Bedir ashabı neden büyüktür?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Seleflerimiz, “Bir insan Bedir ashabının isimlerini herhangi bir maksadı için şefaatçi olarak zikretse, Allah o maksudunu hasıl eder” demişlerdir.

Ad ve isim mühim değildir. Mühim olan o müsemmayı hatırlamaktır. Siz: “Allahümme bi seyyidina Hamza” dediğiniz zaman, Hazret-i Hamza’nın mübarek ruhanîyatı orada hazır bulunacaktır. Geçmişteki büyüklerimizin ittifak ettikleri bu hususta pek çok rivayet de vardır. Ve onların adları Cebrail’in, Mikail’in İsrafil’in, Azrail’in ve diğer bütün meleklerin adlarından önce gelen adlardır.

O gün, Bedir ashabı babaları, kardeşleri, akrabaları, evlatları ve aşiretleriyle karşı karşıya geldiler. Yani birlikte neş’et edip birlikte büyüdükleri, kimi zaman acılarını kimi zaman sevinçlerini paylaşarak hayat sürdükleri şahsî dostlarını, Allah ve Resûl’ü için terk edip karşı karşıya geldiler. Ebu Ubeyde babasıyla karşı karşıya geldi. Hazreti Ali, kardeşi Akil’in karşısında durdu. Hazreti Ebu Bekir atını sürüp oğlu Abdurrahman’ın saflarını yardı. Hazreti Ömer, hiç tereddütsüz, dayısı As İbni Hişam’ın boynunu vurdu…

Abdurrahman, Müslüman olduktan sonra bir gün, babası Ebu Bekir’e şöyle dedi: “Bedir savaşında, birdenbire gözüme iliştin. Önüne gelen herkese kılıç sallıyordun. Seni başkalarına bırakıp, bir başka tarafa gittim. O’nu başkası öldürsün dedim.” Ebu Bekir ise oğluna: “Oğlum sen o gün karşıma çıksaydın, vallahi senin gibi yapmazdım. Allah ve Resûlü için oracıkta öldürürdüm seni” dedi. Her baba evladını sever. Hazreti Ebu Bekir gibi bir baba ise çok daha fazla sever. Ama Allah’ı ve Resûlullah’ı her şeyden çok sever.

Resûl-ü Ekrem’in huzuruna genç, filiz gibi bir delikanlı geldi: “Ya Resûlallah bir cemaat içinde, senin bahsin geçti. Babam da söze karışıp, hakkında uygunsuz sözler sarf etti. Başım döndü. Tahammül edemedim. Kılıcımı bağrına saplayıp, öldürdüm O’nu” dedi. Resul-ü Ekrem sükût etti. Biraz sonra başka bir genç geldi. “Ya Resûlallah, babam, senin hakkında uygunsuz sözler söyledi. Baba katili olmak istemedim, başkasına havale ettim. O da babamı öldürdü. Sana uygunsuz söz söyleyen, seni tanımayan, takdir etmeyen bir baba yakışmaz bana. Sana bağlı isem, öyle bir babayı istemem” dedi. Resûlullah yine sükût ettiler. Birinci gence “Neden öldürdün?” demedikleri gibi, ikinci gence de “Neden öldürmedin?” demediler.

Hakkında ayet nazil olunan, daha enterasan hadise ise; Ebu Ubeyde Hazretleri’nin başından geçen hadisedir. Allah Resûlü O’na “Ümmetin emini” buyurmuşlar, Cennet’le müjdelemişlerdi. Ümmetin arasındaki huzursuzluklar, hoşnutsuzluklar ve geçimsizlikler çok defa O’nun eliyle giderilirdi. Hazret-i Ömer vefaat edeceği zaman: “Hayatta olsaydı, size, O’nu tavsiye ederdim” demişti.

Ebu Ubeyde, çok şefkatli ve merhametli, babası Cerrah ise, gözü dönmüş bir haindi. Bedir harbinde, birdenbire, oğlunun karşısına çıkıverdi. Ebu Ubeyde, karşısında babasını görünce, kendisini bırakmasını söyledi. “Baba, beni bırak, başka tarafa git, başkalarıyla savaş” dedi, hemen safların bir başka tarafına geçti. Babası tekrar karşısına dikilince: “Baba benimle uğraşma” diyerek yine yerini değiştirdi. Babası kafir bile olsa, bir baba katili olarak Resûlullah’ın huzuruna gitmek istemiyordu. Ama babası, tekrar, öyle bir yerde karşısına çıktı ki, yerini değiştiremedi, kaçamadı, kılıcını babasının sinesine sapladı. Cerrah, oracıkta yıkılıp öldü. Ebu Ubeyde ağlaya ağlaya Resûlullah’ın huzuruna geldi. “Ya Resûlullah. Ben istemeyerek babamı öldürdüm” dedi.

Baba insanın velinimetidir. Babayı öldürmek de çok mühim bir hadisedir. Fakat, Allah ve Resûlullah’ın karşısına çıkarsa, Allah ve Resûlü babaya tercih edilir. Hadise üzerine Cenâb-ı Hakk, şu ayeti inzal buyurdu: “Sen Allah’a ve ahirete îman eden, Allah ve Resûlullah’ı seven, bağlanan o kimselerden hiçbirisini Allah’a karşı böyle bir tahaddide (meydan okumada), Allah düşmanlarına karşı müsamahakar göremezsin, bulamazsın. Onlar, Allah ve Resûlü’nün karşısına çıkan hanımlarını, çocuklarını, torunlarını, baba ve atalarını terk eder, Allah’ın ve Resûlü’nün rızasını tercih ederler.”

Bu ayet Ebu Ubeyde’nin sinesine su serpmiş, yüreğindeki ateşi söndürmüş, aynı zamanda da itidal tavsiye etmişti. Ayetin ruhunda, insanın babasını o vaziyette öldürmeyip, başkasına havale etmesinin olacağı, fakat Allah ve Resûlü için öldürürse de muahaze edilmeyeceği mündemiçtir.

Bizi de Allah ve Resûlü’ne ciddi bir sadakatin ifadesi olan aynı şeylerle imtihan etseler, bilmem ki o imtihanı kazanır mıyız? Deseler: “Resûlullah hanenize gelecek, şereflendirecek.” Acaba mü’minler, O’nun gelmesini istemeyen kızları, hanımları, babaları veya oğulları varsa, onları evlerinden temizleyip, hanelerini Resûlulah’ın teşriflerine hazırlarlar mı?

Eğer, evlerini önceden temizleyip Resûlullah’ın teşriflerine hazırlamışlarsa, onlar sadıklardandırlar. Sadakatlarını ifade etmişler demektir. İslâm’ın, Kur’ân’ın ve Allah’ın rızası uğrunda sizden istenenleri yerine getiriyorsanız, siz de sadıksınız demektir. Aksi halde sadakattan uzaksınız demektir. Hainlik veya hiyanet içindesiniz diyemiyorum. Çünkü kalpte burkuntu yapar. Ama mefhum-u muhalifi odur.

Cenab-ı Hakk (c.c.) bizleri onların şefaatine nail eylesin. Amin

M. Fethullah Gülen

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

2|253|İşte resuller! Biz onların bazısını bazısına üstün kılmışızdır. Allah, onlardan bazısıyla konuşmuştur. Bazılarını da derecelerle yüceltmiştir. Meryem oğlu İsa'ya açık ayetler verdik ve onu Ruhulkudüs'le güçlendirdik. Allah dileseydi, onların ardından gelenler, açık-seçik mesajlar kendilerine ulaştıktan sonra birbirlerini öldürmezlerdi. Ancak tartışmaya girdiler de içlerinden bazısı iman etti, bazısı küfre saptı. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi. Ne var ki, Allah dilediğini yapıyor.
Sura 2