Ayrılan Eşlerin Çocuklarına Kim Bakar?

Karı-kocanın ayrılması halinde umumi kâide şudur:”Çocukların bakımı anaya, masrafın karşılanması babaya âittir.”

Zira bakmak için gerekli olan şefkat ve beceriklilik anada, imkân hazırlayıp masraf karşılama kabiliyeti de babadadır. Bunun için baba, anası yanındaki çocukların nafakasını karşılamaya mecburdur. Ancak, ana aynı şekilde bakıma mecbur değildir. Kabul etmezse babanın anası ve diğer yakınları çocuğa bakmaya mecbur olurlar.

Ananın bakımı kızlarda dokuz yaşına, oğlanlarda ise yedi yaşına kadar devam eder. Bundan sonra onları koruma hakkı babaya âit olur. Baba korumaya daha lâyık görülür.

Ana gayr-i müslim dahi olsa çocuklar yine anaya teslim edilir. Ancak, yaşları geliştikçe anadan İslâm’ın zıddına terbiye görüp, dinden uzaklaştırma şeklinde bir telkin aldıkları anlaşılırsa alınır, bunu yapmayan bir yakına verilir. Bakım hakkını bu ana kaybetmiş olur.

Ana, bakım hakkını korumuş olması için yabancı biriyle evlenmiş olmayacak, çocukların bakımını yapmaya muktedir, korumaya malik durumda olacaktır.

Evlenen, yahut akıl ve iffetinde zaaf gösteren ana, bakım hakkını kaybeder. Çocuklar elinden alınıp babaya teslim edilir.

Bakıma devam eden ana, masraf olarak üç türlü hakka malik bulunur:

Süt emiyorsa süt hakkı. Bakım hakkı. Çocuğun kendi masrafı hakkı.

Baba üç çeşit masrafı ehl-i vukufun tensib ettiği miktarda anaya döner.

Çocuğu ana yanında ziyaret edebilir. Ayağına götürme mecburiyeti olmaz.

Ahmet Şahin

Korkutmak Niyetiyle Karısına Boşsun Demenin Hükmü?

Boşamada korkutmak veya şaka niyetiyle söylemek hükmü değiştirmez.Ağızdan çıkan kelimenin delâlet ettiği mânâya bakılır. Şayet kelime boşanma mânâsına geliyorsa hükmü carî olur, seni boşadım, diyen adamın karısı bir talâk ile boş olur. Niyeti ister korkutmak, ister şaka olsun hükme tesiri olmaz.

Şayet bunu iki defa söylemişse durum daha da ciddileşir, ama üçünü de söylemişse boşama tümüyle vaki olmuş, bir arada yaşamak da böylece yok olmuş olur.

Bu bakımdan âile reisleri boşama kelimesiyle korkutmaya ve şaka yapmaya asla yaklaşmamalı, dillerini bu gibi tehlikeli sözlere alıştırmamalıdır. Başka sözle, değişik mânâya gelen cümlelerle korkutmalı, ihtar ve ikâzda bulunmalıdır.

Ahmet Şahin

Üçten Dokuza Şart Olsun Demek Boşamak mıdır?

Önce bir hususa önemle dikkat çekmek isterim. Boşama kelimeleri son derece tehlikeli lâfızlardır. Ne şakası, ne de ciddisi sevimli olmaz, tehlikeden çıkmaz. Bu sebeple, boşama mânâsına yaklaşan kelime ve sözlerden dikkatle uzak kalınmalı, böyle cümle ve kelimelerle kadını korkutmak cihetine dahi gidilmemelidir. Zira bu gibi kelimelerin korkutma veya sevindirme niyeti hükmü değiştirmez. Hemen hepsi de âile bağını bir anda koparıp yok edebilir. Bu ikaz ve ihtardan sonra (şart olsun) sözünün mânâsına geçiyorum: — Şart olsun sözü, söylenen muhitte ne mânâya geliyor, bunu bilmek gerek. Umumiyetle bununla (boş olsun) mânâsı kast edilir. Bu mânâya gelen (şart olsun) sözü boşamaktan başka birşey değildir. Böyle olunca “üçten dokuza şart olsun”demek, kadını üç talâk ile birden boşamak demektir. Yâni kadını kocaya bağlayan üç katlı bağın üçünü de bir anda koparıp atmaktır. Sahabe zamanında da böyle fazla boşamalar olmuş, birisi karısını yüz talâk ile, biri de bin talâk ile boşamış, durum Resûlullah’a aksedince bunun üç talâk olduğunu, fazlasının ise günah olan bir lüzumsuzluk olduğunu ifade buyurmuştur. Bu hususta Halil Günenç Hoca Efendi’nin (Fetvalar) kitabının ikinci cildine bakılabilir. Ehl-i sünnet âlimleri (üçten dokuza) veya daha fazlaya şâmil boşanmalarda üç talâkın üçünün de vaki olduğuna hükmetmişlerdir. Sadece İbn-i Teymiye gibi kimseler bunun bir talâk olacağını ileri sürmüş, talebesi İbn-i Kayyımı’l-Cevzi gibileri de ona iştirak etmişlerdir.

Ahmet Şahin

Ehl-i Kitap bir kadınla boşanma durumunda çocuk kime ait olur?

Açıklama: Aldığı Hıristiyan kadını çıkan uyuşmazlık yüzünden bırakan Müslüman erkek, meydana gelmiş mâsum yavruyu ne yapacak, çocuk kime âit olacaktır?

Çocuk dâima ana – babadan hangisi hayırlı ise ona âit olur. Baba Müslümansa otomatikman babaya âit olur.

Lâkin anasız büyüyecek dereceye gelinceye kadar Hıristiyan anaya emanet olarak verilir. Baba masrafını çeker, ana da besleyip büyütür, anasız kendini idare edecek duruma gelince babanın yanına gelir.

Ahmet Şahin

Aile içinde boşama kelimesi tahrip gücü yeksek bir bombadır!

Açıklama: Beyim her kızdığında, ‘seni boşarım’ diyerek beni korkutmak istiyor. Bu durumda bana da bir şüphe geliyor. Böyle sıkça tekrarlanan ‘boşama’ sözleriyle bir boşama gerçekleşmiş olur mu? Bu konuda birazcık bilgi verebilir misiniz? ‘Boşarım’ demekle boşama gerçekleşir mi?

***

Boşama tehdidi ile boşama gerçekleşmez. Boşama ancak boşama kelimeleri ile boşadığını üç defa açıkça ifade ettikten sonra söz konusu olabilir.

Ancak, aile sorumluluğu taşıyan aklı başında bir bey, boşama kelimesini korkutmak ve ikaz etmek niyetiyle de olsa asla kullanmamalı, bu kelimeyi ağzına alma alışkanlığından kesinlikle kaçınmalıdır.

Boşama kelimesi, tabiri caizse tahrip gücü yüksek bir bomba gibidir. Patlatıldığı yerde hem patlatanı enkaz altında bırakır hem de ailenin diğer bireylerini…

Bu yüzden büyüklerimiz: Yılandan, akrepten kaçar gibi boşama kelimesinden korkup kaçmak gerekir, demişlerdir.

Denebilir ki: Aklı başında bir aile reisi, bunun, her öfkelenmede söylenebilecek bir korkutma kelimesi olmadığının bilincinde olmalıdır. Çünkü bu kelimenin ‘bilmiyordum’ gibi bir mazereti de yoktur. Şakası dahi ciddi sayılır, geçerlilik arz eder.

Kelimenin böylesine tehlikesinden dolayıdır ki, Rabb’imizin en sevmediği helal kelime, işte bu boşama kelimesi olmuş, bunu da Efendimiz tüm aile reislerine şu cümle ile duyurmuştur:

– Allah’ın en sevmediği helal kelime, boşama kelimesidir!

Demek ki, tüm ihtimaller denenip çarelere başvurulduktan sonra, ümidin kesilmesi neticesinde ancak söylenmesi helal olabilecek bu kelimeyi Rabb’imiz, şartları oluşmadan rastgele öfkelenmelerde kullanan aile reisini sevmiyor, rahmetinden mahrum edeceğini de böylece sorumsuz beylere beyan etmiş oluyor…

Kaldı ki, bu sözlü boşamayla resmî nikâh da bitmiyor, devam ediyor. Kanunî bir ayrılık da söz konusu olamıyor. Yani içinden çıkılmaz bir durum da meydana gelmiş oluyor böylece.

Şayet bu kelime mutlaka kullanılacaksa, resmî ayrılık gerçekleştikten sonra kullanılmalı, geriye içinden çıkılmaz bir pürüz de böylece kalmamış olmalıdır. Aksi halde öfkesine mağlup düşen bey sözle boşar, kanunî evlilik ise devam eder.Bu defa  çık işin içinden çıkabilirsen…

En doğrusu, tahrip gücü yüksek bu bomba, ağız alışkanlığıyla asla kullanılmamalı; meydana getireceği enkazın altında kullanan sorumsuzun kendisinin de kalacağı bilinmelidir…

***

Meselenin beyle ilgili yanı böyle görünmektedir… Bir de beyi böylesine yıkıcı kelimeyi kullanmaya tahrik eden hanım tarafı olmalıdır… Şayet hanımefendi de ağzına gelen her şeyi söylemekten çekinmeyen sert tavırlı biri ise,beyini böylesine tehlikeli kelimeyi kullanmaya sanki mecbur ediyorsa, elbette bu defa da hanımın kifayetsizlik ve kültürsüzlüğü öne çıkmakta, bilgili ve anlayışlı hanımefendilerde görülen sabır ve olgunluktan mahrum bir tahrikçi eş söz konusu olmakta, böylece hayırlı bir hanım örneği verilemediği de akla gelmektedir.

– Hayırlı bir hanım örneği nasıl verilebilir?

Efendimiz (sas) Hazretleri hayırlı hanımı tarif ederken şöyle buyurmuştur:

– Hayırlı hanım, beyine huzur ve mutluluk telkin eden hanımdır!..

Bu sözün mefhumu muhalifi de şöyle olur:

– Hayırsız hanım da beyine huzursuzluk, mutsuzluk telkin eden, söylenmeyecek sözleri söylemeye mecbur eden hanımdır.

Şayet durum böyle ise hanımefendinin biraz düşünmesi, beyini böylesine yuva yıkıcı kelimeleri söylemeye iten tahrikçi söz ve davranışlardan  mutlaka uzak durması gerekmektedir. Yoksa kendim ettim, kendim buldum pişmanlığına düşebilir. Ama bu pişmanlığın hiç faydası olmaz.

Bu durumda konuyu her iki taraf için de şöyle bağlayabiliriz:

– Hanımefendi, beyini aile bağını koparacak kelimeleri söylemeye itecek sertliklerden  mutlaka kaçınmalı, beyine huzur ve mutluluk veren hayırlı hanımefendi örneği vermelidir. Bey de her öfkelenmede yuvayı yıkacak sözleri telaffuz etme sorumsuzluğundan kaçınmalı, ağzından çıkanın ne manaya geldiğini bilen bir kültürlü aile reisi durumuna girmelidir… Yoksa her ikisi de ortaklaşa yıktıkları yuvanın enkazı altında kalma pişmanlığı yaşayabilirler. Ama bu pişmanlığın kendilerine hiç faydası olmaz.

Ahmet Şahin

Çocuğu olmuyor diye kadını boşamak uygun mudur?

Açıklama: Ağabeyimin çocuğu olmuyor. Evleneli epey bir zaman oldu. Çevremizdekiler ağabeyimi ikinci defa evlenmeye zorluyorlar. Hatta bazısı boşanmasını istiyorlar. Sizce boşanması caiz midir? Ya da ikinci kez evlenmesi mi daha doğru olur?

Çocuk sahibi olmak, evlenmenin gayelerinden sadece biridir ve Allah’ın dileğine bağlıdır. Şöyle buyurur:”Göklerin ve yerin mülkiyeti Allah’ındır. Dilediğini yaratır. Dilediğine bir kız, dilediğine de erkek bağışlar. Ya da erkek ve kız olmak üzere ikisini de verir. Dilediğini de kısır yapar. O iyi bilir, çok güçlüdür.” (Şûrâ Suresi, 42/49-50)

Binaenaleyh, normal tedavi yollarını uyguladıktan sonra çocuğu olmayanların anormal yollara başvurmamaları, bunda aşırı düşkünlük göstermemeleri ve birbirlerini suçlamamaları gerekir. Böyle halleri yaşayanların ve hele de birbirlerini sevenlerin, özellikle günümüz şartlarında sırf çocuk için tekrar evlenmelerini biz genel olarak tavsiye etmiyoruz. Özel durumlar ise kendi şartları içerisinde değerlendirilir. İkinci evliliklerinde çocukların olacağını kim garanti edebilir? (Prof.Dr. Faruk Beşer, Hanımlara Özel Fetvalar, s.235)

Bizler hakkımızda hayırlı olanı bilemeyiz. Çocukları olsaydı daha mı iyi olurdu, bunu biz bilemiyoruz. Çünkü nice çocuklar var ki, yoklukları varlıklarından hayırlı oluyor. Ayrıca boşandıklarında kadının psikolojisini de düşünmek lazım. Yani uzun yıllar beraber yaşadığı eşi tarafından çocuğu olmadığı için boşanan ve o haliyle ortada kalan bir bayan nasıl bir psikoloji yaşar! Bunu hesap etmek gerekir.

İkinci evlilik konusuna gelince; gereken şartlarını yerine getirdikten sonra, dinimizce bunun bir mahzuru yoktur. Fakat burada, bizim cevabımızdan ziyade ikinci evliliği düşünen kişinin, meseleyi iyi değerlendirmesi gerekir. Bu konuda çevresinin tepkisini, ilk eşinin tutumunu, günümüzde kanunların bunu yasaklamasını ve bunun gibi diğer şartları değerlendirecek kararı kendisi verecektir.

Eşine “boş ol” demekle boşama gerçekleşir mi?

Açıklama: Dini nikâh eşin boşsun demesiyle bozulur mu? Resmi nikâh devam ettiği halde yeniden dini nikâh gerekir mi?

Nikâhın resmisi ile dinisi arasında bağlayıcılık açısından bir fark yoktur. Nikâh nikâhtır. Hatta nikâhın ve boşamanın şakası dahi ciddidir, geçerlidir. Resmi nikâh kıymadan dini nikâh kıyanlar, boşanma durumunda sadece resmi olarak sıkıntı çekerler. Yoksa dinî hüküm açısından bir farklılık yoktur, boşanmış olurlar.

Bir defada ve sadece bir kere “sen boşsun” demişse bu, dönüşü olan bir boşama (ric’î talak) olmuştur. İddet müddeti (üç hayız müddeti) bitmeden birbirlerine nikâhsız olarak dönebilirler. Ama iddet müddeti bitmişse, artık yeni bir nikâhla dönmeleri gerekir. Nikâhın şartlarını yerine getirmelidirler. Yani arz-kabul ve şahitler olmalıdır.

Erkek, çocuğu olmadığı için eşini boşayabilir mi?

Açıklama: Uzun zamandır bir yakınımın çocuğu olmuyor. Kendisi de bu duruma çok üzülüyor. Akrabaları tarafından, eşini boşaması veya ikinci bir evlilik yapması söyleniyor. Siz ne tavsiye edersiniz?

Çocuk edinmek, evlenmenin gayelerinden sadece biridir ve Allah’ın elinde olan bir durumdur. Şöyle buyurur:”Göklerin ve yerin mülkiyeti Allah’ındır. Dilediğini yaratır. Dilediğine bir kız, dilediğine de erkek bağışlar. Ya da erkek ve kız olmak üzere ikisini de verir. Dilediğini de kısır yapar. O iyi bilir, çok güçlüdür.”(Sûrâ Suresi, 42/49-50)

Ayrıca, eşler arasındaki sevgi ve merhamet, Allah’ın varlığının ve kudretinin delillerinden biri olarak takdim edilir Kur’an’da. (Rum Suresi, 30/21) Demek ki, eşler Allah’ın varlığına ve kudretine güvenecekler, O’nun kudretinin bir aynası olarak, O’nun rızası için birbirlerine sevgi gösterecek ve merhamet edecekler. Bu çok büyük bir mazhariyet ve fazilettir.

Binaenaleyh, normal tedavi yollarını uyguladıktan sonra da çocuğu olmayanların anormal yollara başvurmamaları, bunda aşırı düşkünlük göstermemeleri, birbirlerini suçlayarak aralarındaki sevgi ve merhameti zedelememeleri gerekir.

Çocuk olmaması durumunda, ikinci evliliği genellikle doğru bulmuyoruz. Fakat yine de bu mesele kendi şartları içinde değerlendirilmelidir. Yani, birinci hanımın bu meseleyi içine sindirip sindirmeyeceği, etrafın tepkisi, geçinme ve geçindirme meselesi, hanımlar arası adalet..vs. hepsi hesap edilerek hareket edilmelidir. Hem, ikinci evlilik olduğunda çocuğun olacağını kim garanti edebilir ki! Elimizde böyle bir garanti olmadığına göre, kaderine razı olup, Allah’a dayanıp güvenip Müslüman’ca yaşamaya devam edecektir.

Bununla beraber, bizler hakkımızda hayırlı olanı bilemeyiz. Çocukları olsaydı daha mı iyi olurdu, buna bizim aklımız ermez. “Olur ki, hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlı olur. Yine olur ki, sevip arzu ettiğiniz bir şey sizin için şerli olur. Gerçeği Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara Suresi, 2/216) diyor Kur’an ve bizi kadere teslimiyete davet ediyor. Çünkü nice çocuklar var ki, yoklukları varlıklarından hayırlı oluyor. Anneler, “keşke senin gibi bir evlat doğurmaz olaydım!” diye feryad ediyor.

Ayrıca boşandıklarında kadının psikolojisini de düşünmek lazım. Yani uzun yıllar beraber yaşadığı eşi tarafından çocuğu olmadığı için boşanan ve o haliyle ortada kalan bir bayanı düşünün.! İçinden nasıl yıkılır, hayata nasıl bakar.. belki de bir daha hiç evlenmemeyi düşünür. Nitekim, birinci evlilikten korktuğu için bir daha evlenemeyen bayanların sayısı bugün oldukça fazladır ve onların bu durumu, hem kendilerine, hem anne-babalarına, hem de varsa çocuklarına hayatı çekilmez hale getirebilmektedir.

Eşler, nikah sırasında, sadece dünya hayatı için değil, birbirlerini en sevimli şekilde görecekleri cennet hayatı için de imza atarlar. Hurilerin göz kamaştırıcı halleri karşısında, kişiye en sevimli gelecek olan, kendi eşidir. Ve bu sevgi her zaman artarak devam edecektir. Nerede, elli altmış yıllık dünya hayatı, nerede ebedi huzur yurdunda bitmez tükenmez sevgi!

Meseleyi, ebedi hayata göre düşünmeli, hemen boşanmayı akla getirmemeli..

İslam’da neden kadına boşama hakkı verilmemiştir?

Evliliğin sona ermesi aşağıdaki yollardan biriyle olur.

1) Kocanın boşaması

2) Boşama yetkisi olan kadının boşaması

3) Muhâlea, (evliliği yürütemeyeceklerine kanaat getiren kadın ile erkeğin, karşılıklı anlaşmalarıyla evliliğe son vermeleridir. Burada istek daha çok kadından geldiği için kadın evlenirken aldığı mehirden veya kendisine ait olan başka bir maldan kocasına vermesi gerekir. Buna hul bedeli denir.)

4) Mulâane (zina eden kadının yemine çağrılması yoluyla boşanma)

5) İlâ (eşine dört aydan çok bir süreyle yaklaşmayacağına yemin etme yoluyla boşanma yöntemi)

6) Zihar (Zıhar, zahr kelimesinden gelir. “Zahr” sözlükte “insanın sırtı” demektir. Bir fıkıh terimi olarak zıhar; kocanın karısına; “Sen bana annemin sırtı gibisin, yani haramsın” diyerek yaptığı bir yemini ifade eder. Zıhar, dolaylı yoldan bir boşama yöntemi olup, keffaret yerine getirilmedikçe cinsî birleşme caiz olmaz.)

7) Kocada bulunan cinsî bir kusur nedeniyle boşanma

8) Kadın İslâm’a girdiği halde, kocanın İslâm’a girmeyi kabul etmemesi nedeniyle ayrılma.

Bunlardan son iki durumda ve mulâanede, hukukî sonuçlar, ancak hâkimin hükmü ile meydana gelir. Yine, kocanın kayıplığı veya uzun yıllar hapsedilmesi yahut nafaka verememesi veyahut da eşine kötü muamele yapması gibi nedenlerle hâkimin eşlere “sizi ayırdım” demesi de boşanma kapsamına girer.

Evlenme akdi sırasında mevcut olan veya sonradan meydana gelen bir eksiklik veya bozukluk nedeniyle evlilik akdini bozmaya da fesih denir. Bu talak sayılmaz.

Kadına Boşama Yetkisinin Verilmesi:

İslâm hukukunda, boşama hakkı prensip olarak kocaya tanınmıştır. Bazı durumlarda kadının talebi üzerine hâkimin de evliliğe son vermesi mümkündür. Mahkemede boşanma sebebi olabilen hallere misal olarak, hastalık ve kusur, kocanın nafakayı kesmesi, kayıplık ve hakem yoluna başvurulmuş olması sayılabilir. Koca, hanımını mahkemeye başvurmadan bizzat boşayabileceği gibi, vekil aracılığı ile de boşayabilir. Yetkili kılınan vekil, hanım da olabilir. Koca boşama yetkisini bizzat eşine vermişse, bu yetki vermeye “tefviz” karısına da “mufavvaza” denir. Böylece tefviz, kocanın boşama yetkisini karısına vermesi, diye tarif edilebilir. Bu vekâletten farklı bir tasarruf olup, bundan kocanın geri dönmesi geçerli değildir.

Kadının vereceği bir bedel karşılığında eşlerin karşılıklı rıza ile evliliği sona erdirmeleri anlamına gelen muhâlea (hul’) da bir talak niteliğindedir. Yine, kocanın kayıplığı veya uzun yıllar hapsedilmesi yahut nafaka verememesi veyahut da eşine kötü muamele yapması gibi nedenlerle hâkimin eşlere “sizi ayırdım” demesi de talak kapsamına girer.

Görüldüğü gibi her ne kadar boşama yetkisi bir takım maslahatlardan dolayı erkeğe verildiyse de, İslam’ın kadını bu noktada tamamen pasif bıraktığının söylenmesi boş bir iddia olacaktır. Kadının gerek evlenmeden gerekse evlendikten sonra boşama yetkisini alması mümkündür. Veya bir kısım problemlerden dolayı hâkime başvurabilir veya muhâlea yolunu kullanarak eşiyle anlaşabilir.(H. Döndüren)

Üç defa cumaya gitmeyen kimsenin nikâhı düşer mi?

Tirmizi’de, Ebu Davud’da ve İbni Mace’de sahih olarak İbn-i Ömer ve İbn-i Abbas’tan (r.a.) rivayet edilen hadis-i şeriflerde “Özürsüz olarak üç defa Cuma namazını kılmayanın kalbi mühürlenir…” “… İslam’a sırtını dönmüş olur.” “Kim Cuma namazını özürsüz terk ederse münafık olarak yazılır.”  “Ya cumayı terk etmeyi bırakırlar, ya da Allah kalblerini mühürler de gafillerden olurlar” buyrulmaktadır. (Müslim, Mesâcid, 254; Nesâî, Cuma, 2, 3; Tirmizî, Cuma 7)

Gördüğünüz gibi hadisi şeriflerde “müslümanlıktan çıkar” şeklinde ifade yoktur. Dolayısıyla Cuma namazlarını terk edenleri bir kâfir gibi göremeyiz. Ancak durumunun çok kritik olduğu da aşikârdır. Çünkü kalbi mühürlenir, münafık olur, İslam’a sırtını dönmüş olur deniyor. Dikkat edilirse, sebepsiz yere deniyor. Demek ki, vakti ve imkânı olanlar eğer Cuma namazına bile bile gitmezlerse çok tehlikeli bir duruma düşmüş olurlar. Küfre giden bir yol açılmış demektir. Dine kolay yönelemez o insan. İçinde Allah inancını tam hissedemez. Belki de inanmasını sağlayan bazı duyguları ölür. Kuvvetli bir tevbede bulunması ya da Allah’tan kuvvetli bir vesile olması lazım ki doğru yola girebilsin.

Yine dikkat edilirse, hadislerde nikâhı düşer diye bir ifade de yoktur. Nikâhın düşmesi hadisesi şu düşünceden kaynaklanmış olabilir: “Cumayı üç defa peş peşe bilerek kılmayan insanın kalbi mühürlendiğine göre dinden çıkmıştır. Dinden çıkan birinin de nikâhı düşmüştür.” Hâlbuki cumayı üç defa terk eden biri için dinden çıkmıştır denmiyor.

“Beni unut, ben kaybedenlerden oldum” şeklinde söylenen sözler boşamaya sebebiyet verir mi?

Açıklama: Ben, eşime yaptığın bir hatadan dolayı pişmanlık duyduğum icin “beni unut, ben kaybedenlerden oldum” dersem, fakat bu sözün nedeni daha çok yaptığım yanlıştan dolayı ise ve asıl niyetim boşanmak değilse boşanma yine de gerçekleşir mi?

Kinayeli lafızlarda iki şey çok önemlidir. Birincisi niyet ikincisi örfte kullanılır olması. Kinayeli lafzı ifade ederken niyet boşamaksa boşanmış olurlar. Niyet boşamak değilse boşanma gerçekleşmez. Fakat kinayeli lafız, oradaki örfte boşama yerine kullanılıyorsa ve bu biliniyorsa, niyet boşamak olmasa da bir bain talakla boşanmış olurlar.

Buna göre, sizin kullandığınız lafız örfte boşanmak için kullanılan bir kelime değil. Niyet de zaten boşamak değilmiş. Öyleyse, evlilik devam etmektedir.

Peygamberimiz (sas) döneminde boşamalar olmuş mudur?

Açıklama: Sahabîlerden (r.anhüm), Efendimiz’in (sallallahu aleyhi vesellem) yanına gelip eşinden ayrılmak istediğini beyan ederek, boşanma talebinde bulunan olmuş mudur? Bu tür müracaatları Efendimiz tasdik etmiş midir? Yani Efendimizin “şöyle durumlarda hep boşamıştır” diyebileceğimiz boşanma talebi türleri var mıdır?

Allah Resulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) boşanmasına karar verdiği kişiler olmuştur. Bunlardan üç örnek:

Abdullah b. Ömer (r.a)anlatyıor: Nikâhımın altında bir kadın vardı. Kendisini seviyordum. Babam Ömer ise ondan hoşlanmıyordu. Bana, Onu boşa dedi. Ben kabul etmedim. Bunun üzerine babam, Allah Resulü’ne (s.a.s) varıp bunu kendisine anlattı. Peygamber de (s.a.s) (bana): Onu boşa, diye emretti. (Ebu Davud,  Talak 10; Tirmizî Talak 36; İbn Mâce,  Talak 36)

Abdullah) bin Abbâs (r.a) anlatıyor:

Cemile bint-i Selûl, Allah Resulü’ne gelerek; Yâ Resûlallah! Vallahi ben (kocam) Sabit’i (bin Kays) ne diyanetinin noksanlığı ne de huyundan suyundan dolayı kınıyor değilim. (Yâni ondan ayrılmak istememin sebebi bu değildir.) Fakat onun yanında kalırsam küfrü gerektiren bir duruma düşmekten korkuyorum. Ondan nefret etmemeye gücüm yetmiyor. (Bu cihetle ondan ayrılmak istiyorum) dedi. Bunun üzerine Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)kadına, Sâbit’in mehir olarak sana vaktiyle vermiş olduğu bostanını kendisine geri verir misin?” diye sordu. Kadın “Evet veririm” dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Sabit bin Kays’a, bostanı Cemîle’den geri almasını ve bundan fazla bir şey almamasını, buna karşılık kadını boşamasını emretti. Kadın bostanı verdi, Sabit de talâkını verdi.

Bir diğer rivayette, kadının kocasını beğenmeme sebebi olarak, Sabit’in kısa ve çirkin bir adam oluşu belirtiliyor. Kadının şu ifadeleri de rivayetler arasında mevcuttur: “Ya Resûlallah! Vallahi eğer Allah korkusu olmasaydı kocam Sabit yanıma girdiği zaman (çirkinliğinden dolayı) onun yüzüne tükürürdüm” (Buhari, Talak 12; İbn Mâce, Talak: 23)

Aişe validemiz (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Amra Bintu’l-Cevn, zifaf için yanına geldiği vakit Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’dan istiazede bulunmuştu. Aleyhissalâtu vesselâm da: “(Ey kadın!) Sen gerçekten sığınılacak birisine (Allah’a) sığındın!” buyurup kadını hemen boşadı. Üsame veya Enes’e emredip ona razıkiyye (denilen beyaz keten kumaştan mamul) üç kat elbise verdi.” (İbn Mace, 2027) Anlaşıldığı kadarıyla, Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem), kadının böyle uygun olmayan sözlerinden onun kendisine münasip olmadığı neticesini çıkarmış ve hakkını ihlal etmeden, mehrini vererek boşamıştır.

Bu hadislerden kadının, meydana gelen rahatsızlıklardan dolayı hemen boşanması gerektiği gibi hükümler çıkarılmaz elbette. Çünkü dinimizde boşanmanın kendine ait şartları, usulü ve adabı vardır ve yukarıda zikrettiğimiz üç olayda da boşanmak için gerekli sebep veya sebepler gerçekleşmiştir. Dolayısıyla sebepsiz yere ya da geçerli bir sebebi olmadan boşananların büyük vebali vardır. Bu yüzden, rivayetlerin zahiri şekline bakarak benzer olaylar yaşandığında hemen boşanma kararı verilmemelidir. Aksine, o rivayetlerdeki olayların tahlilini yapmak gerekir ki, bu tahliller âlimlerimiz tarafından yapılmış ve kitaplarımıza geçmiştir. Bunu, ilgili kitapların boşama bölümlerine havale ediyoruz.

Şu hadisi şerifleri de hatırlamakta fayda var:

Sevban (radıyallahu anh) rivayet ediyor:

“Ciddi bir sebep olmadan, kocasından hul’ (maddi bir karşılık verme) yoluyla boşanan kadın, cennetin kokusunu alamaz.” (Tirmizî, Talâk 11; Ebû Dâvud, Talâk 18)

Ebû Dâvud’un bir rivayetinde şöyle denmiştir: “Hangi kadın zevcesinden boşanma taleb ederse…” Ebû Hüreyre’nin Nesâî’de gelen bir rivayetinde: “Kocasından hul’ suretiyle boşanan kadınlar (günahça) münafıklar gibidir” buyrulmuştur.

Eşimin beni aldattığını yeni öğrendim, ne yapmalıyım?

Açıklama: Evliyim, 3 yaşında bir çocuğum var. Eşim cep telefonuyla bir erkekle 4 ay veya daha fazla zaman beni aldattı. Ona ask mesajları yazmış ama buluşup buluşmadıklarını bilmiyorum. Kendisi suçunu itiraf etti. Ben ise çocuğum ne olur kaygısala bir şey yapmadım, karıma bırakın vurmayı hakaret dahi etmedim, madden ve manen elimden gelen iyiliği yaptım. Şimdi ne yapmalıyım? Eşime güvenim haliyle kalmadı. Bu durumda evliliğim yürür mü?

Böylesi zor durumlarda, hep Kur’an ve Sünnete bağlı kalmaya kendimizi zorlamalıyız. Kur’an’da, kadından görülen olumsuz durumlarda, evvela kocası tarafından nasihat edilmesi isteniyor. Eğer vazgeçmezse, ikinci olarak yatakları ayırma ve tavır koyma emrediliyor. Yine vazgeçmezse üçüncü olarak da hafifçe dövme tavsiye ediliyor. (Nisa Suresi, 4/34) Şimdi evvela bunları yapıp yapmadığınızı kontrol edin.

Diğer bir mesele, eşinizi böyle bir şeye sürükleyen sebepleri araştırın. Size ait bir kusur var mı? Kendisini tatmin edemediniz de mi böyle bir yola saptı. Yoksa eskiden getirdiği bir alışkanlık mı var veyahut da durup dururken şeytana mı uydu? Madem kendisi suçunu itiraf etti, o zaman eşinizle bunları açık açık konuşabilirsiniz. Meselenin size bakan yönünü kendi muhasebelerinizle ele alırsınız. Eşinize bakan yönüyle, onun pişmanlık yaşayıp yaşamadığını kontrol edersiniz. Pişmanlık yaşıyorsa, tevbe eder, siz de affedersiniz ve mesele kapanır. Ama pişmanlık yaşamıyorsa ve devam etme riski varsa, yukarıdaki üç merhaleyi uygularsınız. Hâlâ devam edecekse, ailenizden ve eşinizin ailesinden bir hakem tutarsınız. Onlar arayı bulmaya çalışırlar. Bu da çözüm getirmese, boşanırsınız.. Zira öyle bir kadından ne kocasına ne de çocuklarına fayda gelmez.. Aksine nesilleri bozar atar.. Bir an önce boşanır ve yeni bir yuva kurmanın yollarını ararsınız.. Çocuğa gelince boşandığınız takdirde ona siz sahip çıkmaya çalışırsınız, uzaktan da olsa ilgilenirsiniz.. Mümkünse şartları zorlar ve üzerinize alırsınız.. Alamazsanız Allah masumların sahibidir.. İnşaallah bir şekilde onu korur..  Allah selamete erdirsin.

Başkasıyla aldatan birine, eşi nasıl davranmalıdır?

Eşlerin birbirini aldatmalarında elbette başta bir şok yaşanır, sarsıntı olur. Özellikle, eşlerin birbirinden böyle bir şey beklemediği ailelerde daha da yıkıcı olur. Ancak hadisenin şoku ne kadar ağır olursa olsun, kısa zamanda toparlanmalı ve aklî-mantıki değerlendirmeye başlamalı. Başta ailenin kudsiyeti hatırlanmalı, böyle bir kudsiyete sahip müessesenin devam etmesinin lüzumu üzerinde durulmalı ve ailenin devamı adına neler yapılabileceği yönünde fikir üretilmeli. Eğer ailenin devamı üzerinden düşünülürse hatalı davranma ve karar verme riski azalır.

İkinci bir husus da; eşlerin de birer insan olduğu, zaman zaman günah işleyebilecekleri nazardan uzak tutulmamalıdır. Günah işleyen bir insan hakkındaki görmezlikten gelme, suizan etmeme, bunlar yapılamıyorsa acıma, güzelce ıslahına çalışma, nasihat etme, başkasını ıslah gayeli araya sokma, zaman tanıma, derdini anlamaya çalışma gibi metodlar kullanılmalı. Oturup konuşulmalı, dertleşilmeli, işin boyutlarını öğrenmeye çalışmalı, nefis muhasebesi yaparak kendinde hatalar aramalı (çünkü belki de eşinin hatalarından dolayı kendini dışarı atıyor ve başkasını arıyordur) varsa müşahhas bir hata özür dilenmeli ve telafisine bakılmalıdır. Evet, bütün bunlar aileyi devam ettirme ve toplumda yara açmama adına mutlaka yapılmalıdır. Pişman olunur, geri dönülürse ve aile bütünlüğü sağlanırsa, artık üzerine gidilmemeli ve geçmişi deşerek huzursuzluk çıkarmamalı. Bunlar yapıldığı halde olumlu netice alınamıyorsa evde tavır konulmalı, ıslah gayeli tedip usulleri kullanılmalı, en sonunda aldatma devam ediyorsa boşanma bir tehdit olarak öne sürülmelidir. Bu da fayda vermiyorsa boşanma düşünülebilir. Allah selamete erdirsin..

Eşim evi terketti, bana iftirada bulundu, ne yapmamı tavsiye edersiniz?

Açıklama: Evlendikten bir yıl sonra eşim aramızda bir problem yokken evdeki tüm ziynet eşyalarını alıp babasının bursadaki evine gitti. Tüm yalvarmalarıma rağmen geri dönmedi. Affedersiniz eşim beni cinsel yönden tatmin edemediği için onu bıraktım yalanını çevreye yaymış. Bu iftiranın dinimizdeki cezası nedir? Çok küçük bir ilçede yaşıyorum. Ve insanların arasına çıkacak yüzüm kalmadı. Eşim benden çok yüksek miktarda nafaka ve tazminat talep ediyor ve boşanmak istiyor. Yakın akrabalarım Eşimi gece geç vaktinde sinemada görmüşler. Resmen ve dinen eşim olan bir insanın bunu yapması doğru mu? Bu durumda benim dinimizce yapmam gereken nelerdir. eşime çok beddua ediyorum bu doğru mu?

Ailevi olarak hiç bir probleminiz yok muydu? Sizden kaynaklanan bir şey olabilir mi? Eşinizin dediği şeylerin doğruluk payı var mı? Bunları başta bir muhasebe edin. Üzerinize düşen vazifeler olabilir. Böyle bir şey olmadığına kanaat getirirseniz, eşinizin yaptığını muhasebe edersiniz. Acaba aklında bir eksiklik, dengesizlik var mı? Yani bu yaptıklarını iradi mi yapıyor yoksa hasta olduğundan dolayı mı? Mesela şizofren başlangıcı gibi bir hastalık olabilir mi? Hastaysa o yönde çözüm ararsınız. Eğer eşinizin sağlam olduğunu söylüyorsanız, evet onun söylediği yalan, büyük bir vebaldir ancak sizin burada yapacağınız bir şey, yani vereceğiniz bir ceza yoktur. Sadece etrafınıza onun yalan söylediğini anlatmaya, insanları bu konuda suizanna girmemeleri için ikna etmeye çalışırsınız. Eşinizin ailesiyle diyaloga geçip onların yardımını almaya çalışırsınız, onlar kızlarına inanmışlarsa belki ikna etmeniz zor olacaktır ama yine de onlara da durumunuzu anlatırsınız. Ailenizin devamı adına elinizden geleni yaparsınız. Kızlarını geri gönderemeyeceklerse boşanmayı düşünebilirsiniz..

Büyük miktarda nafaka istiyorsa niyeti kötü demektir. Belki ondan önce sizin dava açmanız, evini terk ettiğini, yalan söylediğini belirtmeniz daha tedbirli bir davranış olabilir. Eğer çocuğunuz yoksa bir an evvel ayrılıp yeni bir yuva kurmanız iyi olur.

Böyle durumlarda, insanın etkilenmesi, etrafından, dostlarından utanması, çekinmesi normaldir. Ancak bunu hayatınızı zorlaştıracak dereceye vardırmamanız gerekir. Bu tür hadiseler herkesin başına gelebilir, Allah’ın takdiridir, Allah –inşaallah- yakında bir çıkış kapısı gösterir deyip hayatınıza devam etmeniz gerekir. “Allahümme feracen ve mahracen” diye dua edersiniz. Furkan suresinin 74. ayetindeki duayı okursunuz. Daha farklı dualar da edersiniz. İnşaallah bir çare lutfeder Allah..

İmam nikahını ailemin zoruyla bozdum. Tekrar nikah kıyabilir miyiz?

İmam nikâhıyla ilgili bize birçok soru ve problem geliyor. Ve biz her defasında nişanlılık döneminde rahat görüşebilmek veya değişik sebeplerden dolayı imam nikâhı kıydırmanın doğru olmadığını ifade ediyoruz. Ve ancak düğüne bir hafta gibi az bir zaman kala ya da resmi nikâhtan sonra imam nikâhının kıydırılması gerektiğinin üzerinde duruyoruz. Çünkü imam nikâhı kıydıran çiftler arasında yaşanan vahim neticelere dair sorulara çok muhatap oluyoruz.

Dinimiz evlenecek çiftlerin birbirlerini iyice tanıyabilmeleri ve evlilik adına doğru bir karar verebilmeleri için nişanlılık devresi diye evlilik öncesi bir süreç belirlemiştir. Biz de buna uymalı ve kesinlikle rahat görüşebilmek için imam nikâhı kıymamalıyız. Çünkü bu durum genellikle suistimal ediliyor veyahut da değişik problemler çıkıyor. Hele bir de ailelerden habersiz kıyılan dini nikâhlar var ki, bu tamamen yanlış bir uygulamadır.

İşte siz de bir kere baştan bu hata ile işe başlamışsınız. Olan olmuş. Şu andaki durumunuza bakalım. Eğer hanımınızı daha bir kez boşadıysanız, geriye iki hakkınız kalmıştır ve onunla tekrar evlenebilirsiniz. Hatta eğer onu rici talakla (geriye dönüşü olan talakla) boşadıysanız ve hanımınızın iddet müddeti (yaklaşık dört ay) henüz bitmediyse, yeni bir nikâh kıymadan, ona geri döndüğünüzü bildirerek evliliğinizi devam ettirebilirsiniz.  Bayanın iddet müddeti bittiyse, yeni bir nikâh kıymanız gerekir. Bu da, iki şahit huzurunda, karşılıklı “kabul ettim” sözleriyle olur.

Ancak durumdan ailenizi haberdar edin. Ve daha önce yaşadığınız sıkıntıların tekrar yaşanıp yaşanmayacağını iyi düşünün. Ve hakikaten onunla evlenmenizin sizin için hayırlı olacağını düşünüyorsanız, o zaman buna devam edin. Ve çok uzatmadan resmi nikâhla evliliğinizi resmileştirin.

Hamile kadını iddet süresi ne kadardır?

İddet, evliliği sona eren bir kadının yeniden evlenebilmesi için beklemesi gereken süredir. Cenâb-ı Hak gebe kadınların beklemeleri gereken süreyle ilgili şöyle buyurmuştur: وَأُولَاتُ الْأَحْمَالِ أَجَلُهُنَّ أَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ “Hamile olanların bekleme süresi ise doğum yapmalarıdır.”[1] Buna göre hamile bir kadın kocasından boşandığında veya kocası vefat ettiğinde doğum yapana kadar başka bir evlilik yapamaz. Doğumla iddeti sona erer.

Nitekim Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında Sübey binti Hâris (radıyallahu anhâ) hamile iken kocası vefat etmiş, kocasının vefatından on gün sonra da doğum yapmıştır. Bunun üzerine Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ona, iddetinin bittiğini, isterse bir başkasıyla evlenebileceğini bildirmiştir.[2] Dolayısıyla gebe kadın için kocası ölen kadının beklemesi gereken dört ay on günlük süreye veya boşanan bir kadının beklemesi gereken üç hayız müddetine itibar edilmez çünkü İbn Mes’ud (r.a) yukarıya aldığımız Talâk Sûresindeki bu âyet-i kerîmenin, ölüm ve boşama iddetlerini tayin eden âyetlerden daha sonra nazil olduğunu ve dolayısıyla onları tahsis ettiğini söylemiştir.[3]

Eğer kadın düşük yapacak olursa bakılır: Eğer ceninin uzuvları ortaya çıkmış, yaratılışı belirgin bir hâlde ise kadının iddeti sona erer. Aksi hâlde kadın duruma göre boşama veya vefat iddetine tâbi olur.[4]

İddet bekleyen hamile bir kadının, doğum yapana kadar evlilik yapamayacağını ifade etmiştik fakat evlenmek istediği kişi eski kocası olursa hüküm değişir. Boşanan bir kadının iddet müddeti içinde tekrar kendisinden hamile kaldığı eski kocasıyla evlenmesi câizdir çünkü kadının iddet beklemesi kocasının hakkıdır. Kocayı bu hakkını kullanmaktan men edecek bir şey yoktur. Ancak kadın “beynûnet-i kübra” ile yani üç talakla kocasından ayrıldıysa ne iddet süresi içinde ne de daha sonra başka bir erkekle evlenip ondan ayrılmadan tekrar ilk kocasıyla evlenmesi câiz olmaz.[5]

Mahkeme kararı çıkıncaya kadar mesela 1 yıl geçse, bu bir yıl içerisinde karı-koca ayrı yaşasalar da iddet bekleme süresi, mahkemenin kesin kararından sonra başlar.


[1] Talâk Sûresi, 65/4.

[2] Buhârî, talâk 39.

[3] Hamdi Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, s. 461.

[4] Hamdi Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, s. 461.

[5] Mevsuatü’l-Fıkhiyyeti’l-Kuveytiyye, “Hâmil” maddesi, 16/270.

Zorla yaptırılan boşama geçerli midir?

Mecelle ikrah durumunu şöyle tarif etmiştir: “İkrah, bir kimseyi korkutmak suretiyle, rızası olmaksızın, bir iş işlemek üzere haksız yere zorlamaktır.” İşte malına veya canına yönelen bir tehdit karşısında zorla karısını boşayan bir kimsenin (mükrehin) nikâhının geçerli olup olmayacağı fukaha arasında ihtilafın bulunduğu bir meseledir.

Ebû Hanîfe mükrehin talâkını geçerli saymıştır çünkü ikrah altında bulunan bir kimsenin söz konusu fiili işlemeye rızası olmasa da irade ve ihtiyarı vardır. Dolayısıyla boşama mükrehin kendi iradesiyle tercih ettiği bir sonuçtur. Ebû Hanîfe’nin bu görüşünün delili, Kur’ân’daki boşama âyetlerinin mutlak olmasının yanı sıra Peygamber Efendimiz’den (sallallahu aleyhi ve sellem) nakledilen şu hadis-i şeriftir: كُلُّ طَلَاقٍ وَاقِعٌ اِلَّا طَلَاقُ الصَّبِيِّ وَالْمَعْتُوهِ “Küçük çocuğun ve akıl hastasının dışında her boşama câizdir.”[1]

Konuyla ilgili bir diğer rivayet ise şu şekildedir. Kocasına öfkelenen bir kadın, onu uykuda yakalayarak göğsünün üzerine oturmuş ve bıçağı boğazına dayayarak şöyle demiştir: “Beni üç defa boşamazsan seni boğazlarım.” Kocası da üç talâkla onu boşamış ve Allah Resûlü’ne (sallallahu aleyhi ve sellem) gelerek bu boşamanın hükmünü sormuş, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de boşamanın geçerli olduğunu söylemiştir.[2]

Hanefîlerin dışında kalan diğer üç mezhep imamı ise mükrehin talâkını geçersiz saymışlardır. Onlar da bu durumu Kur’ân’da mükrehin küfür sözü söylemesine ruhsat verilmesine kıyas etmişlerdir. Delil olarak kullandıkları hadisler ise şunlardır: لَا طَلَاقَ وَلَا عَتَاقَ في غِلَاقٍ “İğlak[3] sırasında boşama ve köle azadı yoktur.”[4] إِنَّ اللّٰهَ تَجَاوَزَ لي عَنْ أُمَّتي مَا وَسْوَسَتْ بِهِ صُدُورُهَا مَا لَمْ تَعْمَلْ أَوْ تَكَلَّمْ “Şüphesiz Allah, ümmetimden sadırlarının kendilerine vesvese verdiği şeylerden bunlarla amel etmedikleri veya bunları (başkalarına) konuşmadıkları sürece (kendilerini cezalandırmaktan) vazgeçmiştir.”[5]

Osmanlı Hukûk-u Aile Kararnamesi de 105. maddede bu görüşü kanunlaştırmış ve ikrah ile vuku bulan talâkın muteber olmayacağını söylemiştir.[6]


[1] Zeylaî, Nasbu’r-Râye, 3/221.

[2] Zeylaî, Nasbu’r-Râye, 3/222.

[3] İglak kelimesi, gazap, dehşet, zorlama gibi muhtelif manalara geldiği için bu hadisin hükmü hakkında da ihtilaf olmuştur.

[4] Ebû Dâvud, talâk 8.

[5] Buhârî, talâk 44.

[6] Hamdi Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, s. 368.

Şakayla yapılan boşama geçerli olur mu?

Söylediği sözün sonucunu, nereye varacağını düşünmeyen, sözün manasını değil sadece lafzını kasteden kişiye hâzil denir. Buna gayr-i ciddi veya şakayla boşama da diyebiliriz. Ebû Hanîfe ve İmam Şâfiî bu tür bir boşamanın geçerli olduğunu söylemişlerdir çünkü sözün sahibi bu sözü bilerek söylemektedir.

Konuyla ilgili Ebû Hureyre’nin, Efendimiz’den (sallallahu aleyhi ve sellem) naklettiği bir hadis-i şerif şu şekildedir: ثَلاثٌ جِدُّهُنَّ جِدٌّ وَهَزْلُهُنَّ جِدٌّ: النِّكَاحُ وَالطَّلاقُ وَالرَّجْعَةُ “Üç şey vardır ki bunların ciddisi de ciddidir, şakası da ciddidir. Evlenme, boşanma ve ricat (evliliğe geri dönüş).”[1]

Hata ile boşamalarda ise durum biraz farklıdır. Mesela bir insan karısına “Sen hoşsun.” yerine yanlışlıkla “Sen boşsun.” diyecek olursa böyle bir boşama nazari planda (kazâen) geçerli görülmüşse de pratikte kişinin niyetine bakılacağı ifade edilmiştir.


[1] Ebû Dâvud, talâk 9; Tirmizî, talâk 9.

Ölüm hastalığında (maraz-ı mevt) yapılan boşama geçerli midir?

Sözlükte “ölüm hastalığı” manasına gelen maraz-ı mevt, fıkıhta, tıbben ve hayat tecrübelerine göre ölümcül sayılan ve araya sıhhat hâli girmeden ölümle neticelenen hastalığa denmiştir.[1] Böyle bir hastalığın, sahibini diğer zamanlardan farklı bazı işlemler yapmaya yöneltebileceği düşünülerek, maraz-ı mevtte vuku bulan bazı tasarruflar farklı değerlendirilmiştir. Mesela maraz-ı mevtte bulunan bir adam varislerinden mal kaçırmak için borcu olmadığı hâlde sevdiği bir insana kendini borçlandırabilir.

Bu açıdan ölüm hastalığında bulunan bir adamın karısını boşamasına da ihtiyatla yaklaşılmış ve böyle bir boşama neticesinde kadının mirasçı olup olamayacağıyla ilgili farklı ictihadlar ortaya konmuştur çünkü böyle birisi, karısına miras bırakmak istemediği için onu boşamış olabilir.

Ebû Hanîfe, böyle bir boşamayı geçerli saymış ve kadının iddet müddeti içinde ölümün gerçekleşmesi hâlinde boşama ister ric’î ister bâin talâkla vuku bulmuş olsun kadının kocasına mirasçı olacağını söylemiştir fakat koca kadının iddetinin bitiminden sonra vefat ederse, kadın ona mirasçı olamaz. Aynı şekilde boşamanın kadının rızasıyla gerçekleşmesi durumunda da kadın mirastan mahrum kalır.[2]


[1] Nihat Azamat, “Maraz-ı Mevt” mad., D.İ.A.,  28/39.

[2] Meydânî, el-Lübâb, 2/179; Ali el-Kârî, Feth-u Bâbi’l-İnâye, 2/127.

Niyetle içinden geçirerek yapılan boşama geçerli olur mu?

Boşamanın vuku bulması için boşamaya mahsus bir sözün söylenmesi gerekir yoksa bir insanın karısını boşamaya niyet etmesinin veya bunu kalbinden geçirmesinin hiçbir hükmü yoktur.[1] Konuyla ilgili Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Allah, ümmetimden yapmadıkları veya dilleriyle ifade etmedikleri sürece kalblerinin verdiği vesveselerin ve yapmaya zorlandıkları şeylerin hükmünü kaldırdı.”[2]


[1] Meydânî, el-Lübâb, 2/170.

[2] Buhârî, talâk 11; Müslim, iman 201.

Yazıyla boşama geçerli midir?

Birbirinden uzakta bulunan eşlerin yazıyla boşanmaları muteberdir. Eğer koca eşinin adını ve adresini bir kâğıda yazarak bizzat ona hitap ederek boşadığını söylerse bu sarih boşama sayılır ve dolayısıyla onun niyetine de bakılmaz. Ancak eşinin ismini ve adresini yazmadan sadece “falanca hanımım boştur” diye yazarsa bu kinayeli boşama sayılır ve niyete bakılır.

Normal şartlarda bu tür durumlarda boşama yazının yazıldığı tarihte gerçekleşmiş sayılır. Ancak koca mektuba “bu mektup eline ulaştığında seni boşadım” gibi bir ifade yazarsa, boşama da mektubun ulaşmasıyla gerçekleşir.

Vekil veya elçi yoluyla boşama gerçekleşir mi?

Talâkta vekâlet geçerlidir. Buna göre bir insan zevcesini boşaması için bir başka şahsı vekil tayin edebilir. Vekil koca tarafından azledilmediği sürece onun karısını boşayabilir. Hatta koca bu konuda bir vekil tayin etse ve vekilden önce kendisi karısını boşasa, karısı iddet beklerken bir de vekil onu boşasa her iki boşama da geçerli olur.

Bir kadını kocasından başka bir kimse boşarsa geçerli olur mu?

Fuzûli, başkasının hakkında izni olmadığı hâlde tasarrufta bulunan insan demektir. Eğer kendisine vekâlet ve izin verilmemiş bir insan bir başkasının karısını boşayacak olursa bu boşamanın geçerli olup olmaması kocanın icazetine bağlı olur. Eğer koca bu boşamayı onaylarsa boşama gerçekleşmiş olur çünkü “icâzet-i lâhika, vekâlet-i sâbıka gibidir.” Yani sonradan verilen bir icazet, sanki önceden verilmiş bir vekâlet hükmünü alır.

İddet bekleyen kadının miras hakkı var mıdır?

Ric’î talâk ile boşanmadan dolayı iddet bekleyen bir kadın, eğer iddet süreci içinde kocası ölürse ona mirasçı olur. Koca, eşini ister ölüm hastalığında isterse sağlıklı iken boşamış olsun hüküm aynıdır. Bu konuda mezhep imamları arasında ihtilaf yoktur çünkü ric’î talâkta evlilik bağı tamamen kopmamakta, hükmen devam etmektedir.

Eğer koca, eşini sağlıklı iken bâin talâkla boşamış ve kadın iddet beklerken de vefat etmişse, fukahanın ittifakıyla kadın ona mirasçı olamaz. Aynı şekilde kocanın ölüm hastalığında (maraz-ı mevtte) gerçekleşen boşamada kadının rızası varsa, yine aralarında miras cereyan etmez.

Eğer boşama kocanın ölüm hastalığında bâin talâkla ve kadının rızası olmaksızın gerçekleşmiş ve koca, kadının iddet süresi içinde vefat etmişse, Hanefî ve Şâfiî mezhebine göre böyle bir kadın eski kocasına mirasçı olur çünkü bu durumdaki bir koca, töhmet altındadır. Yani hanımını mirastan mahrum etmek için boşamış olabilir. Ancak koca, kadının iddeti bittikten sonra vefat ederse aralarında miras cereyan etmez fakat Hanbelîler, kadın başka birisiyle evlenmedikçe kocaya mirasçı olur demişler; Mâlikîler ise bu durumdaki bir kadının başka birisiyle evlense bile mirastan mahrum bırakılamayacağını söylemişlerdir.[1]


[1] Ali Bakkal, “Maraz-ı Mevt”, D.İ.A., 28/39.

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz