Hürmet-i müsahara ne demektir?

Hürmet-i müsahara ne demektir?

Soru: Bir baba kızına eşine dokunur gibi dokunursa hanımı o erkeğe ebediyyen boş oluyor peki dokunmaya karşı hassas olan bir bayanı yakın akrabasından birisi (amca, dayı vs.) öptüğünde gayr-i ihtiyari etkileniyorsa bu durum nasıl izah edilmelidir? Hürmet-i müsaharanın oluşmasını ayrıntılı bir şekilde anlatır mısınız?

Bilindiği gibi akrabalık üç şekilde meydana gelir. Kan bağı yoluyla, süt emzirme neticesinde ve sıhriyet dediğimiz evlenme yoluyla. Bu üç yoldan birisiyle teessüs eden akrabalık neticesinde, erkek için bazı kadınlarla evlenmek haram hâle gelir. İşte hürmet-i müsahara, evlilik neticesinde oluşan akrabalarla evlenme yasağını ifade eder. Mesela bir erkeğe, evlendiği kadının annesiyle yani kayınvalidesiyle evlenmesi haram olur.

Hürmet-i müsahara, Şâfiî ve Mâlikî mezheplerinde sadece sahih evlilik neticesinde oluşurken, Hanefî ve Hanbelîlerde zina ile de meydana gelmektedir. Hatta zinanın mukaddimeleri sayılan şehvetle öpme, dokunma, bakma gibi bir kısım fiiller de hürmet-i musaharayı doğurur. Mesela bir kişi bir kadınla zina ettiğinde artık, o kadının usul ve füruuyla (çocukları ve anneleriyle) evlenemez. Yine buna göre bir erkeğin kayınvalidesiyle arasında bahsettiğimiz türden bir münasebet gerçekleşecek olursa, hanımı artık kendisine haram olur. (bkz.: Cezerî, el-Fıkhu ale’l-Mezâhibi’l-Erbaa, 4/61-65). Aslında bu hüküm, meydana gelmesi muhtemel olan bir kısım kötü fiillerin önüne geçmek için bir tedbir niteliğindedir. Diğer bir ifadeyle bununla aile ve akrabalık bağlarını koruma hedeflenmiştir.

Genellikle burada anlaşılmayan husus; dokunma, öpme ve bakma neticesinde nasıl hürmet-i müsaharanın gerçekleşeceğidir çünkü yakın akrabalar arasında bu tür münasebetler sıklıkla vuku bulduğundan, bu durum kaçınılması zor bir hâl arz etmektedir. Hatta ebeveyn ile çocuklar arasında bile hürmet-i müsahara gerçekleşebileceği için (mesela bir baba şehvetle kızını öpse, hanımı kendisine haram olur) konunun iyi anlaşılması ve ona göre bir tavır alınması gerekmektedir.

Evet, Hanefî mezhebinde, zina fiilinin hürmet-i müsahara doğuracağı hükme bağlanmıştır. Zaten özellikle yakın akraba arasında gerçekleşmesi çok zor olan bu fecaatin, meydana geldiğinde taraflara böyle bir ceza yüklemesinin anlaşılmayacak bir tarafı yoktur. Ama zinanın mukaddimeleri diyebileceğimiz diğer fiillerle de haramlığın ortaya çıkacağını izah etmek gerekiyor. (Serahsî, el-Mebsût, 4/378).

Evet, her öpme veya dokunma haramlık oluşturmayacağı gibi hangi bakmaların bu neticeyi vereceği de fıkıh kitaplarında ayrıntısıyla açıklanmıştır. Buna göre hürmet-i müsaharanın meydana gelmesi için öpme veya dokunma anında kişide karşı tarafa karşı bir şehvet ve arzunun bulunması gerekir. Genellikle bunu tespit için de ölçü olarak, tenasül uzvunun hareket etmesi ve kişinin, bu fiilin devamını arzulaması gösterilmiştir. Ayrıca bu durumun tam fiil esnasında vuku bulması gerekir. Eğer kişi dokunduktan sonra şehvet duyacak olsa, bu hâl haramlık meydana getirmez. Diğer yandan kalın elbise üzerinden dokunma veya okşamaların haramlık oluşturmayacağı ifade edilmiştir. Ancak elbise vücut ısısını hissettirecek derecede ince olur ve bu elbise üzerinden kadına temas eden kişide bahsettiğimiz şartlar tahakkuk ederse bu takdirde hürmet-i müsahara meydana gelir. (İbn Âbidîn,Hâşiyet-ü Reddi’l-Muhtâr, 3/31).

Diğer yandan kadının şehvet unsuru olan göğüs veya avret mahallerini elleme hususunda yukarıdaki şartlar aranmamış ve bu durumda doğrudan haramlığın ortaya çıkacağı ifade edilmiştir çünkü kişide böyle bir arzu ve şehvet olmadan bir kadının bu uzuvlarına dokunması pek mümkün değildir.

Bakmanın da hürmet-i müsahara doğuracağını ifade etmiştik. Bunun şekline gelince, kadının eline, yüzüne, baldırına hatta göğsüne vs. bakmakla böyle bir haramlık tahakkuk etmez. Haramlığın oluşması için kişinin galiz avret dediğimiz kadının tenasül uzvunu açıkça görmesi gerekir ki hürmet-i müsahara meydana gelsin. Hatta bir kişi, ayakta dikilen bir kadının avret mahallini görecek olsa, bu durum hürmet oluşturmaz. (İbn Âbidîn, Hâşiyet-ü Reddi’l-Muhtâr, 3/32).

Bu anlatılanlardan yola çıkacak olursak, bir Müslüman’ın kendisine mahrem olan kadınlarla münasebetlerine son derece dikkat etmesi gerektiğini anlayabiliriz. Diğer yandan her öpme veya dokunmada böyle bir hürmetin meydana gelmeyeceği bilinmeli ve ifade ettiğimiz şartların meydana gelip gelmediğine bakılmalıdır. Aslında kalbi ve duyguları temiz olan bir Müslüman, yakın akrabasına karşı böyle bir duygu beslemez. Bilakis onlara karşı hürmet duyar. Onların ellerini öpecekse, hürmet duygularıyla öper.

Evliliğe Mani Olan Süt Kardeşliği Hakkında Teferruatlı Malumat Verir misiniz?

Sorudan anladığımız kadarıyla asıl istifham mevzusu olan, herhalde süt kardeşliğine terettüp eden süt kardeşlerinin birbiriyle evlenmesinin haram oluşunun sebep ve hikmeti. Kaldı ki evlenmenin haram oluşu, sadece kardeşler arasında cereyan eden bir şey değildir. İslâmî açıdan teknik denebilecek bilgileri sizlere aktarmamız gerekir ki, bu bilgiler bizim hayatımıza tatbik etmekle mükellef olduğumuz ibadetler başta olmak üzere, hemen her fiilin zihnî alt yapısını teşkil edecektir. Böyle zihnî ve fikrî alt yapısı kavî olan insanın ise, mükellef bulunduğu emir ve yasakları kavraması, kabullenmesi ve uygulamasının çok farklı boyutlarda olacağı izahtan varestedir. Yani böylesi kişilerin ameli bütünüyle şuur, idrak, iz’anla müzeyyen bulunacaktır ki, elbette bunun sevabı da, meseleyi taklidi yönden ele alanlardan kat kat fazla olacaktır. Zaten İslam’ın yüce kitabı Kur’ân, bazen baba ve dedelerini körü körüne taklit edenleri zemmederek (Bakara, 2/170; Maide, 5/104; Lokman, 31/21), bazen de “düşünmüyor musunuz?”, “ibret almıyor musunuz?”gibi fezlekelerle biten birçok ayetinde bu hususa temas etmektedir. Ayrıca 14 asırdan bu yana taklidî-tahkikî iman ayırımı yapan, ciltler tutan kitapları ile bunu nazara veren nice İslâm ulemasının bulunduğunu da hatırlatmak isterim.

İslâm hukukunda yapılan tasnife göre Şâri’in bizlere sunmuş olduğu emirler “teklîfî”ve “vaz’î”olmak üzere ikiye ayrılır. Teklifi hükümler vücub, nedb, tahrim, kerahet ve ibaheden ibarettir ki, bunlara bir başka ifade ile vacip (farz), mendup, mekruh, haram ve mubah da deniliyor. Bu kategoriler içine giren emir ve yasaklarda -hassaten farz ve haramlarda- esas olan teslimiyettir. Akıl, bunların bir kısmını sebep ve hikmetleri ile birlikte anlamada zorluk çekebilir. “Aklın kavramakta zorlandığı bir hükmü kabul etmem”demek ise -ki zamanımızda bazıları maalesef bunu söylemektedir- meseleyi tek yönlü yani sadece aklî açıdan ele almanın neticesidir. Halbuki akıl, İslâm’a göre tek başına bilgi sebebi değildir. Her şahsa veya döneme ve o dönemin bilgi seviyesi, kültürü, örf ve âdetleri vb. unsurlarına göre değişkenlik gösterebilecek bir şeyi, evrensel olan İslâm’ın ahkamını kabul etme veya etmemede yegane ölçü olarak alma, insanı her zaman yanılgılar içine düşürecektir, nitekim düşürdüğü gibi.

Kaldı ki A’dan Z’ye bütün verileriyle ayakta ve dimdik olan İslâm’ın bazılarının itiraz parmaklarını yönelttikleri şeylerde ne akla, ne müsbet ilme ve ne de fıtrata ters birşey yoktur. Bakın, M. Fethullah Gülen Hocaefendi konumuzla ilgili yapmış olduğu şu enfes tespitlerinde ne güzel söyler: ‘Dine karşı tevazu ve mahviyet içindedirler; onun ne menkulüyle, ne de ma’kulüyle hiçbir çelişkileri yoktur. Kur’ân’ı Kerim’in beyanat-ı neyyiresi, sünnet-i sahiha ve hasene ile sabit olan her hususa karşı teslimiyet ve iz’ân içinde bulunurlar. Rasulullah tarafından tebliğ edilen, bilhassa temsil edildiği bilinen hiçbir meseleye, akla, kıyasa, zevke, siyasete -aslında dinin ufkunda müstakim akla, sahih kıyasa, selim zevke, şer’î siyasete aykırı hiçbir mevzu yoktur- muhalif görseler bile karşı çıkmazlar.

Bu itibarla, “akıl-nakil çatıştığında, aklı nakle tercih ederiz”sözü tevazudan nasipsiz bencillerin lakırdısı olduğu gibi, “rey ve kıyas nassların önünde gelir”düşüncesi bir inhiraf ve sünnet yolunun dışındaki zevkler, keşifler, kerametler de birer istidraçtır.”(1)

Bize göre Kur’ân, risalet, evrensellik , sünnetin mahiyeti (ne kadarı vahiy, ne kadarı içtihadî türünden tartışmalara verilen cevaplar) ve bağlayıcılığı gibi, temel sayılabilecek kavramların yerli yerine oturtulamamasından kaynaklanan bu düşünceler, sahiplerini maalesef sözünü ettiğimiz konuma itmiştir. Halbuki bu konular, selef-i salihin devrinde gündeme getirilmiştir. Böylesi düşüncelerin sahipleri ya kendilerine verilen muknî cevaplar sonucu seslerini kesmiş, yada cevap verilmeye dahi tenezzül edilmediğinden dolayı, bir kenarda pusmak zorunda kalmışlardır.

Şimdi teklifi hükümlere tekrar dönecek olursak; bütün çeşitleriyle teklifi hükümler, “bir fiilin yapılması veya yapılmaması ya da yapma ve yapmama noktasında mükellefin muhayyer bırakıldığı hükümlerdir.”(2) İşte üzerinde duracağımız süt kardeşliği ve ona terettüp eden şeyler, teklifî hükümlerin içinde yer alır. Bu sebeple Müslümanlar bunları, inkâr çizgisinde neden, niçin demeden, ayet-hadis ve onlardan muktebes fıkhî ahkam doğrultusunda hayatlarına tatbik ile mükelleftirler.

İkinci kısım hükümler ise, vaz’î hükümlerdir. Bunlar “Sâri’in bir şeyi diğerine sebep, şart veya mani kıldığı hükümlerdir.”Yani şer’î hükmün gerçekleşebilmesi, beyan olunan sebep, şart veya mani’nin bulunmasına bağlıdır. Bu konuda misaller verecek olursak; alış veriş; satıma konu olan malın mülkiyetinin el değiştirmesine, nikah; iki ayrı cinsin birbirine helal olmasına sebep, iki erkek şahit nikahın, abdest, namazın sahih olması için şart; vârisin, murisi öldürmesi ise vârisin mirastan istifade edebilmesine mani’dir. (3)

Aslında burada teklifi ve vaz’î hükümler arasındaki farklar anlatılabilir. Veya İslâm’da yer alan emir ve yasakların yaptığımız bu tasniften ayrı olarak, tafsilî, itikadî, ahlâkî hükümler denilerek yapılan tasnifi, misaller verilerek incelenebilir. Fakat bu kadarcık bir hatırlatmanın, konumuzu aydınlatması açısından yeterli olduğu kanaatiyle, o kapıyı şimdilik açmayacağız.

Ahmet Kurucan

[1] M. Fethullah Gülen Kalbin Zümrüt Tepeleri, 116 [2] A. Kerim Zeydan. El-Veti’z, 26 [3] A. Kerim Zeydan, el-Veciz, 27

Akraba Evliliği Yapılabilir mi?

Halkımız bir dönemden beri akraba evliliği üzerinde farklı iddialar dinlemeye başlamış halde.

Kimilerine göre akraba evliliğinden sakat nesil meydana geliyor. Kimine göre de, böyle kesin bir sonuç yoktur, söylentilere itibar edilmemelidir.

Medya ise bu işin biraz da aşırıya kaçan şekliyle görüntülerini veriyor.

Bunlara bakarsanız akraba ile evlenmiş olan kimselerden meydana gelen çocukların kimi elinden, kimi gözünden, kimileri de ayaklarından mutlaka sakat doğmakta, yahut da daha sonra sakatlıklar meydana gelmektedir. Zihinsel özürlüler de akraba evliliğinden hasıl olan başka bir tehlike.

Konu etrafında farklı yorumlar meydana gelince farklı anlayışlar da mecburen meydana gelmekte, tek görüşü savunmak da zorlaşmaktadır.

Görünen gerçek odur ki:

Akraba evliliğinde sıhhatli neslin doğduğu gibi, sağlıksız neslin olduğu da kesindir. Her ikisi de görülmektedir.

Nitekim İslam tarihine baktığımızda akraba evliliği yapan meşhur alimler, maneviyat büyükleri görülmektedir. Bunların bir şikayetleri olmamıştır.

Ama hiçbir zaman da, akraba ile evlenin, diye bir tavsiyede de bulunmamışlardır.

Hal böyle olunca akraba ile evlenmiş olanlarda, yahut da evlenecek bulunanlarda mutlaka sakat nesil doğacak diye kesin hükme varmak mümkün olmaz. Ancak aksine hüküm vermek de kesinlik arz etmez. Olabilir de. Nitekim olmaktadır da. Öyle ise bir zaruret bulunmadan, bir mecburiyet olmadan akraba evliliğine gitmemeli, uzak da olsa böyle bir riski göze almamalıdır.

Zira uzak da olsa risk büyüktür. Kimse yavrusunun doğuştan özürlü ve sakat olmasını istemez, böyle bir sonucu hiç kimse başka bîr kazançla telafi edemez.

Nitekim bu konuda bize sorduğu bir soruda okuyucum şöyle demektedir:

– Komşularımızdan akraba evliliği yapanlar vardır. Bunların birinde sakat doğum var, diğerinde ise yoktur. Sakat doğum sahipleri çok pişmanlar. Ancak bunun akrabalıktan olmadığını iddia edenler de vardır.

İnsan böyle durumlarda meşhur sözü hatırlıyor: Kaç sevaptan girmemek için günaha, demişler. Ayrıca, korkulu rüya görmektense uyanık durmak daha iyidir, diye de eklemişler. Tabii tercih meselesi. İhtimali vaki olabilir şeklinde yorumlama olayı. Konunun kesin olan tarafı şudur:

– Dinimiz akraba evliliğini yasaklamamıştır.

Bu, şu demektir:

Muhtemel riski göze alanlar akraba ile evlenebilirler. İnşaallah bir pişmanlık da olmaz. Ama uzak da olsa riski göze alamayanlar, korkulu rüya görmeyi istemezler, uzak kalırlar.

Burada benim asıl üzerinde durmak istediğim bir başka husus, süt kardeşliği meselesidir. Asıl tehlike, evliliklere süt kardeşlerinin evlenmesiyle meydana gelebilir.

Bunun için deniyor ki, sütü olan hanımlar rasgele çocuk emzirmemelidir. Çünkü süt kardeşliği zamanla unutulabilir. Sonra bu kardeşler evlenip sakıncalı durumlara sebep olabilirler.

Ahmet Şahin

Evlilikte Denklik Aranmalı mı?

Evlilikte denklik mühimdir. İslâm hukukunda buna (küfüv) tabiri kullanılmaktadır ki, tarafların terazinin iki gözü gibi birbirine eşit seviyede olmaları şeklinde düşünülebilir. Ancak böylesine denklik bilmem kaçta kaç çiftte bulunur? Mutlaka bir tarafta bir konuda ağırlık, diğer tarafta da başka konularda ağırlık söz konusu olmaktadır.

Bu hususta mühim olanı, tarafların dindarlıkta denklik sağlamaları, hayatın temel mefhumlarında aynı anlayış ve inanış içinde olmalarıdır.

Şayet dindarlıkta denklik yoksa, birinin haram deyip uzak kaldığına öteki, “Bunda ne var, çağın icabıdır.”diyerek tercih etme temayülünde ise burada durup düşünmek gerek. Zira bu temel konuda ayrılık ileride birçok konularda da ayrılıkların olacağına işarettir. Böylesine köklü ayrılıklar, tarafları mutlu ve bahtiyar olacakları bir hayata götürmez. Biri başörtüsünün farz olduğunu düşünüyor, öteki ise açıklığın çağın gereği olduğunu söylüyor, mesele yapılmaması icap ettiğini ileri sürüyorsa denklik yok, farklılık var demektir.

Bu gibi hayati konular baştan iyi konuşulup tartışılmalı, sonundaki pişmanlığın pahalıya mal olacağını baştan iyi bilmelidir.

Bazı gençler gençlik gereği hislerine mağlup oluyor, zamanı gelince onları da yaparım diyor, ileride istediğim gibi İslâmî giyime girecek, dinî hayata başlayacak, diyerek bir başlangıç yapıyorlar. Tabii hislerinin baskısı geçip gerçek hayat anlayışlarıyla birbirine muhatap olmaya başlayınca bir sıkıntı da başlıyor.

Bu defa da, “Ne yapacağız?”diye çare aramaya yöneliyorlar. Tabii iş işten geçtikten sonra.

Bana gelen sızlanmalardan anladığıma göre bazı gençlerimiz şampuan kurbanı. Bazıları da dar pantolon hayranı. Kimileri de makyaj ve boyanın mağlubu. Tabii yağmur yağıyor, boya dökülüyor, süs bozuluyor, gerçek çehre olanca netliğiyle meydana çıkıyor. Bu defa da “Vay sen böyle miydin?”gibilerden feryat başlıyor. Bundan sonrası iki tarafın da sızlanışı, feryat ve figanı şeklinde gelişiyor.

İşte bunun içindir ki, gençler tek başlarına karar vermemelidirler. Çünkü gençler hislerinin etkisinden kurtulamaz, denkliğin var olup olmadığını tespitte yanılabilirler.

Gerçi son söz yine kendilerinin olacaktır, bunda kimsenin şüphesi yoktur. Ama kendilerinin bilemeyecekleri, anlayamayacakları birtakım özellikleri tecrübe sahibi ana–babalar daha yakından tespit edip anlayabilirler. Öyle ise yaşlıları devreden çıkarmamalılar. Denklik var mı, yok mu, onların gözüyle de tespite çalışmalılar.

Zaten ana–babadan gizli evlilik hiçbir zaman tavsiye edilmez. İmam–ı Şafii’de, velilerin izni olmadan nikah yapılamaz. Hanefi’de ise, denklik olmadan nikah yapılmışsa ana–baba buna mani olabilir, müdahale hakkını kullanabilir.

Sonra Efendimiz (sav) de tavsiyede bulunmuş: “Nikahınınızı ilan edin, def çalarak da olsa etrafa duyurun.”buyurmuştur. Sözün özü, sonraki pişmanlık pahalıya patlamaktadır. Çünkü yaz bitince yapraklar dökülüyor, ağaçlar öz varlıklarıyla meydana çıkıyorlar. Meyvesiz ağaçlar ise sadece odun oluyorlar.

Ahmet Şahin

Eş Seçiminde Aile Önemli midir?

Mutlu bir yuva evlilik öncesi hazırlık ve uygun bir eş seçimi ile mümkün olmakta, bu da genç ve ailesinin aile yapısına etki eden faktörler ve aile içi iletişim konusunda bilinçli olmasını gerektirmektedir. Gençlerin bir kısmı eş seçiminde duygusallığı veya tahsil, meslek dindarlık gibi vasıfları ön plana almakta, eş adayının ailesine daha az önem vermektedirler.

Tahsil sırasında, işte veya eş dost arkadaş tavsiyesi ile tanışıp evlenme kararı aşamasına gelen bazı gençler çevrelerindekilerin sorduğu, “Ailesi nasıl?”sorusu karşısında “Ailesiyle evlenmiyorum ki, kendisiyle evleneceğim.”şeklinde tepki göstermekteler.

Bunda ailelerinin uygun görmesiyle eşlerinden beklentilerine ve duygularına hiç önem verilmeden baskıyla evlenen ve mutlu olamayan bazı büyüklerinin hayat hikayeleri olumsuz yönde etkili olmaktadır. Bazı gençler ise bu konuda daha duyarlı olup doğrusunu öğrenmeye çalışmakta, “Evleneceğim kişinin ailesi mutlulukta ne derece etkili?”şeklinde sorular sık sık karşımıza çıkmaktadır.

Ailesine yakın olan gençler ailelerin sık sık karşılaşacağını düşünerek bu konuda duyarlı olabiliyorlar. Fakat okuyup tahsil yapan ve ailesinde uzak yerlerde çalışan gençler ailelerin evlilikte çok da önemli olmadığını düşünmekteler. Halbuki eşlerin aileleri nişan, düğün töreni gibi törenlerde ve hazırlıkları sırasında ve doğum, hastalık vb. olaylarda daha sık karşılaşmakta ve problemler bu gibi durumlarda su yüzüne çıkmaktadır. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki her iki tarafın ailesi ne kadar sevgi ve saygıya dayanan bir iletişim içinde olursa kurulan yuva da o kadar huzur dolu oluyor.

Eş adayının ailesinin araştırılması, ailenin ahlaki durumu, dindar olup olmaması, sosyoekonomik durumu, sosyal ilişkileri, aile içi iletişim şekli, şiddete başvurma sıklığı, ailede boşanma oranı, ailede suça ve bağımlılıklara yatkınlık oranı, kalıtımsal hastalıkların sıklığı, ailenin parçalanmış aile olup olmaması, babanın başka bir şehir veya ülkede çalışıp çalışmaması gibi pek çok yönden önem arz etmektedir. Bu bilgilerin tek yönlü değerlendirilmemesi ve adayın kişilik durumuna göre göz önüne alınması gerekir.

Elbette ki her ailede bazı problemler olacak, travmalar yaşanacaktır. Önemli olan yaşanan problemlerin ve travmaların sıklığı ve onlarla başa çıkılma şeklidir. Her problem, her travma ailede stres katsayısını artırmakta ve aile içi iletişim şeklini etkilemektedir

Örnek olarak anne babanın boşanmış olması boşanma olayının kendinden çok kişinin anne–babasından duygusal olarak uzak olması ve model eksikliği bakımından evlilik hayatında sorunlara yol açabilmektedir. Bu durumda boşanmadan sonra çocukluğunda anne–babasıyla ne sıklıkta görüştü, maddi ve duygusal ihtiyaçları ne şekilde karşılandı, amca dayı gibi büyükler ne derecede ilgilendi gibi bilgiler kişinin kuracağı evlilik yuvasındaki riskler açısından önemlidir.

Buna benzer olarak kişinin anne veya babasından birinin küçük yaşta ölmesi de kişiliğin oluşumu ve aile yapısı ve çocuk yetiştirme tutumu açısından etkili olmaktadır. Bu durumda da ölüm olayından çok kişinin bakımının, sevgi, ilgi, disiplin ve model ihtiyacının ne şekilde karşılanmış olduğu önemlidir.

Bunlardan başka eş adayının baba mesleği, annesinin çalışıp çalışmaması, kardeş sayısı, tek çocuk olup olmaması, erken yaşlarda aile içinde ağır sorumluluklar yüklenip yüklenmemesi kültürel durum gibi durumlar da etkili olmaktadır. Aslında araştırmalar göstermektedir ki bilinçli bir duygusal tercih durumunda kişi daha çok kendisiyle ortak paydaları olan kişilere daha çok yakınlık duyduğundan denklik ve aile benzerliği konusunda pek sorun çıkmamaktadır. Zira insanın yetişmesinde ailesi büyük ölçüde etkili olduğundan makul ölçülerde anlaşabilen insanların aileleri de genelde anlaşabilmektedir. Fakat eğitim, çalışma vb. nedenlerle ailesinden ayrılan veya kişisel ve çevresel nedenlere bağlı olarak yaşama şeklinde değişiklik olan kişiler ailelerinden farklı bir duruş içinde olup inanç ve değerler sistemi ve tutumlar, hayata bakış açısından zamanla ailelerinden farklılaşabilmektedirler. Bu farklılık bazı bakımlardan yüzeysel kalırken bazı bakımlardan kişiliğe yansıyabilmektedir.

Eğer eşler kişilik olarak kendilerini geliştirebilmişlerse aile yapılarından gelen problemlere karşı birlikte duruş sergileyebiliyor ve streslerle daha kolay başa çıkabiliyorlar. Ailesinde olumsuz modeller gördüğü halde kendisini aşabilen geliştiren, güzel modeller bulup onlara uygun davranan, kompleksleri olmayan kişiler bu gruptakiler olmaktadır. Fakat stresin fazla olması durumunda bu kişiler bile zorlanabilmektedirler.

Kişilik yönünden eksikleri fazla olanlar kurdukları yuvada karşılaştıkları zorluklarla daha zor başa çıkabilmekte ve bu durumda aile yapısı ve ekonomik durum daha da etkili olmaktadır. Bu kişiler sosyal çevrede farklı davranırken aile içinde farklı olumsuz davranışlar içinde olabilmektedirler.. Bu da çocukluklarından itibaren gördükleri olumsuz modellere ve olumlu modelin eksikliğine bağlı olmaktadır. Bu sebeple eş seçiminde bilinçli bir duygusallıkla beraber dinimizde de tavsiye edildiği gibi istişare ile hareket edilip denkliğe de önem verilmesi insanlığın gelişimi ve ailelerimizin yapısının sağlam temeller üzerinde oturması açısından gerekmektedir.

Farika Teymur Artır

Hangi Akrabalarla Evlenilmez?

Kur’an-ı Kerîm’de hangi akrabalarla evlenilmeyeceği açıkça belirtilmiştir:”Size şunlarla evlenmeniz haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emzirmiş olan (süt) anneleriniz, süt anneden kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri, kendileriyle birleştiğiniz kadınlarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız. Eğer onlarla (anneleriyle) henüz birleşmemişseniz (annelerini bırakıp onlarla evlenmenizde) sizin üzerinize bir günah yoktur. Sizin sulbünüzden gelen oğullarınızın hanımları ve iki kız kardeşi birarada (nikâh altında) toplamanız.”(Nisa, 4/23).

Dinimizde, kişinin amca oğlu (amca kızı), dayı oğlu (dayı kızı) gibi akrabalarıyla evlenmesinde bir sakınca yoktur. Peygamberimiz, kızı Hz Fatıma’yı amcasının oğlu olan Hz. Ali ile evlendirmiştir. Ayrıca halasının kızı Zeyneb ile kendisi evlenmiştir.

Tıbben kan uyuşmazlığı meselesi ayrı bir konudur. Her yakın akrabada bu uyuşmazlığa rastlanmaz. Tedbir olarak, evlenirken, akraba olsun olmasın gerekli tıbbî testler mutlaka yapılmalı ve uyuşmazlık varsa evlenilmemelidir.

Belirttiğiniz, “Küçüklükten beri bir arada yaşamakla tıpkı kardeş gibi olmaları”na gelince, bu, kişiden kişiye yöreden yöreye değişebilir. Birbirlerini daha iyi tanıdıkları için, bunu daha sağlam bir beraberliğe vesile görenler de olabilir. Bu, gerçekten bazı kimselerde duygusal bir engel oluşturuyorsa, böyle bir evliliğin bir izin olduğunu, mecburiyet olmadığını düşünüp evlenmeyebilirlerde.

Abdülaziz Hatip

Başarılı ve Becerikli Bir Ev Hanımı mısınız? (Hanımlara 13 Soru)

1 – Beyinizin fikrî seviyesine yakın mısınız? (………..)

Meselâ: Okuduğu gazeteyi, kitabı aynı ilgi ile okur, aynı seviyede anlar mısınız? Dinî ve fikrî mevzularda tartışabilir misiniz? Bir gazete haberi ve fıkra yazısı üzerinde isabetli yahut değil şeklinde karşılıklı fikir yürütebilir misiniz?

2 – Dinî mükellefiyetlerinizi yerine getiriyor, ibadetlerinizi ifâ ediyor musunuz? (………..)

Meselâ, namazlarınızı eksiksiz kılıyor, tesettür gibi dinî emirlere riâyet ediyor musunuz?

3 – Beyinizin misafirleri gelince sıkıntı ve bıkkınlık değil de sevinç ve memnuniyet duyuyor musunuz? (………..)

Yani, gelenleri memnun eden bir misafirperverlik gösterince beyinizin yanında itibarınız artacağını kabûl ediyor musunuz?

4 – Geceleri beyinizden sonra yatar, sabahları da ondan önce kalkar mısınız? (………..)

Meselâ, beyinizin yorgun düştüğü zamanlarda onu sabah namazına siz mi uyandırırsınız; beyiniz uyandığında sizi uyku mahmurluğunu atmış vaziyette mi görür?

5 – Yaramazlık yapan çocuğunuzu beyinizin yanında dövmemek için sabır gösterir misiniz? (………..)

Yani, başkasının yanında çocuk dövmenin o kimseye hakaret mânâsına geleceğini kabûl eder misiniz?

6 – Beyinizin işe gidiş saatini bildiğiniz için kahvaltıyı tam vaktinde hazırlayıp, onu gönderdikten sonra mı köşe bucak temizliğini yaparsınız?

7 – Beyinize giydireceğiniz elbise ve gömleklerin yaka kirlerine, düğme eksiğine ve cep deliklerine daha önceden bakar, onun haberi olmadan hazır hale getirir misiniz? (………..)

8 – Beyinizin sinirlendiğini anlayınca siz son derece anlayışlı ve sabırlı davranabilir misiniz? Bu öfke geçinceye kadar onu yatıştırıp, teskin etmek için özel bir gayret gösterir misiniz? (………..)

9 – Beyinizin hoşlanmadığı komşulardan siz de hoşlanmaz, gitmenizi istemediği yerlere gitmekten vazgeçer misiniz?

Yani, beyinizi üzünce siz de üzülür, memnun edince siz de memnuniyet duyar mısınız?

10 – İki gönül bir olursa samanlık saray olur, derler. Bu samanlığın saray olması için belli ölçüde bir mobilya ve ev döşemesinin şart olmadığına siz de kani olur musunuz? (………..)

11 – Beyinizin dindarlığı kuvvet buldukça hayatınızda da huzurun arttığını kabûl eder misiniz? (………..)

12 – Beyiniz işten gelirken kendinize bir çekidüzen vermek ihtiyacını duyar, ona karşı câzip görünmeye ehemmiyet verir misiniz? (………..)

13 – İş bölümü yaparak evin içindeki işleri sizin, dışındakileri de beyinizin yapması hususunda kesin anlaşmaya vardınız mı? Onun iş streslerine, bir de ev stresini eklemekten kaçınıyor musunuz?

Evet hanımefendiler, suallerimiz bunlar. Bu suallerden birinci ve ikincisinin değeri beşer puandır: Buna dikkat edin. Diğer sualler ise birer puan değerindedir.

Siz bunlardan kaçına evet, kaçına da hayır diyebilmektesiniz?

Eğer ilk iki suale evet diyebiliyorsanız tebrike şayânsınız. Birden on puan yükselmiş olursunuz.

Bu durumda:

1 – Puanların tamamı evetse, tam olarak kazandınız. Huzur duyabilirsiniz.

2 – Yarıdan fazlası evetse kendinizi yetişiyor sayabilirsiniz. Durum iyi.

3 – Yarısına evetse, sıradan bir kabiliyet ve kültür seviyeniz var.

4 – Yarıdan azına evet diyorsanız gayret göstermelisiniz, geri kaldığınız noktalarda çalışıp kendinizi yetiştirmenize ihtiyaç vardır.

Ahmet Şahin

Nasıl Bir Aile?

Herhangi bir iş plân safhasında iken ciddiyetle ele alınmaz ve sağlam bir mantığa hasında iken ciddiyetle ele alınmaz ve sağlam bir mantığa bağlanmazsa daha sonraki dönemlerde altından kalkamayacağımız problemlere sebebiyet verebilir. Şayet bir bina yaptırırken ihtiyaç ve estetiği ile bir plâna bağlanmamışsa; sonradan “boz-yap”lardan başımızı kaldıramayız.

Aile, cemiyetin en önemli rüknüdür. Bu rüknün sağlamlığı millet ve devletin de sağlamlığı demektir. Öyleyse milletin ve devletin bu temel rüknü katiyen projesiz ve plânsız bırakılmamalıdır. Zira bu konuda bir ihmal topyekün millet adına bir ihmal sayılır. Onun için biz aile üzerinde ciddiyetle durulması lazım geldiğine inanıyor ve bunu herşey sayıyoruz.. ve meşrû olmayan bir araya gelmelerden toplumun yara alacağı inancımızı bir kere daha vurgulamak istiyoruz.

Evet hevesler, keyifler, ihtiraslar, kıskançlıklar üzerine bina edilen hedefsiz bir yuva istikbal vadetmeyeceği gibi millet bünyesinde de potansiyel bir olumsuzluk unsuru olarak kalacaktır. Böyle bir yuva ihtimal; sürekli sokak serserisi yetiştirecektir. Zira o kurulurken yümn ve bereket getireceği hesap ve plânıyla kurulmamıştır. Biz bu plâna nikah diyoruz ve nikaha giden yolda nefsânîlik ve heveslerin bir yana bırakılarak mantığın, fikrin ve kalbin hakim olması gerektiğini düşünüyoruz ve yine böyle bir izdivaçta dînî duygu, dînî düşüncenin esas alınmasının çok yararlı olacağına inanıyoruz. Kadın ve erkeğin Allah’la münasebeti yoksa, onlardan meydana gelecek çocukların da şuurlu, hisli, dengeli, düzenli ve sorumluluk duygusu taşıyabileceklerine ihtimal verilemez. Eğer, herşeye rağmen iyi neticeler elde edilirse –ki edilmesi çok zordur- onu da Cenab-ı Hak’ın fevkaladeden bir ihsanı sayar ve minnetle iki büklüm oluruz.

Aslında yaşadığımız şu kevn ü fesad içinde her şey, bir sebebe bağlıdır. Sebepleri gözeterek takip ettiğimiz konuları –Allah’ın tevfik ve inayetiyle- çok defa düşündüğümüz tarzda elde edebiliriz. Teşebbüs ve değişik mualecelerimizi sebepleri, görmezlikten gelerek ele aldığımızda sonuç hiç de arzu edilen şekilde olmayabilir. Bu itibarla eğer haybet ve hüsrana düşmek istemiyorsak, her meselede, sebepleri, mukaddimeleri, kemal-i dikkatle ele alacak, ondan sonra Cenab-ı Hak’ın lütfuna, inayetine güvenerek sonuçların sıhhatli olmasını da sadece ve sadece O’ndan bekleyeceğiz.. evet, karar verirken Allah’a güven tam olmalı ama bu noktaya kadar da fiilî dua mahiyetindeki davranışlarda, sebeplere tevessülde kusur edilmemelidir. “Esbaba tevessül mâni-i tevekkül değildir”sözü bunu anlatır ve aynı zamanda İslâmî bir kuraldır. Biz aile gibi ciddi bir müessesenin kuruluşunda da bu prensiplere riayet etmenin gerekli olduğuna inanıyoruz.

Ailenin bu şekilde kurulması mevzuu benimsendikten sonra mükemmel nesiller elde etme konusundaki prensipler de bir şey ifade edecektir. Ama meselenin temelinde bir bozukluk varsa, daha sonraki mualecelerin tesiri de o nispette azalacaktır. Temelinde yümn ve bereket olan bir ailede; yani mazbut kadın, mazbut erkek, müslim kadın, müslim erkek; mümin kadın, mümin erkek; sorumluluklarını yerine getiren kadın-getiren erkeğin bir araya geldiği bir yuvada herşey yerli yerindedir ve bu yuva cennet köşelerinden bir köşedir. Zannediyorum böyle bir çatı altında meydana gelen o yavruların cıvıl cıvıl bağırıp çağırmaları dahi Allah nezdinde meleğin tesbihi gibi mukaddestir ve dua mesabesindedir.

Kur’ân-ı Kirim, mesut bir cemaatı, kadınıyla erkeğiyle ele alırken –ki, yukarıda onun bir-iki mübarek cümlesini iktibas etmiştik konuyu şöyle resmeder: “Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar; mümin erkekler, mûmin kadınlar; taata devam eden erkekler, taata devam eden kadınlar; doğru (sözlü) erkekler, doğru (sözlü) kadınlar; sabreden erkekler, sabreden kadınlar; mütevazi erkekler, mütevazi kadınlar; sadaka veren erkekler, sadaka veren kadınlar; oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar; ırzlarını koruyan erkekler, (ırzlarını) koruyan kadınlar; Allah’ı çok zikreden erkekler, zikreden kadınlar var ya; işte Allah, bunlar için hem bir mağfiret hem de büyük bir mükâfât hazırlamıştır.”(Ahzab, 33/35)

Bu erkek ve kadılar, milletin en küçük hücresi olan ailede mümin ve müslim olarak bir araya gelmiş, Allah’a güvenmiş, gönülden O’na yönelmiş ve Allah maiyetine ermiş, ibadet ü taat içinde hayatlarını geçirmektedirler.

Evet sözlerinde, davranışlarında sadık olan erkekler, sadık olan kadınların ne ağızlarından çıkan sözler davranışlarını yalanlamakta, ne de davranışları ağızlarından çıkan sözlerine ters düşmektedir. Öyleki onların teşkil ettiği yuvanın içinde hilaf-ı vâki hiçbir şeye rastlanmaz. O evde her şey doğru, olduğu gibi görünmekte; dolayısıyla da bir insan, endam aynasının karşısında kendisine çeki düzen verdiği gibi, çocuk da bu evdeki sıdk (doğruluk) tabloları karşısında hep kendisine çeki düzen verecek, hilâf-ı vâki her hangi bir beyana ve ters sayılabilecek herhangi bir davranışa şahit olmayacaktır. O evde meydana gelen her şey doğrudur. Çünkü o evde sâdık ve sâdıkalar vardır.

Sabreden kadınlar, sabreden erkekler, ibadet ü taatın ağırlığına, başlarına gelen musibetlerin amansızlığına karşı dişlerini sıkıp dayananlar, günahlar karşısında kararlı davranıp iffetlerini koruyanlar, masiyete girmeyi cehenneme girmeye eş kabul edenler kullandıkları hal diliyle, bütün çevrelerinin yanında, çocuklar üzerinde dahi öyle müessir olacaklardır ki, zannediyorum dilleriyle anlatacakları herşey böyle bir beyanın yanında sönük kalacaktır.

İçleri Allah’a karşı saygıyla dolup taşan, her zaman haşyetle tir tir titreyen, ciddi bir hayatın ve müthiş bir âkıbetin kendilerini beklediği düşüncesiyle mükellefiyetlerini en iyi şekilde yaşamaya çalışan, hayatlarının her lahzasında yolun sonuna ekip de, “ahirete gel”davetini bekleyen haşyet ve saygının tüllendiği böyle bir evde çocuğun göreceği şey de hep ciddiyet, vakar, hassasiyet ve titizlik olacaktır. Böyle bir ailede çocuklar, yüzlerde yumuşak bir endişe ve onu takip eden bir tatlılık, Allah ululuğunun mehâbeti ve cennet ümidinin yüzlere hasıl ettiği neşeyi içiçe görecek; rahat fakat temkinli; mutlu ama ufuklu; zevk u sefa içinde fakat istikbalin insanları olarak neşet edeceklerdir.

Bir evde iyiliğe açık sadaka veren erkek ve sadaka veren kadın bulunmalıdır; bulunmalıdır ki, çocuklarında cömertlik ruhu gelişebilsin. Evet önce biz cömert olmalıyız ki onlar da olsunlar. Fakir, şöyle bir hadiseye şahit olmuştum: Sürekli kadın, efendisinden, efendi de hamından gizli sadaka veriyordu. Karşı karşıya geldikleri zaman birbirlerine ne diyor, nasıl düşünüyorlardı bilemem!? Ama bir şey varsa o da bunlardan biri mütesaddık (sadaka veren erkek), öbürü de mütesaddıka (sadaka veren kadın)dı.. ve bu ailede neş’et edecek çocuklar mütesaddık ve mütesaddıka olmaya namzet idiler.

Allah’ın emrettiği oruç disiplinini yerine getiren kadın ve erkekten meydana gelen aile, bundan da meydana gelen cemiyet ve millet huzur ve emniyetin başka bir buuduna adaydır.

Bütün bu sıfatlarının yanında bu insanlar, ırz ve namuslarını koruma, iffetlerine toz kondurmama konusunda da fevkalade hassastırlar. Yaşarlarsa dinleri, namusları için yaşarlar. İşte dünya ve ahirette mesut olanlar da bunlardır. Kur’ân-ı Kerim’in kadın ve erkeği müşterek ele alarak, bu iki varlıkla örgülediği yapı kaneviçesini bulmuşsa yapıların en mukaddesidir. Bu iki rükünden meydana gelen ailede, mili ruh meltemleri esiyorsa, onların evlatlarında, torunlarında da aynı esintiler hissedilecektir. Bu havanın bütün aile fertlerinde, yeni toplumun hücrelerinde devamı nispetinde içtimai salah söz konusudur. Aksine bütün beklentiler bir kuruntu olur.

M. Fethullah Gülen

Ehl-i kitap dışındakilerle evlilik olur mu?

Açıklama: Müslüman olmayan biriyle evlenirsem bu haram olur mu? Fakat bayanda Allah inancı var. Tabii bu bizimkinden farklı. Benim duyduğuma göre eğer Allah inancı, yani bir yaratanın olduğuna inancı olan biriyle evlenmek haram değildir. Sizce bu ne kadar doğru?

Müslüman bir erkek, Hıristiyan ya da Yahudi bir kadınla evlenebilir. (Maide suresi, 5/5) Bunların dışındakilerle evlenmesi caiz görülmemiştir. (Bakara Suresi, 2/221) bu şartlara göre, Allah inancı olsa da Hıristiyanım ya da Yahudiyim demeyen bir kadınla evlenmek caiz değildir. Neden diye düşündüğümüzde, hikmet olarak şunu çıkarabiliriz: Ehl-i kitap dediğimiz Hıristiyan ve Yahudilerde Allah inancının yanında, bir kitap ve peygamber inancı da var. Sadece Allah inancı olan insanlar ise bir mukaddes kitaba ve bir peygambere inanmayabilirler.

Bir kadın neden dört erkekle evlenemiyor?

Açıklama: Bir erkek 4 kadınla evlenebilirken neden bir kadın 4 erkekle evlenemiyor. Çocuğun babası belirli olmadığı için diye okumuştum ama artık DNA testleriyle baba belirli olabiliyor. bu konuya açıklık getirirseniz memnun kalırız. Saygılarımla..

DNA’ların bilinmesi bu hükmü değiştirmez. Hem, haram kılınmasının tek sebebi nesillerin karışması değildir. Hadisenin psikolojik ve sosyolojik sebepleri de var. Kadın ve erkek açısından kıskanmanın neticeleri, kadının ve erkeğin idare etmesi/edilmesi, yönetmesi/yönetilmesi, memnun kılması/kılınması, dört kadının arasındaki bir erkek görünümüyle dört erkek arasındaki bir kadın görünümünün sosyal hayatta doğuracağı neticeler, erkeklerin dördünün de çocuk isteklerine ve şehevi arzularına bir kadının cevap verememesi/veremeyeceği, böyle bir kadının hayızdan kesilinceye kadar bütün hayatını hamile geçirmesi gerekeceği, kadının bedenî gücü, dört erkeğin bir hanıma ilerleyen yaşlarında sahip çıkıp çıkmaması gibi açılardan düşünürseniz, meselenin ürperticiliği ve ehemmiyeti daha iyi anlaşılır. Daha başka yönleri de olabilir bu konunun. En başta dinimizin bu hükmüne aklen ve kalben teslimiyetimizi ortaya koyup sonra hikmetlerini düşünürsek, başka hikmetler de çıkar ortaya. Bir de bugün, erkekler arasında dolaşıp duran fakat bir yuva kuramayan malum çevrelerdeki kadının perişan hali, İslam’ın bu hükmünün ne kadar isabetli olduğunu gösterir.

İmam nikâhı, eşin “boşsun”demesiyle bozulur mu? Resmi nikâh devam etmekteyken, yeniden imam nikâhı gerekir mi?

Nikâhın resmîsi ile dinîsi arasında bağlayıcılık açısından bir fark yoktur. Nikâh nikâhtır. Hatta nikâhın ve boşamanın şakası dahi ciddidir, geçerlidir. Resmî nikâh kıymadan dini nikâh kıyanlar, boşanma durumunda sadece resmî olarak sıkıntı çekerler. Yoksa dinî hüküm açısından bir farklılık yoktur, boşanmış olurlar.

Bir defada ve sadece bir kere “sen boşsun”demişse bu, dönüşü olan bir boşama (ric’î talak) olmuştur. İddet müddeti (üç hayız süresi) bitmeden birbirlerine yeniden bir nikah akdi yapmadan dönebilirler. Ama iddet müddeti bitmişse, artık yeni bir nikâhla dönmeleri gerekir. Nikâhın şartlarını yerine getirmelidirler. Yani arz-kabul, şahitler ve mehir olmalıdır.

Eşimize olan mehrimizi ödemediğimiz takdirde eşimizle zina mı yapmış oluyoruz?

Mehir İslam’ın kadına tanıdığı bir haktır ve ödenmelidir. Kadının mehrini babası dahil hiç kimse alamaz. Mehir, ödeninceye kadar kocanın üzerinde bir borçtur. Bu borç ya alacaklısının alacağını bağışlaması veya borçlunun ödemesiyle düşer. Ancak mehr ödenmemişse eşle zina yapılıyor demek mümkün değildir. Zira mehir nikah akdinin rükün veya şartlarından değildir. O, evlilik sonunda meydana gelen haklardandır.

Düğünlerimiz nasıl olmalı?

Düğün, evliliğin gelenekteki tescili için yapılan toplantı ve ziyafet mânâsına gelmektedir. Arapça’da velime denilen düğünlerdeki ziyafetler, âlimlerin çoğuna göre sünnet-i müekkededir. Enes ibn Mâlik şöyle der: Hz. Peygamber, Zeynep bint Cahş için velime ziyafeti yaptığı gibi kadınlarından hiçbirisi şerefine ziyafet vermedi. Ancak Zeynep validemizin velimesinde bir koyun keserek bir ziyafet vermiştir. (Buharî, “Nikâh”, 68) Abdurrahman ibn Avf (r.a.) da Medine’de evlenince, Hz. Peygamber’in kendisine: “Bir koyun dahi olsa velime yap.”(a.y.) buyurması, düğün ziyafetinin imkân ölçüsünde verilmesi gerektiğini gösterir. Yine Hz. Peygamber’in “Velime ilk gün hak, ikinci gün mâruf, üçüncü gün ise riya ve gösteriştir”(İbn Mace, “Nikâh”, 25) ikazı da, israf ve gösterişten uzak durmamız gerektiğine delildir.

Düğünlerdeki meşru eğlenceye gelince, Sünnet’te bu hususa dair şöyle bir örnek yer almaktadır: Hz. Peygamber (sas), bayramlarda, kadınların kendi aralarında def çalıp, İslâm ahlâkına aykırı olmayan bir kıyafetle cariyelerin şarkı söylemesine izin vermiştir. Bir bayram günü Hz. Âişe’nin (Ö. 58/677) huzurunda def çalıp şarkı söylemek suretiyle eğlenen cariyeleri, “Resûlullah’ın evinde şeytan nağmeleri ha!”diyerek azarlayan Hz. Ebû Bekir’e, “Her toplumun bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır.”(Buharî, “Iydeyn”, 3) buyurarak, meşru eğlenceye müdahale edilmemesi gerektiğini ifade etmiştir. Ancak bu eğlence kadınlar arasında olduğu gibi, hadisteki cariyelerden kasıt, küçük kızlar da olabilir.

Aşırılığa kaçmamak şartıyla, İslâmiyet’in sosyal hayat içersinde ruhsat verdiği düğünlerde eğlenmek meşrudur. Nitekim Hz. Peygamber (sas), yine cariyelerin def çalıp gazâ şiirlerini okuduğu bir düğüne katılmış, şarkı söyleyen cariyelerden biri O’nu görünce: “Aramızda yarın ne olacağını bilen Peygamber var.”diyerek sözlerini değiştirmiş, bunun üzerine Peygamberimiz, bu cariyenin böyle ifadeler kullanmamasını, daha önce söylediklerini tekrar etmesini istemiştir. (Buharî, “Nikâh”, 48) Burada şu noktayı belirtmeliyiz ki bu nokta, cariyenin statüsü nazara alarak değerlendirilmelidir. Yoksa, erkeklerin olduğu bir yerde, kendileriyle evlenmesi haram olmayan kadınların şarkı söyleyemeyeceği, erkeklerin de bunları dinleyemeyeceği açıktır. Dinimiz düğün vesilesiyle belli sınırlar içinde eğlenceye izin vermektedir. Şu kadar ki, bu eğlencelerdeki meşruiyet sınırı önemlidir. Günümüzde düğünlerde çılgınca eğlenme, yiyecek ve içeceklerde alabildiğine israfa kaçma, içki tüketilmesi gibi uygulama ve başka haram fiillerin işlenmesi, İslâm’ın asla izin vermeyeceği davranışlardır.

Âlimler, meşrû sınırlarda icra edilen düğüne davet edilen bir kişinin, bu davete icabet etmesinin vacip olduğunu söylerken, bu davetlerde İslâmî âdaba ve genel ahlâk kurallarına ters olmayan, aynı zamanda oyun, musiki ve yarış türünden eğlencelere de izin vermişlerdir. Fakat davette içki, kumar, fuhuş gibi dinin haram kıldığı yasaklar işleniyorsa gitmek doğru değildir. Bu sebeple İslâmî ölçülere göre müstehcen sayılabilecek, doğrudan ya da dolaylı olarak İslâm dinini, bu dinin itikat, ibadet, ahlâk esaslarını bozmaya yönelik her türlü eğlenceyi gayr-i meşru saymışlardır.

Hasılı, Hz. Peygamber (sas) uygulamasına dayalı olarak nesilden nesile intikal eden “nikâh”ve “sünnet”gibi merasimleri icra ederken gayr-i meşru sayılan eğlencelerden ve israftan sakınılmalıdır. Bir sünneti yerine getirirken farzlar ihlâl edilmemeli, bid’atlara asla düşülmemelidir. Çünkü bir bid’at, bir sünnetin terki demektir. (İbn Hanbel, 4:105) Bunun için, Allah Resûlü’nün hayatı ve sünneti iyi bilinmeli, israf ve gösterişten uzak durulmalıdır. Ancak bu şekilde âdetlerimizin ibadet hükmüne geçirilmesi ve “Ümmetin bozulup fesada düştüğü zamanda sünnetten ayrılmayanlara (yüz) şehid ecri verilecektir.”(Deylemî, 4:198; Heysemî, 1:172) müjdesine nail olunması mümkün olacaktır.

Teyze, Amca ve Hala kzıyla evlenmek günah mıdır?

Türkiye’de bildiğim kadarıyla bazı insanlar kendi teyzesinin kızıyla evleniyorlar. Allah bunu meşru kılmış ama farz kılmamıştır değil mi? Şimdi bu diğer insanların gözünde kötü bir şey görülmüyor mu?

Dinde muharremat denilen yani kendisiyle evlenilmesi haram olan kişiler belirlenmiştir. Hala ve teyze kızları veya dayı ve amcakızları muharremattan değildir. Yani bunlarla evlenmek caizdir. Teyze-hala-amca-dayıkızlarıyla evlenmeme, evlenenleri yadırgama; bazı memleketlerde yanlış olarak yerleşmiş bir örfün neticesidir. O takdirde öncelikle bizler bu meselenin dinî yönünü iyi bilmeli ve akraba evliliği gerçekleştirmiş olanlara günah işledi gözüyle bakmamalıyız.

Fİlmlerde Kıyılan Nikah Geçerli midir?

Açıklama: Filmlerde insanlar rol icabı evlenip boşanıyor. Bir hadisi şerifte evliliğin ve boşanmanın şakası da ciddidir buyruluyor. Bu durumlarda insanlar gerçekten evlenmiş veya boşanmış oluyor mu?

Hadiste şöyle buyrulmuştur: “Üç şeyin ciddisi de ciddi, şakası da ciddidir. Nikâh, talak ve köle azad etme.” Bu açıdan bakıldığında filmlerde rol icabı da olsa iki tarafın icap ve kabulünden oluşan ve iki şahidin huzurunda yapılan nikâhlar geçerli olur. Boşama durumunda ise eğer aralarında evlilik bağı yoksa boşama geçerli olmaz. Çünkü olmayan bir akit zaten feshedilemez.

Aileden Habersiz Dini Nikah Kıyılır mı?

Açıklama: Üniversitede okuyan iki arkadaşım var. Bunlar birbirini sevdiler ve ailelerinden habersiz dini nikah kıydırdılar. Fakat bir süre sonra anlaşamadılar ve ayrıldılar. Şimdi de o imam nikahının geçerli olup olmadığı hakkında şüpheleri var. Eğer değilse bunlar çok büyük günaha mı girdiler. Ve bir de bu kişiler daha sonra evlenmek istediğinde evlendiği kişiye daha önce dini nikah kıydırdığını söylemek zorunda mı?

Evlilik ve boşanma ciddi meselelerdir. Hakkında iyice bilgi sahibi olmadan bu işlere girilmemelidir. Ayrıca, bu arkadaşlarınızın ailelerinden habersiz imam nikâhı kıymaları doğru değildir. Nikâhta esas olan aleniliktir. Gizli kapaklı kıyılan bir nikâh (her ne kadar şahitlerin huzurunda kıyıldığında ve diğer şartlarını taşıdığında sahih de olsa) kendisinden beklenen fayda ve gayeleri gerçekleştirmez. Aslında nikâhın dinisi-resmisi de olmaz. Fakat evliliğin sağlam temellere oturması ve bu birlikteliğin dualarla başlaması böylece de, evliliğe de ibadet neşvesinin katılması için günümüzde resmi nikâhla beraber imam nikâhı da kıydırmak adet haline gelmiştir. Fakat burada bile biz, imam nikâhının düğün hazırlıklarına girişildiğinde veya resmi nikâhtan hemen önce veya sonra kıyılması gerektiğini düşünüyoruz. Bundan dolayı bu iki arkadaşınızın yaptığı muamele doğru değildir.

Bize gelen sorularda ailelerinden habersiz nikah kıydırmış ama sonucu felaketlerle neticelenmiş birçok vak’aya şahit oluyoruz.

Şimdi bu olaya baktığımızda şunları söyleyebiliriz. Evliliğin başlaması rükün ve şartları tam bir nikâh akdiyle gerçekleştiği gibi, bu bağın sona ermesi de erkeğin hanımını boşamasıyla olur. Eğer erkek tarafından bu boşama işlemi gerçekleştirilmediyse, evlilik bağı devam ediyor demektir. Yapılması gereken erkeğe haber vererek onun bayanı boşamasını temin etmektir. Bu da eşine karşı boşama lafızlarından birini kullanarak onu boşadığını bildirmesiyle olur.

Dolayısıyla bu bayan yeni bir kişiyle evlenmek istediğinde iki durum söz konusudur: Ya önceki dini nikâh kıydığı kocası onu boşamıştır veya boşamamıştır. Eğer boşamamışsa zaten kadının ikinci bir evlilik yapması mümkün değildir. Çünkü bir kadın aynı anda iki erkekle evli olamaz. Yani ikinci evliliğinin hiçbir hükmü olmaz.

Şayet ilk dini nikâh kıydığı kocası onu boşamışsa, aralarında bir bağ kalmadığı için ikinci evliliğini yapabilir.

Bu kişiler yeniden evlenmek istediklerinde, evlenecekleri kişiye başlarından geçen bu evliliği haber vermeleri güzel olur. Çünkü haber verilmediği takdirde, evlendiği kişi sonradan bundan haberdar olacak olursa, bu durum ailede ciddi bir probleme sebep olabilir.

Evlilikler neden yıpranır?

“Yeni evlendiğimizde çok mutluyduk. Bu mutluluğun hep böyle süreceğini zannediyorduk. Fakat evlendikten sonra aramızdaki sevgi de mutluluk da azalmaya başladı. Acaba bütün sevgiler, zamanla azalıyor, muhabbet kuşu gibi “pırrrr” diye uçuyor ve evlilikler yıpranıyor mu?

Şayet öyleyse Ferhat neden sevdiği uğruna dağı delmeye kalkmış, Mecnun çöllere düşmüş ki?”

Oysa şunu unutuyoruz, suçlu sevgi değil bizleriz. Evlendikten sonra “artık o benim eşim” havasına girerek, sevgi kredimizi tersine kullanıyor, sonunda kendi ellerimizle tüketiyoruz. O krediyi iktisatla kullanmasını bilsek neden bitsin ki?

Dışarıda bakımlı kadınlarla beraber olan erkek, eve geldiğinde bakımsız ve huzursuz bir hanımla karşılaştığında bir iki kredi veriyor. Ama sonra kredisini kesiyor.

İşinden dönen erkek de pijamalarını üstüne geçirip televizyonun karşısında otura otura o da kredisini tüketiyor.

Sevgi kredisini kullanmasını bilmediğimiz gibi; evlilik sarayının bakımını da ihmal ediyor, yıpranmasına prim veriyoruz.

Düşünsenize, ayrık otlarından temizlenmeyen bahçe ne hale gelir? Onarımına dikkat edilmeyen ev, zamanla nasıl harap olur?

Şu dünyada bakımı yapılmayan hangi şey yıpranmıyor ki, özen göstermediğimiz evliliğimiz de yıpranmasın.

Bir fabrikanın tam kapasiteyle çalışması için fabrika sahipleri nasıl gece gündüz çalışırsa; eşlerin de mutluluk üretmek için gayret sarf etmeleri gerekir.

Eğer eşlerden birisi “bana ne” deyip sorumluluktan kaçar ve çalışmazsa, fabrika zamanla üretimini yavaşlatıp belki de sonunda iflas eder.

Andre Maurois’in çok güzel bir sözü var: “Mesut bir evlilik, her gün yeniden inşa edilmesi gereken binaya benzer.”

Psikolog Walter Price de, “Eğer boşanma çarelerini arayan kimseler evlilik bağlarını koparmak için sarf ettikleri gayreti onu ayakta tutmak için sarf etselerdi, bu arzudan vazgeçip, aralarındaki eski münasebetin hâlâ hayatiyetini koruduğunu ve onu tam canlılığa kavuşturmanın mümkün olduğunu görürlerdi.” diyor.

Ne var ki, bu gerçekleri göz ardı edenler, evliliklerinin yıprandığını fark edemiyorlar.

Halbuki ne kadar sağlıklı da olsanız, beslenmezseniz takatten düşersiniz. Vücudunuzun meyve, sebze, et vb. gıdalara ihtiyacı vardır.

Evliliğinizi de beslemezseniz tabii ki yıpranır.

Peki, öyleyse onu nasıl beslemelisiniz?

“Gönül” tencerenize “nefsinizden” bir parça “benlik” yağı dökün. Üzerine, “kalp” dolabınızdan çıkardığınız “kin, nefret, öfke, sinir” karışımını koyup “fedakarlık” odunuyla “sabır” ateşinde iyice kavurun.

Üzerine “neşe” domatesi, “mutluluk” patlıcanı, “huzur” kabağı, “vefa” patatesi, “muhabbet” kıyması ekleyin. Sinenizde sıkı sıkı sakladığınız “sevgi” baharatlarından bolca serpin ve “ilgi” garnitürüyle süsleyin.

Bakır kap içinde bile olsa tebessümle servis edin. Bakın o zaman, evliliğiniz nasıl eski canlı haline gelir. (Zaman Gazatesi)

Mutsuz başlayan bir evlilik nasıl düzelir?

Böyle bir eş ve evlilik hayal etmemiştiniz. Ailenizin, arkadaşlarınızın etkisinde ya da bunalımlı bir zamanınızda karar verdiniz. Ama hayal kırıklığına uğradınız. “Hiç hayal etmediğim bir insanla hayal bile edemeyeceğim bir evlilik yaptım?” diye pişmanlık duyuyorsunuz. Başkaları evlilikle gül bahçesine girerken; kendinizi yıkılan hayallerinizin enkazı altında kalmış gibi hissediyorsunuz. “Keşke, keşke” deyip duruyorsunuz.

Ya da severek evlendiniz; ama evlendikten sonra hiçbir şey istediğiniz gibi olmadı.

Peki ne düşünüyorsunuz? Başlamadan bitirmeyi mi?

O kadar kolay mı bir insanın dünyasına girdikten sonra onu yüzüstü bırakıp kaçmak?

Evlilik evcilik değil ki, “ben bu oyunu beğenmedim” deyip çekip gidesiniz? Öyleyse ne yapmalısınız?

Önce bütün gücünüzü toplayarak o enkazın altından kalkmaya çalışın. Şayet “ben bu enkazın altından kalkamam” der umudunuzu yitirirseniz, orada öylece çürür gidersiniz. Unutmayın bazen enkazlar altından defineler çıkar. Gül bahçeleri ise bir hazanda solup gider. Belki enkaz kabul ettiğiniz evliliğinizin altında büyük bir mutluluk definesi gizlidir. Beyninizi o defineyi bulmak için çalıştırın.

Eee, ne de olsa define bulmak o kadar da kolay değil. Yorulacak, acı çekecek, üzülecek ve gözyaşı dökeceksiniz. Ama defineyi bulduktan sonra da ömür boyu mutlu olacaksınız. Hiçbir şey kolay değil ki!

“Neden bunca zahmete katlanayım derseniz?” Hayatta hiçbir şey kolay elde edilmiyor. Tepesinde yakıcı yaz sıcağını hissetmeyen meyve, olgunlaşmıyor. İmtihan sıkıntısını çekmeyen öğrenci başarı belgesini eline alamıyor.

Ama ekser insanlar, “hayatta yüzüm bir kez bile gülmedi, bundan sonra da güleceğini sanmıyorum” diyerek ümidini yitiriyor. Olayları gözünde büyütüp, hayatla olan bağlarını koparıyor. Eşinin her hareketini ters görüyor.

Oysa “ben bu evlilikte mutlu olacağım, kötü giden şeyleri azim ve irademle düzelteceğim” diyenler mutluluğu yakalıyor. Nitekim, tarih ümit ve azimle çalışanların başarı öyküleriyle doludur. Meselâ dünyanın en ünlü hatibi Cicero kekeme olduğu, Einstein 9 yaşına kadar konuşamadığı ve ailesinin onu özürlü sandığı, başarısız olduğu için okuldan atıldığı, Beethoven’in ise 9. Senfoni’yi sağırlık döneminde bestelediği, Edison’un iki bininci deneyinde bile vazgeçmeyip, durmadan çalışmak yüzünden gözleri yanıp dayanılmaz sancılar çekerek sonunda başardığı söylenir.

Bu arada dua etmeyi de unutmamak gerekiyor. 30 yıl boyunca duanın gücünü araştıran Harvardlı bilim adamı Dr. Herbert Benson, bütün dua etme biçimlerinin stresi yatıştırdığını, bedeni sakinleştirdiğini ve şifalı gevşeme tepkisi uyandırdığını söylüyor. “Eşinizle oturun ve ellerinizi açın, birbiriniz için sesli dua edin. Dua etmek istediğinizden emin değil misiniz? O zaman bunun yerine sahip olduğunuz nimetleri saymayı deneyin. Her gün başınıza gelen üç iyi (büyük ya da küçük) şeyi yazın ve bu iyi şey neden gerçekleşti, diye sorun. 3 ay sonra ciddi derecede daha mutlu hale geldiğinizi göreceksiniz.”

Kısmetim kesilmiş olabilir mi?

Açıklama: 35 yaşına gelmiş olmama rağmen evlenmeye niyet ettiğim kızlar veya çevremden bana uygun görülen kızların kısmetini açıyorum hepsi 15-20 gün içinde kısmetleri açılıyor ya sözleniyor yada görücüleri geliyor. Acaba kısmetim kesilmiş olabilir mi?

Allah (cc), hiçbir insana bir başkasının kısmetini bağlama imkan ve salahiyeti vermemiştir. Bu sebeple, kısmet bağlanması diye bir olay olamaz. Ama kısmet beklenmesi diye bir gerçek olur.

Her sıkıntı, bir günaha kefarettir ya da bir derecenin artmasına vesiledir. Meseleye bir bu açıdan bakın.

İkincisi, siz gerekli sebepleri yerine getiriyor musunuz? Bunu kontrol edin. Bu sebepler, dinî kaideleri yerine getirmek veya insanî olarak makul davranmak şeklinde olabilir.

Üçüncüsü, kendinizde olağanüstü bir durum görmeyin. Bu, insanı gurura veya ümitsizliğe sürükler. Öyleyse, her şeyi bir imtihan olarak kabul edin. Zaten öyledir de..

Dördüncüsü, falcılara gitmeyin. Onlardan beladan başka bir şey görmezsiniz. Duaya ve gayrete sarılın. Allah’tan her şeyin hayırlısını dileyin.

Beşincisi, her işte Allah’ın hikmetlerini görmeye çalışın. Böylece, bunalıma girmez aksine hayatınızı renkli ve manalı hale getirmiş olursunuz. Allah, yardımcınız olsun.

Eş seçiminde dikkat edilecek hususlar nelerdir?

Evlenme öncesi karar aşamasında bulunan genç damad ve gelin adaylarınadır bu sözlerim; evlenecek olduğunuz eş özelinde aradığınız vasıflar adına net bir karara varınız. Çünkü geri dönülmez ya da dönülmesi imkansız denecek ölçüde zor bir sürecin adıdır evlilik. Tabii evlilik kurumuna bakış açısı, dini, ahlaki ve örfi değerlerin şahıs üzerindeki bağlayıcılığına göre değişir bu hüküm. Ben kendi zaviyemden olaya bakarak bunu söyledim. Yoksa, gömlek değiştirme rahatlığı içinde, yetim ve öksüz kalma bahasına çocuklarını hiç nazara ve kale almadan eş değiştiren insanlar var aramızda. Özellikle popüler kültürü benimseyenler arasında. Neyse, konumuz bu değil. Biz asıl eş adayları üzerinde net bir görüş ve kanaata sahip olmanın gerekliliğini anlatmaya çalışacağız.

Şöyle bir metod öneririm evrensel gerçeklerden de hareketle. Genelde erkekler ve bayanlar neyi ararlar muhtemel eşlerinde? Sırasıyla gidelim:

1-Güzellik; yakışıklılık. Soru; fiziki güzellik mi- eskiler bunu melahat-ı vech diye ifade ederlerdi- yoksa ruh güzelliği mi? İkisi de. Amenna; ama ya ikisinden biri varsa.. hangisi? İşte nihai kanaata varılacak ayırım noktası burasıdır. Bence, …

2-Asalet. Asalet ya nesep ile kazanılır ya da terbiye ile. Soru; asil bir aileden gelmiyor veya asil aileden olsun-olmasın, aldığı modern kültür ve terbiye (!) onu tanınmaz hale getirmiş; bu kavşakta ne yapacağız? Bence,…

3-Servet. ‘Menkul veya gayri menkul zengini olsa da, biraz kayınpeder parası ile ahir ömrümüzde rahat etsek!’ Böyle düşünenler olabilir. Kabul ediyorum. Soru; bayan veya erkek zengin bir aileye mensup ama zenginliğin verdiği şımarıklık, laubailik vb. her türlü vasıf üzerinde. Öte tarafta da tam anlamıyla Anadolu terbiyesi almış, fakir bir eş adayı var ve işin garibi başka aday yok. Yol iki görünüyor; ya terbiyeli ama fakir veya zengin ama şımarık. Hangisi? Bence…

4-Dindar. Soru; dinin yap ve yapma diye insanların önüne koyduğu her emir ve yasağa uygun hayat sürmeyi kendine gaye edinmiş bir bayan/erkek veya Allah’a inandığını, peygamberi kabullendiğini söylese de, hayatında buna ait biz iz ve eserin görülmediği, giyim-kuşamdan insani ilişkilerine kadar apayrı kulvarda yürüyen bir insan. Hangisi? Bence, …

5-Tahsil. ‘Üniversite mezunuyum. Eşimin de üniversite mezunu olmasını isterim.’ Yerinde bir istek; ama soru su; üniversite mezunu ama hayat kültürü sıfır, halkımızın enfes tesbitiyle dile getirdiği ‘diplomalı kara cahil’ denilen cinsten, doğruyu yanlıştan ayırt etme kapasitesine bile sahip değil. Böyle bir eş mi, yoksa, lise mezunu, hatta ilkokul mezunu ama hayat mektebinde ders almış, bir yuvayı, bir ocağı çekip çevirebilecek tecrübeye, firasete sahip bayan/erkek mi? Bence, ….

6-Ev hanımı ya da çalışan bayan. Bu genelde damad adayları için geçerli ve günümüze ait bir problem. Bazı erkekler adına söyleyeyim, ekonomik zorluklara birlikte göğüs germe amacından çok daha öte tam anlamıyla bir takıntı. “Sigortalı çalışan bir eş isterim, hangi devirde yaşıyoruz kardeşim!” Buna da amenna. Soru; Sabah 8, akşam 5 mesai yapan -nerede çalıştığı, ne iş yaptığı, iş ortamı vb. unsurlar ayrıca ele alınmalı- bayanla, ev hanımı bayanın getiri ve götürüleri iyi hesap edildi mi? Maddi ve manevi her türlü detay, önümüzde duran yüzlerce-binlerce örnekten istifade ile iyice incelendi mi?

7-Karakter . Eş olarak tercih edeceğimiz kişinin karakteri geçim, huzur ve mutluluk için en önemli özelliklerden biri. Karamsar mı-iyimser mi; kendine öz güveni olan mı-olmayan mı; evhamlı mı-evhamsız mı; mütevekkil mi-değil mi; kıskanç mı-kıskanç olmayan mı; bencil/egoist mi-diğergam mı; fanatik mi-değil mi; dik kafalı mı- yumuşak huylu, halim selim mi; duyarlı mı- vurdum duymaz mı; hayalperest mi-realist mi; tembel mi-çalışkan mı; kindar mı-af edici mi; geveze mi-nerede, ne konuşacağını bilen mi… Daha sayabilirim fakat meramım anlaşıldı umarım. Şimdi soru şu; bunlardan hangileri. Bence;….

Bir galerici oldukça iyi giyimli müşterisini kapıdan karşılıyor. Zengin ve alıcı olduğu her halinden belli. Araba alacağım diyor müşteri. Dükkan sahibi soruyor; “Sıfır kilometre birinci el mi yoksa kullanılmış ikinci el araba mı istersiniz? Birinci el ise, hangi marka, hangi model, rengi, motor gücü vs. İkinci el ise ilave sorum, kaç bin kilometre civarında.” Araba almaya gelen müşteri bunların hiç birini düşünmemis. Soru; araba alması mümkün mü?

Bitirelim; bence, her sorunun sonunda ‘bence’ deyip koyduğum üç noktalardan sonraki uzayıp giden boş satırlar var ya; iste o satırların evlilik yolculuğuna çıkmazdan önce gelin ve damad adayları tarafından doldurulması lazım. Çünkü ne aradığımız, nerede aradığımız, nasıl aramamız gerektiği hep bu sorulara verilecek net cevaplarla belli olacak.

Sizce de öyle değil mi?

Ahmet Kurucan

Ailelerin haberi olmadan çiftler kendi aralarında imam nikahı kıyabilirler mi?

Açıklama: Ailelerin haberi olmadan çiftler kendi aralarında imam nikahı kıyabilirler mi? Veya çiftler kendi aralarında imam nikahını kıydıktan sonra aileler konuşup anlaşıp tanıştıktan sonra tekrar nikah kıyılması gerekir mi?

Şahitler huzurunda dini nikah yapmak caizdir. Ancak resmi nikah olmadan dini nikah yapılmasını uygun görmüyoruz. Özellikle kadının dini ve dünyevi hukukunun korunması açısından dini nikâhın resmi nikâhtan sonra veya bir hafta önce yapılmasını gerekli buluyoruz.

Nitekim Osmanlı Aile Hukuku kararnamesinde de mahalle kadısına kayıt yaptırılmayan nikâhların geçersiz sayılacağı ifade edilmiş ve resmi nikâh üzerinde ısrarla durulmuştur.

Bazıları yalnız kalınca günah işlemiş olmamak için dini nikahı tercih ediyorlar. Hâlbuki daha sonra telafisi çok zor durumlarda kalabiliyorlar.

Bir kadın ve erkek, aileden haberli veya habersiz şahitler huzurunda nikâhlansalar karı koca sayılacaklarından erkek boşamadan kadın başkasıyla evlenemez. Bu açıdan çok tehlikelidir. Nitekim bize bu konuda onlarca soru geliyor. “Ben bir erkekle dini nikah kıydırmıştım. O beni boşamıyor ne yapayım” “Ben dini nikahtan boşanmadan başkasıyla evlendim. Zina sayılır mı” gibi tüyler ürperten pek çok problemle karşılaşıyoruz. Bu açıdan her ne kadar gizli olarak şahitler huzurunda nikahlanmak geçerli ise de sonunda telafisi imkansız olaylar olabiliyor. Bu nedenle resmi nikah olmadan dini nikah yapılmasını asla doğru bulmuyoruz.

Velinin izni olmadan nikâh yapmak caiz mi?

İslâm hukukuna göre nikâhın sahih olması için bazı şartlar vardır. Bu şartlardan birisi de evlenecek olan kadının velisi durumunda olan kişinin izninin ve rızasının alınmasıdır. Bu mesele Hanefî mezhebi dışında kalan üç mezhebe göredir. Velinin izni, Mâlikî ve Şafiî mezhebine göre nikâhın bir rüknü, Hanbelî mezhebine göre ise şartıdır. Her üç mezhebe göre kadının velisinin izni alınmadıkça yapılan nikâh sahih olmaz, bâtıldır.

Hanefî mezhebine göre ise henüz bulûğ çağına ermemiş kız çocuklarının, kendini idare edemeyecek durumda aklen noksan olanların ve bunakların velilerinin izni olmadan nikâhları caiz olmaz. Bunların dışında kalan kadınlar, velilerinin izni olmadan da evlenip nikâh akdedebilirler. Çünkü nikâhta kadının ifadesi muteberdir.

Bu fıkhî bir hüküm olmakla beraber, gerek İslâmî bir âdet, gerekse ailevi bir âdâb olarak velinin izin ve rızasının alınması en doğru olanı ve isabetlisidir. Zaten bazı istisnalar dışında kızın evliliğinde velisinin iznine müracaat edilmekte, önce o muhatap alınmaktadır. Daha sonra kızın rızası da alınırsa nikâh akdine başlanmaktadır.

Hanefî mezhebi dışındaki üç mezhebe göre nikâhın rüknü olan veli, “mücbir veli” durumundadır. Sırasıyla baba, dede; ana-baba bir erkek kardeş mücbir veli olurlar. Bakire olan kızın rızası olmasa da esas itibariyle bunlar kızı evlendirebilirler. Fakat her ne kadar bu hüküm mutlak gibi görünüyorsa da, birtakım istisna ve şartlan vardır. Meselâ şu beş şart mevcutsa kızın velisinin izni alınmadan, sadece kendisinin muvafakati ile nikâh akdedilir. Bu şartlar şunlardır:

1. Veli ile kız arasında herhangi bir şekilde düşmanlık varsa,

2. Kız ile damat adayı arasında bir düşmanlık varsa,

3. Damat adayı kıza mehir veremeyecek durumda fakir ise,

4. Mehr-i misil veremeyecek kadar maddî durumu müsait değilse,

5. Adam âmâ veya yaşlı ise.

Bu gibi durumlarda veli selâhiyetini kullansa da yapılan nikâh sahih olmaz. Çünkü kadının zor durumda olacağı, büyük bir huzursuzluk ve geçimsizlik içine gireceği baştan bellidir. Hâlbuki nikâhtaki esas maksat, eşlerin birbirinden memnun olarak yaşamaları, aile yuvasının dünyada iken bir saadet merkezi mahiyetinde bulunmasıdır.

Şafiî mezhebine göre, bir kıza denk ve uygun bir erkek talip olur, kız da arzu eder, fakat velisi evlendirmeye yanaşmaz mâni olursa, sorumlu sayılacağı gibi, veli olmaktan da düşer. Yine kıza denk ve uygun bir erkek talip olur, kız da razı olursa, fakat yine velisi (babası) bazı bölgelerimizde (bilhassa Şark vilâyetlerimizde) olduğu gibi fazla başlık talebinde bulunduğu takdirde mücbir veli olamaz, velayetine itibar edilmez. Artık velinin izninin şartı aranmaz. Mümkün olursa kız o talipli ile evlendirilir. Veli mâni olursa büyük bir vebal altına girmiş olur. İşte başlık belâsının yaygınlaştığı vilâyetlerimizde bu mahzurlu durumlar sık sık görülmekte, kızın velisi de, “velayet” selâhiyetini kullanarak bazı günahların ve huzursuzlukların doğmasına sebep olmaktadır.1

Nikâhta velinin izninin şart koşulması mezhepler arasında farklı olmakla beraber, bölgenin ve ailenin kendi şartları ve âdetleri açısından önemlidir. Öyle zamanlar olur ki, kız tecrübesizliğinden, ilk anda bazı hususları tam düşünemediğinden, velilerinin memnuniyetsizliklerine rağmen diretir, isteyen bir erkekle nikahlanırlar.

Fakat ileride pişman olacaklarını, kocasının kendisine denk olmadığını görür ve bir huzursuzluktur gider.

Böyle durumlarda velinin müsaadesini, rızasını almak hem bir İslâmî vecibedir, hem de büyüklere edep ve terbiyeye uygundur. Fakat bazı anlar da olur ki, yukarıda bîr miktar sözünü ettiğimiz gibi, pek çok bakımdan kızla erkek birbirlerine denk olduğu, fikren ve mizaç itibariyle birbirleriyle uyuşabilecekleri mümkünken, babanın bazı peşin fikirleri öne sürerek mâni olması halinde, kızın rızasının bağlayıcı olmaması daha isabetli olacaktır. Bu durumda zaten Hanefî mezhebine göre nikâh caiz olduğundan ona tâbi olarak hareket edilir. .

1. el-Ümm, 5/20; Şafiî ilmihali, s. 443

Üvey evlatlar birbirleriyle evlenebilir mi?

Açıklama: Evli iki insanın önceki eşlerinden olma evlatları, birbirleriyle evlenebilirler mi? Evlilikten sonra kişi üvey evladıyla evlenebilir mi?

Soruda sormuş olduğunuz durumdaki üvey kardeşler birbirleriyle evlenebilir.  Çünkü aralarında herhangi bir bağ yoktur. Fakat kadının evlendiği adama, – eğer zifaf gerçekleşmişse – kadının kızı ebediyen haram olur. Aynı şekilde eğer karı koca arasında zifaf gerçekleşmişse adamın evlendiği kadına da adamın oğlu ebediyen haram olur. Sonuç olarak üvey kardeşler birbirleriyle evlenebilirler.

Fakat karı-koca evlenip zifaf (cima) gerçekleştikten sonra, eşlerinin başkasından olma çocukları kendilerine ebediyen haramdır, evlenemezler. Çünkü aralarında sıhrî hısımlık dediğimiz bir hısımlık, akrabalık doğmuştur. Sonradan evlilik, boşanma veya ölüm gibi bir sebeple evlilik sona erse bile, sıhrî hısımlık ortadan kalkmadığı için mutlak bir evlenme engeli teşkil eder.

İmam nikâhının hükmü nedir? Ailenin rızası olmadan imam nikâhı geçerli olur mu?

Nikâhın şartları ve rükünleri bellidir. Bunlar yerine geldiğinde nikâh gerçekleşmiş olur. Yani kıyılan nikâhın geçerli olması bakımından imam nikâhı veya resmi nikâh olması arasında bir fark yoktur. Aralarında evlenme engeli bulunmayan birbirine denk bir bayan ve erkek, iki şahit huzurunda, evlenmeyi kabul ettiklerinde evlilik akdi gerçekleşmiş olur. Ve böylece kadın mehir almaya hak kazanır. Sorunun ikinci kısmında ifade edilen ailenin rızası meselesini ayrıca ele alalım.

İslâm hukukuna göre nikâhın sahih olması için gereken şartlardan birisi de, evlenecek olan kadının velisi durumunda olan kişinin izninin ve rızasının alınmasıdır. Bu mesele Hanefî mezhebi dışında kalan üç mezhebe göredir. Velinin izni, Mâlikî ve Şafiî mezhebine göre nikâhın bir rüknü, Hanbelî mezhebine göre ise şartıdır. Her üç mezhebe göre kadının velisinin izni alınmadıkça yapılan nikâh sahih olmaz, batıldır.

Hanefî mezhebine göre ise henüz bulûğ çağına ermemiş kız çocuklarının, kendini idare edemeyecek durumda aklen noksan olanların ve bunakların velilerinin izni olmadan nikâhları caiz olmaz. Bunların dışında kalan kadınlar, velilerinin izni olmadan da evlenip nikâh akdedebilirler. Çünkü nikâhta kadının ifadesi muteberdir.

Bu fıkhî bir hüküm olmakla beraber, gerek İslâmî bir âdet, gerekse ailevi bir âdâb olarak velinin izin ve rızasının alınması en doğru olanı ve isabetlisidir. Zaten bazı istisnalar dışında kızın evliliğinde velisinin iznine müracaat edilmekte, önce o muhatap alınmaktadır. Daha sonra kızın rızası da alınırsa nikâh akdine başlanmaktadır. Hanefiler de bunun müstehap olduğunu ifade etmişlerdir.

Nikâhta velinin izninin şart koşulması mezhepler arasında farklı olmakla beraber, bölgenin ve ailenin kendi şartları ve âdetleri açısından önemlidir. Öyle zamanlar olur ki, kız tecrübesizliğinden, ilk anda bazı hususları tam düşünemediğinden, velilerinin memnuniyetsizliklerine rağmen diretir, isteyen bir erkekle nikâhlanır. Fakat ileride kocasının kendisine denk olmadığını görür ve bir huzursuzluktur gider.

Böyle durumlarda velinin müsaadesini, rızasını almak hem bir İslâmî vecibedir, hem de büyüklere karşı edep ve terbiyeye en uygun olanıdır. Fakat bazı anlar da olur ki, pek çok bakımdan kızla erkek birbirlerine denk olduğu, fikren ve mizaç itibariyle birbirleriyle uyuşabilecekleri mümkünken, babanın bazı peşin fikirleri öne sürerek mâni olması halinde, onun rızasının bağlayıcı olmaması daha isabetli olacaktır. Bu durumda zaten Hanefî mezhebine göre nikâh caiz olduğundan ona tâbi olarak hareket edilir.

Dinimizde kişinin yengesi ile evlenmesinin hükmü nedir?

Bir insan, kardeşi vefat edince yengesi ile -kendisinden ister büyük, ister küçük olsun- iddeti bittikten, hamile ise hamlini vaz’ettikten sonra evlenebilir. Fakat böyle bir evlilik, ne farz, ne vâcip, ne de sünnettir. Sonra, bu evliliğin câiz olması başkadır, mevcut şartların değerlendirilmesi neticesinde lüzumlu görülüp görülmemesi başkadır.

Anne-Babanın çocuğunun evliliğine karışma hakkı var mıdır?

Açıklama: Kızım ve oğlum düşünce ve kültür olarak anlaşamayacağımız insanlarla evlilik kararı veriyor. Aile olarak belli bir eğitim vererek yetiştirdiğimiz ya da buna inandığımız çocuklarımızın arzusuna boyun mu eğmeliyiz yoksa çıkış yolu nedir?

Aslında evlilikte anne-babanın veya çocuğun düşüncesinden ziyade dinin getirdiği ölçüler iyi bilinmeli ve bunlar esas alınmalıdır. Çünkü karar verme aşamasında her ne kadar gençlerin duygularına kapılarak yanlış karar verme ihtimali daha yüksekse de, bazen bu konuda ebeveynler de hata edebilmektedirler. Yani öyle zamanlar oluyor ki, çocuklarının tercihi dinin ölçü ve kriterlerine daha uygun olduğu halde, çocuğun anne babası dini duygu ve düşünce olarak tasvip edilemeyecek bir kısım bahanelerle çocuklarının yapacağı evliliğe karşı çıkıyorlar. Tabii evlilik aşamasında hata eden daha çok gençler oluyor. Her ne olursa olsun öncelikle söylediğimiz gibi bu konudaki dini kriterler esas alınmalı ve onlara göre hareket edilmelidir.

Evet, akıl ve mantık üzerine kurulmuş ve kendisinden beklenen hikmet ve maslahatlar ortaya çıkmış bir evlilikle, dünyevi ve uhrevi mutluluğu gerçekleştirecek çok önemli bir dayanak elde edilmiş ve cennet bahçelerini aratmayacak bir aile yuvasına kavuşulmuş olur. Hiç şüphesiz ki, yukarıdaki faydaların gerçekleşmesi, her yönden ve özellikle de din ve diyanet noktasından birbiriyle denk olan eşlerin bir araya gelmeleriyle mümkün olur. Yani evlilikte denklik meselesinde ilk göz önünde bulundurulması gereken husus, dini hayattaki denkliktir, sonra kültür, mal, nesep, belli bir coğrafya ve millete ait olma gibi diğer hususlar gelir. Din noktasında ve diğer mevzularda denkliğe dikkat edilmediğinde, eşler arasında karşılıklı sürtüşme ve çekişmeler olacak ve sonunda Allah’ın en sevmediği mübah olan boşanma, kaçınılmaz hale gelecektir. Bediüzzaman Hazretleri özellikle dinî anlayıştaki denklik mevzuunu nazara verdiği bir yerde hanımlara özetle şu tavsiyede bulunur:

“Eğer, size tam muvafık ve dindar bir eş bulamamışsanız, kendinizi açık saçıklıkla satmayın. Size lâyık ebedî bir arkadaş, İslam terbiyesini almış bir vicdan eri çıkıncaya kadar sabredin. Dünyanın geçici zevkini tatmak için ebedi hayatınızı tehlikeye atmayın. Bugünkü medeniyetin sefaheti içinde boğulmayın.” (Kastamonu Lahikası, 45. Mektup)

Yani görüldüğü gibi evlilikte ilk dikkat edilecek husus denklik ve hususiyle de dini hayatın yaşanması açısından denkliktir. Tabi bundan sonra ailelerin sosyal, kültürel ve ekonomik durumları da dikkate alınmalıdır.

Efendimiz başka bir hadislerinde: “Güzellikleri sebebiyle kadınlarla evlenmeyin. Çünkü güzelliklerinin onları (kibir ve gurur sebebiyle) alçaltacağından korkulur. Onlarla mal ve mülkleri sebebiyle de evlenmeyin, zira mal ve mülkün onları azdıracağından korkulur. Fakat onlarla diyaneti esas alarak evlenin. Yemin olsun, burnu kesik, kulağı delik siyahî dindar bir köle (dindar olmayan hür kadınlardan) efdaldir.” buyuruyorlar.

İşte evlilikte bu ve buna benzer hususlar göz önünde bulundurulmalıdır. Eğer evlatların evliliğine karşı çıkılacaksa, bu sebepler yerine gelmediğinden karşı çıkılmalıdır. Bunun yanında evlatların da kendi kafalarına ailelerine danışmadan onların onaylarını almadan yuva kurmaları doğru değildir. Çünkü her işte olduğu gibi evlilik öncesinde de büyüklerle istişare yapılmalı ve daha sonra karar verilmelidir.

Bir de daha evlilik aşamasına gelmeden çocuklar evlilik hususunda eğitilmeli, bu konuda onlara doyurucu bilgiler verilerek yanlış adım atmalarının daha baştan önüne geçilmelidir. Çünkü belli aşamadan sonra artık her şey çok geç olabilir. Bunun için de kendimiz bu konuda dini kitaplar okuduğumuz gibi çocuklarımızın da okumasını sağlamalı, onları dindar ahlaklı arkadaşlarla bir arada tutmanın yollarını aramalı ve hayatlarını dinin gölgesi altında yaşamalarını temin etmeliyiz. Eğer çocuğumuzu dini anlamda iyi yetiştirebilirsek, evlilik safhasında da rahat ederiz.

Şimdi sizler için artık vakit çok geçse, yani evlatlarınızı evlilik vs mevzuunda terbiye etme hususunda geç kalmışsanız, dua edip elden geldiğince yumuşak bir şekilde tavsiyede bulunmaktan ve yönlendirmeye çalışmaktan başka çareniz yok. Bunun ötesinde fazla bir şey yapamazsınız herhalde. Eğer çok ters insanlarla evleneceklerse, evlenmeden önce tavır koyabilirsiniz. Mesela, hakkınızı helal etmeyeceğinizi belirtebilir, gönlünüzün kırılacağını ifade edebilirsiniz. Ama her şeye rağmen evlenirlerse, artık ondan sonra yapacağınız şey onlarla iyi geçinmektir.

Evlenmeyi düşünen adaylar nelere dikkat etmelidirler?

1- Evlilik öncesi mutlaka yetkili ve bilgili şahıslarla istişare edilmelidir.

2- Tarafların bir araya gelmelerinde halvet olmamalıdır. Yani kimsenin olmadığı yerde yalnız baş başa kalamazlar. Böyle bir durumda Efendimiz (s.a.s) bu iki kişinin üçüncülerinin şeytan olacağını söylemiştir. Yani bunlar görüşürken ya yanlarında üçüncü bir kişi bulundurmalı ya da, umuma açık bir yerde görüşmelidirler.

3- Özellikle bayan tesettürüne dikkat etmelidir. Çünkü taraflar nişanlı bile olsalar evlenmedikçe birbirlerine yabancı sayılırlar.

4- Ailelerin izin ve rızasının alınmasına dikkat etmelidirler.

5- Tarafların bir araya gelmeleri görüşüp konuşmaları hep bir gayeye yönelik olmalıdır. O da kuracakları yuvanın sağlam temellere oturması için tarafların birbirini iyi tanıyarak doğru karar verebilmeleridir. Bunun dışında görüşmelerde ciddiyet esas olmalı ve hevaî ve nefsanî şeylerden uzak durulmalıdır.

6- Olur da bu iki kişi evlenemeyeceklerine karar verirlerse, her iki tarafında pişman olmayacağı bir süreç yaşamalıdırlar. Yani edep ve hayâ dairesinde hareket edilmelidir. Evlilik sonrası paylaşılacak bazı önemli ve şahsi sırlar evlilik öncesi ortaya dökülmemelidir. Tabi bu arada, evlendikten sonra problemlerin çıkmasına ve pişmanlığa sebebiyet verecek bazı şeylerin gizlenmesi de doğru değildir. Mesela bir hastalık, yüklü bir borç, içki ve kumar gibi devamlı yaşanan bir kötü adet vs. varsa, bu önceden bilinmelidir.

Evlenmenin hükmü nedir?

Evleneceklerin durumuna göre nikâhın hükmü farz, vacib, sünnet, haram, mekruh veya mübah kısımlarına ayrılır:

1. Evlenmediği takdirde zinaya düşeceği kesin olan kimsenin -mehri verecek ve eşinin geçimini sağlayacak durumda ise- evlenmesi farzdır.

2. Evlenmediğinde zinaya düşme ihtimal ve tehlikesi bulunan kimsenin -mehir ve nafakayı sağlayacak durumda ise- evlenmesi vacibtir. Hanefiler dışındaki çoğunluk farz ve vacib arasında bir ayırım yapmaz (İbnül-Hümâm, 2/342; el-Bedâyî’, 2/260).

3. Evlenince, eşine zulüm yapacağına kesin gözüyle bakılan kimsenin evlenmesi haramdır. Hem zinaya düşme, hem de eşine zulüm yapma korkusu bulunan kimsede haramlık yönü tercih edilir. Çünkü bir konuda helâl ve haram birleşince, prensip olarak haram üstün tutulur ve ondan kaçınmak gerekir. Nitekim ayet-i kerimede, “Evlenmeye güç yetiremeyenler, Allah kendilerine fazlu kereminden zenginletinceye kadar iffetlerini korusunlar” (Nur Suresi, 24/33) buyrulur.

4. Eşine zulüm yapacağından korkulan kimsenin evlenmesi mekruhtur (el-İhtiyâr, 3/82).

5. Cinsel bakımdan itidal halde bulunanların evlenmesi sünnettir. İtidal; evlenmezse zinaya düşeceğinden korkulmayan, evlenirse de eşine zulüm yapacağından endişe duyulmayan kimsenin halidir. (Şamil İslam Ansiklopedisi)

Yukarıdaki hükümleri göz önünde bulundurduğumuzda, bahsedilen şahıs için evlenmenin vacip olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü zina tehlikesi bulunmasa da, bunun dışında bir kısım günahlar söz konusudur. Evlenmek -inşallah- bu günahlardan kurtulmaya bir vesiledir.

Evlilik, aşk ve sevgiye mi yoksa mantığa mı dayanmalı?

Açıklama: On altı yaşındayım. Ancak son zamanlarda evlilik meselesi kafamı çok meşgul ediyor. Gördüğüm kadarıyla bizim çevremizde aşk ve sevgiye dayanan bir evlilik olmuyor. Ne yapmalıyım, istediğim sevdiğim birini bulamasam bile, dini yönden sağlam birini bulunca evleneyim mi? Bu konuda nasıl düşünmemi ve ne yapmamı tavsiye edersiniz?

Öncelikle şöyle bir hatırlatma yapalım. Her işi vakti zamanında yapmak önemlidir. Yani evlilik de vakti zamanı geldiğinde üzerinde düşünülecek ve ona göre adım atılacak önemli bir meseledir. Ancak okulu devam ettiğinden veya yaşı küçük olduğundan ya da durum ve şartları elvermediğinden dolayı henüz evlenmeyi düşünmeyen birisinin bu konulara fazlaca kafa yormasını çok uygun bulmuyoruz. Çünkü gereksiz yere bu tür meseleler zihnimizi meşgul edecek ve himmetimizi dağıtacaktır. Hele bunun da ötesinde yıllarca karşı cins biriyle görüşerek flört hayatı yaşamayı kesinlikle doğru bulmuyoruz. Zaten böyle bir davranış dinimizce de caiz değildir.

Evet dinimiz her konuda ölçü ve prensipler getirip bizim hayatımıza hayat olduğu gibi, evlilik gibi oldukça önemli bir konuda da boşluğa meydan vermeyecek ölçüde düzenlemeler getirmiştir. Yani evlenirken dikkat edilecek hususlar nelerdir? Evlilikte ebeveynin rolü nedir? Evlenilecek kişide ne gibi özellikler aranmalıdır? Evlilik öncesi tanışma dönemi olan nişanlılıkta caiz olan ve olmayan şeyler nelerdir? Kişi evlenmek istediği biriyle ne ölçüde görüşüp konuşabilir? Ve daha bunlar gibi birçok hususta bizler dinimizin hep bizi aydınlattığını görüyoruz. Çünkü İslami temellerden uzak sadece heva ve heves uğruna yapılacak bir evlilik bereket ve yümünden uzak olduğu gibi, böyle bir aileden meydana gelecek nesillerin de İslam’ın gölgesinde bir hayat yaşamaları oldukça zordur.

Bundan dolayı evlilikte akıl ve mantık her zaman belirleyici rol üstlenmeli ve bunun yanında evlenilecek kişi hakkında başkalarına danışma ve meşveret de kesinlikle terk edilmemelidir.

Aslında bu demek değildir ki, evlilikte his ve duygular işin içine girmesin, kişi evleneceği bayanı veya erkeği sevmesin veya ona âşık olmasın. Yukarıdaki hususların gözetilmesi bunlara engel değildir. Nasıl olsun ki, evleneceğimiz kişiye karşı içimizde bir sevgi muhabbet oluşmadıysa nasıl onunla ömür boyu bir hayat geçirebiliriz!

Çünkü Kur’an’da da işaret edildiği gibi, evliliğin hikmet ve faydalarından birisi de, eşler arasında sevgi, muhabbet ve meveddetin teşekkül etmesidir. Zaten insanı en çok mutlu eden şeylerden biri de kalbine karşılık mukabil bir kalbin bulunmasıdır. Böylece onunla sevgisini, üzüntüsünü paylaşabilsin ve ikisi beraber adeta cennet yamaçlarında yaşarcasına bir hayat yaşasınlar.

Şimdi bahsettiğiniz çevrede yapılan evliliklere baktığımızda aslında sizi endişelendirecek bir durumun olmadığını görürüz. Bir kere şahıslar nerede olursa olsun, her zaman tek tip bir evlilikten söz edilemez. Önemli olan gayri meşru daireye girmeden ve usulünce evlenmektir. Bir kere dindar bir kimseyle evlenmek, mutsuzluğu seçmek ve aşkla sevgiyi bir tarafa atmak değildir. Bilakis, en güzel aşklar ve sevgiler iman dairesinde yaşanır. Zira dinî açıdan birbirlerine bakan eşler, birbirlerini ebedi eş olarak görür ve ona göre davranırlar. Aşk ve sevgilerini sadece beden ve suret güzelliğine bağlamazlar. Bundan daha önemli olan iç güzelliğine, ahlakına ve dini yaşamasına bağlarlar. Böylece, aşk ve sevgileri daimi olur ve artarak devam eder. Evlenmeden önce bazı insanların yaşamaya çalıştıkları aşk, eğer sadece dış güzelliğe bakıyorsa bu gelip geçicidir ve bazen evlenmeden önce çoğu zaman da evlendikten sonra biter. Dolayısıyla en güzel aşk ve sevgi, iç güzellikle alakalı olan ve devamlı yaşanandır. Bu da eşlerin birbirlerine dinî ölçüler içerisinde yaklaşmalarına bağlıdır. Zira devamlılık ve ebedilik, ancak dine inanma ve onu yaşamayla elde edilebilir.

Kadın eşi kısır olduğunda ikinci erkekle evlenebilir mi?

İslam’da kadın kısır ise erkek ikinci bir eşle evlenebiliyor. Peki, erkek kısır olduğunda kadın ikinci bir koca ile evlenemez mi? Evlenemez ise bu eşitsizlik olmuyor mu?

Meselenin hikmet ve maslahatlarına geçmeden bir hususun üzerinde duralım. Bir kere şart ve durumlar ne olursa olsun, erkek dört kadına kadar evlenebildiği halde, bir kadın birden fazla erkekle evlenemez. Bu, Allah’ın Kur’an’da bildirdiği bir hükümdür. Dolayısıyla mesele her şeyden önce bir iman ve teslimiyet meselesidir. Biz bir şeyi Allah emrettiği için yaparız veya terk ederiz. Yoksa kâsır aklımızla meseleyi değerlendirip, kendimize göre bulduğumuz bazı hikmetlerden dolayı bir işi yapmaya kalkarsak günaha ve isyana sürüklenmiş oluruz. Öncelikle bu kısmın iyi anlaşılması gerekir.

Bununla birlikte Allah’ın Hakîm ismini tezahürü olarak, O’nun emrettiği veya nehyettiği şeylerin hepsinde kulları için hikmet ve faydalar vardır. Biz bazen bunların bir kısmını anlayabiliriz. İşte birden fazla evlilik meselesinde de bizim anlayabildiğimiz birçok hikmet vardır. Ancak bilemediğimiz başka maslahatlar da bulunabilir. Şimdi meseleyi sorunuz zaviyesinde ele alarak özetle birkaç husus zikredelim.

Bir kere erkeğin ikinci bir eş alacağı tek yer, hanımının kısır olduğu durum değildir. Hatta ortada hiçbir sebep yokken de erkek şartlarını yerine getirdikten sonra ikinci evliliğini yapabilir.

Diğer yandan evliliğin tek semere ve meyvesi çocuk değildir ki, çocuk olmayınca hemen ikinci evlilik mecburi görülsün…

Bir de eğer, kadınlar arasında adaleti sağlayamayacaksa, bir erkeğin iki kadınla evlenmesi mahzurludur. Yani mesele zannedildiği gibi rahat izin verilen bir mesele değildir.

Gelelim, kadının birden fazla erkekle evlenmesine: Durum ve şartlar her ne olursa olsun, kadının ikinci bir erkekle evlenmesinin mahzurlarını azıcık düşünen bir insan bile anlayabilir. Evet, bir evde iki erkek ve bir kadın bulunması halinde bu evliliğin devam etmeyeceği ve bu ailenin mutlu bir aile olamayacağı aşikârdır. İkinci olarak, kadının fiziki ve ruhi yapısı da buna müsait değildir. Üçüncüsü, böyle bir durumda aile reisi kim olacaktır? Dördüncüsü, kısır olan erkeğin olur da bu rahatsızlığı düzelirse nesep karışmayacak mıdır? Bu durumda doğan çocuğun babası kim olacaktır?

Bütün bunları düşündüğümüzde, kadının birden fazla evlenmesinin ne derece mahzurlu ve problemli olduğu ortaya çıkar ve bu konudaki yasağın hikmetini daha iyi anlarız.

Sonradan Müslüman olan bir kadın, Müslüman olmayan bir kocasından ayrılmak zorunda mıdır?

Açıklama: Kocasını seven ve ondan ayrılmayı istemeyen gayri müslim bir kadın, eğer Müslüman olmak isterse Müslüman olmayan kocasından ayrılması gerekir mi?

İslâm, diğer din mensupları ile Müslümanlar arasında gerçekleşecek evlilikte, kendi mensuplarının zarar görmemesi yanında, Müslümanların birlik ve bütünlüklerinin zedelenmemesine dikkat etmiş, toplumlar için huzur kaynağı olan aile müessese­sinin sağlam temeller üzerinde kurulmasına aşırı değer vermiş, bunun için de, özellikle eşler arasındaki inanç ve şuur birlikte­liğine önem vermiştir. Bunun için de yapılacak evliliklerde tarafların mensup olduğu dine ve konumlarına göre birtakım düzenlemeler getirmiştir.

Genel olarak İslam alimleri arasında evlilik öncesinde İslam hukukunda bulunan “evlilik engelleri” hususunda bir ittifaktan bahsedilebilir. Çünkü bu hususta Kuran-ı Kerimde açık ayet-i kerimeler bulunurken Efendimiz’den de bunun yasak olduğunu belirten hadisler gelmiştir. Yani evlilik öncesinde eşlerin dinlerinin farklı olması halinde hangi durumlarda evlilik gerçekleşebilir bu konuda dinin belirlediği kriterler tartışmaya mahal bırakmayacak kadar açıktır. Ancak evlilik öncesi uygulanması gereken evlilik engellerinin evlilikte meydana gelecek değişme ve gelişmeleri de kapsayıp kapsamayacağı noktasında bazı farklı görüşler bulunmaktadır. Buna bağlı olarak da evlilik içinde eşlerden birinin din değiştirmesi halinde evliliğin durumuyla alakalı bir takım farklı görüşlerde bulunan alimler olmuştur.

Bir Müslüman’ın gayr-i müslim kavramı içinde yer alan; kâfir, mürted, ateist ve müşrikle evlenmesi İslâm açısından yasaktır.  Fakat Hıristiyanlar ve Yahudiler gibi, kaynak itibariyle se­mavi bir dine ve Allah’tan gelen kutsal bir kitaba inanan, ancak akidelerinin içerisinde mevcut olan bazı özellikler nede­niyle de, grup halinde kâfir ya da müşrik olarak nitelenebile­cek kimseler için Kur’ân’da farklı bir statü benimsenmiş ve bunlar “ehl-i kitap” diye isimlendirilmişlerdir. Müslümanlarla bu gruplar arasındaki evlilik ilişkisinde de ayrı bir düzenlemeye gidilmiştir. Buna göre, Müslüman erkeğin, iffetli olan kitap ehli bayanla evliliği, çoğunluğu oluşturan âlimlerce meşru olarak kabul edilmiştir. Bu sayede, Müslüman – ehl-i kitap diyalogunun devamlı sıcak tutularak, genel planda, ehl-i kitab olan kitle tarafından İslâm’ın objektif ve somut bir şekilde ta­nınması arzulanmış, özelde ise, İslâm’ı tercih etmeye meyli bulunan kitabî bayanların İslâm’la şereflenmeleri için kendilerine bu şekilde bir fırsat sunulması hedeflenmiş olmalıdır. Bunun meşru olduğunu benimseyen âlimler, bu evlilik neticesinde birtakım mahzurların ortaya çıkması, bu evliliğin çocuklar için zararlı olacağının anlaşılması neticesinde bu evliliğe hoş bakmamışlar ve kendi dindaşlarıyla evlenmelerinin daha uygun olacağını belirtmişlerdir.

İslâm, Müslüman bayanların diğer din mensupları ile evlilikleri hususunda daha hassas davranmıştır. Bunun neden­leri arasında; farklı din mensupları ile gerçekleştirilecek evlilik­te, Müslüman bayanı ve doğacak çocuklarını; farklı din ve kültür altında yetişmiş kocanın ve çevresine hâkim olan gayr-i İslâmî kültürün zararlı propaganda ve telkinlerinden korumak ilk sıralarda yer almaktadır. Buna göre İslam Müslüman bayanın gayr-i müşrik erkeklerle evlenmesini yasaklamıştır. Müslüman bayanın herhangi bir gayr-i müslim erkekle evlenemeyeceği şeklinde, İslâm dünyasında tarih boyunca benimsenmiş olan bu hükmün, yalnızca ilk dönem müçtehitlerinin içtihadı olmayıp, Kur’ân mesajına ve Hz. Peygamber’in uygulamalarına dayandığı tespit edilmiştir.

Şimdi esas soruda belirtilen gayr-i Müslim bir erkekle evlenen bir kadının Müslüman olması neticesinde evlilik durumunun ne olacağına gelince; bu durum nasslar tarafından açıkça belirtilmediğinden ilk dönemden beri İslam alimleri tarafından tartışılmış olup şu sonuçlara ulaşılmıştır: Nikah gerçekleşmiş olmasına rağmen, henüz birleşme­den önce böyle bir durumun oluşması halinde, nikahın tam kemal bulmadığı gerekçesiyle, bu durumda da ilk evlilik esnasında gerekli olan kriterlerin aranacağına karar verilerek, söz konusu ortamda nikahın son bulacağı, ilk dönem âlimlerince ittifakla benimsenmiştir. Bu durumda evliliğin son bulacağı şeklindeki hüküm, Müslüman fertlerin kâfir ve müşriklerle evlenemeyecekleri hakkındaki ayetlere dayandırılmıştır.

Birleşme sonrasında eşlerden biri ihtida edip diğeri İslam’a girmeyi kabul etmezse; İslâm âlimlerinin çoğunluğunun benimsediği görüşe göre; Müslüman bayanın gayr-i müslim (=kâfir-müşrik-mürted, ehl-i kitap) olan bir erkeğe nikahının haram olduğu gibi, Müslüman bir erkeğin de, nikahı altında gayr-i müslim bir bayanı bulundurması -ehl-i kitap olan bayan hariç- naslarla yasaklanmış olduğundan, evlilik kurulurken, Müslüman ba­yan, gayr-i müslim erkekle evlenemeyeceği gibi, evlilik devam ederken de, aralarında kâfir koca – Müslüman bayan pozisyo­nu oluştuğu için, birbirlerine haram olma durumu zuhur etmiş olup, bu eşlerin ayrılması gerekir. Söz konusu olan durumda, kocanın ehl-i kitap olmasının herhangi bir ayrıcalığı yoktur. Çünkü, klasik dönem İslâm âlimleri ittifakla, Kur’ân naslarına dayanarak, Müslüman bayanın, ehl-i kitap da olsa, herhangi bir gayr-i müslim erkekle evliliğe devam edemeyeceğine hükmetmişlerdir.

Bu görüşte olan âlimler, eşlerden birinin Müslüman olup, diğerinin Müslüman olmaması nedeniyle ayrılma gerçekleşe­ceğinde hemfikir iseler de, evliliğin ne zamandan itibaren son bulmuş sayılacağında farklı düşünmüşlerdir:

Bunlardan bir kısmı; eşlerden birinin Müslüman olması halinde, evliliğin derhal son bulacağını savunmuşlardır.

Bir kısmı; Müslüman olmayan eş kadın ise, ona Müslüman olması teklif edilir, onun bu teklifi reddetmesi anında evlilik son bulur demişlerdir.

Diğer bir kısmı ise; gerek erkek eş, gerekse bayan eş Müslüman olduğunda, iddet müddetince diğer eşin Müslüman olması beklenir, iddet bittiği halde gayr-i müslim olan eş İs­lam’ı kabul etmemişse, nikâhın sona ermiş olacağını benim­semişlerdir.

Sahabeden Hz. Ömer ile Hz. Ali’ye ve diğer nesiller­den bazı müçtehitlere ait olduğu nakledilen ve İbnü’l-Kayyim’in de ısrarlı olarak savunduğu diğer bir görüşe göre ise; “evlilik içinde iken Müslüman olan eş, bu evliliği devam ettirip ettirmeme hususunda muhayyerdir”. Bu görüşle ilgili olarak sahabe ve ilk dönem âlimlerinden yapılan nakillere bakıldığında; ihtida eden eş, evliliğin devam etmesinden ken­disinin, yeni inanç değerlerinin ve doğacak çocuklarının bir zarar görmeyeceği düşüncesindeyse, evliliği sonlandırmayıp bu evliliği devam ettirebileceği anlaşılmaktadır. Bir başka ifa­deyle, ihtida eden eş, bu ailede ve yaşamının büyük kısmını geçirdiği eski çevresinde hayata devam etmesinin, kendisi, inancı ve çocukları açısından zararlı olacağı korkusu taşıyorsa, bu evliliğe son verebilir. Böyle bir kararını uygulamaya koy­mada zorluk çekecekse, mahkemeden yardım talep edebile­cektir. Ancak, İbnü’l-Kayyım ve onun gibi düşünen âlimlerin muhayyerlik anlayışı biraz farklılık arz etmektedir. Ona göre; ihtida eden eşin nikâhı, diğer eşin iddet sonrasında bile Müslüman olmamasıyla son bulmayıp, yeni Müslüman olan eş dilerse, süresiz olarak eşinin Müslüman olması için bekleyip beklememede muhayyer ise de, bu dönem içinde cinsel olarak eşlerin beraber olmaları caiz değildir. Bu görüş ayrılığıyla beraber, bu grupta yer alan bütün âlimler, nikâh devam ettiği müddetçe eşler arasındaki mali hak ve sorumlulukların devam edeceğini ifade etmişlerdir.

İhtida eden eşin evliliği sonlandırıp sonlandırmama husu­sunda kendisinin muhayyer olduğu şeklindeki bu görüşün delilleri arasında; “Hz. Peygamber’in bu yöndeki uygulamala­rı nedeniyle Mümtehine suresinin 60/10. ayetinin tahsis gör­düğü ya da Sünnet tarafından bu ayetin hükmünün neshedildiği; ihtida olayının evliliği mutlak olarak sonlandırmadığı ile ilgili sahih rivayetlerin bulunduğu, Raşit halifelerin de bu yönde görüş ve uygulamalarda bulunmaları; aklen bu görüşün hem Müslüman olmayı düşünen gayr-i müslimler hem de Müslüman olmuş fertler için ve ayrıca İslâm toplu­mu için maslahat içerdiği” şeklinde farklı argümanlar bulun­maktadır. Bu görüş İslâm hukuk ekollerinin oluştuğu dönem­lerde çoğunluk tarafından benimsenmemişse de, Hanefilerin, bazı durumlarda Malikilerin ve Zühri’nin konuyla ilgili görüş­leri iyice tahlil edildiğinde, içlerinde bu görüşü barındırdığı görülebilecektir.

Prof. Dr. Nihat Dalgın

Bir kişi zina ettiği bayanla evlense günahı silinir mi?

Zina, bildiğiniz gibi bütün dinlerde büyük günahlardan sayılmıştır. Ancak, tevbe edildiğinde Allah tevbeleri kabul edicidir. Bir insan zina ettiği kadınla evlense, bu durum zinanın günahını affettirmez. Günahı affettirecek şey, ciddi pişmanlık, samimi tevbe, yürekten vazgeçmedir. Bir erkek zina ettiği kadınla evlense, en azından üçüncü bir şahsın zina edilmiş bir kadınla evlenip zarara uğramasına mani olur.

Daha önce zina etmiş, ancak tevbe ederek namaza başlamış bir kadınla evlenmenin dinen bir mahzuru var mıdır?

Fukahay-ı kiram bu meseleyi ele almışlar, uzun boylu üzerinde durmuşlardır. Bir kısmı zina yapan kadınlarla evlenmeyi nehyeden ayeti kerimenin mensuh olduğunu söylemiştir. Bununla beraber sahabeden, tabiinden, tebe-i tabiinden bunun nesh olmadığını söyleyen fukaha da vardır. Bunlar da meselenin katiyen haram olmasa bile kerahetten de uzak olmayacağı görüşündedirler. Merhum Elmalılı da tefsirinde bu konu hakkında fakihlerin nokta-ı nazarlarını arz ederken şunu söylüyor: “Tefsircilerin çoğunun açıklamasına göre; bu haram kılma, zina edenleri nikâhlamaktan müminleri sakındırıp korkutmak için mübalağa içindir.”  Bu konuda Mevdudî meseleyi farklı bir noktadan ele alıp şunu ifade ediyor: “Mü’minlerin ahlâken düşük kadınlarla evlenmeleri haramdır. Şu kadar ki, bu hüküm yaptıklarında ısrar edip, tevbe ve ıslahta bulunmayanlar içindir. Çünkü tevbe ve ıslahtan sonra onlar ‘zani-zaniye’ kabul edilmezler.”

Böyle sere serpe kendisini sokağa atan ve gençliğin hevesâtına hitap eden, onların şehevî hislerini tahrik eden kadınlar, muvazenesiz, hevesât-ı nefsaniyelerinin mağlubu bir kısım gençlerin nazarında iffetli kadınlardan daha cazip olacağından, Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan bu mevzuda tahşidât yapmış ve “iffetli insanlar iffetlilerle evlensinler, iffetsizler de iffetsizlerle evlensinler” demiştir. Tahşidatını yaptığı husus tertemiz ve nezih erkeklerin beşeri duyguların mağlubu olarak sere serpe sokaklarda dolaşan kadınlara gönüllerini kaptırmamalarıdır. Bu nokta-ı nazarı bize şerh edenler de diyorlar ki, en azından böyle bir izdivaç mekruhtur.

Fakat zina etmiş bir kadın eğer tövbe etmiş, yeniden iffetli bir hal kazanmışsa bunu da sokakta bırakmamak icap eder. Böyle bir evlilik, başlangıç itibariyle mekruh olmuş olsa da netice itibariyle müstehab bir şey olacaktır. Böyle birine el uzatılmış ve ona sahip çıkılmış olacaktır. Fakat bu mevzuda tam teminat bilmiyoruz. Bunun için ulu orta böyle bir şeye girmek pek tavsiye edilmemekle beraber ancak gerekli araştırmayı yapıp kati kanaat ettikten sonra inşallah ister kadın, ister erkek iffete medar olabilecek şekilde evvela zina etmiş olsalar dahi -Allahu a’lem- evlenmelerinde mahzur olmasa gerektir.

Nişanlı halde ve dinî nikâhlı iken eşlerin el ele tutuşmasında bir sakınca var mıdır?

Burada iki husus var, birincisi nişanlılık hali diğeri evlilik hali. Yani bir kişi ya nişanlıdır veya evlidir. Dinimizde, nişanlı çiftlerin meşru daire içinde kalan davranışları açıklanmıştır. Evliliğe ilk adım sayılan nişanlılık süresinde, nişanlıların birbirini görmeleri, halvet olmaması şartıyla belli meseleleri konuşup anlaşmaları caizdir. Fakat bu sınırı aşan, elini tutma, öpme, sarılma vs. her türlü fiziki temas yasaklanmıştır. Hele bunun ötesine taşan ve zinayla neticelenen muameleler evleviyetle yasak olur.

Fakat bir kişi nikâhını kıymış ve böylece evlilik akdini gerçekleştirdiyse, artık onunla eşi arasında bir haramlık kalmaz, aralarında her türlü münasebet ve ilişki helal olur. Nikâhın dinîsi veya resmîsi olmaz. Nikâhın şartları ve rükünleri bellidir. Bunları taşıyan bir nikâh akti sahihtir. Ve eşlerin birbirlerinden faydalanmalarını mübah kılar.

Fakat biz resmî nikâh yapılmadan önce dinî nikâh yapılmasını uygun görmüyoruz. Çünkü bu yüzden madur olan ve bir çıkmazın içine giren birçok kişiyle karşılaşıyoruz. Bundan dolayı en makul olanı dinî nikâhın düğün hazırlıkları tamamlandıktan sonra, düğüne az bir zaman kala kıyılmasıdır.

Bazılarının nişanlılık süresinde günaha girmemek için böyle bir yola girdiğini görüyoruz. Fakat zaten dinimizde nişanlı çiftler için bir sınır çizilmiş ve onların birbirlerini görmeleri ve belli şartlar çerçevesinde konuşup anlaşmaları caiz görülmüştür.

Burada düğünden önce dinî nikâh kıydıran çiftlerin dikkat etmeleri gereken bir husus daha var ki, o da kendileri hakkında ileri geri konuşulmasına fırsat tanımamalarıdır. Yani eğer kendilerinin dinî nikâhlı oldukları bilinmiyorsa, töhmet altında kalmamak için hal ve hareketlerine dikkat etmelidirler.

Birisini çok seviyorum ama yaşım henüz çok genç, evlenene kadar nasıl hareket etmeliyim?

Açıklama: Ben on sekiz yaşındayım. Gördüğüm ve tanıdığım bir bayandan çok hoşlanıyordum. Bunu ona söyledim ve o da beni kabul etti. Ancak ne zaman evleneceğimiz belli değil. Evliliğe kadar devam edecek beraberliğimiz nasıl olmalıdır?

Kişinin evleneceği yaş ve zaman hakkında doğru karar vermesi oldukça önemlidir. Aslında evlilik zamanı ile ilgili herkes için geçerli olan bir yaştan söz etmek zordur. Çünkü evlenme yaşı, kişilerin içinde bulundukları şartlarla yakından alakalıdır. Buna göre henüz yakın zamanda evlenmeyi düşünmeyen kimselerin de, evlilik adına adımlar atmaları veya bir bayanla görüşmeye başlayarak uzun zaman bunu devem ettirmelerini doğru bulmuyoruz. Özellikle de flörtü andırır bir şekilde gezip tozmaların, meşru bir gayeden uzak uzun uzun muhabbet ve sohbetlerin hiçbir şekilde tecviz edilemeyeceği ortadadır. Çünkü özellikle günümüz şartlarını da dikkate aldığımızda, bu şekilde uzun süren bir sözlülük veya nişanlılık süresinde tarafların dinî sınırları muhafaza etmeleri oldukça zor olacaktır. Buna dikkat etseler bile, bu durum her iki taraf için de zihin meşguliyetine sebep olacağından tarafların kendi işleriyle veya okullarıyla yeterince ilgilenmelerine engel teşkil edecektir.

Hele bu süre içinde dinî nikâh kıydırarak, bu şekilde bir beraberliğin kesinlikle doğru olmadığını düşünüyor ve dinî nikâhın resmi nikâhtan sonra veya düğüne çok az bir süre kala kıyılması gerektiğine inanıyoruz.

Dinimizde, nişanlı veya sözlü tarafların meşru daire içinde kalan davranışları açıklanmıştır. Yani evliliğe ilk adım sayılan bu süre içinde, tarafların birbirini görmeleri, halvet olmaması şartıyla belli meseleleri konuşup anlaşmaları caizdir. Fakat burada nişanlıların, bir araya gelmeleri, konuşmaları hep bir meşru gayeye bağlı olmalıdır: O da evlenecek çiftlerin birbirini daha iyi tanıyabilmeleri ve evlilik sonrasında kuracakları yuvanın daha sağlam ve sağlıklı olmasıdır. Yoksa bunun dışında sırf hevaî ve nefsanî olan konuşmalar uygun olmayacağı gibi nişanlılığın bozulması durumunda da bu durum çiftlerin aleyhine olacaktır.

Zaten bunun ötesinde bu durumda olan tarafların birbirinin elini tutmaları veya birbirini öpmeleri haramdır. Yani aralarından nikâh bağı olmayan çiftler her türlü temastan kaçınacaklardır. Ve evleninceye kadarki süreyi laubalilikten uzak bir şekilde ve ciddiyeti elden bırakmadan geçirmeleri gerekir.

Nişanlı birisi, nişanlısına haber vermeden nikâh kıyıp, daha sonra nişanlısına haber verse olur mu?

Nikâhın iki rüknü vardır: İcap ve kabul. Bunlar olmadan nikâhtan söz edilemez. İcap ve kabulün olabilmesi için de evlenecek iki tarafın irade beyanı gereklidir. Yani erkek tarafından yapılan evlenme teklifine karşılık, kadının iki şahit huzurunda evlenmeyi kabul ettiğini bildiren beyanı olmalıdır ki evlilik akdi gerçekleşsin. (Bu işlem vekil aracılığıyla da yapılabilir.)

Bundan dolayı kişinin nişanlısının haberi olmadan bir evlilik akdinden söz edilemez. Çünkü nasıl ki biz tek taraflı bir alış-veriş yapamıyoruz, bunun gibi tek taraflı bir nikâhın da hiçbir bağlayıcılığı ve geçerliliği yoktur.

Mübarek gün ve gecelerde düğün yapılabilir mi?

Açıklama: Düğünümüz Beraat kandili gecesine denk gelecek. Böyle dinî bir günde erkeğin eşi ile birlikte olmasının dinî yönden sakıncası var mı?

Regaib kandilinde düğün yapmanın bir sakıncası olmasa da bu mübarek günler müminlerin dua dua rabbilerine yalvarıp ibadette bulundukları birer gece olduğundan düğünün mümkünse başka bir tarihe alınması daha uygun olabilir. Tabii bu mümkün değilse ve eğer sıkıntıya sebep olacaksa zorlamaya gerek yoktur. Allah düğününüzü mübarek eylesin.

Evlenmeden önce zina eden birisine evlendiğinde karısı haram olur mu?

Zina eden büyük günah işlemiştir ve bundan dolayı günahkâr olur. Tevbe ve istiğfar etmesi gerekir. Fakat bir insanın zina etmiş olması, onun temiz bir kadınla evlenmesine mani değildir. Zira zina etmiş olmak, evlenme manilerinden sayılmaz. Bununla beraber, “Temiz erkeklere temiz kadınlar, temiz kadınlara da temiz erkekler yakışır” hükmünce, (Nur Suresi, 24/26) her iki taraf da evleneceği zaman geçmişi temiz olanları aramalıdırlar. Tabi, zina edip de tevbe istiğfarda bulunan ve samimi bir şekilde geçmişinin ızdırabını yaşayan müstakim insanlarla evlenmek de güzeldir. Zira samimi tevbe edip, pişman olanlar, o günahları hiç işlememiş gibidirler.

 

Ailelerimize haber vermeden gizli nikah kıymak istiyoruz, ne yapabiliriz?

Açıklama: Ben 21 yasında bir gencim. Benim yasımda kız arkadaşım var… Biz nikâhlı olmak istiyoruz. Çünkü ikimizin de içi pek rahat değil günah olduğunun farkındayız ama ailelerimizin haberi olmadan nikâhı kıymamız lazım, su an öyle gerekli… Nasıl kıymamız lazım, şartları nedir?

Sizin yapacağınız şey gizli nikâhtır. Gizli nikâh ise caiz değildir. Zira nikâhın şartlarından biri de ilandır. Siz ise ilan etmeden nikâh yapmış olacaksınız. Şafii mezhebine göre velisinin izni olmadan yapılan evlilik de caiz değildir. Demek ki, velilerin haberinin olması çok önemli. Ayrıca, resmi nikâhtan evvel kıyılan gizli nikâhlarda çoğunlukla problem çıkıyor. Sizin “bizde problem çıkmaz, ikimiz de sağlam insanlarız, niyetlerimiz samimi” diye düşünmeniz, şimdi bir şey ifade etmiyor. Çünkü beraberliğin ilerleyen safhalarında en ufak bir şey, ciddi problem oluyor ve her iki taraf da sıkıntı yaşıyor.

Siz şimdilerde hissisinizdir. Evlilik, hissi değil akli bir meseledir. Basit bir beraberlik değil koca bir yuva kuruyorsunuz. Nikah öyle basit bir şey değil ki gizli saklı yapasınız.. Ciddi mesuliyeti vardır..

Bizce, hiç böyle bir şeye kalkışmayın. Şeffaf davranın, ailelerinize söyleyin, güzelce düğününüzü yaparak evlenin. Evlenemeyecekseniz de sabredin. Şimdi sabretmeniz, sonra sabretmenizden daha kolay olacak. Bundan emin olun..

İmam nikahı kıydırmak şart mıdır?

İmam nikâhı veya diğer adıyla dini nikâh, aslında bugünkü resmi nikâh yerine kıyılırdı. Osmanlı döneminde nikâhları imam kıyar ve evli çiftler imamın elindeki resmi deftere kaydolurdu. Bu yönüyle nikâha imam nikâhı denegeldi. Günümüzde resmi nikâhın yanında imam nikâhının da kıyılması, nikâhın dualı yapılmasına verilen ehemmiyetten kaynaklanmaktadır.

Nikâhta önemli olan onu bir imamın kıyması değil iki tarafın rızaları dâhilinde evlenmeyi kabul etmeleri, iki şahidin olmasıdır. Kadına verilecek mehrin konuşulması da başta iyi olur. Konuşulmazsa daha sonra benzer konumda bulunan kadınların mehiri kadar mehir takdir edilir. Bugün resmi nikâhlarda mehir konuşulmadığı için siz eşinizle mehri konuşur ve usulünce bir mehir takdir edersiniz. Nikâhınızı imam kıymadığı için nikâhımız olmadı diye düşünmeyin.

Nikâh nasıl kıyılır? Herkes nikâh kiyabilir mi?

Nikâhı kıymak için aslında herhangi bir yetkiliye, bir imama yani üçüncü bir şahsa ihtiyaç yoktur. Herkes kendi nikâhını kendi kıyabilir. Ancak, hem nikâhın usulü, nasıl kıyılacağı tam bilinemediğinden usulüne uygun yapılsın diye hem de hayır dualı bir şekilde berekete vesile olması için öteden beri bir imam nezdinde kıyılır olmuştur. Son zamanlarda da belediyenin bir yetkilisinin nikâha nezaret etmesi adet haline gelmiştir.

Nikâhın şartları, iki tarafın karşılıklı kendilerini arz ederek birbirlerini “Ben seni eş olarak kabul ettim” sözüyle kabul etmeleri (arz-kabul), bu kabule iki erkeğin ya da bir erkek ile iki kadının şahitlik etmesidir. Nikâhın şartlarından olmasa da mehrin nikâh sırasında konuşulması da güzel olur. Bu çerçevede kıyılan nikâh caizdir, makbuldür. Arz-kabul olmadan ve şahitler tutulmadan yapılan nikâh geçerli değildir. Bugün çok problem yaşandığı ve süistimallere, mağduriyetlere sebebiyet verdiği için, resmi nikâhtan önce nikâh kıydırılması doğru görülmemektedir. Nitekim Diyanet İşleri Başkanlığı da bu yönde karar almıştır. Ancak, eğer iki taraf da birbirinden eminse, eşya alımı, evin döşenmesi, düğün programının hazırlanması vs. işler için gerekli görülüyorsa, belki resmi nikâha bir hafta kala imam nikâhı kıyılabilir.

Evleneceğimiz bayanla ilişkimiz nasıl olmalıdır?

Kişinin evleneceği yaş ve zaman hakkında doğru karar vermesi oldukça önemlidir. Aslında evlilik zamanı ile ilgili herkes için geçerli olan bir yaştan söz etmek zordur. Çünkü evlenme yaşı, kişilerin içinde bulundukları şartlarla yakından alakalıdır. Buna göre henüz yakın zamanda evlenmeyi düşünmeyen kimselerin de, evlilik adına adımlar atmaları veya bir bayanla görüşmeye başlayarak uzun zaman bunu devem ettirmelerini çok doğru bulmuyoruz. Özellikle de flörtü andırır bir şekilde gezip tozmaların, bir hedef ve gayeden uzak uzun uzun muhabbet ve sohbetlerin hiçbir şekilde tecviz edilemeyeceği ortadadır. Çünkü özellikle günümüz şartlarını da dikkate aldığımızda, bu şekilde uzun süren bir sözlülük veya nişanlılık süresinde tarafların dini sınırları muhafaza etmeleri oldukça zor olmaktadır. Buna dikkat etseler bile, bu durum her iki taraf içinde zihin meşguliyetine sebep olacağından tarafların kendi işleriyle veya okullarıyla yeterince ilgilenmelerine engel teşkil edecektir.

Hele bu süre içinde dini nikâh kıydırarak, bu şekilde bir beraberliğin kesinlikle doğru olmadığını düşünüyor ve dini nikâhın resmi nikâhtan sonra veya düğüne bir hafta gibi çok az bir süre kala kıyılması gerektiğini ifade ediyoruz.

Dinimizde, nişanlı veya sözlü çiftlerin meşru daire içinde kalan davranışları açıklanmıştır. Yani evliliğe ilk adım sayılan bu süre içinde, tarafların birbirini görmeleri, halvet olmaması (kapalı bir yerde baş başa kalmamaları) şartıyla belli meseleleri konuşup anlaşmaları caizdir. Fakat burada nişanlı çiftlerin, bir araya gelmeleri, konuşmaları hep bir gayeye bağlı olmalıdır: O da evlenecek çiftlerin birbirini daha iyi tanıyabilmeleri ve evlilik sonrasında kuracakları yuvanın daha sağlam ve sağlıklı olmasıdır. Yoksa bunun dışında sırf hevaî ve nefsanî olan konuşmalar uygun olmayacağı gibi nişanlılığın bozulması durumunda da bu durum çiftlerin aleyhine olacaktır.

Zaten bunun ötesinde bu durumda olan tarafların birbirinin elini tutmaları veya birbirini öpmeleri haramdır. Yani aralarından nikâh bağı olmayan çiftler her türlü temastan kaçınacaklardır. Temas ve bakma konusunda nişanlı insanların birer yabancı gibi davranmaları gerekir. Sadece konuşma ve bazı şeylere karar vermeleri caiz görülebilir. Bu arada yeme içme gibi şeyler gayet tabii olabilir.

Hasılı; evleninceye kadarki süreyi laubalilikten uzak bir şekilde ve ciddiyeti elden bırakmadan geçirmeleri gerekir.

Davranış şekillerini şu şekilde özetleyebiliriz:

1-    Birbirlerine dokunamazlar

2-    Gereksiz yere birbirlerinin yüzlerine sürekli şekilde bakamazlar. Bakış, ihtiyaç ölçüsünde ve konuşmanın tabiiliği çerçevesinde olmalıdır.

3-    Kapalı bir mekânda yalnız kalamazlar.

İnternet üzerinden nikah kıyabilir miyiz?

Açıklama: Ben yurt dışında yaşıyorum. Nikahlanmak istediğim bayan Türkiye’de. İnternet üzerinden nikah kıyabilir miyiz?

Karşılıklı güvenin tam olduğu durumlarda, şahitleriniz de yanınızda olacak şekilde nikahınızı kıyabilirsiniz. Kameralı sistemle birbirlerini görerek nikah kıyılması daha güzeldir. Bununla beraber tavsiyemiz, nikah gibi önemli bir hadiseyi böyle uzaktan uzağa yaşamaktansa, bir araya gelip idrak etmeniz ve insanlara duyurmanızdır.

Hayır hizmetlerinden dolayı evlenmek istemeyenleri nasıl ikna etmek lazım?

Bu hizmet insanına, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin şu yaklaşımını hatırlatmak: “Bugün arkadaşlarımızın eskiye nazaran daha erken evlenmelerinde fayda var. Çünkü geç kalınınca, daha sonra kapatılması zor gedikler açılıyor” Evet, makul bir yaşa geldiğinde, kendinden beklenen bir kaç senelik hizmetlerini de yaptıktan sonra (üniversiteden sonra 3 yıl gibi mesela) artık bekârlarımızı evlendirmek gerekir. Evlilik hizmete mani değildir, bilakis hizmete ayrı bir renk ve keyfiyet katar. Eğer hizmet etmek istiyorsa insan, ailece de hizmet edebilir. Evlenmemek, evliliği geciktirmek ayrıca fıtrata da zıttır. Fıtratla savaşan ters yüz olur, zarar görür. İşin bir diğer tarafı da değişik sebeplerle evlenmeyen insanlar belli bir yaştan sonra evlenmek istemiyorlar ve hayatları boyunca bekâr kalıyorlar. Bugün en müsbet çevrelerde bile bir sürü evlenmeyen erkek ve bayan var. Yaş büyüdükçe hassasiyetleri artıyor, şartları çoğalıyor ve artık aday beğenmez hale geliyorlar. Tabi neticede evlenemiyorlar. Hâlbuki Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, evlenin çoğalın buyuruyor. Hocaefendinin evlilik anlayışında bir ruhbanlık yoktur. Onun yaklaşımları sünnete göredir. Sünnette ne buyruluyorsa onu uygular ve tavsiye eder. Kendi durumu, istisnai ve sübjektif mükellefiyet çerçevesinde değerlendirilmesi gereken bir husus olup herkes için geçerli değildir. Etrafındaki pek çok insanı bizzat kendisi evlendirmiştir. Hâlbuki hepsi de çok yoğun insanlardır.

Evet, vakit geçirmeden arkadaşınızı evlendirin ve hem dünyasını hem de ahiretini kurtarmaya yardımcı olun.

İmam nikâhı gerekli midir? İmam nikâhı kıymadan evvel, evlenecek olanlar birbirlerine dokunabilirler mi?

Evlenecek olanların birbirlerine dokunması, yalnız kalması, ancak nikâh kıyıldıktan sonra caiz olur. Nikâh kıyılmadan önce ne nişanla, ne yüzükle bunlar caiz hale gelmez. Nikâhı imamın kıyıp kıymaması neticeyi değiştirmez. Belediyelerin kıydığı nikâh da nikâhtır ve geçerlidir. İmam nikâhı, hem rahmete ve duaya vesile olsun hem de nikâhta kullanılan lafızlar tam kullanılsın diye ekstra olarak yapılır. Eskiden nikâhı kadılar/imamlar kıydığı için bizde bu adet olarak kalmış. Güzel bir şeydir tabi, devam ettirmek lazım…

Ben bir erkeğe aşığım ancak o cevap vermiyor, ne tavsiye edersiniz?

Açıklama: Ben birini çok seviyorum ve 6 7 yıldır da hiç bir beraberliğimiz yok, sadece arada konuşuyoruz. Önceden beraberliğimiz olmuştu şimdi tekrardan sürekli dua etmeye başladım evlenebilmemiz için. Ben çok istiyorum ama o hep kaçıyor. Hep onu düşünüyorum, ne yapsam fayda etmiyor, unutmak istiyorum o da olmuyor. Sürekli ağlıyorum…

İşinizi, yaşınızı, konumunuzu bilmiyoruz. Bu yüzden size söyleyeceğimiz şeyler biraz umumi hususlar olacak.

Birincisi; evlenmeyi istiyorsunuz ama sevdiğiniz insan yüz vermiyor, sizinle ilgilenmiyor. Size karşı ilgi duymuyorsa sizin onun peşinden koşturmanızın bir manası yoktur. Evlilik, karşılıklı sevgiyle kurulur. Tek taraflı sevgiyle kurulan evlilikler ya problemli devam eder ya da hiç etmez. Bu yüzden siz, sizi sevecek insan arayın. Karşılıklı rızayla bir yuva kurun ve yuvanız sevgiyle tütüp dursun..

İkincisi, sizin çok arzuladığınız ve ağlaya ağlaya peşine düştüğünüz bazı şeyler vardır ki, o sizin için aslında hayırlı değildir. Belki de Allah onun için nasib etmiyordur. Onun için isterken ölçülü istemek ve fazla ısrar etmemek gerekir. Israrla istenecek şeyler, imandır, ihlastır, dünya ahiret mutluluğudur, sıhhattir, afiyettir, insanlığın hidayetidir..

 Üçüncüsü, evlilik bir mantık işidir, his işi değildir. Hisler, çoğu zaman insanı yanıltır. Elbette severek evleneceksiniz ama bu sevgi bile mantıki esaslar içinde yerini alacak. Gelip geçici sevgilerle, hislerle, dış güzelliğe, zenginliğe vs. bakılarak yapılan evlilikler istikbal vaadetmez. Devamlı olan evlilikler; iyi düşünülerek, dinin kurallarına uygun olarak, akıl-mantık çerçevesinde yapılan evliliklerdir.

Dördüncüsü, bir sürelik beraberliğiniz nasıl geçti bilmiyoruz ama flörtü tavsiye etmeyiz. Flört hayatı, sevgiyi çoğaltmaz öldürür. Çünkü insan evlilikte yaşayacağı sevgiyi deneme dönemini flötr hayatında yapmakta ve sonra usanıp bırakmaktadır. Tanımak ve tanışmak için flört etmeye gerek yoktur. Ölçülü görüşmelerle de tanışma sağlanabilir..

Küçük kızlarla evlenmek caiz midir?

Açıklama: Talak Suresi 4. Ayet’te; gerek kavram olarak gerekse anlam olarak “küçük yaştaki kızlarla – yani henüz adet olmamış kızlarla- evliliğe kapı açmakta mıdır? Değilse bazı Müslümanların bu ayete dayanarak bu konuda fetva vermelerini nasıl anlamalıyız?

Talak Suresi’nin 4. ayetinin meali şöyledir:

Kadınlarınızdan âdetten kesilenlerin iddetinde tereddüt ederseniz, onların iddet süreleri üç aydır. Henüz âdet görmeyenlerin de süreleri böyledir. Hamile olan kadınların iddetleri, çocuklarını doğurdukları vakit biter. Kim Allah’ı sayıp O’ na karşı gelmekten korunursa, Allah onun işinde bir kolaylık verir.

Dört mezhebe göre, buluğa ermemiş bir çocuğun nikâhı velisinin izni olmak şartıyla caizdir.  Velisinin izni olmadıkça evlenemez. Baba ve dedenin dışında biri evlendirmişse, buluğa erdiğinde vazgeçme hakkı da vardır. İmam Malik’e göre buluğa ermemiş çocuğu sadece babası evlendirebilir. Dedesi, amcası vs. evlendiremez. Buluğa ermemiş çocukların evlendirilmesinde hem hukuki hem de ahlaki yönden bazı şartlar vardır. Bunlar fıkıh kitaplarımızda tek tek belirtilmiştir. Bundan da anlıyoruz ki, rasgele, önünü sonunu düşünmeden, çocukları evlendirme gibi bir şey söz konusu değildir. Zaten aklı başında bulunan hiçbir ebeveyn, çocuklarını rasgele evlendirmeyi düşünmez. Böyle bir evlilikte cinsi münasebet pek uygun görülmemiştir. Zira yaş ve biyolojik durum, buna müsait değildir.

Osmanlı’nın son zamanlarında (1917’de) hazırlanan Hukuk-u Aile Kararnamesinde, bazı müçtehitlerin görüşüne binaen buluğa ermemiş çocukların evlenmesi yasaklanmıştır. Kızın evlilik yaşı 17, erkeğinki ise 18 olarak belirlenmiştir. Bu da duruma göre meselenin örf, maslahat veya zaruret yönlerinin ileri çıkabileceğini gösterir.

Ayette bahsedilen iddet, küçükken evlenen insanlar ayrıldığında kadının ne kadar bekleyeceği ile alakalıdır. Yoksa sadece hamilelik şüphesinden dolayı değildir. Kaldı ki, küçük olup da evlendikten hemen sonra bir kız hayız görmeye başlayabilir ve bu yüzden boşandıklarında hamilelik şüphesinden dolayı iddet bekleme de söz konusu olabilir. Öyle ya da böyle bu tür bir boşanmada bekleme süresi ayetin hükmüyle 3 aydır.

Buluğa ermeden evlenme/evlendirme, hükmen caiz olmakla beraber, uygulama, zarurete, maslahata ve örfe göre değişir. Ancak, mesela 14 yaşına geldiği halde hayız görmeyen kızlar da olabilir. Bunları aileleri evlendirmekte bir mahzur görmezlerse evlendirebilirler. Kimse buna karşı çıkamaz. Yaş ve olgunlaşma meselesi de yine örfe ve iklime göre değişir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Hazreti Aişe validemizi genel kanaat 17-18 yaşlarında evlendiği şeklinde olmakla birlikte bir rivayete göre 6 yaşında nikâhına almış, dokuz yaşında zifaf olmuşlardır. Hazreti Ömer efendimiz, Hazreti Ali’nin (r.a) küçük kızı Ümmü Gülsüm’le evlenmiş, Hazreti Ömer’in oğlu Abdullah da (r.a), kızını Ukbe b. Zübeyr’e (r.a) vermiştir. O toplumda örf böyleydi ve bu gayet normal karşılanıyordu. Hatta o zamanki din düşmanları bile, bunları problem olarak görmemişlerdi.

Soruda bahsedilen pedofili hastalığı, biyolojik olarak insanda ağır basan bir duygunun kontrol edilmemesi veya süistimal edilmesiyle ortaya çıkan cinsi bir rahatsızlıktır/sapıklıktır. Bir pedofili hastasının işlediği suç hiçbir şekilde mazur görülemez. Böyle bir suçla, buluğa ermemiş çocuğun velisinin izniyle ve nikâhla evlenmesi arasında da herhangi bir bağ yoktur. Zira birinde nikâh ve ebeveynin izni vardır. Diğerinde ise nikâhsız, izinsiz bir şekilde çirkin bir fiil işlenmektedir.

Hasılı, bu iki farklı fiil arasında irtibat kurmak ya cahillikten kaynaklanır ya da din düşmanlığından. Cahili öğrenmeye, din düşmanını da insafa davet ederiz.

Bankacı biriyle evlenmek caiz olur mu?

Açıklama: Bankacı bir talibim var. Bankadan kazanılan para helal midir? Bankada çalışmak hakkında bilgi verir misiniz? Bu yüzden eğer karşıdaki kişiyi kabul etmezsem doğru mu yapmış olurum yanlış mı?

Evlenilecek şahsın gelirinin haram olmamasına dikkat etmek, bir Müslümanın hassasiyet göstermesi gereken hususlardandır. Zira haram lokma, aileyi de nesli de bozar. Buna göre, bankada çalışan şahıs, orada belli bir gayeyle ve ehli hizmet insanlarla istişare neticesi çalışıyorsa, evlenmenizde mahzur olmaz kanaatindeyiz. Ancak kendi isteğiyle girmiş, herhangi bir gayesi yok, kazandığı paranın çok da derdinde değilse düşünmeniz lazım. Gerçi bankanın bütün yaptığı işler haramdır diyemeyiz. Faiz olmayan faaliyetleri de vardır. Ancak çoğunluk kazancı faiz kaynaklıdır. Bu yüzden evlenmeseniz daha iyi olur deriz.. Hem madem içinizde şüphe var, şüphenizde haksız değilsiniz. Selamette kalmanızın en güzel yolu, şüpheli şeylerden uzak durmaktır.

Nikahta tarafların beyanlarında şimdiki zaman kipiyle cevap vermeleri icap-kabul yerine geçer mi?

Açıklama: Nikâhta, tarafların beyanında geçmiş zaman yerine şimdiki zaman kullanılıyor. Bu makbul müdür? Yoksa mutlaka geçmiş zaman kipi mi kullanılması gerekmektedir?

Arapçada iki türlü zaman kipi var: Geçmiş ve şimdiki zaman. Şimdiki zaman aynı zamanda geniş ve gelecek zaman yerine de kullanılmaktadır. Gelecek zaman, ayrıca bir harf ilave eklenerek de ifade edilir. Bu açıdan Arapça ibarelerde bu irade beyanına çok dikkat edilmiş ve mutlaka geçmiş zaman kipi kullanılması gerekli görülmüştür. Türkçede ise geleceğe dair zaman kipi ayrıdır ve evlilikte kullanılmaz. Öyleyse Türkçe’de şimdiki zaman kullanıldığında bu, geleceği ifade etmez. “Kabul ediyorum” sözünden, “şimdi kabul etmiyorum ama ilerde ederim” şeklinde bir mana da anlaşılmaz, bilakis “evet kabul ettim” manasında geçmişi ifade eder. Dolayısıyla şüpheye mahal kalmaz. Kabul ediyor musunuz diye soran görevliye ya da din görevlisine “evet” diye cevap vermek de aynı hükme tabidir. Çünkü önemli olan evlilik iradesini ortaya koymak ve bunu herkesin anlayacağı şekilde ifade etmektir. Zaten Türkiye’de bir kişi, “kabul ediyorum” deyince, halk bunu geleceğe dair bir beyan olarak anlamaz. Ancak bütün bunlarla beraber, sünnete uygunluk açısından “eş olarak kabul ettim” manasına gelen “tezevvectü” kelimesini kullanarak ya da bunun manasını ifade ederek nikâhı kıymak daha güzeldir, sünnet sevabı kazanılır..

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz