Musikinin dinimize uygun olması için dikkat edilecek hususlar nelerdir?

Mûsıkî de bir yol, bir sanat ve bir ihtiyaçtır. Bediüzzaman bir yerde radyo programları içinde ona beşte birlik bir yer veriyor. Bunu başka mânâlarının yanı sıra toplumun en az beşte biri dinler şeklinde de anlayabiliriz. Halbuki şimdilerde toplumun onda dokuzu müzikle içli-dışlı. Öyleyse ihtiyaç diye nitelendirdiğimiz ve zaten toplumun içinde sürüklenip gittiği bu saha kendi düşünce çizgimiz içinde ele alınmalı ve kat’iyen ihmal edilmemelidir. Bunun için mesaj yüklü, mânâ yüklü, hisleriyle, düşünceleriyle insanı zenginleştiren eserler bestelenmeli ve yine Üstad’ın mahzursuz dediği insanı mâaliyata götüren, iştiyakını coşturan eserler meydana getirilmelidir.

Bu konuda ölçü nedir denecek olursa? Mesela, dinlediğiniz bir eser, sizde Kur’ân okuma, Kur’ân dinleme iştiyakını coşturuyor, Allah’a karşı vuslat arzusunu köpürtüyor.. sizi Emrah gibi bağrı yanık hale getirip secdeye zorluyor, millî, dinî değerlerinize karşı alâkalarınızı kanatlandırıyor.. size kendi romantizminizi fısıldıyor, bunları yaparken de, müstehcenliğe, bâtılı tasvire vs. kapalı kalınabiliyorsa.. evet işte bu eser gayet güzeldir. Bünyesinde gıybeti barındıran, fuhşu tasvir eden, şehevanî hisleri tahrik eden, insanın ye’s yani ümitsizlik duygularını kabartan eserlere gelince, onların caiz olduğunu, olabileceğini söylemek mümkün değildir.

Bizim bazı şarkı ve türkülerimiz Allah’a iman, ahirete iman, kadere iman ile te’lif edilemeyecek sözlerle dopdoludur. Mesela, gelin gencecik yaşında ölmüş, tipide birisi kaybolmuş, kurt dağın başında bir çocuğu öldürmüş vs. Hemen oturup bir destan yazmış ve bir ağıt kesmişizdir. Şimdi eğer, her felâket karşısında, felâket dellallarının yaptığı gibi ağıtlar dizecek olursak Allah’tan şikayet adına destanlar tanzim etmiş oluruz. Aslında, böyle bir duygunun kaynağı, insanın zayıf yanlarının bulunuşu, Allah’a, ahirete, kadere imanının olmayışıdır. Halbuki bu zaaf noktalarının mutlaka imanın unsurları ile yok edilmesi ve çeşitli hadiseler münasebetiyle de olsa yeniden hortlamaması için devamlı imanın takviye edilmesi ve payandalanması şarttır, elzemdir.

İster sanat, isterse halk müziği olsun, söylenen şarkı ve türkülerde, mânânın güçlü olmasına da dikkat edilmesi çok önemlidir. Dolayısıyla o şarkı veya türkünün icrası anında bir taraftan his tufanı yaşanırken, diğer taraftan mânânın güçlülüğü, düşündürücülüğü ile insanın birşeyler duyması, anlaması mümkün olacaktır. Yani mûsıkînin esas unsurları olan ses, enstrüman ve söz (tema) bir bütün halinde olunca insan üzerinde tam müteessir olsa da, tema-ses-saz bütünlüğü sağlanamadığı takdirde, insan his dünyasında boşluklardan kurtulamaz. Öyle ki bazen birtakım eserlerde söz ahenge, muhteva ritme isyan eder.. Halbuki, mutlaka ahenk bütünlüğünü sağlayabilecek, muhteva derinliğini aksettirecek sözler bulunmalı ve sözler, sebep-sonuç münasebeti içinde bir tamamiyet arzetmelidir. Bir mısra birinden, bir mısra başkasından alınarak yapılmış güftelerde ise bunu sağlamak çok zor olsa gerek.

Bugün Türkiye’de, değişik alanlarda kendi çizgimize dönüşün yaşandığı gibi, mûsıkîde de böyle bir dönüşün yaşanması üzerinde mutlaka durulmalıdır. Üzerinde durulmak bir yana, bu mevzuda olabildiğine ısrarlı olunması gerekir. Pop müziğinin gençler arasında çok yaygın olması ve medyanın sürekli ona destek vermesi, stadyumların popla inim inim inlemesi, onun Michael Jackson gibi şarkıcılarla daha büyülü bir hâl alması vs. gibi oldukça yoğun ve organizeli faaliyetler yanında, mûsıkîmize sahip çıkmanın zorluğu meydandadır. Ama bütün bu zorluklara göğüs gererek bu uğurda mutlaka olağan üstü bir gayret gösterilmelidir. Öyle inanıyorum ki, yakın bir gelecekte bu ülkede, genç-ihtiyar bizim insanımız, mutlaka kendi mûsıkî anlayışımız, mûsıkî zevkimizle bütünleşecek ve kendi mûsikî deryamız içinde eriyip gidecektir, eriyip gidecektir ama, bizim sistemli gayretlerimizle.. ihtimal işte o zaman, ülkemiz bu alandaki işgalden kurtulmuş olacak ve tekrar Itrî, Dede Efendi, Hacı Arif Bey, Sadettin Kaynak, Münir Nurettin Selçuk gibi dâhi mûsıkîşinaslara kavuşacaktır.

Unutmayalım, bu bir ihtiyaçtır. Ve siz bunu meşrû bir çizgi içinde ele alıp, düzenlemez iseniz, millet gider gayr-i meşru bir çizgiye kayar.. kayar ve müzik diyerek çılgınlıklara ve hezeyanlara girer. Aslında böyle bir anlayışın psikiyatri açısından tahlilinin yapılması yararlı olur zannediyorum. Zira, böylesi çılgın şeylere müzik deyip, onunla tatmin olan, olabilen veya olduğunu zanneden insanların tavır ve davranışlarını normal kabul etmek oldukça zordur.

Yalnız şimdilerde bu düşünce birden bire hüsn-ü kabul görmeyebilir. Ama unutmayalım; her yeni düşüncenin topluma mâl edilmesinde böyle bir süreç yaşanmıştır. Dün bu ülkede ilim ve irfan yuvaları açan, ehl-i himmet, ehl-i gayret insanlar, senelerce bir-iki insanla teselli olmuşlardır. Kimse yanlarına uğramamış; hiç kimse onları kabullenememiş. Ne var ki onlar, yılmadan, usanmadan doğru bildikleri yoldan ayrılmamışlar; Allah da onlara sadâkâtlerinin mükâfatını vermiştir. Aynen bunun gibi, mûsıkî adına kendimiz olma yolunda yapacağımız düzenlemeler de birden bire bir patlamanın, toplumca ona sahip çıkılmasının ve milletçe desteklenmesinin beklenmesi acelecilik olsa gerek. Evet, bize doğru bildiğimiz yolda yürümek düşer. Alınmadan, fedakârca doğru bildiğimiz yolda ilerleyerek, yapmamız gerekli olan şeyleri yaparak yürümek.

M. Fethullah Gülen

Çalgı aletleriyle yapılan müziği ve ilahiyi dinlemek haram mıdır?

Çok hareketli olmayan, Allah’a, kadere, dinî ve millî değerlere isyan ve hakaret etmeyen ve edenleri çağrıştırmayan (yani onların kullanmadığı), insanın şahsiyetini zedelemeyen, olumsuz duyguları ayağa kaldırmayan müzikler ve müzik aletleri caizdir. Özellikle bunları, kendi dünyamız adına, milli ve dini değerlerimizi tanımak ve tanıtmak için kullanmak  – hatta denebilir ki – makbuldür. Yukarıda bahsettiğimiz çağrıştırmaya örnek olarak, gitarla neyi düşünebiliriz. Gitar başka bir dünyaya aittir ve çalmaya başladığı andan itibaren kendine ait bir dünyayı ve o dünyanın hayat tarzını akla getirir. Darbuka, saksafon gibi aletleri de bu meyanda değerlendirebiliriz. Ama ney, kanun, ud gibi bizim dünyamıza ait enstrümanlar, yine bize ait değerleri anlatma ve yansıtma adına kullanılabilir. Özetle; bu konuda önemli olan, müziğin, bestesiyle, güftesiyle ve enstrümanıyla bizi yansıtmayan bir dünyanın reklâmı olmaması, olumsuz mana ve çağrışımlar içermemesidir. Bu da konunun esnek bir yapıya sahip olduğunu gösterir. Dolayısıyla şartlar göz önünde bulundurularak, bildirdiğimiz kriterler dâhilinde müzikten faydalanılabilir.

Bir de müziğin bizde meydana getirdiği tesire bakmak lazım. Yani biz bir müziği dinlerken ne gibi duygulara giriyoruz. Buna göre de hüküm değişecektir. Bizim ulvî duygularımızı coşturan, dini aşkımızı şevkimizi arttıran, maneviyatımızı güçlendiren müzikleri dinlemek caiz olurken, bizi isyana teşvik eden, süflî duygularımızı ortaya çıkaran vs. müzikleri dinlemek caiz değildir.

Burada şu hususu da arz etmek gerekir: Bizim esas musikimiz, Kur’an ve kâinat musikîsidir. Yani Kur’an okurken ve dinlerken, kâinattaki kuş seslerine, su şırıltısına, rüzgârın esişine, yaprak hışırtısına kulak verirken esasında ihtiyacımız olan musikîyi elde etmiş oluyoruz. Ancak, bu seviyeye ulaşmak için bizim dünyamızdan çıkmış ve işin bizcesini gösteren müzik türlerini kullanmak zorundayız/zorunda kalıyoruz. Dolayısıyla, mevcut hali böyle kutsi bir zirveye ulaşmada bir vasıta ve tabiî bir süreç olarak görmek yerinde olur kanaatindeyiz.. Tabiî ki bu süreci en az zararla, yani ruhumuzu kaybetmeden, kalbimizi başka dünyalara kaptırmadan, şahsiyet kayması yaşamadan ve devamlı hedefe doğru yol alarak geçirmek, hepimizin vazifesidir.

Kadın, erkek şarkıcının sesini dinleyebilir mi?

Bir müzik eserinin câiz olmaması için sebep olarak, (1) İçinde mukaddesata söven, Allah’a, kadere isyan eden/ettiren, insanı ümitsizliğe düşüren ya da şımarıklığa sürükleyen sözlerin bulunması, (2) Kullanılan çalgının içki âlemlerinin sembolü olan bir alet olması, (3) Müziğin, insanın vaktinin tamamını ya da çoğunu işgal etmesi ve diğer işlerinden, ibadetlerinden alıkoyması, (4) Sesin karşı cinsin şehvetini kamçılaması gösterilmiştir. Bunlardan birincisi ve üçüncüsü açıktır. İkincisi ve dördüncüsü kişiye göre hüküm alır. Herkes her müzik parçasından aynı oranda ve aynı şekilde etkilenmeyebilir. Yine bir alet, içki içilen, alem yapılan yerlerde kullanıldığı gibi en güzel duyguları, en mukaddes hatıraları canlandırmada da kullanılabilir. Öyleyse mesele, biraz niyete ve kullanıldığı yere göre değişir. Eğer müzik sözüyle, sazıyla ulvî duyguları coşturuyorsa, mesela insanın ahirete yönelik yanlarını harekete geçiriyorsa, ona, Allah, peygamber, mukaddesat sevgisini aşılıyorsa, onun, güzelliklerle dolu tarihine bağlılığına vesile oluyorsa, hayata dair ümit verip insanlara faydalı olmaya sevk ediyorsa dinlemek güzeldir. (Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn, 2/285; Bediüzzaman, İşârâtu’l-İ’câz, s. 70).

Müzik dinleme konusunda daha ziyade erkeğin kadını dinlemesi üzerinde durulmuştur çünkü kadının erkek için imtihan ve fitne unsuru olması, erkeğin kadın için bir fitne olmasından daha çok söz konusudur fakat şarkı söyleyen bir erkek, kadın için fitne oluyorsa, yukarıda bahsedilen mahzur, diğer mahzurlarla beraber kadın için de geçerlidir. Evet, bir kadının dinlediği erkek şarkıcı, Allah’a, kadere isyan eden sözler sarf ediyorsa, insanı hayattan koparıyor ve ümitsizliğe sevk ediyorsa, şehevî duyguları ayağa kaldırıyorsa, günah unsurları tasvir ediyor ve günahı sevdiriyorsa, dini ve mukaddesatı hafife alıyorsa, “harama götüren şeyler de haramdır” prensibinden hareketle o şarkıcıyı dinlemek haramdır. Aksine ulvî hisleri tahrik ediyorsa, Allah’ı, peygamberi, dini sevdiriyorsa, müsbet milli duyguları besliyorsa, dinlemek câizdir.

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz