Boşanmadan Sonra Çocuğun Bakımı (Hadâne)

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Evliliğin sona ermesinin anne-babaya bakan neticeleri olduğu gibi çocuklara bakan yönleri de bulunmaktadır. Bu yazımızda, sona eren evliliklerde çocukların bakım ve terbiyesi manasına gelen “hadâne” veya “hidâne” üzerinde durmaya çalışacağız.

İslâm hukukuna göre küçük çocuğun üzerinde üç türlü velâyet vardır. Bunlar; şahıs, mal ve terbiye velâyetidir. Terbiye velâyeti manasına gelen hadâne, özellikle evliliğin sona ermesiyle yani boşanmayla gündeme gelir ve çocuğun kimde kalacağıyla ilgili problemin çözümünü içerir.

Hadâne hakkının anneye verilmesinin delili şu hadis-i şeriftir: Bir gün bir kadın Peygamberimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına gelerek şöyle demiştir: “Ya Resûlallah, şu çocuk benim oğlumdur. Karnım ona yuva, göğsüm pınar, kucağım da ona kundak oldu. Şimdi babası beni boşadı ve çocuğu benden almak istiyor.” Bunun üzerine Peygamberimiz (aleyhissalâtu vesselam), “Başkası ile evlenmediğin sürece onun üzerinde sen hak sahibisin.” buyurmuştur.[1]

Hz. Ebûbekir de (radıyallahu anh) konuyla ilgili olarak bir babaya şöyle nasihatte bulunmuştur: “Annenin okşaması, kucağına alması ve kokusu, çocuk bakımından senin yanında kalmasından daha hayırlıdır. Sonra çocuk büyüyünce seçimini yapar.”[2]

Hadâne Ehliyeti

Hadâne, ifade edildiği üzere çocuk terbiyesi manasına gelir. Bu hak, neseben annenin hakkıdır. Anne, ister Ehl-i Kitap olsun isterse Mecusî olsun durum fark etmez. Ancak anne, dinden dönmüşse Müslüman oluncaya kadar bu haktan mahrum kalır. Aynı şekilde anne, zina, hırsızlık gibi çocuğu zâyî edecek kadar fâcir/günahkâr ise çocuğun temyiz yaşına (7-8 yaş) annesinin yanında kalabileceği söylense de Şâfiîlerde namazı terk eden anneye dahi bu hak verilmez.[3] Çocuğun bakımı ve terbiyesinin ilk olarak anneye verilmiş olması, bu konuda hem fıtrî becerisinin olması hem de çocuğa karşı cibillî bir şefkat ve merhamet taşıması sebebiyledir. Evet, bir anne, Mecusî de olsa, günah içinde de bulunsa, çocuğuna karşı şefkat gösterir ve ona bakar. Ancak, ahlâkî olarak çocuğun durumu tehlikede ise Şâfiîlerin hassasiyetine göre hareket edilmelidir.

Hadâne hakkına sahip olan kimsenin, hür, âkıl bâliğ, güvenilir ve muktedir olması gerekmektedir. Bu kişinin güvenilir olmasından maksat, çocuğu hayata hazırlama, sağlıklı bakabilme ve ona gerekli ahlâkî terbiyeyi verebilmesidir. Bu kişinin muktedir olmasından maksat da çocuğun bakımını yapabilecek güce ve sağlığa sahip olmasıdır.[4]

Çocuğu terbiye hakkına sahip olanlar için bu hakların yanında kadın ve erkekle ilgili hususî şartlar da bulunmaktadır. Erkeğin Müslüman olması, bakacağı çocuk kız çocuğu ise ona mahrem olması; kadının ise çocuğa yabancı yani mahrem biriyle evli olmaması şartları bulunmaktadır.[5]

Eğer anne, baba bulunmazsa veya anne, baba hadâne hakkına sahip olabilecek niteliklerde değilse, bu hak sırasıyla anneanneye, babaanneye, öz kız kardeşe, anabir kızkardeşe, bababir kızkardeşe, öz kızkardeş kızlarına, ana veya bababir kızkardeş kızlarına, teyzelere ve halalara geçer. Bunlardan sonra sırasıyla babaya, dedeye, erkek kardeşe… gelir.[6] Hadânede önceliğin anne tarafı olan akrabalarda olduğu dikkat çekicidir.

Günümüz Türk Medenî Kanunu’nda çocuğun bu hakkının kime verileceği ile ilgili herhangi bir düzenleme bulunmayıp, bu tamamen hâkimin yetkisine bırakılmıştır.

Hadâne Süresi

Kadınlar açısından hadâne müddeti çocuğun cinsiyetine göre değişmektedir. Hadâne hakkına sahip bir kadın, erkek çocuk kendi başına yiyip içinceye ve istincada bulununcaya kadar bu hakka sahip olur. Tercih edilen görüşe göre erkek çocuk için hadânenin sınırı, yedi yaştır. Bu yaşından sonra çocuk, velîsine iade edilir.[7]

Kız çocukları ise annesinin veya nenesinin yanında âdet görünceye, İmam Muhammed’in fetvaya esas olan görüşüne göre de müştehât oluncaya kadar kalır ki bunun sınırı da dokuz yaşıdır.[8] Şâfiî mezhebinde ise erkek veya kız çocuğunun hadâne müddeti, temyiz çağına kadardır. Bu yaşa gelince annesiyle babası arasında bir tercih yapma hakkına sahiptir. Kız çocuğu annesini tercih ederse sürekli olarak annesinin yanında kalabilir. Babasını tercih ederse annesi onu ziyarete gelebilir. Erkek çocuğu, annesini tercih ederse geceleri annesinin yanında gündüzleri ise talim ve terbiyesinin devamı için babasının yanında kalır.[9]

Erkek çocuklarıyla kız çocukları arasındaki bu yaş farkı ise şu şekilde izah edilebilir: Erkek çocuklar kendi işlerini yapabilecek yaşa erince artık erkeklerin ahlâkıyla, mizacıyla, fıtratıyla ahlâklanmaya ve ilim, sanat öğrenmeye mecbur olurlar. Bu hususları temine ise babaları, dedeleri daha ziyade layıktırlar ve buna güç yetirmeye müsaittirler. Kız çocukları ise biraz daha farklıdır. Onlar, kadınlara mahsus olan ahlâk ile ahlâklanmaya, ev işlerini öğrenmeye ve daha şefkatli, emin bir nezaret altında bulunmaya muhtaçtırlar. Bu hususları temine anneleri daha layıktır. Ancak dokuz yaşından itibaren himaye ve sıyanete muhtaç olduklarından babalarının veya dedelerine iadeleri gerekir.[10]

Hadâne Masrafları

Çocuk annesinin yanındayken, nafaka kapsamındaki zaruri masrafları dışındaki giderleri ve ihtiyaçları, öncelikle çocuğun malı varsa çocuğun malından karşılanır. Eğer yoksa bunları karşılamak babaya düşer. Baba bunları karşılayamayacak kadar fakir ise bu görev diğer nafaka yükümlüsü akrabalara ait olur.[11]Çocuk annenin yanındayken, anne-baba arasında artık bir evlilik bağı kalmamışsa, yani boşanmışlar ve iddet süresi bitmişse çocuktan dolayı bu kadına ücret ödenmesi gerekir. Bu ücret de yine varsa çocuğun malından yoksa baba veya nafaka yükümlüsü akrabalar tarafından karşılanır.[12]


[1] Ebû Dâvud, talâk 35.

[2] Abdurrezzâk, Musannef, 7/153.

[3] İbn Âbidin, Hâşiyet-ü Reddi’l-Muhtâr, 3/556.

[4] Ahmet Yaman, İslâm Aile Hukuku, s. 122.

[5] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukûk-u İslâmiyye, 2/432-435.

[6] Meydânî, el-Lübâb, 2/217.

[7] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukûk-u İslâmiyye, 2/435.

[8] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukûk-u İslâmiyye, 2/435.

[9] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukûk-u İslâmiyye, 2/436.

[10] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukûk-u İslâmiyye, 2/435.

[11] İbn Âbidin, Mecmûat-u Resâil-i İbn Âbidin, “el-İbâne an ahzi ücreti ala’l-hadâne”, 2/264, 276.

[12] Talâk Sûresi, 65/6.

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

38|28|Yoksa biz, iman edip hakka ve barışa yönelik işler yapanları, yeryüzünde fesat çıkaranlarla aynı mı tutacağız? Yoksa takva sahiplerini, arsız sapıklar gibi mi yapacağız?
Sura 38