Kıtmir kolyesi, Allah isminin yazılı olduğu kolye vb. gibi eşyalarla tuvalete, banyoya girmek sakıncalı mıdır?

Kıtmir kolyesi, Allah isminin yazılı olduğu kolye vb. gibi eşyalarla tuvalete, banyoya girmek sakıncalı mıdır?

Şüphesiz ki, ayet ve çeşitli duaları ihtiva eden kitapçıkları kirli yerlere götürmemek, tuvalete sokmamak en güzelidir. Mümkün olsa da buralara girerken münasip bir yere konsa, çıkarken de alınıp yine cebe indirilse. Ama bu, en güzeli olmasına rağmen her zaman mümkün değildir. Diğer taraftan, gerek okumak gerekse korunmak için cepte gezdirilen kitapçığı ‘üzerine alma, gezdirme’ demek de uygun olmasa gerekir. Bu sebeple değerli fıkıh kitabı Mülteka’nın şerhi Dâmâd’dan bir nakil yaparak çıkış yolu tesbit ve tercih edeceğiz. Şöyle denmektedir mezkûr kitaptaki kayıtta: “Cebinde Kur’an ayetlerinden yahut da Allah’ın isimlerinden yazılar bulunan kimsenin, bunlarla tuvalete girmesinde beis yoktur. Bunlar bir şeye sarılı olursa yine beis yoktur. Sarılı olmak hürmete daha yakındır. Bununla beraber, mümkün olduğu kadarıyla tedbir alıp dışarıda temiz bir yere bırakmak daha güzeldir.” Bu konuda verilen bir misalde, yüzük üzerindeki ayet ve mübarek kelimelerden de söz edilmekte, ayet yazılı yüzükle tuvalete girilmemesi gerektiği ifade edilirken, yüzüğün ayet yazılı kısmı avuç içine alınıp da muhafaza edildiği takdirde girilebileceğine de işaret edilmektedir. Bu açıklamalara göre, kitapların bir beze yahut da münasip bir kâğıda ve benzeri özel sargılara sarılıp da cepte bulunması halinde mahzur olmayacağı noktası kuvvet kazanmaktadır. Tuvalete giremeyeceğinden korkarak bunları terk etmektense, cebine koyup hürmetli şekilde muhafaza ederek taşımayı tercih etmekte isabet olsa gerektir. Bu kolyelerin korumasından ziyade, Allah’ın koruduğunu unutmamak gerekir. Bu tür kolyeleri vesile bilmek lazımdır. Allah kuluna zarar verilmesine izin vermediği müddetçe kolye olsa da olmasa da kimse o kula zarar veremez. Asıl koruyan Allah’tır. Eğer bazı musallat olma durumlarından ötürü bir hocanın tavsiyesiyle takılıyorsa bunları çıkarmamakta fayda vardır. Bu durum ileri derecedeyse tuvalete girerken de çıkarılmayabilir.

Erkekler ve Kadınlar Epilasyon Yaptırabilirler mi?

Erkekler ve Kadınlar Epilasyon Yaptırabilirler mi?

Epilasyon, iğne vb. ile tüy diplerinin yakılması ve tüylerin tekrar çıkmasının önlenmesi uygulamasına verilen isimdir. Bu uygulama özellikle yüzlerde ve hormon bozukluğu sebebiyle anormal şekilde çıkan kıllarda uygulanır.

Erkeklerin vücudundaki kıllara epilasyon yaptırması câiz değildir. Bunun istisnası, erkeğin görünümünü bozan, göze çirkin gelen, hormon bozukluğu gibi sebeplerden dolayı vücutta görülen ve fıtrattan olmayan fazlalık kıllardır.  Bu tür durumlarda erkekler epilasyon yaptırabilirler.

Kadınlar, kaşlarında normal görünümün dışındaki kılları, yüzlerinde çıkan ve kadının fıtratından olmayan bıyık veya sakal gibi tüyleri bu uygulamayla aldırılabilir. Ancak kadınların yüzündeki ince ve tabiî olan ayva tüylerini kesmeleri câiz olmadığı gibi bunlara epilasyon yaptırmaları da câiz değildir.

Kadınların, kol ve bacaklarındaki kılları kesme meselesi yukarıda geçmişti. Epilasyon da aynı şekilde düşünülebilir. Câiz diyenler olsa da biz tavsiye etmeyiz. Zira vücuttaki kılların mutlaka birer vazifesi vardır. Onları vazifelerinden alıkoymak doğru değildir.

Mahzurlarıyla beraber epilasyon yaptırmak isteyenlerin bunu mahremi olmayan erkeklere yaptırmaları câiz değildir. Çünkü bu bir hastalık veya zaruret sayılmaz. Zaruret olmadığı takdirde bir kadının mahremi olmayan erkeklere avret yerlerini göstermesi haramdır. Eğer epilasyonu yapacak kimse kadın ise, bu takdirde kadının kadınlara karşı olan avret sınırlarını gözetmesi gerekir. Yani epilasyon yaptıracak bir kadının, diz kapağıyla göbeği arasını, kadın doktora da olsa göstermesi câiz değildir.

Erkekler ve Kadınlar Bacak, Göğüs veya Sırtındaki Kılları Aldırabilirler mi?

Erkekler ve Kadınlar Bacak, Göğüs veya Sırtındaki Kılları Aldırabilirler mi?

Erkekler ister epilasyon isterse kesici bir aletle olsun göğsünde, sırtında, kol ve ayaklarında olan kılları, ameliyat ve benzeri tıbbî bir mecburiyet olmaksızın alması ve aldırması caiz değildir. Bu tür müdahaleler yaratılışa müdahale şeklinde algılanmıştır. İster özenerek olsun, ister böyle bir arzu ve niyeti bulunmasın, bunun dışında vücuduna yapacağı müdahaleler onu karşı cinse/kadına benzer kılar ki bu asla caiz değildir. Çünkü erkeğin kadına, kadının erkeğe benzemeye çalışması şiddetle yasaklanmıştır. Ayrıca bu müdahaleler yaratılışa da müdahale sayılır ki, bu da haram kılınmıştır.

Kadınların ise kollarındaki ve bacaklarındaki kılları kesmesi caizdir. Bu hususta şunu hatırlatmak gerekir ki kadının erkeklere karşı avret yerleri bellidir. Bu takdirde bir kadının, mahremi olmayan erkeklere güzel görünmek için kollarındaki ve bacaklarındaki kılları alması veya aldırması caiz olmaz. Bu uygulamanın caiz olabilmesi için kadının bu uygulamayı, kocasına karşı güzel görünmek niyetiyle yapmalıdır.

Erkekler ve Kadınlar Yüzlerindeki Kılları Aldırabilirler mi?

Erkekler ve Kadınlar Yüzlerindeki Kılları Aldırabilirler mi?

Erkeklerde çıkan ve erkeğin fıtratından olan sakal ve bıyık gibi kıllar kadında çıktığı takdirde bu kılların aldırılması caizdir. Zira sakal ve bıyık kadının fıtratından sayılmadığı için alınabilir hatta bu tür kılların alınması müstehaptır.  Ancak kadınların yüzündeki ince ve tabiî olan ayva tüyünü alması veya aldırması caiz değildir. Bu, “Allah yüz tüylerini yolan ve yolduran kadına lânet etsin…”  hadisindeki yasak kapsamına girer.

Erkekler ise sakal ve bıyık dışında yanaklarında çıkan göze çirkin gelen fazlalık kıllarını, fıkıh kitaplarımızda “muhannes” ismiyle geçen “kadınlaşmış erkekler”e benzememek şartıyla aldırabilirler.

Erkekler ve Kadınlar Kaşlarını Aldırabilirler mi?

Erkekler ve Kadınlar Kaşlarını Aldırabilirler mi?

Efendimiz (s.a.s.) “Allah yüz tüylerini yolan ve yolduran kadına lânet etsin…” buyurmuştur.  Bu hadisin yorumu İslam âlimlerini hayli meşgul etmiştir. İnsan fıtratına yapılan müdahaleleri âlimlerimiz caiz görmemişlerdir. İnsanın kaşı, bir uzuv olarak düşünüldüğü için hem erkekler hem de kadınlar için kaşların aldırılması, inceltilmesi ve yukarıya kaldırılması gibi uygulamalar caiz görülmemiştir. Fakat hem erkekler hem de kadınlar için göze çirkin gelen iki kaş arasındaki veya kaşlardaki fazlalık kıllar zarurete binaen alınabilir.

Kadınlar açısından dikkat edilmesi gereken bir hususu hatırlatmakta fayda mülahaza ediyoruz.  Daha önceden kaşlarını alıp da bundan vazgeçen bir bayan, kaşlarının ince haline alıştığından dolayı, yeni çıkan kaşlarını fazladan çıkıyor görebilir. Evvela buna dikkat etmek gerekir. Bu husus göz ardı edilmediği takdirde, kaşlar hakikaten rahatsızlık verecek derecede normalden ve eski halinden fazla çıkmaya başladıysa ve bu durum sadece kendi kanaatinden ziyade başkaları tarafından da açık bir şekilde fark ediliyorsa kaşlar, aslî haline döndürülebilir.

Erkekler için giyilmesi yasaklanmış renk ya da renkler var mıdır? Kırmızı elbise giymek caiz midir?

Önce genel manada renk meselesini ele alalım: Efendimiz’in özellikle üzerinde durduğu bir renk yoktur. Sade ve güzel giyinen Peygamberimiz, genellikle dikkat çekmeyen, kendini çok belli etmeyen ve göze batmayan renkleri seçmiş, onları giymiştir. Bir hadislerinde şöyle buyururlar: “Kim dünyada, dikkatleri üzerine çeken bir şöhret elbisesi giyerse, Allah, alçaltacağı gün alçaltıncaya kadar o kimsenin yüzüne bakmaz” (Ebu Davud, Libas 5).

Efendimiz, kırmızı ve sarıyı giymekten insanları sakındırmıştır. Ancak bu sakındırma, haram manasına gelmemektedir. Eğer haram olsaydı, kendilerine hediye edilen kırmızı bir elbiseyi hiç giymezdi, giydi ve daha sonra bir sahabiye hediye etti. Kendisi onu üzerinde tutmadı ama sahabinin giymesine de ses çıkarmadı. Dolayısıyla kırmızı ve sarı haram değildir, ancak sünnette de yeri yoktur.

Mezhep imamları da sarı ve kırmızı renk elbise giymekle ilgili gelen rivayetleri değerlendirdiğinde farklı hükümlere varmışlardır. Hanefiler karışık renkli olmayan saf kırmızı ve sarıdan imal edilmiş elbise giymeyi tenzihen mekruh kabul ederken, Şafi ve Malikiler buna mübah demişlerdir.

Saç boyamanın İslam’da hükmü nedir?

Erkek veya kadının beyazlaşan saçlarını sarı veya kızıl renge boyamaları müstehap görülmüş; siyaha boyamaları ise, sağlam görüşe göre caiz görülmemiştir. Ancak genç kimsenin siyah boya kullanmasında da bir sakınca yoktur. Diğer yandan boya malzemesi olarak kına ve vesîme denilen, boya sanayinde kullanılan bir bitkinin tercih edilmesi tavsiye edilmiştir

Hayretti Karaman’a göre: Kına kırmızısı ve kırmızı-siyah karışımı nebâti boyalarla boyamak ittifakla caizdir. Kadınların, saçlarını siyaha boyamaları umumiyetle caiz görülmüştür. (İbn Hacer, Fethu’l Bari, 12/473-477)

Peygamberimizin (s.a.v.) zamanında Yahudi ve Hıristiyanlar ağaran saç ve sakallarını boyamıyorlardı. Peygamberimiz onlara benzememeleri için Sahabeyi boyamaya teşvik etti. Mesela, saçlarına kına yakmış bir adam gelmişti. Hz. Peygamber (sas): “Bu ne güzel!” buyurup takdir etti. Az sonra kına ve ketem ile boyanmış biri geldi. “Bu evvelkinden de güzel!” buyurdu. Sonra saçlarını sarıya boyamış biri daha gelmişti ki: “Bu öbürlerinden de güzel!” buyurdu. (Ebu Davud, Tereccül 19; İbnu Mace, Libas 34)

Erkeklerin saçlarını siyah renge boyamaları tartışmalı olsa da kadınlar için siyah renk caiz görülmüştür. Kına kırmızısı ve kırmızı-siyah karışımı nebâti boyalarla boyamak her iki cins için de ittifakla caizdir.

Sakal ve saç boyama meselesi Peygamber Efendimiz tarafından teşvik edilmiş olup, bir emir değildir. Onun için de kimi sahabi boyarken, kimileri de boyamamışlardır. (Ebu Davud, Libas 18, Tereccül 19; Nesai, Zinet 17; Buhari, Libas 66, Menakıb 23; Müslim, Fedail 100-105)

Dinimizde kırmızı ve sarı elbise giymek yasaklanmış mıdır, bunun hükmü nedir?

Önce genel manada renk meselesini ele alalım: Peygamber Efendimiz’in özellikle üzerinde durduğu bir renk yoktur. Sade ve güzel giyinen Peygamberimiz, genellikle dikkat çekmeyen, kendini çok belli etmeyen ve göze batmayan renkleri seçmiş, onları giymiştir. Bir hadislerinde, “Kim dünyada, dikkatleri üzerine çeken bir şöhret elbisesi giyerse, Allah, alçaltacağı gün alçaltıncaya kadar o kimsenin yüzüne bakmaz” (Ebu Davud, Libas 5).

Efendimiz, kırmızı ve sarıyı giymekten insanları sakındırmıştır. Ancak bu sakındırma, haram manasına gelmemektedir. Eğer haram olsaydı, kendilerine hediye edilen kırmızı bir elbiseyi hiç giymezdi, giydi ve daha sonra bir sahabiye hediye etti. Kendisi onu üzerinde tutmadı ama sahabinin giymesine de ses çıkarmadı. Dolayısıyla kırmızı ve sarı haram değildir, ancak sünnet de değildir. Mezhep imamları da sarı ve kırmızı renk elbise giymekle ilgili gelen rivayetleri değerlendirdiğinde farklı hükümlere varmışlarıdır. Hanefiler karışık renkli olmayan saf kırmızı ve sarıdan imal elbise giymeyi tenzihen mekruh kabul ederken, Şafi ve Malikiler buna mübah demişlerdir.

Hanefilerin saf kırmızı ve sarıdan mamul elbise giymeyi tenzihen mekruh saymalarındaki bir hikmet de muhtemelen, “farklılık mülahazası” endişesidir. Yani, bu renkleri giyen insan, halk arasında çabuk belli olur, dikkat çeker. Bu da elbise sahibine değişik duygular verebilir. O insan kendini farklı hissetmeye başlar. Haddizatında bu durum dikkat çeken bütün renkler için geçerlidir. Herkesin gri, kahverengi giyindiği bir ortamda bembeyaz giyinmek de aynı netice hâsıl ettirir. Oysaki güzel olan ve tavsiye edilen, insanlardan bir insan olma ve onlar arasında kendini belli etmemedir. Belli olacak ve sahibini öne çıkaracak bir husus varsa o da güzel ahlaktır.

Maç yaparken sporcuların şort giymesinin dinen hükmü nedir?

Sporcuların giydikleri şortlar diz kapaklarından yukarıya çıkıyor ve uyluk (baldır) kısmını da açıkta bırakıyor. Fıkıh’ta baldırın avret (kapatılması gereken vücut parçası) olduğu konusunda ittifak yoktur; Buharî gibi bazı âlimler hadislere dayanarak bu kısmın da açılabileceği sonucuna varmışlardır, böyle fetva alan sporcular kısa şortu da giyebilirler. (Hayrettin Karaman)

Bu fetvadan futbolcu gibi insanlar yararlanırlar ancak normal şartlarda, zaruret olmadıkça işin azimet yani en faziletli ve en sıkı tarafını uygulamaya çalışmaktır. Âlimlerimizin çoğunluk görüşü de bu yöndedir.

Dışı gümüşle kaplanmış altın erkeğe haram olur mu?

Açıklama: Erkeklere altın haramdır, fakat alyansların dışını gümüşle kaplamak da haram olur mu?

Altın kullanmanın haram olması hakkında Kur’an’da bir ayet olmamakla beraber, bu konuda Efendimiz’den gelen hadislere baktığımızda bunu kullanmanın erkeklere haram kılındığını görüyoruz. Altından yapılan kapları kullanmak ise gerek kadın gerekse erkeğe caiz değildir. Altın kullanmanın haram olduğunu bildiren hadislerden bazıları şöyledir:

“Resulullah (sas), ipeği sağ eline, altını da sol eline alarak buyurdu:

“Bu ikisi ümmetimin erkeklerine haramdır.” (Tirmîzî, Libâs 1; İbn Mace Libâs 19)

Efendimiz bir gün bir adamın elinde altın yüzük gördüğü zaman, onu çıkarıp attı ve buyurdu ki: “Herhangi biriniz tutuşmuş bir ateş parçasını eline almaya yeltenir mi hiç?”

Resûlullah (sas) oradan ayrıldıktan sonra adama, yüzüğü alıp ondan faydalanmasını söylediler. Bunun üzerine adam: “Resûlullah onu alıp attıktan sonra vallahi almam” dedi. (Müslim, Libâs 52)

Soruda ifade edilen alyanstan kastedilen altın yüzük ise, bunu kullanmak caiz olmadığı gibi bu yüzüğün gümüşle kaplanması da bunu helal yapmayacaktır. Yani altından yapılan herhangi bir takı, gümüş, elmas veya başka türde bir taşla kaplandığında bunların hükmü değişmeyecektir.

Ele, Yüze Dövme Yaptırmak Caiz midir?

Gerek ele, gerekse yüze olsun dövme yaptırmak, birtakım çizgilerle süslenmek câiz değildir. Resûlullah Efendimiz, bedenin herhangi bir yerine böyle süslemelerle dövme yapmayı menetmiş, haramlığına dikkati çekmiştir.

Değil insan bedenine, hayvanların dahi yüzlerine, hatta sırtlarına ve arkalarına böyle dövmeler yapmayı uygun bulmadığını ashabına haber vermiş, yapanları da azarlamıştır.

Buharî’deki bir hadîsin meâli şöyledir:

Saçlarına insan saçı ekleyen ve ekletenle, dövme yapan ve yaptırana Allah lânet etmiştir!

Bu hadis insan saçından yapılan perukla, dövme yapmanın haramlığına delil olmaktadır. Çünkü Allah’ın lâneti ancak haramı irtikâp eden içindir.

Bir diğer hadîste lânete müstehak olanlara, dişlerini törpüleyip inceltenlerle, fıtrî varlığını gösteriş için değiştirmek isteyenler de ilâve edilmiştir.

İnsana ahlâk ve huy güzelliği yetmeli, bunun dışında yaratılışını değiştirmeye kalkışarak sun’î güzellikler aramaya tenezzül etmemelidir. Allah insanı dış güzelliğiyle değil, iç temizliği, ahlâk güzelliği ve dinî haliyle beğenir, İslâmî emirleri yerine getirmesiyle değerlendirir.

Ahmet Şahin

Terlemeyi önleyen alkolsüz deodorantlar kullanılabilir mi?

Anladığımıza göre “kullanılabilir mi” derken bayanları kastediyorsunuz. Çünkü zaten erkeklerin bu çeşit deodorantları kullanmasında bir sakınca yoktur. Bayanlara gelince soruda zaten alkolsüz dediğinize göre geriye bir mahzur ihtimali kalıyor. O da bu deodorantların kokusudur. Çünkü bayanların dışarıda yabancıların yanında güzel koku sürünmeleri caiz değildir. Onlar ancak evlerinde kocalarına karşı kokulanabilirler. Buna göre eğer bu deodorantları süründüklerinde, yanlarından geçenler bunun kokusunu duyuyorlarsa bu caiz değildir. Ama bunlar sadece terlemeyi önlüyor ve bu şekilde bir koku neşretmiyorlarsa bu takdirde bunları kullanmanın bir mahzuru yoktur.

Dinimize göre ipek kullanmanın hükmü nedir?

Açıklama: Erkeğin ipek gömlek, kravat, ve benzeri giysileri kullanması haram mıdır? Bazı hocalar haram olduğunu, bazıları da ipeğin oranına göre değiştiğini söylüyor. Ben ipek kravat kullanıyorum. Fakat gömlek iç çamaşırı vs elbiseler kullanmıyorum. Bana bu konuyla alakalı bilgi verebilir misiniz? Ayrıca Osmanlı padişahlarının ipekten kaftan kullandıklarını da biliyoruz.

Biz Osmanlı Padişahlarının giydiği elbiseyi bir tarafa bırakarak, meselenin hadis-i şeriflerde ve fıkıh kitaplarında ele alınış şekline bakalım. Çünkü Osmanlı Padişahları hakikaten böyle bir elbise giymiş midir, giymemiş midir, giydilerse, acaba bu giydikleri elbise saf ipekten mi imal edilmişti vb. mevzuları kesin olarak ortaya koyamayız. Ayrıca giydikleri sabit olsa bile, bu ipeğin kullanılmasında veya kullanılmamasında bir delil olmayacaktır. Bunun sorumluluğu kendilerine ait bir husustur. Bunun için biz ipek kullanmanın dinimizdeki hükmünü açıklamaya çalışalım.

Efendimizin konuyla ilgili beyanlarına baktığımızda, ipek kullanmanın erkekler için haram, kadınlar için ise helal olduğunu görüyoruz. Bu hadislerden bazıları şu şekildedir:

“İpeği dünyada giyen ahirette giyemeyecektir” (Buhari, Libas 25).

“İpek ve altın ümmetimin erkeklerine haram, kadınlarına helaldir” (Buhari, Libas 30).

Bera b. Âzib, Hz. Peygamber bize yedi şeyi emretti, yedi şeyi de yasakladı dedikten sonra yasakladıklarını şöyle saymıştır: “Altın yüzük kullanmayı, gümüş kaptan içmeyi, eyerlerin üzerine konan ipek örtüyü kullanmayı, ipek ile nakışlanmış kumaş kullanmayı, ipeği, kalın ipekli kumaşı ve çözgüsü ve atkısı ipek olan kumaş giyinmeyi yasakladı” (Buhari, Libas 45).

Hz. Peygamber (s.a.s), bir defasında ipekli bir kumaş alarak sağ tarafına koymuş, bir altın parçası da alıp sol tarafına koymuş, sonra bunlara işaret ederek “İşte bu ikisi de ümmetimin erkeklerine haramdır” buyurmuştu (Ebu Dâvûd, Libâs, 4).

Buna göre eğer elbisenin yapımında kullanılan malzemenin çoğu ipekten olursa, böyle bir elbiseyi giymek erkeklere haram olacaktır. İpek böceğinin üretmediği, saf halde bulunmayan suni ipeklerin bu yasak kapsamına girmeyeceğini söylemişlerdir. Çocukların da ipekli elbise giymeleri mekruh görülmüştür.

İslâm dini, kadının doğuştan süs ve ziynet eşyasına karşı sevgisini göz önüne alarak; erkekleri yoldan çıkarma ve şehveti kamçılama yolunda kullanmamak şartıyla, erkeklere uyguladığı haram hükmünden kadınları istisna etmiştir.

Yine Efendimizin hadislerinden yola çıkan İslam âlimleri, elbisede bulunan ve dört parmağı geçmeyen ipek miktarının caiz olduğunu söylemişlerdir. Ve elbisenin farklı farklı yerlerinde bulunan ipek kumaşlar da ayrı ayrı değerlendirilecektir. Fakat bakıldığında elbisenin ipekten olduğu izlenimi oluşuyorsa böyle bir elbiseyi kullanmak da caiz olmaz.

Bazıları, İbni Abidin, Mülteka gibi fıkıh kitaplarındaki ibarelerden yola çıkarak eni dört parmağı geçmeyen ipek kıravatı kullanmanın caiz olacağını söylemişlerdir. Fakat bu kitaplardaki ibarelere dikkat edildiğinde,  kullanılması caiz olan bu dört parmak miktarı ipeğin, giysinin içine yedirilmiş olan ipek değil de, elbisede alem olarak, yama olarak vb. gibi kullanılan ipek olduğu görülecektir. İbni Âbidin de, yaralara sarılan sargı bezinin ve uçkur bezinin caiz olmayacağını belirtirken, bunun sebebi olarak da “çünkü o başlı başına bir asıldır” demektedir.

İpekten mamul kıravatın hükmü Hayrettin Karaman Hoca’ya sorulduğunda da “Malzemesinin çoğu böceğin yaptığı ipek olan kravatı erkeklerin kullanması caiz değildir” şeklinde cevap vermiştir.

Buradan hareketle biz de, caiz olan dört parmak miktarı ipeğin elbiselere eklenen veya dikilen ipek olduğunu belirterek, kıravatın bu hükme tabi bulunmayacağını, dolayısıyla ipek kravat kullanmanın caiz olmayacağını söyleyebiliriz.

Bu haramlığın gerekçesi nasların yasaklamasıdır, yani taabbudiliktir. Fakat bunun yanında İslam dininin yasakladığı her konuda sayısız hikmet ve maslahatlar bulunduğundan dolayı, ipeğin haram kılınmasıyla ilgili de şunları söyleyebiliriz:

İslam erkeklerden ziynet ve süse değil, bunun yerine meziyete düşkün olmalarını istemektedir. Çünkü süslenmek erkekler için değil, daha ziyade kadınlar için doğuştan gelen bir ihtiyaçtır, yani fıtrîdir. Meseleyi iktisadî açıdan düşündüğümüzde de, bunun gereksiz bir harcama olduğu ve israfa yol açtığını anlamak zor olmayacaktır. Ayrıca toplumda nice aç ve açıkta insan varken birilerinin giydiği böyle süslü, püslü elbiselerle arzı endam etmesi, ictimaî uhuvvete ve sosyal adalete zarar verecektir. Bir de ipekli elbiseler giymek genellikte kişinin gurur ve kibir duygularını kabartacak ve onu, başkalarına karşı gururlanmaya sevk edecektir.

Dişleri altınla kaplamak caiz midir?

Bu konuda fakihlerimiz Arfece hadisine dayanarak bazı hükümlere varmışlardır. Bu zatın cahiliyye döneminde Külâb isimli vadide geçen savaşta burnu kesilmiş, bunun üzerine gümüşten bir burun edinmiş, bu, koku yapınca da Rasulüllah Efendimiz (s.a.s) kendisine altından bir burun edinmesini emretmişlerdir. (Ebu Dâvûd; Hâtem 7; Tirmizi, Libas 31) İmam-ı Azam bu ruhsatın sadece Arfece için olduğunu söyleyerek diş tedavisinde altın kullanmayı caiz görmemiştir. Fakat İmam-ı Muhammed dişleri altın telle bağlamayı caiz görmüştür. Ancak müctehid imamlarımız dönemlerinde mes’ele, günümüzde olduğundan biraz farklı bir görünümde idi.

Günümüz âlimlerinden de altın ve gümüşün zarurete veya ihtiyaca binaen diş tedavisinde kullanılabileceğini söyleyenler vardır. Ancak bu süs ve ziynet için olursa caiz olmayacaktır. Bununla beraber,  günümüzde diş tedavilerinde altının yerini tutabilecek farklı madenler bulunduğunda ve doktorumuz da sağlığımız açısından bunları kullanmanın bir mahzuru olmadığını söylediğinde herhalde altından kaçınmak ihtiyata daha muvafık olacaktır.

Kısaca dişlerin kaplamasında altın kullanmaya cevaz verenler varsa da ihtiyatlı yol dişleri altınla kaplamaktan kaçınmaktır.

İki kaşın ortasını almak caiz midir?

Yüz; kadın için, yaratılışındaki güzelliğin yansıdığı aynası, aynı zamanda da vücudunun odak noktasıdır. Allah yarattığı her şeyde olduğu gibi yüzü de ahenkli, dengeli ve son derece mükemmel yaratarak adeta, Kendi Cemal’inin tecellisini aksettirmiştir. Bu anlayışın esas alınması ile yüz üzerinde keyfi değişiklikler (ağız, burun estetiği) yapmak, hem Allah’ın (c.c) yarattığını beğenmeme manasına gelir hem de insanları aldatmaya girer ki ikisi de caiz değildir.

Güzellik de çirkinlik gibi göreceli bir şeydir. Günümüz anlayışı maalesef insanlara bir güzellik anlayışını dayatıyor. Buna göre belli kilonun üzerindekiler ve yüz, saç ve kaşları belli şekilde olmayanlar -sözde- güzel sınıfına giremiyorlar. Reklamlar da bu anlayışı iyice kafalara yerleştiriyor. Belini inceltmek için bir sürü insanın onca uğraşmalarını ve neticede ne hale geldiklerini gazetelerden okuyoruz.

Kadınların kaşlarının belli bir şekli vardır. Onların yüzlerinde ve üst dudaklarında erkeklerde olduğu gibi tüyler bitmez. Şayet bir kadının yüzünde dikkat çekecek şekilde tüyler varsa veya bıyık çıkmışsa onun bunları aldırması mahzurlu değildir. Çünkü kadında fıtrat olarak böyle tüylerin olmaması normaldir. Bunları almak ve aldırmak fıtrata dönmektir.

Ancak kaş aldırmaya gelince o tamamen farklı bir konudur. Bu konuda Efendimiz’in açık yasakları vardır ve O (sallallahu aleyhi vesellem), kaş alan ve aldıranın Allah’ın lanetine uğrayacağını beyan etmiştir. Kadının, sosyal hayata katılmak bir yana, eşi için süslenme maksadıyla bile kaşlarını aldırması caiz değildir. Buna göre normal olan iki kaşın arasını almak sünnet olmaması bir yana, insanlara daha güzel görünmek için yapılırsa caiz olmaz. Ancak, iki kaşın arasındaki kıllar, erkeklerde olduğu gibi gür bir şekilde geliyorsa, normal kadın görüntüsüne çevirmek maksadıyla bu kılları almak, herhalde fıtrata dönüş olacaktır. Böyle bir erkeksi görünüm yoksa, olduğu gibi kalması gerekir.

Kot pantolon giymek caiz midir?

İslâm’da asıl olan mübah, yani caiz olmadır. Bir şey, eğer dinin  temel hükümlerine aykırı bir vasıf taşırsa haram olur. Giyecekler ve yiyecekler tek tek sayılıp, şu helal, şu haram denmemiştir.

Genel prensiplerle yeni çıkan giyecek ve yiyecekler değerlendirilir. Bir insanı sıcak ve soğuktan koruyan ve avret yerlerini örten elbiseler eğer başka bir dinin o dine has bir kıyafeti değilse caizdir.

Avret yerlerin rengini gösterecek ölçüde şeffaf elbise giymek caiz değildir. Kalın olmakla beraber yine avret mahallerinin şeklini belli edecek ölçüde dar olan elbise giymek de hoş karşılanmamıştır. Avret yerlerinin dışında kalan kısım ise ne haram ne de vacip olur; o Müslümanların örfüne bırakılmıştır. Örfe ters olanlar mekruh, uygun olanlar caiz olur.

Buna göre kot pantolon giyilmesinde bir mahzur yoktur. Ancak tek çeşit kot pantolon yoktur. Buna göre vücuda yapışan ve avret yerlerini belli eden kot veya başka bir elbise giymek mekruhtur. Bir yerdeki Müslümanlar kot giyene iyi bakmıyorlarsa orada da en azında Müslümanların genel bakışına saygı adına kot giymemek yerinde bir davranış olur.

Kısaca, giyim kuşamda elbisenin dar olmaması, altını gösterecek kadar şeffaf olmaması, başka bir dinin kıyafeti olmaması, gösterişe sevk etmemesi, israf sayılacak kadar pahalı olmaması ve toplum tarafından da yadırganmaması gibi genel prensipler vardır. Kıyafetlerdeki genel prensiplere uyan herhangi bir elbise, kot dahi olsa giyilebilir.

Bu konuda şu makalemize müracaat edilebilir:

Giyim Kuşam Üzerine

Çocuklarımıza resimli ev eşyası almamız sakıncalı mıdır?

Açıklama: Çocuklarımız spider-man’li ve barbie’li nevresim takimi istiyorlar üzerinde resim bulunduğu için almak istemedik ama bizi çok zorluyorlar böyle resimli şeylerin odada bulunmasının sakıncası var mıdır?

Bahsettiğiniz resimler ya da daha başkaları mahzurlu şeylerdir. Çocuklarınıza resimlerin, suretlerin olduğu yere meleklerin girmeyeceğini, hele spider-man gibi şeylerin birer uydurma olduğunu, bunlarla çocukların gözünü boyadıklarını ve böylece dünya çapında bazı güçlerin para kazandığını anlatın ve onları ikna etmeye çalışın. Siz tavır koyar da ikna ederseniz, zamanla vazgeçerler.. Bir de o tür garip yaratıkların çocukların zihinlerinde yer etmesine müsaade etmeyin. Onların yerine kendi gerçek kahramanlarımızı, Hazreti Alilerimizi, Hâlidlerimizi, Alparslanlarımızı, Fatihlerimizi, Yavuzlarımızı Dördüncü Muratlarımızı, Selâhaddinlerimizi, Kılıçarslanlarımızı, ayrıca peygamberlerin mucizelerini ve velîlerin kerâmetlerini anlatın. Çocuklar kahramanlık hisleriyle, fevkaladelik duygularıyla yaşarlar uzun zaman ve bu bahsettiğimiz kahramanlarımızı çok severler.

Top sakal bırakmak caiz midir?

Sakal bırakmak sünnettir, bırakılmış sakalı kesmek haram görülmüştür. Sünnette, sakalın bir kısmını bırakıp bir kısmını kesme diye bir şey yoktur. Sakal bırakılacaksa hepsi birden bırakılır ve bakımı görümü yapılır.

Top sakal bugün daha ziyade bir özenti haline geldi. İnsanlar kendilerini bu şekilde daha farklı bir şekilde yansıtmaya çalışıyorlar. Bu caiz değildir. Çünkü olduğundan farklı görünme, suniliklere girme dinimizce hoş karşılanmamıştır. Müslümanın kendine ait bir şekli ve giyimi vardır ve o olduğu gibi görünür, tabiidir.

Zaruret varsa bir insan top sakal da bırakabilir ama bu zaruretin çerçevesi çok önemlidir. Bazı duyguları tatmin etmek, bir zaruret değildir.

Bu konuda “Sakal Üzerine” makalemiz de okunabilir.

Saç ektirmek caiz midir?

Gençken saçı dökülenlerin kendi saçlarından olmak üzere, saç ektirmeleri tedavi mahiyetinde olduğundan caizdir. Çünkü genç bir insanda asıl olan saçlı olmaktır. Yaşlıların saçlarının dökülmesi tabiî olduğu için onların saç ektirmeleri haram olmasa da bazı mahzurları vardır. Çünkü yaşlıların ektirdikleri saçla, kendilerini etrafa farklı gösterme hissine kapılmaları kuvvetle muhtemeldir. Yaşlı olduğu halde genç gibi görünmeye çalışmak, bir nevi riya ve aldatma olur. Böyle bir şey olmasa bile, yaşlıyken saç ektirmenin insandan götürdüğü mutlaka bir şeyler vardır diye düşünüyoruz.

Bununla beraber diyebiliriz ki, insan psikolojik bir sıkıntıya girmiyorsa, aşamayacağı bir durum yoksa saç ektirmek gibi pahalı bir harcamaya sırf güzel görünmek için girmesini tavsiye etmeyiz. Oraya vereceği parayı hayra versin, öteye bir yatırım yapmış olur.

Gösteriş yapmak, farklı görünmek, yaşı konusunda insanları aldatmak vs niyetlerle yapılan hiçbir saç ekimi caiz değildir.

Parfüm kullanmak caiz mi?

İçinde, dinimizce haram kılınan alkol, domuz ürünleri gibi şeylerle, insan sağlığına zararlı kanserojen maddeler varsa, kullanmak caiz olmaz. Henüz açıkça yazılıp çizilmese de parfümeri malzemelerinin zannedildiği gibi temiz ve zararsız olduğunu düşünmüyoruz. Uzun vadede ortaya çıkacak zararlar içerdiği kanaatini taşıyoruz.

Yüzdeki benleri aldırmak caiz midir?

Benler büyükse, normalin dışında bir görünüm arz ediyorsa, yüzün normal görüntüsünü bozuyorsa, tedavi maksadıyla ya da aslına döndürme gayesiyle aldırılabilir. Ama her insanda olabilecek mahiyette küçük benlerse, bunların aldırılması caiz değildir. Zira bu, güzellik gayesiyle yapılan bir müdahaledir ve ortada ne bir tedavi vardır ne de aslına döndürme söz konusudur.

Makyaj malzemelerini kullanmak câiz mi?

Bir maddeyi kullanmanın câiz olması için içerisinde domuz ürünleri, alkol gibi dinimizce haram kılınmış bir maddenin bulunmaması, sağlığa zararlı ve yapı itibarıyla abdeste mâni olmaması gerekir. Biz hangi markanın hangi ürününde bu haram maddelerin kullanıldığını bilmiyoruz. Ancak edindiğimiz bilgilere göre büyük miktarlarda domuz ürünü kozmetik ürünlerde kullanılmak üzere pazarlanıyor. Dolayısıyla bu konuda ihtiyatlı olmak gerekir. Eğer içindekileri öğrenebiliyorsak ve mahzurlu bir madde yoksa kullanabiliriz. Öğrenme imkânımız yoksa bize düşen o üründen uzak durmaktır.

Eğer kullandığımız ürün vücudumuzun herhangi bir yanında bir tabaka oluşturuyor ve altına suyun geçmesine imkân vermiyorsa, kullanılan madde helâl bile olsa, bizim aldığımız abdest veya gusül sahih olmaz. Bir makyaj malzemesi sağlığa zararlıysa -ki uzun vadede zararlı olduğu biliniyor- dinen de kullanılması uygun olmaz.

Burna hızma taktırmak câiz midir?

Dinimizde fıtrata müdahale etmemek önemli bir esastır. Fıtrata sonradan yapılan müdahaleler Allah’ın yaratmasını beğenmeyerek onu değiştirmek gibi görülmüştür.

Fıtrata müdahalenin mahzurlu olmasının delili şu âyet-i kerîmedir: “(Şeytan): ‘Onları mutlaka saptıracağım, muhakkak onları boş kuruntulara boğacağım, kesinlikle onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar (putlar için nişanlayacaklar), şüphesiz onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.’ dedi. Kim Allah’ı bırakır da şeytanı dost edinirse elbette apaçık bir ziyana düşmüştür.”[1]

Buna göre kadının burnunu deldirmesi fıtrî hâli değiştirmek olduğundan câiz değildir. Ayrıca bu tür gayr-i fıtrî değişiklikler, hem bir başkalaşmadır hem de insanlara gösteriş yapma ve onların dikkatini çekme duygusunu barındırmaktadır.


[1] Nisâ Sûresi, 4/119.

Küpe için kulakları deldirmek câiz midir?

Aslında ilk nazarda kulağın delinmesi de fıtrata ters gibi görünüyor çünkü bu da Allah’ın yarattığı tabiîliği bozmayı çağrıştırıyor fakat Allah Resûlü tarafından haram kılınmayan bir âdettir.

Evet, kadınların küpe takmak için kulaklarını deldirmeleri tavsiye edilmese de yasak da kılınmamıştır. Hadislere baktığımızda asr-ı saadette bu uygulamanın mevcut olduğunu ve Efendimiz’in (aleyhisalâtu vesselam) bunu müsamahayla karşıladığını biliyoruz. Mesela Buhârî ve Müslim’de geçen bir rivayete göre Resûlullah (aleyhisalâtu vesselam), kadınları sadaka vermeye çağırmış, onlar da kulaklarındaki küpelere varıncaya kadar vermişlerdir.[1] Diğer yandan içlerinde Hz. Âişe Validemizin de bulunduğu kadınların birbirlerine kocalarını anlattıkları bir hadiste Ümmü Zer kocası için: “Kulaklarımı şıngır şıngır takılarla doldurdu” demiştir.[2] Bu ve benzeri rivayetleri değerlendiren fukaha, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında bu uygulamanın var olduğunu ve Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) bunu yasaklamadığını delil getirerek kadınların kulaklarını deldirmelerinde bir beis olmadığını söylemişlerdir.[3]

Beis yoktur demek bu konuda bir ruhsat olduğunu ancak deldirmemenin daha salim bir yol olduğunu ifade eder. Binaenaleyh küpe takmak isteyenler kulaklarını deldirmeden bunu yapabileceklerse elbette bu daha ihtiyatlı bir yol olur.[4]

Bu ruhsatın kadınlara mahsus olduğunu ifade eden fıkıh kitapları, erkekler için böyle bir maslahat olmadığından yola çıkarak onların kulaklarını deldirmelerinin câiz olmadığını söylemişlerdir. Bu aynı zamanda onlar için fıtratı bozmadır.


[1] Buhârî, îydeyn 7.

[2] Müslim, fedâilu’s-sahabe 92.

[3] bkz.: İbn Âbidîn, Haşiyet-ü Reddi’l-Muhtâr, 6/388.

[4] Faruk Beşer, Hanımlara Özel Fetvalar, s. 282.

Kaş almanın dinimizdeki yeri nedir?

Allah Teâlâ’nın yarattığı her uzuv, olduğu hâl üzere güzeldir.  İnsan, sahip olduğu organları üzerinde değişiklik yapma hakkına sahip değildir. İnsan için asıl olan, vücutta bulunan mevcut durumu muhafaza etmektir. Bir rahatsızlığı tedavi ettirmek bahsimizin dışındadır. Bizim üzerinde durduğumuz ve dinin de yasak ettiği husus, güzel görünme mülahazasına bağlı olarak yapılan müdahalelerdir çünkü bunlarda insanın Allah’ın yarattığı uzuvları beğenmeyip, onlara kendi isteğine göre bir şekil vermeye çalışması söz konusudur. İşte kaş almak/aldırmak da insanın müdahalesi dışında olan/olması gereken bir kötü âdettir.

İbn Abbas kaşlarını incelten veya incelttiren kimsenin lanetlendiğini ifade etmiştir.[1] Başka bir hadiste de kaş almak Allah Resûlü’nün yasakladığı on davranış arasında sayılmıştır.[2] Bu ve benzeri hadislerden yola çıkan ulema kaşları almanın, inceltmenin, yukarı kaldırmanın vs. câiz olmadığını söylemiştir.[3] Kaş aldırmada kadının kocasına güzel görünmek istemesi de bir mazeret olamaz. Yani kadının, kocası için de olsa kaşlarını alması caiz değildir.

Ancak fakihler kadınlarda çıkan bıyık, sakal gibi anormal tüylerin onların aslî fıtratından olmadığını ve bunların alınmasının câiz olduğunu söylemişlerdir. Burada kadın için güzel görünmesi gereken kimsenin kocası olduğunu ve ancak ona karşı süslenip güzel görünmeye çalışmasının meşru hatta müstehap olduğunu ifade edelim.

Günümüzde yaygınlaşmaya başlayan  kadınların sun’î müdahalelerle kirpiklerini uzatmaları da fıtratı tağyir olup câiz değildir.


[1] Ebû Dâvud, tereccül 5.

[2] Ebû Dâvud, libâs 11; Nesâî, zînet 20.

[3] Karadâvî, el-Halâl ve’l-Harâm, s. 87.

Tırnak uzatmak ve manikür yaptırmak câiz midir?

Dinimiz, kadın ve erkek için tırnağın kesilmesini fıtrattan saymıştır. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): خَمْسٌ مِنَ الْفِطْرَةِ: الْخِتَانُ وَالْاِسْتِحْدَادُ وَنَتْفُ الْإِبْطِ وَتَقْل۪يمُ الْأَظْفَارِ وَقَصُّ الشَّارِبِ “Beş şey vardır ki bunlar fıtrattandır: Sünnet olmak, kasıkları tıraş etmek, tırnak kesmek, koltuk altındaki kılları yolmak ve bıyıkları kısaltmak.” (Müslim, tahâret 49). buyurarak tırnakların kısaltılmasının fıtrattan olduğunu açıkça beyan etmiştir. Buna göre hem erkek hem de kadın açısından fıtrî olan, tırnağı uzatmak değil kısaltmaktır.

Kadın ve erkeğin el ve ayaklarında olan tırnakların kesilmesi koruyucu hekimlik açısından da önemlidir zira uzun tırnaklar altında biriken mikroplar yemek yerken elin temas ettiği yerlere bulaşacak bu da hastalıklara sebep olacaktır.

Kadın, erkek herkes için bilerek tırnağını uzatmak mekruhtur. Tırnak uzatmak kadın için süs alameti sayılmaz. (Buhârî, libâs 63). Buna göre kadın erkek herkes, İslâm fıtratı üzere hareket etmeli ve gayrimüslimlerin âdetlerine özenmemelidirler. Tırnağı uzatmanın en üst sınırı kırk gündür. Kırk günden sonra artık tırnakları kesmemek câiz olmaz. Müstehap olan ise her Cuma günü tırnakları kesmektir. (Mevsuatu’l-Fıkhiyyeti’l-Kuveytiyye, “Ezfâr” mad., 5/1700). Elbette tırnakları uzatmanın kırk gün olması son sınırı ifade eder. Bir Müslüman erkek veya kadın, fıtrattan olan böyle bir işi kendi durumuna göre belki müstehabı da gözeterek her hafta mümkünse Cuma günü yapmaya çalışmalıdır. Herhangi bir özür olmadan uzamış olan tırnaklar, abdest alırken suyun ulaşmasına engel oluyorsa bu şekilde alınmış olan abdest ve gusül de sahih olmaz. Hadis-i şerifte gusül esnasında suyla yıkanmayan yerlerin ateşe arzedileceği haber verilmiştir. (Ebû Dâvud, tahâre 98).

Tırnakların, en fazla kırk gün içinde kesilmesi gerektiği için tırnak uzatmaya bağlı olarak yapılacak süslemeler de hâliyle câiz olmayacaktır. Mutlaka süsleme yapılacaksa, tırnakları uzatmadan süslemeye bakmalı ve tabii ki süslenirken de suyu geçiren malzemeler kullanılmalıdır zira kullanılan ojeler suyu geçirmiyorsa abdest ve gusül geçerli olmaz ki bu da ibadet adına çok büyük tehlike demektir.

Hadiste geçen “giyinmiş çıplaklar” ifadesi ne manaya gelmektedir?

Bir kadının dışarıda giymesi gereken elbise; el ve yüz hariç bütün vücudu örtücü, geniş, altını gösterecek kadar şeffaf olmayan, dikkat çekmeyen ve lükse girmeyen bir elbise olmalıdır. Efendimiz bir hadislerinde şöyle buyururlar: صِنْفَانِ مِنْ أَهْلِ النَّارِ لَمْ أَرَهُمَا: قَوْمٌ مَعَهُمْ سِيَاطٌ كَأَذْنَابِ الْبَقَرِ يَضْرِبُونَ بِهَا النَّاسَ. وَنِسَاءٌ كَاسِيَاتٌ عَارِيَاتٌ مَائِلَاتٌ مُميلَاتٌ رُءُوسُهُنَّ كَأَمْثَالِ أَسْنِمَةِ الْبُخْتِ الْمَائِلَةِ لَا يَدْخُلْنَ الْجَنَّةَ وَلَا يَجِدْنَ ريحَهَا وَإِنَّ ريحَهَا لَيُوجَدُ مِنْ كَذَا وَكَذَا “Ateş ehlinden iki sınıf vardır, henüz onları görmedim: Yanlarında sığır kuyruğu gibi bir şeyler taşıyıp onu insanlara vuran insanlar; giyinmiş, çıplak kadınlar ki bunlar Allah’a taatten dışarı çıkmışlardır. Bunlar, başkalarını da baştan çıkarırlar. Başları deve hörgücü gibidir. Bu kadınlar cennete girmek şöyle dursun, kokusunu dahi almazlar. Hâlbuki onun kokusu şu kadar uzak mesafeden duyulur.”[1]

Hadiste geçen كَاسِيَاتٌ “giyinmiş kadınlar”, عَارِيَاتٌ da “çıplak kadınlar” demektir. Kadın, hadiste iki zıt vasıfla tavsif edilmektedir: “Giyinmiş fakat çıplak kadın.” Âlimlerimiz, bunu iki şekilde açıklarlar: Birincisi, elbise giymiş fakat kadınlık yönlerini ortaya koymak için bazı yerlerini de açmış olan kadınlar; ikincisi, giyinmiş fakat dar giyindiğinden veya kırıtıp durduğundan, gereken iffetli davranışı ortaya koyamayan kadınlar.[2] Evet, başını örttüğü, üzerine elbise giydiği hâlde bir kadın; hâli, davranışları, süslenmesi, dar giyinmesi, makyajı, örtülmesi gereken yerleri örtmemesi vs. ile tesettürlü bir kadından beklenen özellikleri yansıtmıyorsa o da bu hadis-i şerifin kapsamına girer. Bu tür kadınlar için şöyle bir ifade kullanabiliriz: Bunlar başörtülü ama tesettürsüzdürler. Günümüzde bilhassa buna dikkat etmek gerekir. Nice başını örtenler vardır ama gerektiği şekilde nezaketli, utangaç bir duruşları yoktur. Başını kapatmıştır ama yüzünde manken gibi bir makyaj vardır. Başını kapatmıştır fakat kolları açıktır veya dar bir pantolon giymiştir. Başını kapatmıştır ama hâli tavrı, baş örtüsüne yakışmayacak tarzdadır. Bu da onların iffetlerine zarar verir.

Evet, bir kadın, sadece mahremlerinin yanında olmaları gerektiği şekilde dışarıda dolaşıyorsa, kendini mahremlerinden başkasına beğendirme peşindeyse, ehl-i dünyaya özenip bezenerek geziyorsa, hadis-i şerifin ifadesiyle cennetin kokusunu duyamama tehdidiyle karşı karşıya demektir.

Görüldüğü gibi kadının sadece örtülmesi gereken yerlerini örtmesi yetmemekte, bu örtünün aynı zamanda dar, şeffaf ve ben buradayım dedirten cinsten olmaması, aynı zamanda lükse girmemesi de gerekmektedir. Öyleyse, dışarıdaki bir kadın için en güzel giysi; el ve yüz hariç bütün vücudu örten, sade, bol ve dikkat çekmeyen giysidir. Unutulmamalıdır ki örtünmek demek sadece başı kapatmak demek değildir. Örtünmek, kadının iffeti temsil etmesi, kadının kadınlığını cazip bir şekilde ortaya koymaması ve başkalarına fitne unsuru olmaması demektir.


[1] Müslim, cennet 53.

[2] Nevevî, el-Minhâc, 14/110.

Hadiste geçen “başlarını deve hörgücü yapanlar” anlamı nedir?

Hadis-i şerifte geçen أَسْنِمَةِ الْبُخْتِ ifadesi, “deve hörgücü” demektir. Bu da iki şekilde anlaşılmıştır: Birincisi, kadınların, sarık, ip gibi şeyleri saçlarına ekleyerek ya da saçlarını toplayarak kafalarının üzerine koymak suretiyle başlarını büyük göstermelerini ifade eder. İkincisi, kadınların erkeklere arzu duymaları, bunun için de gözlerini onlara dikmeleri, başları yukarıda hep onları gözetlemeleri manasına gelir.[1]

Saçların topuz yapılıp, saça ip eklenip başın üstüne konmasının sebebi, kibirlenmek ve başını büyük göstermek suretiyle farklı görünmek olduğundan kınanmıştır. Kibirlenme olmasa dahi böyle yapmak mahzurludur zira dikkat çeker ve fitneye sebebiyet verir. Ayrıca, giyimin insan üzerindeki tesiri de dikkate alınacak olursa, böyle bir tarz, mutlaka insanın duruşuna, yürüyüşüne ve başka hislerine tesir edecektir.


[1] Begavî, Şerhu’s-Sünne, 10/272; Ebû’l-Ferec el-Cevzî, Keşfü’l-Müşkil, 1/1031.

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz