı­yam ha­lin­de okun­sa, eğer bun­dan son­ra üç ayet­ten faz­la okun­ma­ya­cak­sa na­maz için ya­pı­la­cak rükû ve­ya sec­de­ler­le, bu ti­la­vet sec­de­si de ye­ri­ne ge­ti­ril­miş olur. Ti­la­vet sec­de­si­ne ni­yet edi­lip edil­me­me­si so­nu­cu de­ğiş­tir­mez. An­cak üç ayet­ten faz­la oku­na­cak ise bu sec­de aye­tin­den do­la­yı he­men ba­ğım­sız ola­rak rükû ve­ya sec­de edil­me­si ge­re­kir. Çünkü bu du­rum­da, na­ma­zın rükû ve sec­de­le­riy­le bu ti­la­vet sec­de­si düş­mez.

Sec­de aye­ti­ni na­ma­zın için­de oku­yan kim­se, di­ler­se oku­ya­ca­ğı ayet­le­rin mik­ta­rı­na bak­mak­sı­zın der­hal “Al­la­hu ek­ber” di­ye­rek ti­la­vet sec­de­si­ne va­rır. Ti­la­vet sec­de­si ni­ye­tiy­le yal­nız rükûya var­ma­sı da ye­ter­li­dir. Bun­dan son­ra ye­ni­den aya­ğa kal­kar, bir kaç ayet da­ha okur, on­dan son­ra na­ma­zın rükûuna ve sec­de­le­ri­ne gi­derek na­ma­zı­na de­vam eder. Eğer bir su­re­yi bi­tir­miş ise, baş­ka bir su­re­den bir­kaç ayet okur. Çün­kü ti­la­vet sec­de­sin­den kal­kar kalk­maz bu şe­kil­de bir kaç ayet oku­ma­dan rukû ve sec­de­ye var­mak mek­ruh­tur.(Delilleriyle İslam İlmihali)

Sehiv secdesi yapılması gerektiği halde yapılmazsa namaz bozulmuş olur mu?

Ha­ne­fi­le­rin sağ­lam gö­rü­len gö­rü­şü­ne gö­re se­hiv sec­de­si va­cip, ge­nel ola­rak di­ğer mez­hep­le­re gö­re sün­net­tir. Hanefîler bu ko­nu­da şöy­le der: Na­maz kı­lan ki­şi bu sec­de­yi ter­ket­mek­le günahkâr olur, fa­kat na­ma­zı bozulmaz. Çün­kü se­hiv sec­de­si kay­bol­muş bir şe­yin taz­mi­ni­dir. Bir şe­yin taz­mi­ni ise an­cak va­cip olur. Se­hiv sec­de­si, te­şeh­hü­dü oku­mak ve se­lam ver­mek gi­bi va­cip olan iş­le­rin ya­pıl­ma­masın­dan do­ğan gü­na­hı kal­dı­rır, fa­kat farz olan bir şeyi mesela bir rükûyu yap­ma­mak­tan do­ğan ek­sik­li­ği kal­dır­maz.

Se­hiv sec­de­si ima­ma ve tek ba­şı­na na­maz kı­la­na va­cip­tir. İma­ma uyan ki­şi na­ma­zın­da ya­nı­lırsa onun üze­ri­ne se­hiv sec­de­si va­cip ol­maz. Eğer imam ya­nıl­mış­sa ce­ma­a­tin ona uy­ma­sı va­cip olur. (Delilleriyle İslam İlmihali)

Tahiyyatta otururken sağ ayak parmaklarını büküp ayağı dik tutarak oturmanın hükmü nedir?

Namazda sağ ayak parmaklarını büküp ayağı dik tutarak oturmak sünnettir. Nitekim Nimet-i İslam adlı ilmihalde şu şekilde geçmektedir: “Gerek celsede gerekse ka’dede erkek kısmı sol ayağını yere yayıp sağ ayağını parmakları kıbleye dönük olmak üzere dikmektir.” (Nimet-i İslam, Mehmed Zihni Efendi, s. 297)

Geçerli bir mazereti olmadan namazı terk edenler dinden çıkmış olurlar mı?

Dinimize göre farz veya haram olan hükümleri inkâr etmek kişiyi dinden çıkarsa da onları uygulamamak dinden çıkarmaz ancak bu durum büyük bir günahtır. Her ne kadar “Hiçbir mazereti olmadığı hâlde namazı terk eden kâfir olur.” meâlinde bir hadis olsa da buradaki “kâfir olur” sözü, “Allah’a şükür vazifesini yerine getirmemiş, nimetlerine karşı nankörlük etmiş” anlamında yorumlanmıştır. Buna göre namazı inkâr etmek dinden çıkmaya sebep iken, kılmamak büyük bir günahtır.

 

Farz-ı ayn ne demektir ve hangi namazlar bu sınıfa dâhildir?

Dinen mükelleflik şartlarını taşıyan her Müslüman’ın yerine getirmekle sorumlu olduğu namazlar, farz-ı ayndır. Sabah iki, öğle dört, ikindi dört, akşam üç ve yatsı dört olmak üzere toplam on yedi rekâttan oluşan beş vakit farz namazlar ve haftada bir kılınan iki rekâtlık Cuma namazının farzı farz-ı ayndır.

 

Vacip namazlar kaç çeşittir, hangileridir?

Vacip namazlar kendi içinde ikiye ayrılır.

• Vacip oluşu kulun fiiline bağlı olmayan vacip (li aynihî vacip): Yatsı na-mazından sonra kılınan üç rekâtlık vitir namazı ile Ramazan ve Kurban bayramı namazları gibi.

• Vacip oluşu kulun fiiline bağlı olan vacip (li gayrihî vacip): Nezir namazı ve bozulan nafile namazın kazası gibi.

Farz-ı kifâye ne demektir ve hangi namazlar bu sınıfa dâhildir?

Müslümanlardan belli bir kişi ve topluluğun yerine getirmesiyle diğerlerinden sorumluluğun kalktığı farza farz-ı kifâye denir. Nitekim namazla ilgili olarak bunun tek örneği cenaze namazıdır. Cenaze namazını Müslümanlardan herhangi birileri kılınca diğer Müslümanlardan sorumluluk düşer. Sevap ve fazileti ise namazı kılanlar elde etmiş olurlar.

 

Nezir namazı ne demektir?

Kişinin bir vesileyle “Şu kadar namaz kılmayı nezrediyorum (adıyorum)” diye-rek iradî olarak kendi üzerine almış oldu-ğu namazdır. Bu şekilde adanan bir yü-kümlülüğün yerine getirilmesi vaciptir.

 

Revâtib sünnetler ne demektir?

Farz namazların öncesi ve sonrasında eda edilen sünnetlerdir. Bunlara müekked sünnetler de denir. Beş vakit namaz içindeki toplam yirmi rekât sünnet ile Cuma namazının ilk ve son sünnetlerinden oluşan sekiz rekâtlık sünnetler revâtib sünnettir.

 

Beş vakit namazın rekât sayısı nasıldır?

Sabah: 2 rekât sünnet, 2 rekât farz= 4 rekât Öğle: 4 rekât ilk sünnet, 4 rekât farz, 2 rekât son sünnet= 10 rekât İkindi: 4 rekât sünnet, 4 rekât farz= 8 rekât Akşam: 3 rekât farz, 2 rekât sünnet= 5 rekât Yatsı: 4 rekât ilk sünnet, 4 rekât farz, 2 rekât son sünnet= 10 rekât  

Gayr-i müekked sünnet ne demektir?

İkindi namazının sünneti ile yatsı namazının ilk sünneti gayr-i müekked sünnettir. Bu namazlara müstehap veya mendub da denmektedir. Peygamberimiz bunları bazen kılmış bazen terk etmiştir. Bu sünnetleri de mümkün olduğunca kılmaya çalışmalı, kılmamayı alışkanlık hâline getirmemelidir.

 

Regâib sünnetler ne demektir?

Revâtib sünnetler dışındaki nafile namazlara regâib sünnetler denir. Bu sünnetler, Efendimiz’in (aleyhissalatü vesselâm) sünnetine istinaden belirli zamanlarda veya bazı vesilelerle veyahut kişinin kendi isteğiyle herhangi bir zamanda Allah’a yakınlaşmak ve sevap kazanmak niyetiyle kılınan namazlardır. Bu namazlar gönüllü olarak kılındığı için “gönüllü (tatavvu) namazlar veya arzuya bağlı namazlar” olarak da isimlendirilir.

Kıble nasıl tespit edilir?

Eğer pusula, pusulalı seccade gibi imkânlar yoksa veya var da doğruluğundan emin değilsek kıble şu tahminî yollarla da bulunabilir:

• Sabah güneşin doğduğu yönü tespit ettikten sonra sol kolumuzu doğuya, sağ kolumuzu batıya uzattığımızda kuzey yönü arkamızda kıble yönü olan güney ise ön cephemizde kalır. Türkiye’de kıble yaklaşık olarak güney ile güneydoğu yönleri arasında bulunmaktadır.

• Kıbleyi tayin etmede ikinci usul de kıble saatidir. Yurtiçi takvimlerinde namaz vakitlerinin son sütununda günlük olarak şehirlerin kıble saatleri bulunur. Kıble tespitinin yapılacağı gün takvimdeki kıble saatinde güneşe doğru ayakta durulduğunda kıbleye dönülmüş olmaktadır. Çünkü güneş o an tam Kâbe istikametindedir. O saatte yüzünü güneşe dönen, kıbleye dönmüş olur.

Ancak şunu da unutmamak gerekir ki kıble saatleri sadece adı geçen şehir için geçerlidir. Ayrıca bu kıble bulma tekniği sadece Türkiye’deki şehirlere mahsustur.

• Üçüncü bir kıble bulma tekniği ise “Dünya Kıble Günü”ne göre bulmaktır. Bütün dünyadaki kıblenin aynı anda tespit edildiği güne “Dünya Kıble Günü” denir. O an, gündüz olan dünyanın her noktası için bu usul geçerlidir. Kıble tayininde yapılan hataları gidermek için 28 Mayıs ve 16 Temmuz tarihleri, “Dünya Kıble Günü” olarak kararlaştırılmıştır. Senede iki defa, 28 Mayıs Türkiye saati ile 12:18’de ve 16 Temmuz saat 12:27’de güneş tam Kâbe-i Muazzama üzerinde bulunur. Bu iki vakitte, dünyanın o anda gündüz olan yerlerinden herhangi birinde güneşe doğru yönelen kimse, aynı zamanda kıbleye dönmüş olur. Böylece bir yerin kıble yönü kolayca ve doğru bir şekilde belirlenebilir.

Namazın farzları nelerdir?

Namazın on iki farzı vardır. Bunların altı tanesi namazdan öncedir. Namazdan önce olan farzlara “namazın şartları” denilir. Altı tanesi de namazın içindedir ki bunlara “namazın rükünleri” denilir.

 

Hangi şeyler ağır (galiz) necâset kabul edilir?

• İnsan vücudundan çıkan idrar, dışkı, meni, mezi, vedi, kan, irin, sarı su, ağız dolusu kusmuk, hayız-nifas ve istihaze kanları gibi abdest veya gusül almayı gerektiren her şey

• Eti yenmeyen hayvanların idrarları, ağız salyaları ve tersleri (Eti yenmeyen hayvanlardan kedinin salyası ve artığı temizdir)

• Bütün hayvanların akan kanları

• Eti yenen hayvanlardan tavuk, kaz, ördek ve hindi gibi kümes hayvanlarının tersleri ( Eti yenen hayvanlardan serçe, güvercin gibi havada pisleyen kuşların tersleri, temizdir.)

• “Meyte” tabir edilen leşler, yani, karada yaşayıp besmele ile boğazlanmaksızın ölen hayvanlar ve bunların tabaklanmamış derileri

• Alkollü içkiler (şarap vs.) (Sarhoşluk verici maddelerin içilmesi haram olduğu gibi, onların değdiği beden veya elbise ile namaz kılmak da doğru değildir. Zira bunlar necis(pis) hükmündedir)

Namazın sıhhatine mâni olan ağır necâsetin miktarı nedir?

Galiz necâset tabir edilen ağır pislik yaş ve kuru maddeden oluşmasına göre farklı değerlendirilir. Şayet kuru bir madde ise üç gramdan fazla olması hâlinde namazın sıhhatine mâni olur. Yani üzerinde üç gramdan fazla miktarda kuru ağır necâset bulunan kimsenin namazı geçerli olmaz.

Eğer yaş bir madde ise bu durumda bakılır. El ayası dediğimiz avuç içinden daha geniş bir alana yayılmışsa o şekilde kılınan namaz geçerli olmaz.

İş elbisesi ile namaz kılınabilir mi?

Şayet iş elbisesinde ağır ve hafif necaset sınırlarını aşan pislik yoksa, namazın sıhhati yönünden, o elbise temiz hükmündedir. Elbisede bulunan badana, boya, madenî yağlar, pas ve benzeri kirler namazın sıhhatine manî değildir.

Bununla beraber camiye veya mescide giderken Kur’ân-ı Kerim’in emrince (A’râf, 7/31) temiz elbise giymeye çalışmak gerekir. Cemaate iştirak eden bir kimsenin en güzel elbiselerini giymesi cemaate saygının bir gereğidir. Hâsılı gerek evde, gerek diğer yerlerde tek başına da olsa namazların temiz ve güzel bir kıyafetle kılınması, şüphesiz ki daha iyidir.

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz