Hac veya Umrede Medine’ye Uğramak Şart mıdır?

Medine’ye uğramak ne haccın, ne de umrenin gereğidir. Hac ve umrenin gerekleri tümüyle Mekke’dedir. Bir hacı yahutta umreci, Medine’ye hiç uğramadan da bu vazifelerini ifa edip dönebilir. Ancak, oralara kadar varıp da Cenâb-ı Resûlullah’ın on senelik aziz ömrünü yaşadığı belde-i mukaddese Medine-i Münevvere’yi ziyaret edip, Ravza-i Mutahhara’yı görmeden dönmek herhalde mânevî bakımdan mahrumiyet sayılır. Kaldı ki, Medine-i münevvere’de sekiz gün kalmayı âdet edinmenin bir sebebi de, Resûl-i Ekrem Hazretleri’nin kendi eliyle inşa ettiği mescidinde kırk vakit namaz kılmanın faziletine dair söylediği meşhur bir hadisinden ileri gelmektedir. Hazret-i Resûlüllah bu hadîslerinde şöyle buyurmuşlardır:

Ara vermeden benim şu mescidimde kırk vakit namaz kılan kimse Cehennem azabından beraat yazısı alır, nifaktan da kurtulma mükâfatına nail olur. İşte bu beraat namazını, Medine’de sekiz günde kılmak mümkün olmaktadır. Günde beşer vakitten sekiz günde kırk vakit Mescid-i Nebî’de namaz kılan mü’min, bu beraata lâyık olmaktadır. Medine-i münevvere’ye mutlaka uğramayı, orada hiç olmazsa sekiz gün kalmayı istemenin ilk hikmeti de işte bu hadîstir. (Ahmet Şahin)

Çocuğun düğününden dolayı haccı tehir etmenin hükmü nedir?

Hac (fevrî) olarak farzdır. Yâni gitmeye maddi kudretin hâsıl olduğu senede hemen hac farz olur, tehir etmek uygun olmaz. Ancak, İmam-ı Muhammed, haccın (terahî) üzerine farz olduğunu ifade etmektedir. Ona göre, farz olduğu seneden sonraya tehir edilse de, geç gidilmiş olunsa, yine de borçtan kurtulunur, bir mesûliyet gelmez. Yeter ki geç de olsa gidilmiş olunsun.

Bunun tehlikesi şurada meydana gelir. Hac farz olduğu senede gitmeyip de sonraki senelere tehir eden insan, bu senelerde sahip olduğu imkânı yitirir de gidemezse, yahut bir emr-i Hak vaki olur da ömrü vefâ etmezse, borçlu kalır hac borcuyla gitmiş olur. İmkânının müsait olduğu senede gitmeyip, müsait olmayan seneye tehir etmesi borçlu kalmasına sebep teşkil eder. Bu ise düşünülecek husustur.

Bu bakımdan, haccı tehir etmemeli, farz olan ilk senede hacca gitmeli, İslâm’ın temel şartından birini de böylece edâ etme saadetini tatmalı, borçlu kalma korkusunu da atmalıdır.(Ahmet Şahin)

Umre Yapana Hac Farz Olur mu?

Gerçekten de bu mes’ele fukaha arasında ihtilâf mevzuu olmuş, geçmişte uzun uzadıya müzakere ve münakaşa edilmiştir. Nitekim meşhur âlim Ebussuûd Efendi bu kimsenin tekrar hacca gitmesi gerektiğini ileri sürmüş, bu görüşe Seyyid Ahmed Padişahî de yazdığı bir risâlesiyle iştirâk etmiştir. Bundan dolayıdır ki, bâzı fakîhler, vekil olarak hacca giden, yahut umre yapan kimse, daha önce kendi adına hacca gitmemişse fakir de olsa yeniden kendi adına hacca gitmesi lâzım gelir, demişlerdir. Ancak, ağırlığın aksi görüş sahiplerinde olduğu anlaşılmaktadır. Abdülganiyy-i Nablûsî, yazdığı risâlesinde bunun aksini savunmuş, gerek umreye, gerekse başkası adına vekil olarak hacca gitmiş olsun, sonra imkânı müsait olmadığı takdirde hacca gitmeye mecbur olmaz, şeklinde hüküm vermiş,değerli fıkıh âlimi İbn-i Âbidin de bu görüşe meyletmiştir. Anlaşıldığına göre, maddî durumu haccetmeye müsait olmayan kimse, vekil olarak gitmesi, yahut umre yapması sebebiyle gücü yetmeyen hacla mükellef tutulamaz. Mükellefiyet, imkânla alâkalıdır. İmkân varsa hac mükellefiyeti de vardır. Yoksa hac mükellefiyeti de yoktur. (Ahmet Şahin)

Haccın Farz Olmasının Şartları Nelerdir?

Bir kimseye haccın farz olması için sekiz şart vardır. Şöyle ki:

1) Müslüman olmalıdır. Gayri müslimler hac ile mükellef değildir. Buna göre bir gayri müslim hac yaptıktan sonra Müslüman olsa, diğer şartlar bulununca yeniden hac etmesi gerekir. Yine, bir mü’min hac ettikten sonra -Allah korusun- dinden çıkıp da sonra tevbe ederek İslâmiyete dönünce, diğer şartlar bulununca tekrar hac etmesi gerekir.

2) Buluğa ermiş olmalıdır. Bir çocuk, aklı başında ve kâr ile zararı ayıracak durumda da olsa, hac ile mükellef olmaz. Onun yapacağı hac nafile olur. Onun için buluğ çağına erer de hac şartlarını toplarsa, tekrar hac etmesi gerekir. Velisi ile beraber hacda bulunan çocuğa, velisi hac işlerini yaptırır. Taşları attırır, tavaf yaptırır ki, büyüyünce görevini daha iyi yapabilsin. Bu taşlamayı çocuk terk etse, bundan bir şey gerekmez. Çünkü çocuğa hac vacip değildir.

3) Akıl sahibi olmalıdır. Deli olanlar hacla yükümlü değillerdir. Bunlar iyileşir de hac şartlarını elde ederlerse, o zaman hac etmeleri gerekir.

4) Hür olmalıdır. Köleler ve cariyeler hacla yükümlü değillerdir. Bunların yaptıkları haclar birer nafiledir. Bunlar azad edildikten sonra diğer şartlara sahib bulundukları takdirde hac etmeleri gerekir.

5) Haccın farz olduğunu bilmiş olmalıdır. Şöyle ki: Küfür diyarında (dâr-ı harbde) gayri müslimlere ait bir memlekette bulunup İslâmı kabul eden kimse, haccın farz olduğunu bilmedikçe,hac ile yükümlü olmaz. Fakat İslâm ülkesinde böyle bilmemezlik özür sayılmaz. Onun için İslâm yurdunda bulunan bir gayri müslim, haccın farz olduğunu bilsin veya bilmesin, ihtida eder de, hac şartlarına sahib bulunursa, hac ile mükellef olur.

6) Hac görevine güçlük olmaksızın gidip yerine getirmeye yeterli bir vakit bulunmalıdır. Bunun için bir kimse görevi için diğer şartlara tamamen sahip olduğu tarihten itibaren bu görevi yerine getirmeye elverişli bir vakit bulmadan ölürse, bu farzla mükellef tutulmaz.

7) Hicaz’a gidip gelinceye kadar kendisinin ve aile halkının âdete göre nafakaları bulunmalıdır. Temel ihtiyaçlardan sayılan malların bulunması ile hac farz olmaz. Fakat ihtiyaçtan fazla gelir getiren bir mal veya eşya bulunsa, bunları satıp hac etmek gerekir. Bir evde kira ile oturmak da, haccın farz olmasına engel değildir. Temel ihtiyaçlar için zekât bölümüne bakılsın!..

8) Kendi durumuna uygun binek vasıta ve yolda yapacağı harcamaları karşılayacak parası bulunmalıdır. Buna Rahiliye, Zadü-t Tarika (yol azığına sahib bulunmak) denir. Şöyle ki: Hac için yol azığına ve bilinecek vasıtaya gücü yeter olması şarttır. Bu kudretin hac aylarında veya herkesin buluduğu yerde hacıların âdet üzerine hacca gidecekleri zamanda bulunması gerekir. Bu esnada temel ihtiyaçlardan başka hacca yetecek kadar mala sahib olan kimsenin, diğer şartlara da sahib olması halinde, ona hac farz olur. Bu malı başka yere harcayamaz. Harcarsa, hac üzerinde borç kalmış olur. Fakat bu zamandan önce elde edilen mal, bundan önce istenilen yere harcanabilir. Bundan dolayı kendisine hac görevi vacib olmuş sayılmaz.

Meselâ: Muharrem ayında hacca yetecek kadar malı olan kimse, bunu bir iki ay içinde başka bir yere harcayıp da, memleketinde hacca gidilmesi âdet olan bir zamanda elinde mal kalmamış olsa, kendisine hac farz olmuş olmaz. Ödünç ve ikram suretiyle verilen azık ve binek yeterli sayılmaz. Bu ikram minnet altında bırakmayacak kimseler tarafından olsa bile hüküm aynıdır. Onun için Hac etmek üzere yapılan bir malı kabul etmek her halde gerekmez.

Bununla beraber Mekke-i Mükerreme’ye on sekiz saatten yakın bulunan yerlerdeki Müslümanlar için yaya yürümeye güçleri olunca binek bulunması şart değildir.

(İmam Malik’e göre, azık ve binit için yeterince imkâna sahip olmak şart değildir. Bu konuda Mekke’ye gidip en düşük şartlarla hac işlerini yerine getirmeğe imkân bulunması yeterlidir. Onun için fazla güçlük bulunmaksızın yaya olarak veya kira ile karşılayabileceği bir binek ile hac etmeğe ve yiyecek harcamalarını sanatı ile yolda yürüdükçe elde etmeğe gücü olan bir Müslüman’a canı ve malı için bir tehlike yoksa, hac farz olur. Yurdunda ailesine bir nafaka bırakıp bırakmaması fark etmez. Ancak nafakasız kalmakla helak olmaları korkusu olunca, o zaman hac ile yükümlü olmaz.) (Ömer Nasuhi Bilmen)

Kıran Haccı Nasıl Yapılır?

Bilindiği gibi, Kıran Hac, farz olan hac ile Umre’nin ihramını birlikte yapmaktır, Şöyle ki:

1) Kıran hac yapacak olan kimse, mikatta veya mikat yerinden önce hac ile Umre’ye birlikte niyet eder. Yine iki rekât namaz kılar. Sonra: “Ey Allah’ım! Ben hac ve umre yapmayı istiyorum. Bunları bana kolaylaştır ve benden bunları kabul buyur,”diye dua eder ve Telbiyede bulunur. İhrama girmiş olan kimseye yasak olan şeyler aynen buna da yasaktır. Bunları gözetmeye çalışır.

2) Bu kimse Mekke’ye girince, önce umresini yapar: Beytullah’ı tavaf eder. Safa ile Merve arasında Sa’y yapar. Sonra ihramdan çıkmadan haccın menasikini, evvelce yazıldığı gibi, yapar. Bayramın birinci günü Akabe taşlarını attıktan sonra, iki haccı bir arada başarmanın şükrü olarak bir kurban keser ki, bu vacibdir. Ondan sonra saçlarını traş eder veya kısaltır. Böylece ihramdan çıkmış olur. Bu kurbanı bulup kesemeyecekse, son gün Arefe gününde bitmek üzere üç gün oruç tutar. Yedi gün de Bayram günleri çıktıktan sonra dilediği yerde veya memleketine dönünce tutar. Böylece on gün oruç tutması gerekir. Bu oruçları ayrı ayrı günlerde tutabilir.

3) Kıran hacca niyet eden kimse, Umre’yi yapmadan Arafat’a gidecek olsa, umresi bozulmuş olur. Artık kendisine şükür kurbanı gerekmez. Ancak niyet ettiği umreyi

Temettü haccı ile Kıran haccı afakîlere (Mekke dışından gelenlere) mahsustur. Mekke’de veya Mekke ile mikatlar arasında bulunanlar bunları yapmazlar. Çünkü bu iki haccı yapanlar, hac süresi içinde bir müddet aileleri yanına dönüp gitmemeleri gerekir. Oysa ki, bunların aile efradından uzaklaşmaları zordur. (Ömer Nasuhi Bilmen)

Umrenin Yapılış Şekli Nasıldır?

1) Umre haccı yapacak olan zat, afakî (mikât dışından) olduğuna göre, mikat yerinde ihrama girer. Mekke halkından ise, Harem Bölgesi dışından ihrama girer. Daha önce açıklandığı gibi elbisesini çıkarır ve iki parçadan ibaret dikişsiz ve beyaz örtüleri takınır. Sonra: “Allahümme innî uridü’l-umrete feyessir-ha lî ve tekabbelha minnî = Allah’ım! Ben umre yapmak istiyorum, onu bana kolaylaştır ve onu benden kabul buyur,”diye yalnız umreye niyet eder. Sonra “Lebbeykallahümme Lebbeyk…”diye telbiyede bulunur. Farz hacda yasak olan işler, umrede de ihramda bulundukça yasaktır. Yolculukta telbiye getirmeye devam eder.

2) Mekke’ye girince, Umre için tavafta bulunup bildiğimiz şekilde Kabe etrafında yedi defa dolaşır. Hacer-i Esved’i her defasında selâmlar.İlk üç şavtında (devrinde) sürat gösterir, tekbir ve tehlilde bulunur.

3) Bu tavaftan sonra Safa ile Merve arasında, daha önce yazıldığı gibi sa’y eder. Bundan sonra başının saçlarını traş eder veya kısaltarak umresini tamamlar. Kabe’yi tavaf eder. İstediği elbiseyi giyebilir. Kendisinde ihramda haram olan şeyleri helâl olur.

Tavafın dört şavtı (devri), umrenin rüknüdür. Ondan sonra geri kalan üç savt ile Safa-Merve arasında yedi defa yürümek, saçları traş etmek veya kısaltmak da umrenin vaciplerindendir.

Umre’nin şartları, haccın şartları gibidir. Yalnız umre için belli bir vakit gerekli değildir. Her mevsimde yapılabilir. Buna göre ihram da Umrenin bir şartıdır.

Umre’nin sünnetleri ve edebleri de, Hacdaki Safa-Merve arasında olan sa’ydan itibaren sonuna kadar olan sünnetleri ve edepleri gibidir. (Ömer Nasuhi Bilmen)

Temettü Haccının Yapılış Şekli Nasıldır?

1) Bir afakî (mikat dışından gelen kimse) ihrama başladığı zaman: “Ya Rabbi! Ben umre yapmak istiyorum, bu umreyi bana kolaylaştır ve onu benden kabul buyur,”diye umreye niyet ederek telbiyede bulunur, iki rekât namaz kılar. Diğer işleri de yerine getirir. 2) Mekke’ye girince, usulüne göre umre için Kâbeyi yedi defa tavaf eder. Sonra iki rekât namaz kılar. Daha sonra Safa-Merve arasında sa’y görevini yapar. Arkasından saçlarını traş eder veya kısaltır. Böylece umresini tamamlar. 3) Bu şekilde umresini yapmış olan kimse, ihramdan çıkmış olur. Artık ihrama girmemiş insanlar gibi Mekke’de kalır. Asıl elbiselerini giyer ve mubah olan diğer işleri yapabilir. 4) Umresini yapmış olan bu zat, Mina’ya çıkılacak gün veya daha önce Mekke’de tekrar ihrama girer ve (farz) hacca niyet eder, telbiyede bulunur. Artık yalnız hacca (ifrad hacca) niyet eden kimse gibi, daha önce, yazıldığı üzere hac görevlerinin (menasiki) yerine getirir. Bundan başka Mina’da bir kurban keser. Bu kurban, hac ile Umreyi bir arada yapmaya başarı kazanmanın bir şükrü yerindedir. Akabe Cemresi taşlandıktan sonra nahr günlerinin birinde kurban kesilir. Bu kurbanı kesmeden önce saçlar traş edilmez veya kısaltılmaz. Bu kurban bir koyun olabileceği gibi, kurban edilecek bir deve veya sığırın yedide biri veya tümü de olabilir. Böyle bir kurban kesmekten aciz ise, Arefe gününde üç gün tamamlanmış olmak üzere oruç tutar. Ayrıca memleketine döndükten sonra veya dilediği bir yerde yedi gün ki, toplam on gün oruç tutması vacip olur. 5) Bu uygulama, Temettü haccında bulunup da beraberinde Hedy (kurbanlık) Mekke’ye götürmemiş veya göndermemiş olan kimseye göredir. Eğer böyle bir kurban bulunursa, yalnız Umreyi yapmakla ihramdan çıkmış olmaz. Umre için tavaf eder, sa’yda bulunur ve terviye gününe (zilhiccenin sekizinci gününe) kadar ihramda kalır. Bunun arkasından hac için niyet ederek ihrama girer. Geri kalan hac işlerini yerine getirmeye devam eder. Kurban Bayramının ilk gününde Akabe taşlarını attıktan onra Kurbanını şükür olarak keser. Ondan sonra saçlarını traş eder veya kısaltır. Artık o anda iki ihramdan çıkmış olur. (Ömer Nasuhi Bilmen)

İhramdan sonra tıraş olmanın sebebi nedir?

İhramdan çıktıktan sonra saçların tamamen tıraş edilmesi veya bir miktar kesilmesi haccın vaciplerindendir. Bunun sebebi Allah’ın bunu istemesidir. Bununla alakalı ayet-i kerime Fetih sûresinde “Allah, elçisinin rüyasını elbette doğru çıkaracaktır. İnşaallah siz kiminiz başını tıraş ettirmiş, kiminiz saçlarını kısaltmış olarak, Mescid-i Haram’a korkmaksızın tam bir güvenlik içinde gireceksiniz. Ama Allah sizin bilemediğiniz şeyleri bildiğinden ondan önce, yakın bir zafer nasib etti.”şeklinde bildirilir. Bunun dışındaki şeyler sadece bu emrin hikmetlerinden insanların anlayabildikleridir ve esasen bunlar anlaşılan ve kitaplarda yazılanlarla sınırlı değildir. Belki de asıl hikmeti insanlar henüz keşfetmemiş olabilirler. Zaten Allah’ın emir ve yasaklarında bildiğimiz ve bilemediğimiz binlerce hikmetler vardır.

Hacda ihramdan çıktıktan sonra tıraş olma meselesi için de bazı hikmetler düşünülebilir. Burada bilebildiğimiz şeyleri söylerken bunlarla sınırlı olduğunu söylemiyoruz, kimse de söyleyemez.

Hacda Allah’a şükür adına kurban kesen kimse bir de kendi vücudundan saçlarını kurban etmektedir. Bu da insan saçlarını Allah yolunda kesebildiği gibi gerektiği zaman O’nun yolunda canını da verebileceğini sembolize eder. Hac baştan başa “taabbudilik”ifade eden bir ibadettir. Taabbudilik ise bir şeyi sırf Allah ve Resulü emrettiği için yapmaktır. Mesela, insan aklı Kâbe etrafında dönmek için bir sebep bulamaz. Hem de bir değil iki değil, yedi defa. Bu, Allah’ın Kâbe etrafında dönün emrine uymaktır ve sırf emredildiği için ve emredildiği şekilde yapılır.

Saçların tümüyle kesilmesinin yanın başın kazıtılmasının daha faziletli oluşu burada aynı zamanda Allah karşısında tevazuu da ifade eder. Kul başı açık ve yalın ayak huzura gelir.

Bizim aklımıza gelmeyen ve şimdilik keşfedilemeyen bazı hikmetler de vardır. En büyük hikmeti ise her halükarda Allah’ın emrine itaat edileceğini, O’nun emirlerinin hiç sorgulanmadan uygulanacağını göstermesidir.

Haccın tarifi yapıp öneminden bahseder misiniz?

Hac; kasdetme ve yönelme mânâlarına gelir. Ancak onu, mutlak kasd ve mücerret yöneliş mânâlarına hamletmek de doğru değildir. Hac, hususî bir zaman diliminde, hususî bir kısım yerleri, yine bir kısım hususî usullerle ziyaret etmeğe denir ki; senenin belli günlerinde, hac niyetiyle ihrama girip, Arafat’ta vakfede bulunmak ve Kâbe’yi tavaf etmekten ibaret sayılmıştır. İhram haccın şartı, vakfe ve tavaf ise onun rükünleridir.

Hac’da yapılan ibadetlere genel bir ifade ile “Menasik” denir. Bu ibadeti eda edenlere de ” hacı” denir.

İslâmiyet’in beş temel esasından biri olan hac, hicretin 9. yılında farz kılınmıştır. Hacc’ın farz olduğu Kur’ân-ı Kerim ve sünnette bildirilmiştir; bu hüküm konusunda Müslümanlar görüş birliği (icma) içerisindedirler.

Kur’ân-ı Kerim’de “Ziyarete gücü yeten herkese Beytullah’ı ziyaret etmek, Allah’ın onun üzerindeki hakkıdır.” (Ali İmran 3/97) buyrulmuştur.

Peygamber Efendimiz (Aleyhissalatü vesselâm) da bir hadis-i şeriflerinde “Şüphesiz Allah size haccı farz kıldı, haccı ifa ediniz.” buyurmuştur.

Bir başka hadislerinde ise; “İslâm beş temel esas üzerine kurulmuştur. Bunlar; Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed (Aleyhissalatü vesselâm)’ın Allah’ın elçisi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek ve haccetmektir.” buyurarak haccı İslâm’ın beş temel esasından biri olarak tesbit buyurmuş ve bizatihi uygulamalı olarak nasıl yapılacağını da göstermişlerdir.

Peygamber Efendimiz (Aleyhissalatü vesselâm) haccın farz kılındığını ashabı kirama tebliğ edince, içlerinden birisi; “Her yıl mı?” diye sormuş, Efendimiz sükût etmiştir. Bu soru 3 defa tekrar edilince ; “Eğer evet deseydim, hac üzerinize her yıl farz olurdu, buna da güç yetiremezdiniz.” buyurmuştur.

Bu hadisin İbn Abbas (r.a.) yoluyla rivayetinin sonunda şu ilave yer alır. “Kim birden fazla hac yaparsa bu nafile olur.”

Erkek olsun, kadın olsun; şartlarını taşıyan, yani sağlık ve servet yönünden haccetme imkânına sahip olan her Müslüman’ın ömründe bir defa hacca gitmesi farz olup, imkân elde edilince, geciktirilmeden yerine getirilmesi gerekir. Ömründe bir defa hac yapmış olan her Müslüman bu farzı yerine getirmiş sayılır.

Haccın geciktirilmeden ifasına, hacla ilgili ayetlerin delalet etmesiyle birlikte şu hadisler de bu noktaya vurgu yapmaktadır: “Hacca gitmekte acele ediniz, çünkü sizden biriniz ölümün kendisine ne zaman geleceğini bilemez.”

Hac ibadeti bilindiği şekliyle Hz. İbrahim (aleyhisselâm)’a kadar dayanan bir ibadettir. Kur’ân-ı Kerim, Hac suresindeki 22/27 -28. ayetleriyle Hz. İbrahim’in haccından, insanları hacca çağırmasından, Kabe’nin ve Hac menasikinin tarihçesinden bahsetmektedir.

Haccın Hikmetlerini Açıklar mısınız?

Hac ve umre, kutsal mabed Kabe’nin her yıl ibadetle ihya edilmesine ve şenlendirilmesine vesile olur.

Hac, insan nefsini günahlardan temizler, arı duru hale getirir, onu ihlâsla donatır, yeni bir hayatın kapılarını aralar; insanın manevîyatını güçlendirir, ilahî rahmet ve affa dair duyduğu güveni sağlamlaştırır.

Hac imanı güçlendirir, kuvvetlendirir. Allah’a verilen sözün yenilenmesine yardım eder. Kolay kolay dönülmeyen nasuh tövbesine götürür. Nefsi tertemiz hale getirerek duyguları inceltir ve sanki onu kanatlandırır.

Hac mü’mine, İslâm’ın muhteşem geçmişini hatırlatır. Güzel ahlâkıyla ve faaliyetleriyle dünyayı aydınlatan Peygamber Efendimiz (aleyhissalatü vesselâm) ve güzide ashabının ve onlara en güzel şekilde tâbi olan kutlu insanların yaptığı fedakârlıkları ve kahramanlıkları hatırlatır.

Öte yandan hac, zorluklarıyla insanı sabra ve tahammüle alıştırır, disiplin ve emirlere uyma şuuru kazanmasına vesile olur.

Hac ibadeti vesilesi ile kul, Rabbi’ne daha iyi şükreder, Rabbi’nin kendisine verdiği mal, sağlık ve afiyet nimetlerine daha içten şükretme yolunu bulur.

Sosyal hikmetleri yönüyle hac; renk, dil, ırk, ülke, kültür, makam ve mevki farkı gözetmeksizin aynı amaç ve gayeleri taşıyan milyonlarca Müslüman’ı bir araya getirerek Müslümanlar arasındaki eşitlik ve kardeşliğin çok canlı bir tablosunu oluşturmaya vesile olur. Zenginiyle, fakiriyle, güçlüsü ve güçsüzüyle bütün hacılar aynı kıyafetler içinde, aynı kurallara uyarak, aynı güçlüklere katlanarak, aynı şartlarda hareket ederek fiziki bir eşitlik ve kardeşlik eğitiminden geçerler.

Büyük servetlere sahip bir zenginle, geçimini zor temin eden bir mü’mine aynı kıyafet (ihram) içinde Arafat’ta beraberce el açıp dua ettiren ve Kabe’nin etrafında yan yana tavaf ettiren hac ibadeti, insanlara makam, mevki, servet ve zenginlikle gururlanmamayı, diğer Müslümanlarla tanışıp kaynaşmayı öğretir.

Hac ibadeti Müslümanlarda ömür boyu silinmeyecek derin hatıralar bırakır.

Hac sayesinde dünyanın değişik yerlerinden gelen Müslümanlar arasında güzel etkileşimler meydana gelir.

Hac yapan Müslüman; sabır, tahammül, sıkıntılara katlanma, yardımlaşma, dayanışma ve belli kurallara adapte olabilme gibi güzel hasletlerini geliştirir.

Hac, ziyaretçilerini alır on dört asır öncesine götürür. Hayalen Nebiler Nebisi ile buluşturur, o mekânlarda verilen o büyük mücadeleleri onlara hatırlatır.

Hac insana, ahirete ait bir manzara yaşatır. Dünyada misafir olduğu hakikatini ona gösterir.

Haccın ruh ve manasından alabildiğine istifade edilebilmesi adına muhterem hocamızın ” hac”ı anlatan şu muhteşem yazısının hem o mübarek beldelere yola çıkmadan önce hem de oraya vardıktan sonra ve haccın menasikine başlamadan evvel tekrar mütalaa edilerek okunmasının çok faydalı olacağı kanaatindeyiz.

Haccın Faziletini Açıklar mısınız?

Haccın ferdi ve içtimai pek çok faydaları vardır. Başlıcaları şunlardır; Hac, ferdin günahlarının bağışlanmasını, kalbinin günahlardan arınmasını sağlar. Hazreti Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz bir hadislerinde: “Kim Allah için hacceder de kötü söz ve davranışlardan sakınır ve günahlara sapmazsa, annesinden doğduğu günkü gibi günahlardan arınmış olarak döner.” buyurur. Bir diğer hadislerinde “Makbul haccın karşılığı cennetten başkası değildir.””Umre de, diğer bir umre ile arasında işlenen günahları siler.” buyurur.”Amellerin hangisi daha faziletlidir?”şeklindeki bir soruya Peygamber Efendimiz: “Allah’a ve Resulü’ne iman”şeklinde cevap vermiş, “Sonra hangisi?” diye sorulunca: “Allah yolunda cihat” buyurmuş, “Daha sonra hangisi?” denince, “Makbul hac” diye cevap vermiştir.

Hacceden mü” minlerin Allah katında değerleri çok yüksektir. Peygamber Efendimiz; “Haccedenler ve umre yapanlar Allah’ın misafirleridir, dua ederlerse dualarını kabul eder, bağışlanma dilerlerse onları bağışlar.” buyurarak bu gerçeği ifade etmektedir.

Bir başka hadislerinde de: “Hac ve Umre’yi art arda yapınız. Çünkü hac ve umre, körüğün, demir, altın ve gümüşün pasını giderdiği gibi fakirliği (yapılacak ticaret sebebiyle) ve günahları yok eder.” buyurmak suretiyle haccın insanı günahlardan arındırmasıyla birlikte fakirlikten de kurtulmasına vesile olacağını müjdelemektedir.

İhramın Sünnetleri Nelerdir?

İhrama girmeden, yani niyet ve telbiyeden önce; genel temizlikle birlikte tırnakları kesmek, kasık ve koltuk altı kıllarını temizlemek, gerekiyorsa tıraş olmak, gusletmek, gusül yapılamıyorsa abdest almak, vücuduna güzel kokular sürmek, erkekler izar ve rida denilen iki parçadan ibaret olan belden aşağıya sarılan ve vücudun üst kısmını örten dikişsiz havluya sarılmak, ihram örtülerine büründükten sonra ise; kerahet vakti değil ise iki rek’at ihram namazı kılmak; birinci rek’atında Fatiha’dan sonra Kafirun suresi, ikinci rek’atında da İhlâs suresini okumak, ihramlı olduğu süre içinde her fırsatta telbiye getirmek. Hac için ihrama hac ayları başladıktan sonra girmek.

İhramın Vacipleri Nelerdir?

1. Mikat sınırlarını ihramsız geçmemek.

Mikat sınırları dışında ikamet eden Afâkîler, mikat sınırını ihramsız geçerlerse ceza (dem) yani koyun veya keçi kurban kesmeleri gerekir. Bununla birlikte, mîkatı ihrama girmeden geçen kimse, henüz hac veya umre menasikinden herhangi birine, meselâ, kudüm tavafına veya umre tavafına başlamadan mîkata dönüp orada ihrama girerse ceza düşer. Böyle bir kimsenin, ihramsız geçtiği mîkat sınırı yerine; bulunduğu yere daha yakın bir mîkata gidip orada ihrama girmesi mümkündür. Mîkatı ihramsız geçtikten sonra, hac veya umre menasikinden birine başlanmışsa artık mîkata dönülse bile ceza düşmez.

2. İhram yasaklarından sakınmak.

Hacın ruh ve manasına uygun düşmeyen hareket ve davranışlardan uzak durmaktır ki bunlar ileride ihram yasakları olarak gelecektir.

Haccın Edasının Şartları Nelerdir?

Kendisine hac farz olan kimsenin bu farzı bizzat eda edebilmesi için gereken şartlara “Haccın edasının şartları” denir. Bu şartlar genel hatlarıyla şunlardır:

a. Sağlıklı olmak;

Hac yapmakla mükellef kişinin sıhhatinin buna elverişli olması lazımdır. Aksi halde üzerine hac farz olan bir kimsenin, fiilen haccetmeye mani bir hastalık ve sakatlığı bulunursa yerine vekil göndermesi veya bunu vasiyet etmesi gerekir.

Fiilen haccetmeye engel hastalık ve sakatlıklar genel olarak; körlük, kötürümlük, felç, iki ayağı kesik olmak, hac yolculuğuna dayanamayacak derecede hasta veya yaşlı olmaktır.

b. Yol Güvenliği;

Yol güvenliğinin bulunması

c. Arızî bir engelin bulunmaması;

Tutukluluk veya yurt dışına çıkma yasağı gibi hacca gitmeye mani bir durumun hac mevsimine denk gelmesi halinde eda sorumluluğu gerçekleşmez.

Kadınlara mahsus şartlar;

Haccın edasıyla doğrudan ilgisi olmayan, fakat kadınlar için yalnız başına uzun yola çıkma yasağından kaynaklanan, eşi veya bir mahremi refakatinde haccetme şartı vardır. Genel görüşe göre, 90 km’den daha uzak bir yere gitmekle ilgili seferilik hükümlerinin uygulanacağı bir mesafeden hacca gidecek kadınların, yalnız başlarına hacca gitmeleri caiz görülmemiştir.

Farklı bazı değerlendirmelerde (Şafiî mezhebine göre) ise sefer mesafesinden ziyade yol güvenliği ve kadınların emniyeti esas alınmış, kadının yanında kocası veya mahremi şart koşulmamış en az üç kadın olmak üzere bir grup oluşturmaları, hatta kendini güvenlik içinde hissediyorsa bir kadının tek başına da hacca gidebilmesine cevaz verilmiştir.

Eda şartlarını taşıyan kimselerin bizatihi hacca gitmeleri, şartlardan herhangi birinin gerçekleşmemesi durumunda ise kendi yerlerine (bedel) vekil göndermeleri veya bunu vasiyet etmeleri gerekir.

İhramlıya Yasak Olmayan Şeyler Nelerdir?

– Gölgelenmek, şemsiye kullanmak,

– İhram örtülerini değiştirmek

– Yıkanmak, kokusuz sabun kullanmak

– Dişleri fırçalamak, sürme çekmek

– Diş çektirmek, kan aldırmak, iğne yaptırmak, yara üzerine sargı bezi sarmak.

– Kırılan tırnağı ve zarar veren kılı koparmak

-Silah taşımak, bilezik, yüzük ve kol saati takmak

-Kemer takmak, omuzda çanta taşımak

– Çiçek veya meyve koklamak

– Güzel koku satan dükkânda bulunmak veya koku satın almak

– Yüzü ve başı örtmeden yorgan ve battaniye gibi örtü ile örtünmek

– Kollarını giymeden palto veya ceket gibi dikişli bir elbiseyi omuzlarına almak

İhramın Yasakları Nelerdir?

İhram yasakları çeşitli alanlara göre şu şekilde gruplandırılabilir.

1. İhramlının vücudu ile ilgili yasaklar

– Saç veya sakal tıraşı olmak ve bıyıkları kesmek.

– Vücudunun herhangi bir yerindeki kılları tıraş etmek, yolmak veya koparmak

– Tırnak kesmek

– Süslenmek niyetiyle saç, sakal ve bıyıkları boyamak, yağlamak, saçlara briyantin sürmek, vücuda güzel kokular sürmek, kadınların oje ve ruj kullanması, kokulu sabun kullanmak vb.

2. Elbise Ve Giyim Eşyası İle İlgili Yasaklar

Giyim eşyası olarak hazırlanmış (dikilmiş veya örülmüş) şeyleri giymek, başı ve yüzü örtmek, takke ve benzeri şeylerle başı örtmek, başa sarık sarmak, eldiven, çorap ve topukları kapatan ayakkabı giymek yasaktır.

Palto, pardösü gibi giysileri giymeksizin omzuna almak yasak değildir. Bele takılan kemerde, omuza asılan çantada, ayaklara giyilen üzeri ve topukları açık ayakkabı ve terlikte dikiş bulunabilir.

Giyim ile ilgili yasaklar sadece erkekler içindir. Kadınlar normal elbiselerini giyerler ihram süresince yüzlerini örtmezler.

3. Cinsel Konularla İlgili Yasaklar

Cinsel ilişki ve genellikle cinsel ilişkiye götüren öpme, oynaşma, şehvetle tutma gibi davranışlar yasaktır. Şehvet duygularını harekete geçirecek fuhşiyata dair sözler söylemek de aynı şekilde yasaktır.

4. Harem Bölgesi İle İlgili Yasaklar

Mekke-i Mükerreme ve çevresindeki “Harem ” bölgesindeki av hayvanlarının avlanması, bitkilerin kesilmesi veya koparılması ister ihramlı ister ihramsız herkes için yasaktır.

5. Yapılması Günah Olan Ve Başkalarının Hukukunu İlgilendiren Yasaklar

Füsuk: Allah’ın emir ve yasaklarına itaatten uzaklaşıp masiyet sayılan fiilleri yapmak

Cidal: Tartışmak, kavga etmek, hakarette bulunmak, kötü söz ve davranışlarla gönül kırmak, huzursuzluk çıkarmak. Umumî asayiş ve huzuru bozacak bu tür davranışlardan özellikle ihramlı iken kaçınmak gerekir.

6. Av Yasağı

İster harem bölgesinde isterse dışında eti yenen veya yenmeyen her türlü kara avını avlanmak, avcıya avını göstermek, avcıya yardımcı olmak, av hayvanlarına zarar vermek yasaktır.

Haccın Vacipleri Nelerdir?

Haccın rükün ve şartlarının yanında bir de vacip olan menasik vardır. Bunların terki ile hac geçersiz olmaz. Fakat mazeretsiz terdekilmeleri tahrimen mekruhtur. Meşru bir mazeret olmadan terk edilen vacipler veya vaktinde eda edilemeyen vacipler için de ceza gerekir. Haccın vacipleri, aslî ve fer’î olmak üzere ikiye ayrılır.

Aslî Vacipler; Safa-Merve tepeleri arasında sa’y, Müzdelife’de vakfe, şeytan taşlama (remy-i cimar), saçları dipten kazıtma veya kısaltma ve veda tavafı olmak üzere toplam beş menasikten (Hacda yerine getirilmesi fiiller) ibarettir.

Fer’i Vacipler; İhramın vacipleri, tavafın vacipleri, sa’yın vacipleri, Arafat vakfesinin vacipleri, Müzdelife’de vacipler, Mina’da vacipler şeklinde sıralanabilir. Fer’i vacipler bağlı oldukları menasikle birlikte ele alınmışlardır.

Haccın Rükünleri Nelerdir?

Hanefî mezhebine göre haccın ihram, Arafat vakfesi ve ziyaret tavafı olmak üzere üç farzı vardır. Bunlardan ihram şart, Arafat’ta vakfe ve ziyaret tavafı ise rükündür. Rükünlerden biri olan Arafat vakfesi zamanla sınırlı olduğu için, vaktini geçiren bir kimse o sene hac yapmaktan mahrum kalır daha sonra yeniden hac yapması gerekir.

Şafiî Mezhebine göre bu üç farza ilave olarak sa’y, saçları dipten kazıtma veya kısaltma da rükündür. Ve bu rükünlerden ilk üçünde sıraya riayet etmek de farzdır.

Rükünlerin tamamı, usulüne ve şartlarına uygun yapılmadıkça, ceza ve kefaret ödemekle hac sahih olmaz.

Haccın Sünnetleri Nelerdir?

a) Kudüm Tavafı

Kudüm, ” geliş ve varış” manasına gelir. Kudüm tavafı ise Mekke’ye geliş tavafı demektir. Mîkat sınırları dışından hacca gelen ve ifrad veya kıran haccı yapacak olan afâkîler için sünnettir.

Afâkî olmayanların, sadece umre veya temettü haccı yapanların, ifrad haccı yaptıkları halde, Mekke’ye uğramadan Arafat’a çıkanların, özel halleri sebebiyle kudüm tavafı yapmaları gerekmez. Kudüm tavafının vakti Mekke’ye gelindiği andan itibaren, Arafat vakfesine kadar olan süredir. Arafat vakfesinin yapılması ile kudüm tavafının vakti de sona erer.

b. Hac Hutbeleri

Hacda üç hutbe vardır. Birincisi Zilhiccenin 7. günü Harem-i Şerif’te öğle namazından önce, ikincisi, Arefe günü Arafat’ta zevalden sonra Nemire Mescidinde cem-i takdim ile kılınan öğle ve ikindi namazlarından önce, üçüncüsü ise, bayramın ikinci günü öğle namazından önce Mina’da Mescid-i Hayf’ta okunur.

c. Arefe Gecesini Mina’da Geçirmek

Haccedenlerin Terviye günü yani zilhiccenin 8. günü güneş doğduktan sonra Mina’ya hareket etmeleri, o günkü öğle namazından Arefe günü sabah namazı da dahil olmak üzere beş vakit namazı Mina’da eda etmeleri ve geceyi Mina’da geçirerek, Arefe günü sabahı güneş doğduktan sonra Arafat için yola çıkmaları sünnettir.

d. Bayram Gecesini Müzdelife’de Geçirmek

Arefe günü güneş battıktan sonra haccedenlerin Arafat’tan Müzdelife’ye intikal edip geceyi Müzdelife’de geçirmeleri ve sabah namazından sonra ortalık aydınlanınca da buradan Mina’ya hareket etmeleri sünnettir.

e. Bayram Günlerinde Mina’da Kalmak

Bayram günlerinde yani zilhiccenin 10,11 ve 12. günlerinde Mina’da kalmak ve orada gecelemek genel görüşe göre sünnet, farklı görüşlere göre ise vaciptir.

f. Muhassab’da dinlenmek

Hac sonunda Mina’dan dönerken, Mekke girişinde, Cennetü’l-mualla civarında, ” muhassab” denilen vadide bir süre dinlenmek sünnet-i kifâyedir. Bu şekilde dinlenmeye ” tahsîb” denir. Bu vadi günümüzde Mekke’nin içinde kaldığından artık bu sünnet yapılamamaktadır.

Hacca Bedel (Vekil) Göndermek Nasıl Olur, Açıklar mısınız?

İbadetler; namaz, oruç gibi yalnız bedenle; zekât, sadaka ve kurban gibi yalnız mal ile; hac menasiki gibi hem beden, hem de mal ile yapılanlar olmak üzere üç kategoride değerlendirilir. Hangi şekilde yapılırsa yapılsın yapılan bir ibadetin sevabı başkasına bağışlanabilir.

Ancak, bir kimsenin üzerine farz olan ibadetleri kendi adına ifa etmek üzere bir başkasını vekil tayin etmesi, onu farz ve vacip olan ibadetlerin sorumluluğundan kurtarır mı?

Namaz, oruç gibi sadece beden ile yapılan ibadetlerde başkasını vekil tayin etmek mutlak olarak caiz değildir.

Hiç kimse başkası yerine namaz kılamaz, oruç tutamaz. Beden ile yapılması gereken ibadetlerin vekâleten yapılması, adına yapılan kişiden sorumluluğu kaldırmaz.

Zekât, sadaka, kurban gibi sadece mal ile yapılan ibadetlerde vekil tayin etmek, mutlak olarak caizdir. Bir kimse zekât ve sadakasını bizzat kendisi verip, kurbanını da kendisi kesebileceği gibi, vekil tayin ettiği birisi marifetiyle de eda edebilir.

Hac gibi hem beden, hem de mal ile yapılan ibadete gelince, mükellef olan kimsenin yerine getirmekten aciz olması ve zaruret halinde başkasının ona vekaleten yapması caizdir. Aksi halde caiz değildir.

Ölüm, yaşlılık, müzmin hastalık, kadınların birlikte sefere çıkacak mahremlerinin bulunmayışı gibi sebeplerle bizzat kendileri gitmek suretiyle haccedemeyenlerin yerine vekaleten yapılan hac, onlar adına yapılmış olur.

Üzerlerine hac farz olan ve zikredilen sebeplerden ötürü bizzat hacca gidemeyenlerin, bedel (vekil) göndererek hac yaptırmaları gerekir.

Üzerlerine hac farz olduğu halde, bizzat kendileri haccetmedikleri gibi vekil de göndermeden vefat eden kimselerin, vefat etmeden önce kendi yerlerine bedel (vekil) gönderilmesini vasiyet etmeleri gerekir.

Vekâleten hac yapılabileceğine dair Abdullah b. Abbas’tan nakledilen şu hadis i şerif konumuza ışık tutmaktadır. “Has’am kabilesinden bir kadın, Veda haccı senesi Resulullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’e gelerek: “Ey Allah’ın Resulü, Cenab ı Hakk’ın kulları üzerine haccı farz kılması emri, babama binek üzerinde duramayacak kadar yaşlı iken ulaştı. Onun adına vekâleten haccedersem, borcu ödenmiş olur mu?” diye sordu. Resulullah (aleyhissalatu vesselâm) “Evet olur!’ diye cevap verdi. (Buharî ; Hac, 1,2;Müslim, Hac, 7/3)

Farz Olan Haccın Vekaleten Yapılabilmesi

Farz olan haccın bedel (vekil) tarafından yapılan hacla, eda edilmiş kabul edilebilmesi için şu şartlar gereklidir:

1. Adına hac edilecek kişi vefat etmiş veya yaşlılık, iyileşme ümidi olmayan hastalık, kadının birlikte yolculuk yapacağı mahreminin bulunmaması gibi sebeplerle bizzat hacca gitmekten devamlı olarak âciz olmalıdır.

Ölmeden önce âcizlik hali gider, hacca gidebilme imkânını tekrar elde ederse yerine vekaleten yapılan hac nafile olur, kendisinin bizzat hac yapması gerekir.

2. Adına hacca gidilecek kimseye hac, önceden farz olmalıdır.

3. Vekil, ihrama girerken sadece adına hacca gittiği kimse için niyet etmelidir.

5. Vekâlet için ücret talep edilmemelidir. Hac bir ibadettir, ibadetler de Allah rızası için yapılır.

6. Vekil gönderilen kimsenin masrafları, gönderen tarafından karşılanmalıdır.

7. Adına hacca gidilen kimse, kendisi için haccetmesini vekilden istemiş olmalıdır.

8. Vekil olarak gönderilen kimse haccı bizzat kendisi yapmalıdır.

9. Vekil olarak gönderilen, gönderenin isteğine uymalı, onun istediği haccı yapmalıdır. İfrad haccı yapmasını istediği halde temettü’ haccı yaparsa kendi adına haccetmiş olur. Parasını iade eder.

10. Adına hacca gidilmesini vasiyet eden kimse sarf edilecek paranın miktarını ve vekilin nereden gönderileceğini belirlemişse buna riayet etmek gerekir.

11. Vekil, gönderen adına haccın menasikini tamamlamadıkça kendisi için umre yapmamalıdır.

Haccın Adabı Nelerdir?

1. Hac ibadeti helâlinden kazanılmış para ile eda edilmelidir. 2. Üzerinde kul hakkı olanlar, hak sahiplerine haklarını ödeyerek onlarla helâlleşmelidirler. 3. Bir daha dönmemek azim ve kararlılığı ile günahlara tövbe edilmelidir. 4. Kazaya bırakılmış ibadetler mümkün olduğunca kaza edilmelidir. 5. Hac yolculuğu hakkında bilgisi olan kimselerden bilgi edinilmelidir. 6. Riya, gösteriş ve gururlanmadan sakınmalı, mütevazı ve ihlâslı olmalıdır. 7. Haline münasip, anlaşılabilecek yol arkadaşları edinilmelidir. 8. Yola çıkarken ve eve dönüşte ikişer rekât namaz kılınmalıdır. 9. Yola çıkmadan dost ve akrabalarla vedalaşılmalıdır. 10. Gerek yolculukta gerek hac süresince başkalarıyla tartışmaktan ve kırıcı tavır ve davranışlardan sakınılmalıdır. 11.Vakti boş işlerle değil, dua, zikir, tesbih, salavat ve Kur’ân okuyarak geçirmelidir.

Temettu haccında ihram yeri neresidir?

Temettu haccında ilk olarak mikadden umre ihramına girilir ve Mekke’ye varılır. Umre için tavaf ve sa’y yapılır, sonunda saçlar tamamen kestirilir veya kısaltılır böylece umre ihramından çıkılır. Tavafa başlandığında telbiye kesilir ve Mekke’de ihramsız olarak ikamet edilir.

Tevriye günü olduğunda (Zilhiccenin sekizinci günü) mendup olarak Mescid-i Haram’dan hac ihramına girer. İhrama harem bölgesinden girmesi şarttır. Çünkü temettu yapan Mekkeli hükmündedir. Mekkelinin hacda mikat mahalli ise Harem’dir. (Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi)

Vekaletle umre olur mu?

Öncelikle vekâlet olabilmesi için adına umre yapılacak kişinin vekâlet vermesi gerekir. Bu ise vekâleti verdiğini belirten lafızlarla olur. Eğer umre için vekâlet alınmışsa, vekâleti alan kişi, önce umreyi yapar sonra haccını eda eder. Eğer birisinden vekâlet almadan umre yapılacaksa, kişi kendi adına niyet eder ama sevabını o kişiye bağışlayabilir. Ölmüş ama vekâlet vermemiş insanlar adına yapılan umreler böyledir.

Ayrıca, umre, Müslüman’a terettüp eden farz bir vazife değildir. Umre yapan kimse sünnet sevabı almış olur, umre yapmadığı için sorumlu olmaz.

Yabancılar niçin Haremeyn-i Şerfeyn’e sokulmuyor?

Haremeyn-i Şerifeyn’e müslümanlardan başkasının girmesinin yasaklanmasında taabbüdî, yani ibadete ait bir yön vardır ki, başka hiçbir hikmet mülâhazasına girmeden müslümanlar bu hükme kıyamete kadar uymak zorundadırlar. Bu tesbitten sonra, bir de İslâm alemine ait şöyle siyasî bir hikmetten söz edebiliriz:

İslâm âleminin merkezi Haremeyn-i Şerifeyn’dir. Dolayısıyla, bir gayr-i müslim oraya girip müslümanlara ait sırları kat’iyen öğrenmemelidir. Bu prensip, “Sedd-i zerayi” açısından bütün İslâm merkezlerine teşmil edilebilir. Yani, bir gün İstanbul veya bir başka belde, İslâm âlemine merkezlik edecek olursa, oraya da gayr-i müslimler sokulmayabilir. Zira, İslâm alemine ait sırların yabancıların eline geçmemesi çok önemlidir.

Osmanlılarda Kanûnî devrine kadar bu hususa belli ölçüde dikkat edilmiştir. Dıştan sır toplanmış ama, dışarı sır verilmemiştir. Kanûnî döneminden sonra ise tam tersi olmuştur. Öyleki, sarayda konuşulan bir mes’ele, iki-üç gün sonra Lordlar Kamarası’nda müzakere masasına konulmuştur. Yıkılışımızı hızlandıran sebeplerden biri de işte budur.

Namaz kılmayan kimse hacca gidebilir mi?

Hac ayrı, namaz ayrı bir ibadettir. Namazlarını aksatmadan kılıyor olmak haccın şartı değildir. Dolayısıyla namaz kılmayan kimseler hacca gidebilir. Namaz ve haccın sevapları ayrı olduğu gibi günah ve sorumlulukları da ayrıdır.

Hacdan döndükten sonra namaz kılmayan kimsenin haccı da geçerlidir. Geçersiz olması söz konusu değildir.

Hacca kaç yaşında gidilmelidir?

Hacca gitmek için bir yaş yoktur. İnsanın, haccın bütün vazifelerini kendisinin yapabileceği, ibadetini yaparken kimseye yük olmayacağı bir dönemde hacca gitmesi tavsiye edilir. Zira, imkan doğduğu sene hac kişiye farz olur; hemen gidilmesi gerekir. Hacdan döndükten sonra tekrar dünyaya ve günahlara dalmayalım düşüncesiyle haccı geciktirmek doğru değildir.

 

Hac kendisine farz olan kimsenin hemen hacca gitmesi şart mıdır?

Genel kabule göre hac fevrî (vakti gelince hemen yapılmak üzere) farz bir ibadettir. Dolayısıyla hac farz olduğu zaman hemen gitmek gerekir. Zira, ecel gizli olduğundan insanın ahirete üzerinde hac borcu olduğu halde gitmesi gibi bir durum söz konusu olabilir. Hac farz olduğu halde değişik sebeplerle gitmeyi geciktirmek doğru değildir. Kendisi daha sonra gidemeyecek kadar hasta veya başka geçerli mazereti olan kimseler yerlerine birini göndermeli, hayatlarında gönderemezlerse bunu vasiyet etmelidirler.

Değişik sebeplerle hapse düşmüş veya yurt dışına çıkma yasağı konmuş kimselere hac farz mıdır?

Bu durumda olan kimse şayet maddi imkanlara hapisten sonra kavuşmuş ise hacca gitmekle yükümlü değildir. Ancak hac kendisine farz olduğu zaman hacca gitmeyen, sonra da bu tür kısıtlanmalara maruz kalan kimselere hac farzdır. Bu kimselerin, hapisten çıktıktan veya yurt dışına çıkış yasakları bittikten sonra hac yapmaları gerekir. Ancak hapisten çıkmaları mümkün olmayan veya ömür boyu yasaklı olan kimselerin yerlerine vekaleten birini gönderip bedel haccı yaptırmaları lâzımdır.

İmkânları olduğu halde hac mevsiminden önce ölen kimse haccı vasiyet etmekle yükümlü müdür?

Hac vaktine yetişemeyen kimse hac yapmakla yükümlü değildir. Aynı şekilde zengin olduktan sonra hac vaktine kadar fakir düşen kimseye de hac farz olmaz.

Zengin olduğu ve vaktine yetiştiği halde hacca gitmeyen kimse sonra fakir olsa zamanında hacca gitmediği için günahkar olur. İmkan elde ettikten sonraki sene hacca gitmeyen kimse yerine birini göndermeyi vasiyet etmelidir.

Kocası fakir olan bir kadın, kendi parası ile hacca gidebilir mi?

Kocası fakir olan kadının, kendi servetiyle haccetme imkanı varsa ve haccın diğer şartlarını da taşıyorsa, kocası veya bir mahremi ile hacca gitmesi gerekir. Şayet kocası veya mahremlerinden biri, imkansızlık sebebiyle hacca gidemiyorlarsa ve bu kadın onlardan birinin masrafını da karşılayabilecek imkana sahipse, haccetmesi gerekir. Buna gücü yetmezse, yerine bedel gönderir.

Şafiî âlimleri, bir kadının güvenilir birkaç kadınla birleşerek farz olan haccını yapmasını, mahremsiz bile olsa, caiz görmüşlerdir.

Kimler kendi yerine hacca vekil gönderebilir?

Sağlık durumu yerinde olan vekil/bedel haccı yaptıramaz. Hac ibadeti ile yükümlü olan kimse üzerine hac farz olduğu sene haccını yapmaz, daha sonra da ömrünün sonuna kadar hacca gitmesine mâni olacak bir durum ortaya çıkarsa yerine vekil/bedel göndermeli ve vefat etmeden önce, bıraktığı maldan kendisi adına hacca vekil gönderilmesini vasiyet etmelidir.

Zengin bir kadın eşi veya bir mahremi olmadığı için hacca gidemeden ölse hac ibadetinden sorumlu mudur?

Sağlık ve servet yönünden haccetme imkanına sahip olan bir kadın, eşi veya mahremi olmadığı için hacca kendisi gidemez ise de, hac farizasını eda etmiş sayılması için, yerine bedel göndermesi gerekir. Bunu da yerine getirmemişse vefatından önce yerine vekaleten haccetmek üzere bedel gönderilmesini vasiyet etmesi gerekir. Aksi takdirde üzerinden sorumluluk kalkmaz.

 

Çocukluğunda anne-babası tarafından hacca götürülen çocuk, büyüyünce hac yapmakla yükümlü müdür?

Haccın şartlarından biri de âkıl ve bâliğ olmaktır. Binaenaleyh küçüklüklerinde hacca giden kimseler büyüyünce şartlarını taşırlarsa hac yapmakla yükümlüdürler. Küçüklerin yaptığı haccın sevabı anne-babaya veya kendilerine hac yaptıran kimselere râcidir.

Bekâr çocuğu bulunan kişiye hac farz mıdır?

Sağlık ve servet yönünden haccetme imkâ­nına sahip, hür, akıllı ve büluğ çağına erişmiş Müslümanların, ömürlerinde bir defa haccetmeleri farzdır. Bu şartları taşıyan kişinin, imkân elde edince, geciktirmeden bu farzı yerine getirmesi gerekir. Bu itibarla, evlenme çağında bekar çocuğu bulunan kimselerin, haccın şartlarını taşıyorlarsa, hacca gitmeleri farzdır. Hacca gitmeyip de, hac parasını çocuklarını evlendirmek için kullanırlarsa, hac yükümlülüğü üzerlerinden kalkmaz.

Kredi kartına taksitle veya borçlanarak hacca gitmek doğru mudur? Yapılan böyle bir hac geçerli midir?

Servet yönünden haccetme imkanına sahip olmayan kişilerin borçlanarak hacca gitmeleri gerekmez; ancak, borçlanarak hacca gitmeleri halinde, hac ibadeti geçerli olur. İmkanı yerinde olduğu halde, hac döneminde nakit parası olmayan kimselerin kredi kartıyla veya borç alarak hacca gitmeleri, hac vazifesini bir an önce yapmak ve mükellefiyeti yerine getirmek için yerinde bir davranış olur.

Haram parayla veya gayr-i meşru yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir?

İslâm dini meşrû işlerle uğraşmayı ve geçimin helâl yollardan elde etmelerini emreder. Gayr-i meşru yolla bir kazanç elde edilmiş ve bu kazancın sahibi belli ise, bunun sahibine iade edilmesi; belli değil ise, karşılığında sevap beklenmeksizin yoksullara veya hayır kurumlarına verilerek elden çıkarılması gerekir.

Bu itibarla, gayr-i meşru yolla elde edilen para ile hac yapmak uygun değildir. Aslolan, ibadetlerin helal parayla yapılmasıdır. Bununla birlikte haram parayla hacca giden kişinin haccı sahih olup, üzerinden hac yükümlülüğü kalkmış olur. Sevabı ve fazileti haram para sebebiyle azalsa bile bu kimsenin tekrar hacca gitmesine gerek yoktur. Ancak, gayr-i meşru kazancın sorumluluğundan kurtulmak için, bu malı yoksullara veya hayır kurumlarına vererek elden çıkarması ve bir daha işlememek üzere tövbe etmesi gerekir.

Haccın hükümlerinde kadınların erkeklerden ayrıldıkları hususlar nelerdir?

1. Kadınlar ihramlı iken her türlü giysiyi kullanabilirler. Başlarını örterler, ancak yüzlerini örtmezler.

2. Telbiye, tekbir ve duada seslerini yükseltmezler.

3. Tavafta “ıztıba” ve “remel”, sa’yde ise “hervele” yapmazlar.

4. İhramdan çıkmak için saçlarını dipten kazıtmazlar. Bunun yerine sadece saçlarının uçlarından keserler.

5. Ziyaret tavafından sonra âdet görse veya loğusa hali zuhur etse ve bu halde iken Mekke’den ayrılsalar kendilerinden veda tavafı düşer ve herhangi bir ceza terettüp etmez.

6. Âdet gören kadınlar, tavaf haricinde haccın bütün vazifelerini bu halleriyle yapabilirler. Hayız ve nifas hallerinden dolayı farz olan ziyaret tavafını bayramın ilk üç gününden sonra yaparlarsa ceza gerekmez.

Doktor, kasap gibi görevli olarak hacca gidenin haccı kabul olmaz mı?

Haccın farzları vardır. Bu farzları yerine getiren kimse haccını yapmış olur. Bu farzları yerine getiren kimse, kasap, doktor, şoför hemşire.. gibi görevli olarak gitmiş olsa da haccını yapmış olur.

Burada dikkat edilecek husus, kişinin hangi görevle hacca gittiyse onu eksik bırakmamasıdır. Yoksa başka haklar ortaya çıkar. Bunun yanında bir insan haksız yere bile hacca gitse hac vazifesini yapmış, hac sorumluluğundan kurtulmuş olur, haksız fiilinden dolayı ayrıca sorumlu olur.

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz