Burçlar Hakkında

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Kale, hisar, yüksek köşk manalarına gelen burç, astronomi dilinde ayın ve dünyanın uğrak yerleri olan yıldızlar topluluğunu ifade eder. Kur’ân’da, gökte burçların olduğu bildirilir ve bunlar bakanları hayrete sevk edecek bir güzellikler meşheri, Allah’ı tanıtıcı birer kudret eseri olarak takdim edilir. Böylece burçlar, birer tefekkür tablosu olarak önümüze serilir.(1)

Ayrıca, burçlara yemin edilerek, onlardaki büyük kudret hatırlatılmakta, gökteki ilahi sisteme dikkat çekilmektedir.(2) Bir başka sûrede ise “hubuk” kelimesi “burçlar” manasında beyan edilerek, yıldızların birlik beraberlik içinde ahenkle seyirlerine devam etmeleri nazara verilmiş ve insanların yeryüzünde tevhide ulaşamayıp parça parça olmaları kınanmıştır.(3) Hicr Sûresinde geçen “bürûcen” ifadesi, nekre (belirsiz) olması itibarıyla burçların sayısının belirsiz olduğuna işaret eder. Ancak, bugün sadece on iki tanesi burç ismiyle meşhur olmuş, diğerleri ise “suret” olarak tanıtılmıştır.

Bugün ifrat ve tefritlerin ağında ele alınmaktan kurtulamayan burçların, diğer ifadesiyle yıldızlar topluluğunun insanların ilgisini çekmesinin tarihi çok eskilere dayanır. Sümerlere kadar dayandırılan bu mesele, Mezopotamya’da burçlara ilahlık gücü vermeye kadar hududunu aşmıştır. Yahudilikte, herkesin tesiri altında bulunduğu birer yıldızı vardı ve aynı burç altında doğanlar akraba sayılıyorlardı.

Astroloji bir ilim midir?

Astronomi ile astroloji, önceleri birbirinden ayrı görülmeyip daha ziyade astronomi manasında bir bütün olarak değerlendirilirken, sonraları Astronomi, semadaki cisimler ve olaylarla ilgilenerek insanlığın emrine girmiştir. Gökbilimi manasına gelen astronomi, bugün bir ilim olarak ele alınır ve belli temelleri, metotları olan bir fen şeklinde değerlendirilir. Kur’ân-ı Kerîm, uzay ve içindekilere dikkat çeker. Şu âyet-i kerîme, bunun açık bir delilidir:

وَهُوَ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ النُّجُومَ لِتَهْتَدُوا بِهَا ف۪ي ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ قَدْ فَصَّلْنَا الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

“Karanın ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulasınız diye yıldızları sizin için var eden de Odur. Bilen bir kavim için biz delillerimizi böyle açıkladık.”(4)

Bu ve benzer âyetlerden anladığımız kadarıyla, yıldızların yaratılmasında üç büyük hikmet sezilmektedir:

1) Allah’ın kudretine işaret etmeleri

2) Semanın süsü olup, bizi tefekküre sevk etmeleri

3) Yol tayini vazifesi görmeleri.

Astronomiden ayrı bir alan olan astroloji ise daha ziyade yıldızlarla ilgilenip, bunlar vasıtasıyla bir kısım sırlara vâkıf olmaya çalışanların mesleği hâline gelmiştir. Yunancada “yıldız bilimi” manasına gelen bu kelime, gök cisimlerinin ve özellikle de yıldızların insan karakterine tesirini ele alır. Belli bir temele dayandırılamayan, vasıtasız ya da yarı vasıtalı bilgileri içinde barındıran, gelecekten haber vermeyi içeren, bilim denemeyecek bir meşguliyettir.

Kâinatta Her Şey Birbiriyle İrtibatlıdır

Genel manada kâinat bir sistem olarak yaratılmıştır ve bu sistem içerisinde her şey birbiriyle doğrudan ya da dolaylı olarak irtibat hâlindedir. Bir kelebeğin kanat çırpışı, başka bir yerde atmosfer hâdiselerine yön verebilir. Özellikle, bedeniyle dünyanın her şeyine ihtiyaç duyan, ruhuyla zaman ve mekânları aşan insanoğlunun, kâinatın her tarafıyla ilişkisi vardır. Şimdiki zamanı yaşarken geçmiş ve gelecek zamandan da etkilendiği gibi güneşin hareketlerinden, ayın dünyayı takibinden, dünyanın dönüşünden, yıldızların yer değiştirmesinden etkilenmesi de söz konusudur. Hatta yıldızlar kümesi olan burçların, insan karakteri üzerinde bir kısım izleri söz konusu olabilir fakat bütün bunlar, güneşin, yıldızın ve ayın kendisinden değil, onları yoktan var eden ve baş döndüren bir ahenk ve nizam içinde döndüren Allah’tandır. Ne güneşin, ne ayın, ne de yıldızların, kendilerinden kaynaklanan bir kudret ve tesirleri yoktur. Hepsi de Allah’ın emrine âmâde olarak belli bir sistem içerisinde hareket edip durmakta ve böylece Allah’ın varlığına, birliğine ve sonsuz kudret sahibi olduğuna işaret etmektedirler. Hâlbuki bugünkü haliyle astroloji, yıldızların Allah’la irtibatını keserek, onları başıboş birer varlık olarak göstermekte, bunların -hâşâ- tesadüfen bir araya gelip dağılarak insanın kaderini belirlediğini iddia etmektedir.

Evet, dinimiz astronomiye ayrı bir ehemmiyet verip onu öğrenmeyi teşvik etse de bugün tamamen gelecekten haber verme şeklinde yaygınlaşan, yıldızlara olağanüstü güçler verip onların Allah’la irtibatını kesen astrolojinin dinimizde yeri yoktur zira yer gök Allah tarafından yaratılmıştır, yegâne güç O’na aittir ve gaybı da ancak O bilir. Aksini iddia etmek şirk olur. Bir hadis-i şeriflerinde Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem):

مَنِ اقْتَبَسَ عِلْمًا مِنَ النُّجُومِ اقْتَبَسَ شُعْبَةً مِنَ السِّحْرِ زَادَ مَا زَادَ

“Yıldızlardan bir ilim alan kimse sihirden bir bölüm almış olur. Yıldızlardan aldığı bilgiler arttıkça sihirle olan ilgisi de artmış olur.” (5) buyurur ve astroloji adı altında yıldızlarla meşgul olup, gelecekten haber verme iddiasına girerek sihirle eş değer bir günaha saplanılacağını bildirir. Başka bir hadislerinde ise şöyle beyan ederler:

مَنْ قَالَ مُطِرْنَا بِنَوْءِ كَذَا وَكَذَا فَذٰلِكَ كَافِرٌ ب۪ي مُؤْمِنٌ بِالْكَوْكَبِ

“Şu veya bu yıldızın hareketi sayesinde bize yağmur yağdı” diyenler, beni inkâr etmiş, yıldızlara inanmıştır.”(6) Evet, dikkat edilecek husus, yıldızlarla meşgul olurken, onlara ilahlık vermemek, Allah’ın icraatlarını onlara isnad etmemektir.

Ehl-i Kalb Bazı İslâm Âlimleri Meşgul Olmuşlar

Vâkıa, İslâm âlimlerinden de astroloji ile uğraşanlar olmuştur. Ancak İbrahim Hakkı hazretlerinin de dediği gibi bu zatların yıldızlarla meşgul olmaktan gayesi, insanların kendi nefislerini tanımalarına yardımcı olmak ve Allah’ın gökteki eserlerine hayranlık duymalarına yol açmaktır.

Kalb ehli bazı zatların, burçlardan ve yıldız kümelerinin oluşturduğu şekillerden bir kısım yorumlara varmaları, Peygamber Efendimiz’in haber verdiği “remle” olayına benzer. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur:

كَانَ نَبِيٌّ مِنْ الْأَنْبِيَاءِ يَخُطُّ فَمَنْ وَافَقَ خَطُّهُ فَذَاكَ

“Peygamberlerden biri de kuma çizgi çizerdi. Kim çizgisini onun çizgisine uygun düşürürse isabet eder!”(7) Rivayetlere göre İdris (aleyhisselam) ya da Daniyel (aleyhisselam) kum üzerine çizgiler çizerek bazı yorumlarda bulunurmuş.(8) Buna remle denmiştir. Bu hadiste Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: “Kim remle yapıp çizgilerini o peygamberin çizgisine isabet ettirirse, yorum yapabilir.” Ancak, âlimlerimizin umumi görüşüne göre bu söz, siz onun çizgilerine isabet edemeyeceğinize göre böyle bir yola başvurmanız câiz değildir, demektir. Dolayısıyla çizgiler yoluyla bir şeylerden uğursuzluk çıkarmak câiz görülmediği gibi yıldızlara bakarak bazı asılsız haberler vermek, böylece halkı aldatmak, göz boyamak, hele bu yolla para kazanmak da câiz değildir.

Hanefî fıkıh üstadlarından Merginânî, yıldızlarla ilgilenmede iki neticenin hâsıl olacağını söyleyerek, küfre girmemeye dikkat çeker: “Bilmiş ol ki yıldızlar ilmi, haddizatında kötü değildir çünkü o iki çeşittir:

Birincisi: Hesap yolu iledir ve haktır. Kur’ân’da Allah Teâlâ: “Güneş ve ay hesab iledir.” buyurmuştur. Bundan murad güneşle ayın belli bir düzende gitmeleri yani seyretmeleridir.

İkincisi: İstidlâl (deliller bulma) yolu iledir. Yıldızların seyri ve feleklerin (gezegenlerin) hareketi vasıtasıyla bazı küçük hâdiselerin, Allah’ın kaza ve kaderi ile vuku bulacağına deliller çıkarılır ki bu câizdir. Tıpkı doktorun hasta kimsenin nabzına bakarak hastalığa ve sıhhate dair işaretler çıkarması gibi. Ama hâdiselerin Allah’ın kazası ile olduğuna inanmaz, yahut kendisinin gaybı bildiğini iddia ederse kâfir olur.”(9)

Netice

Netice olarak diyebiliriz ki astrolojinin bir hakîkati olsa da bugünkü şekliyle onunla meşgul olmak çok dikkat edilmesi gereken bir husustur. Âlimlerimizin müsaade ettikleri meşguliyet, yıldızların şekillerine bakarak ve her şeyi Allah’ın ilmine bağlayarak bir kısım yorumlarda bulunma ve Allah’ın kudretine deliller gösterme şeklinde olsa da insanları bir kalıbın içine sokup kaderin hükmünü iptal etmek ve gelecekten haber vermek asla değildir.

Evet, aynı burçta doğan insanların karakterleri birbirine benzese de o burçta doğan bütün insanları bir kalıba sokmak ve hepsi aynıymış gibi düşünmek, herkesin kaderinin ayrı ayrı yazıldığı hakîkatine terstir ve bugünkü astroloji yorumlarının pek çoğu böyle bir tersliği içinde barındırmaktadır. Hâlbuki burçların genel yapısını ve insana tesirini bilmek, insanın kendini tanımasına yardımcı olsa da kesinlikle kaderin hükmüne tesir edemez, insana, “Bu böyledir.” deme salahiyetini vermez. Dolayısıyla insan, burçları kendini tanımak için birer vesile olarak kullansa da esas olan, Kur’ân ve sünnet çerçevesinde yaşayarak iradesinin hakkını vermesidir.

Bu açıdan da “Benim burcum bu, ne yapayım, değişemiyorum, elimden bir şey gelmiyor, burçlarımız aynı veya farklı olduğu için anlaşamıyoruz, geçinemiyoruz.” gibi insan iradesini baltalayan düşünce ve inanışlar caiz değildir zira Allah, insanı burçlarla değil, iradesiyle mesul kılmıştır. İnsan kendini zorlayıp iradesini iyi yönde kullandığında, Allah’ın istediği istikamette ikinci bir tabiat kazanması mümkündür ki hayattan gaye de budur.

Dipnotlar:

[1] Hicr Suresi, 15/16-18; Furkan Suresi, 25/61. [2] Buruc Suresi, 85/1. [3] Zariyat Suresi, 51/7-8. [4] En’am Suresi, 6/97. [5] İbn Mâce, edeb 28; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/227, 311. [6] Buhârî, istiskâ 28; Müslim, iman 125. [7] Müslim, mesâcid 33; Ebû Dâvud, salât 171. [8] Ahmet Davudoğlu, Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, 3/392. [9] İbn Âbidîn, Haşiyet-ü Reddi’l-Muhtâr, 1/103.

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

27|16|Süleyman, Davûd'a mirasçı oldu ve şöyle dedi: "Ey insanlar, bize kuşların dili öğretildi ve bize herşeyden biraz verildi. Kuşkusuz bu, apaçık lütfun ta kendisidir."
Sura 27