Besmele ve Hamdele ile başlamayan işlerin güdük olduğunu bildiren hadisleri nasıl telif edebiliriz?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Açıklama: “Bismillâh ile başlanmayan her önemli iş güdüktür (hayrı kesiktir).”[1] hadisi ile “Elhamdülillâh ile başlanmayan her önemli işin de hayrı eksiktir.”[2] hadisinin vech-i tevfiki nedir?

Metinleri birbirine benzeyen bu iki hadis-i şerifin bazı rivayetlerinde aynı mânâlara gelen farklı kelimeler kullanılmıştır. Bazı lafızları itibariyle tenkide uğrayan bu iki hadis, farklı kelimelerle ashab-ı sünen tarafından da rivayet edilmiştir.[3]Besmeleyle alâkalı olan rivayette hem أَبْتَرُ hem de أَقْطَعُ lafızları kullanılmıştır ki, bu iki lafız da güdük, kesik, bereketsiz mânâlarına gelmektedir. Yani iş diyebileceğimiz herhangi bir şey, Besmele’yle başlanmazsa onun sonu gelmez, bereketi olmaz; başladığı gibi bereketsiz biter.

Diğer rivayette ise, “İş diyebileceğiniz herhangi bir şeye ‘Elhamdülillâh’ ile başlamadığınız zaman, kesik ve eksik kalır, o da sonuçsuzdur.” buyruluyor. Sorulan mesele ise, “sonu gelmez” denilen işlerin biri “Besmele”yle, diğeri de “Elhamdülillâh” ile alâkalıdır. Bu durumda bir işe “Bismillâh” diyerek başlasak, “Elhamdülillâh” ile; “Elhamdülillâh ile başlasak “Bismillâh” ile başlamamış olacağız. Bunları birbiriyle nasıl telif ederiz? Öyle olmalı ki, insan hem “Bismillâh” desin, hem de “Elhamdülillâh”ı unutmasın.

Bu karışıklığı önlemek için selefin, ikisini cem eden bir âdeti vardır. Onlar hayırlı bir işe başlarken,“Bismillâhirrahmânirrahîm Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn” diyerek hem Besmele hakkındaki emri hem de Elhamdülillâh’la alâkalı emri ve hükmü yerine getirmiş oluyorlardı.

Bu hadiste geçen bazı kelimelerden bir kısım ipuçları daha yakalamak mümkündür. Meselâ, “Besmele’yle başlanmayan iş ebterdir.” buyruluyor. Araplarda “ebter” daha ziyade nesli devam etmeyen kimseye derlerdi. Nitekim Âs İbn Vâil, Efendimiz’e o küstahça ifadesiyle ebter demişti ki, Kevser sûresi bu münasebetle nâzil olmuştu. Allah bu sûrede Efendimiz’e “Biz sana kevseri verdik. Öyle ise sen de namaz kıl, kurban kes. Seni kınayıp ayıplayan ve hakkında çirkin söz söyleyen, ebterin ta kendisidir.” (Kevser sûresi, 108/1-3) buyurmaktadır. O müşrik, Efendimiz’in oğlu olmadığından dolayı, nesli devam etmeyecek mânâsına O’na “ebter” diyordu. Kelimenin bu mânâsından hareketle Besmele’yle başlanmayan bir işin devam etmeyeceğini, bir yere kadar gitse de ondan tam netice alınamayacağını anlamak mümkündür.

Besmele hakkında bildiğimiz şeyleri de düşünerek şunu söyleyebiliriz:

Bismillâh her hayrın başıdır. Hangi hayırlı iş olursa olsun, mutlaka insanın “Bismillâh” ile başlaması gerekir. “Bismillâh”, Allah’ın adıyla demektir. Allah’ın adıyla başlayan bir iş ise, meyveleriyle öbür âlemde de devam eder. Burada Allah adına yaptığınız şeylerden dünyevî netice alamasanız dahi işin bereketi öbür âlemde devam edip gitmektedir. Binaenaleyh, Besmele’yle başlanmayan iş, bir yere kadar gitse de belli bir yerde kalır ve daha ileriye gitmez. Meselâ, işini, Allah adına, hasbî ve ihlâsla çalışmayan herhangi bir kimse, işini bir yere kadar götürse de sonuçta bir yerde kalır ve daha ileriye gitmez. Ancak Allah’a dayalı işlerdir ki, –burada her zaman olmasa da– öbür âlemde devam edip durur ve semereleri itibarıyla kat’iyen kesilmez. Yani onun mütemadî bir yümün ve bereketi olur.

Bunu anlamak için Hz. Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Allah adına, Besmeleli işine bakılması yeterlidir. Kâinatın Fahrı, maddî hükümranlık, nübüvvet ve kalblere hâkimiyet vaadiyle gelmiş, kalblerin sevgilisi, kafaların da mürebbi ve musarrifi olmuştur. Allah adına olduğundan dolayı da O gönüllere taht kurmayı bilmiş ve âlemin sevgilisi olmuştur. Ve O’nun hâkimiyeti dış yönüyle İsm-i Zâhir’in cilvesi olarak asırlarca devam etmiştir.

Her ne kadar yirminci asırda O’nun şahs-ı mânevî olarak tam hâkimiyeti göze çarpmıyorsa da, bir mânâda yeryüzündeki bütün sistemler Efendimiz’in getirdiği yümün ve bereketten istifade etmişlerdir/etmektedirler. Meselâ, devlet ve devletçilik adına, işçi sınıfının haklarını koruma konusunda insanlığın O’ndan alacağı çok şey olduğu gibi, kapital mevzuunun dengeli ele alınmasında da O tam bir rehberdir. Tarih boyunca O’nun getirdiği sistem –bu sistem bazen suistimal edildiğinden dolayı ifrat ve tefritlere girilse de– hep denge unsuru olmuştur. İşçi-patron münasebetini ilk defa ele alan Efendimiz’dir. İşçi-patron ilişkilerinin nasıl olması gerektiği hususunun Avrupa’ya Endülüs yoluyla geçmiş olduğu düşüncesini paylaşan bir hayli ilim adamı vardır. İhtimal O’ndan sonra, sınıflar arasında muvazene kurulamadığından dolayı kavga ve anarşiye meydan açılmış ve peşi peşine ayaklanmalar olmuştur.

Elhamdülillâh’la başlama mevzuunda bir de أَقْطَعُ tabiri vardır ki, bitik, kesik mânâlarına gelir. Ümmet-i Muhammed, Tevrat’ta “Hammâdûn” yani çok hamdedenler diye anlatılır.[4] Efendimiz de çok hamdeden ümmetin, “Muhammed” isminde çok hamdedilen, övülen, “Mahmud” isminde övgüye mazhar, “Ahmed” isminde ziyade öven, medheden ve hamdeden bir peygamberidir. Bundan anlıyoruz ki, “Hammâdûn” olan bir ümmetle “Muhammed”, “Ahmed” ve “Mahmud” olan o ümmetin Peygamber’i arasında çok sıkı bir münasebet bulunduğu gibi, bütün kitapları hulâsa eden, Elhamdülillâh ile başlayan ve namazda beş defa tekrarlanan ve Elhamdülillâh ile anlatılan ümmet-i Muhammed arasında ciddî bir münasebet var. Öyle ise bu ümmet hamdetmelidir; bu ümmetin ilk sözü hamd[5], Cennet’e dahil oldukları zaman son sözleri de yine hamd olacaktır.[6] Bundan dolayı burada işlerini hamd ile yürütmeyen, hamd ile başlatmayan bir insan için dünyada bu nimetler bitiverdiği gibi, ahiret adına bereketi de devam etmez.

Dünyada bu şekilde hamd etmeyenler, ahirette dirildikleri zaman, “Hamdolsun bizi bu Cennet’e eriştiren Allah’a! Eğer Allah bizi muvaffak kılmasaydı, biz kendiliğimizden yol bulamazdık. Rabbimiz’in elçilerinin gerçeği bildirdikleri bir kere daha kesinlikle anlaşılmıştır.” (A’râf sûresi, 7/43) diyemezler. Esasen orada bunu diyebilmek çok önemlidir. Bunun için de dünyada “Besmele” ve “Hamdele” asla terk edilmemelidir.

[1] Bkz.: Hatîb el-Bağdâdî, el-Câmi’ li ahlâki’r-râvî ve âdâbi’s-sâmi’ 2/69-70; el-Gazzâlî, İhyâu ulûmi’d-dîn 1/206. [2] İbn Mâce, nikâh 19; İbn Hibbân, es-Sahîh 1/173; en-Nesâî, es-Sünenü’l-kübrâ 6/127. [3] Bkz.: İbn Mâce, nikâh 19; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 2/359; en-Nesâî, es-Sünenü’l-kübrâ 6/127; ed-Dârakutnî, es-Sünen 1/229. [4] Dârimî, mukaddime 2; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 10/89. [5] Bkz.: Fâtiha sûresi, 1/1. [6] Bkz.: Yûnus sûresi, 10/10.

Kaynak: M. Fethullah Gülen, Çizgimizi Hecelerken

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

36|43|Eğer dilersek onları boğarız. Bu durumda ne kendileri için feryat eden olur ne de kurtarılırlar.
Sura 36