Saç Kremi, Saç Boyası Abdeste, Gusle Mani midir?

Saç kremi, saç boyası gibi saça sürülen şeyler tabaka teşkil edip etmediğine göre hüküm alır. Şayet saça sürülen madde, kına gibi tabaka teşkil etmiyor da, suyun saç tellerini ıslatmasını önlemiyorsa, abdeste de mani değildir, gusle de. Eğer tırnak üzerindeki oje gibi tabaka teşkil ediyor da, altına suyun geçmesine mani oluyorsa, abdeste de mani olur, gusle de… Buna göre durumu tespit etmeye ihtiyaç vardır. Gusülde de, abdestte de saç telleri ıslanıyor mu ıslanmıyor mu? Kına gibi ıslanıyor, tabaka teşkil etmiyorsa mahzur akla gelmemelidir. Sürülen boyalar saçın ıslanmasını, yani yıkanmasını önlüyorsa elbette mesele var demektir. Tabaka teşkil etmeyeni tercih etmek gerekecektir. Ahmet Şahin

Hangi Akıntı Guslü Gerektirir?

Bazen bir akıntının guslü mü, yoksa sadece abdest almayı mı gerektirdiğini anlayamayız. İşin içine evham da girince konu içinden çıkılmaz bir hâl alır.

Bazen yürürken ya da otururken iç çamaşırımda bir akıntının ıslaklığını hissediyorum. Bu defa şüpheye düşüyorum. İnsanı cünüp yapan akıntıdan mıdır habersizce gelen bu ıslaklık?

Yoksa sadece (varsa) abdesti bozan; ama gusül gerektirmeyen bir akıntı mı? Doğrusu, vesveseye kapılıyorum bu konuda.

Çoğu zaman da cinsel konuların tahrikinden sonra da gelen bu gibi akıntılardan gusül mü gerekir, yoksa sadece (varsa) abdest mi bozulmuş olur? Buna bir açıklama lütfen…

Bu sorunun cevabını daha açık ve net anlamak için hayat-üs’sahabede geçen şu tarihî olayı birlikte okumamızda fayda vardır. Bakalım bu durum nasıl inceleniyor, geçmiş büyük alimlerin arasında görelim.

Tefsir ve fıkıh âlimi Abdullah bin Abbas namaz kılıyordu. Yanında ise tasavvuf âlimlerinden Tavus ile Atâ oturuyorlardı. Ansızın bir adam girdi içeriye. Önce selâm verdi, hemen arkasından da sordu:

– Abdest aldıktan sonra bazen beyaz bir akıntı geliyor idrar mahallinden. Bundan dolayı huzursuz oluyor, gusletmem icap ettiğini sanıyorum. Ne dersiniz, idrar yolundan sızan bu akıntılardan sonra hemen gusül yapmam gerekir mi? Yoksa sadece abdestim mi bozulur? Akıntının kirlettiği yeri yıkadıktan sonra abdestimi yenilesem mesele biter mi?

– Geldiğini söylediğin akıntı, çocuğun ana rahmine düşmesine sebep olan akıntıdan mıdır, deyince:

– Ben öyle sanıyorum. dedi soru sahibi.

– Öyle ise dediler, bu akıntı gelince sana gusül farz olur! Namaz abdesti alman kurtarmaz. Boy abdesti alman gerekir!

Adam bu cevaba çok üzüldü. “İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn!”diyerek ölenlerin arkasından okunan ayeti okuyarak çıkıp gitti.

Bununla abdestten sonra sık sık gelen akıntı yüzünden üst üste gusletmesinin kendisine ölüm gibi geleceğini söylemek istiyordu.

Bu sırada namazını bitiren fıkıh âlimi Abdullah bin Abbas sordu:

– Sual sahibi nereye gitti?

– Şu tarafa doğru gitti. Hem de ölülerin arkasından okunan ayeti okuyarak.. dediler.

– Hemen yetişin, onu bulup getirin, diyen Abdullah bin Abbas, Tavus ve Atâ’ya dönerek sordu:

– Siz abdest aldıktan sonra gelen akıntıdan dolayı gusül lâzım geleceğini hangi ayet veya hadiste gördünüz?

– Ayet ve hadiste bunun aynını görmedik. Ama çocuk doğmasına sebep olan akıntının gelmesiyle gusül lâzım geleceğini biliyoruz. İşte bu zattan da o akıntı gelmemiş midir?

– Hayır, gelmemiştir! dedi Abdullah bin Abbas. Bu akıntı guslü gerektiren akıntıdan sayılmaz. Sorulması lâzım gelen başka hususlar vardı işin içinde. Onun aydınlanması lâzımdı.. Derken, yoldan çevrilen adam da içeri girdi. Abdullah bin Abbas yeniden sordu:

– Abdest aldıktan sonra mesaneden geldiğini söylediğin beyaz ve biraz da koyu akıntı, sana lezzet vererek, şiddetle mi fışkırıyor? Yoksa zevk vermeden, yavaşça sızıntı halinde mi geliyor?

– Hiç zevk vermeden, yavaşça geliyor. Hatta haberim bile olmadan geliyor bazen.

Bir sual daha sordu:

– Peki, bu akıntıdan sonra kendinde bir bitkinlik, yorgunluk hissediyor musun?

– Hayır, hiçbir bitkinlik ve yorgunluk hissetmiyorum! Sadece meydana gelen ıslaklıktan anlıyorum bir sızıntının geldiğini, çamaşırımın kirlendiğini… Bu defa fıkıh alimi kelimelere basa basa fetvasını verdi:

– Haydi git, (zevksiz ve patlamasız) gelen bu sızıntıdan dolayı sana gusül lâzım gelmez. Sadece varsa abdestin bozulmuş olur, o kadar. Zira bu gibi akıntılar, çoğu zaman cinsel duyguların tahrik olmasından, müstehcenleri düşünüp seyretmekten, idrarın bekletilmesinden, ağır yük yüklenmesinden, yani çeşitli sebeplerden dolayı gelen özür akıntısıdır. Guslü gerektirecek (zevkle fırlayan sperm patlaması) değildir…”

İşte bu incelemeden de anlıyoruz ki, idrar mahallinden gelen akıntının gusül gerektirmesi için (şiddetle ve şehvetle) gelmesi gerekir. (Yavaşça ve zevksizce) gelen özür sızıntıları guslü gerektirmez. Bu akıntılar idrar cinsinden sayılan, çoğu zaman da cinsel konuların hayalinden sonra gelen akıntılardır. Varsa abdesti bozar; ama guslü gerektirmez. Vesveseye kapılmaya gerek yoktur. Islattığı zemin yıkanır, abdest alıp namaz kılınır.

Bilmem naklettiğimiz bu olayla okuyucum guslü gerektiren şiddetli patlama ile gerektirmeyen şiddetsiz sızmanın ayrımını yapabildi, her birinin gereğini anladı mı? Ahmet Şahin

Gusül alırken abdesti bozan bir durum gusle de zarar verir mi?

Yıkanırken abdesti bozucu bir akıntı gelirse, sadece guslün abdest olma vasfını bozmuş olur, gusle mani olmaz. Gusül tamamdır… Çünkü gusül, bedenin tümünü yıkamak demektir. Kuru yer kalmayınca gusül tamam olur. Akıntı ise yıkanmaya mani değildir ki guslü bozmuş sayılsın. Sadece guslün abdest olma vasfını bozar. Artık bu gusülle namaz kılınmaz. Çünkü abdest, gelen akıntı ile bozulmuştur. Namaz için ayrıca abdest almak gerekir..

Dişe elmas taktırmak abdeste ve ibadetlere mani midir?

Abdest almada ağız ve burnu yıkamak sünnettir. Elmas, suyu geçirmediğinden ağzınızı yıkamamış ve büyük bir sünnetin sevabını kaçırmış olursunuz. Gusül abdestinde ağzı yıkamak farzdır, elması mutlaka çıkarmanız gerekmektedir. Ayrıca. Elmas türü şeyleri bir bayanın dışarıda takması (genel manada da dışarıda süslenmesi) caiz değildir. Evde kocası için takabilir. Eğer takıp çıkarmak zorsa hiç takmayın. Sevaplardan mahrum kalır, dişlere elmas takmak gibi fantezi bir iş yapmakla israfa girmiş olursunuz. İsraf ise, Allah’ın haram kıldığı bir şeydir. Hem maddi israf, hem de vakit israfı.. Peygamberimiz, kızının kolundaki altınları görünce onu bile çıkarttırmış. Fatıma validemizin altın takması yasak değildi ama Peygamberimiz onun hassas olmasını, ahiret nimetlerini burada yemesini istemiyordu.

Namaz abdestiyle Kur’an okuyabilir, namaz kılabilirsiniz. Ama gusül abdesti almanız gerekiyorsa mutlaka elmasları çıkarmalısınız.

Abdest alırken niyet şart mıdır?

Niyet, bir şeyi yapmayı kalbinden geçirmektir. Kalpten niyet etmeden, yalnız dil ile niyeti söylemek yeterli değildir. Hanefilerde, abdest için niyet müstehap bir sünnettir. Ancak Şafiî mezhebine göre niyet, başlı başına bir ibadet olduğundan abdeste niyet de farzdır. Bu sebeple Şafi mezhebine göre, niyetsiz abdest olmaz.

Hanefi mezhebinde abdestten önce niyet etmek sünnet olduğundan kişi niyetsiz abdest alsa da abdesti geçerlidir. Fakat bilerek niyeti terk etmek sünnete muhalefet olacağından, hoş bir davranış olmaz. Bunun için her şeyin en güzeli olduğu gibi abdestin en güzeli de sünnetine hatta adâbına varıncaya kadar dikkat göstererek abdest almaktır.

Eğer bu sıkıntınız dil ile söylemekten geliyorsa kalbinizden niyet edersiniz. Fakat bu sıkıntınız vesvese gibi bir şeyse ve devamlı surette oluyorsa, buna aldırış etmezsiniz.Kendinizi zorlayarak dil ile de söylemeye çalışırsınız.

Abdest alırken uzuvların yıkanmasında sıra gözetmek şart mıdır?

Abdest alırken farzların ve sünnetlerin yerini yanlışlıkla, unutkanlıkla değiştirdiğimde yeniden abdest almama gerek var mı?

 Abdestte yıkanması gereken organları sırasıyla yıkamak sünnettir. Eğer bunların sırası değiştirilirse sadece sünnete muhalif davranılmış olur. Yoksa abdeste bir halel gelmez.

Fakat Şafi mezhebinde abdest azalarını sırasıyla yıkamak (tertibe uymak) farz olduğundan, buna riayet etmeyen Şafi mezhebine mensup birisinin tekrar abdest alması gerekir.

Çıplak olarak banyo yapmak caiz midir?

Açıklama: Karı-koca beraber banyo yapabilirler mi ve banyoda üzerimize bir şey giymeli miyiz?

Dinimizde erkek ve kadınlar için avret olan yerler, yani kimlere karşı nerelerin açılmasının günah sayılacağı ayrıntısıyla açıklanmıştır. Buna göre eşler arasında avret yoktur. Bununla beraber Âlimlerimiz, Efendimizden bize intikal eden çıplaklık, banyo adabı, haya, avret gibi konulardaki hadislere bakarak bununla ilgili birtakım açıklamalarda bulunmuşlardır.

Banyoda kişinin tek başına yıkanırken üzerine bir örtü almasının sünnet olduğunu söyleyen fıkıhçılarımız varsa da bunun guslün en önde gelen edeplerinden biri olduğunda şüphe yoktur. Bunun gibi guslün edep ve sünnetlerine tam riayet edilmediğinde her ne kadar bu gusül geçerli de olsa kerahetten kurtulmamış olur. Bu konuda Efendimizden nakledilen hadislerden bazıları şu şekildedir:

 Behz İbnu Hakîm (radıyallâhu anh) anlatıyor: “(Bir gün Hz. Peygamber’e sorarak) dedim ki:

“Ey Allah’ın Resülü! Hangi avretimizi açıp, hangi avretimizi örtelim?”

“Zevcen ve sağ elinin sahip oldukları dışında herkese karşı avretini koru!” cevabını verdi. Ben tekrar:

“Ey Allah’ın Resülü, erkekle olursa?” dedim,

“Gücün yeterse avretini kimseye gösterme!” dedi.

“Kişi tek başına olursa?” dedim.

“Kendisine karşı haya edilmeye Allah daha lâyıktır” dedi.” (Ebu Dâvud, Hamâm 3; Tirmizî, Edeb 22)

İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Çıplaklıktan sakının! Zîra sizin yanınızda sadece helâya girdiğiniz zaman ve erkek hanımına sokulunca ayrılan melekler var. Onlardan utanın ve onlara karşı saygılı olun.” (Tirmizî, Edeb 42)

“Biriniz eşiyle cinsi münasebette bulunduğu zaman eşi ile kendisinin arkasına bir örtü alsın. Eşler iki vahşi eşek gibi örtüden (büstünün) arınmasınlar.” (Müslim, Hayz,10)

Yine Efendimiz bir hadislerinde Allahın hayâ sahibi olduğunu ve hayâ sahibi olup örtünenleri seveceğini ifade ettikten sonra bizlere yıkanma esnasında da örtünmemizi tavsiye buyurmuşlardır. Bunun sebebi de yine hadislerde zikredilerek Allaha karşı saygılı olma, rahmet melekleriyle olan münasebeti koparmama gibi mülahazalara bağlanmıştır.

Hz. Aişe’nin Peygamberimiz’le (sas) beraber yıkandığını nakleden hadisi şerif Buhari’de geçmektedir. Fakat buradan eşlerin beraber yıkanmalarının caiz olduğu anlaşılsa da büsbütün örtüden sıyrılmaları çıkarılamaz. Fakat ifade ettiğimiz gibi hanımıyla veya tek başına yıkanırken örtüsüz bulunmak haram değildir. Ancak gülsün adabına riayet edilmemiş olur.

Fakat banyoda veya hamamda kişinin mahremi olan kimseler varsa, o takdirde örtünme hususunda ayrı bir titizlik göstermeli, erkekse diz kapağıyla göbek arasını kimseye göstermemeli, açık bulunduranlara da bakmamalıdır.

Abdestli iken sakal traşı olmanın bir mahzuru var mıdır?

Abdestli iken sakal traşı olmakta bir mahzur yoktur. Kan vs. vücuttan çıkmadıkça abdestiniz bozulmaz. Hatta abdestliyken traş olmanızın daha güzel bir davranış olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü bu şekilde vücudunuzdan ayrılan parçalar abdestliyken vücudunuzdan ayrılmış olur. Fakat abdestliyken traş olduktan sonra, namaz kılınacak veya Kur’an okunacaksa, ihtiyaten abdest almak yerinde olur. Çünkü bir yerin kanaması, bir sivilcenin kesilmiş olması ihtimali vardır.

Bebek Kusmuğu Necis midir?

Fethü’l-Kadîr’de şöyle deniliyor: “Bir çocuk emer de sonra kusarak annesinin elbisesine bulaşırsa ağız dolusu kustuğu takdirde pistir ve dirhem miktarını geçerse namaza mânidir. İmam Hasan’ın İmam A’zam’dan rivayetine göre pek fazla olmadıkça namaza mâni değildir. Çünkü emdiği süt her vecihle değişmemiştir. Sahih olan da budur”. (İbn Abidin, Necasetler Babı)

Eğer bebek henüz sadece süt emip bu şekilde kusarsa bu necis olmaz. Ama mama gibi yemek türünden bir şeyler yedikten sonra kusarsa bu takdirde necaset-i galiza yani ağır necasete girer. El ayasından fazla miktar yer kaplarsa elbisede bu namaza manidir. Yıkanması gerekir.

Aynı şekilde bebeğin büyük abdesti, namaza mani olan diğer necasetler gibidir. 3 grama kadar müsaade edilmiştir. İdrarın ise sınırı el ayası kadardır. Fazlası namazı bozar. Fakat hiç gıda almamış tamamen anne sütü ile beslenmiş bebeğin idrarının üzerine su dökmekle temizlenmiş olur.

Sel Suyu ve Çamurlu Suyla Abdest Alınır mı?

Açıklama: İlimizde yağan yağmurlar sonucu musluklardan çamurlu su gelmeye başladı. Gün ise cumaydı. Bu su ile abdest almak zorunda kaldık. Genellikle bu suyla abdest alınamayacağı söyleniyor. Bu konuda bizlere yardımcı olabilir misiniz?

Önce genel kaideleri hatırlayalım:

Çamur, toprak, kireç alçı sebebi ile veya uzun süre beklemekten dolayı bozulmuş olan, mutlak su ile abdest almak caiz olur. Mutlak su, yaratıldığı tabii halini koruyan, mahiyetini değiştirecek başka maddeler karışmamış sudur.Yağmur,kar,deniz,ırmak,kaynakve kuyusularınormaldeböyledir.Mutlaksuyunüçözelliğiveikitabiatıvardır. Özellikleri,rengi,kokusuvetadıdır;ikitabiatı dainceliğiveakıcılığıdır.

Temizlik için kullanılacak su; yağmur, kar, nehir, deniz, göl, kuyu, pınar ve sarnıç suları olabilir. Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur: “Su temizdir. Onu; rengini, tadını veya kokusunu değiştirmesi dışında hiçbir şey kirletmez(Zeylai, Nasbu’r-Râye, 1/94).

Akan suyun içine bir pislik düşmesi halinde ise, bu pisliğin renk, koku veya tattan ibaret olan bir niteliği görülmedikçe bu su ile abdest almak caizdir. Çünkü akan su pisliği alıp götürür.

Şimdi de sizin cevabınıza gelelim: Suyu galib olup, ince olduğu zaman, her ne kadar toprak karışmış olsa da, sel suyu ile abdest almak caizdir. Sel suyunun, acı veya tatlı olması arasında da bir fark yoktur. Fakat eğer çamur gibi katı bir kıvama ulaşmışsa, sel suyu ile abdest almak caiz olmaz. (Fetavay-ı Hindiye)

Fetavay-ı Hindiye’den yapmış olduğumuz bu son alıntıda, sel suyuna karışmış olan toprağın suyun akıcılığını etkilemedikçe bu sudan abdest alınabileceği söylenmektedir. Abdest almış olduğunuz su, akıcı olup, çamura veya toprağa göre daha galip ise bu suyla abdest alınabilir.

Abdest Alırken Vesvese Geliyor, Ne yapmalıyım?

Açıklama: Abdestte, gusül abdestinde ve namazlarımda sürekli vesvese yaşıyorum. Bundan dolayı da aynı şeyi defalarca yapmak zorunda kalıyorum. Bir çıkış yolu gösterir misiniz?

Siz ciddi bir vesveseye tutulmuşsunuz. Bir şeyin vesvese olduğunu bilmek, onu çözme konusunda önemli bir ipucudur. Vesvese şeytandandır. Nas suresinde şeytan vesvas olarak sıfatlandırılmıştır. Yani çok sinsi ve çok vesvese veren demektir.. Öncelikle şeytanın bu tarafını bilmek lazım. Düşmanın taktiğini bilmek, onu yenmenin en önemli yoludur. Şeytanın taktiği de, insanı şüpheye düşürüp vesveselendirmek, panikletmek ve normal şartlarda yapabileceği en kolay ibadetlerden bile insanı soğutmaktır. Şeytanın bu oyununa karşı sizin kullanacağınız taktik ise, “ehemmiyet vermemektir”. “Seni biliyorum ey şeytan, sen benim en azılı düşmanımsın ve beni Allahtan uzaklaştırmaya çalışıyorsun” deyip, geçmektir. Yani abdestinizi aldığınızda şüphe olursa, ehemmiyet vermeyeceksiniz, tekrar abdest de almayacaksınız. Yolunuza devam edeceksiniz. Gusülde ve namazda da aynı şey söz konusudur. Tekrar gusül almayacaksınız ve namazda çok iyi bildiğiniz bir hata yapmadıkça sehiv secdesi yapmayacaksınız. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Biriniz namazını dört rekât mı yoksa üç rekât mı kıldığında şüpheye düşerse, şüpheyi atsın ve yakinen (çok iyi) bildiğine göre davranıp namazını tamamlasın. Selâm vermeden önce de iki secde yapsın. Eğer beş kılmış ise bu secdeler namazına şefaatçi olur, eğer namazını tam kılmış ise bu secdeler şeytanın uzaklaştırılmasına vesile olur.” (Buharî, Sehv 6-7)

Dikkat ederseniz Peygamberimiz (s.a.s.), “şüpheyi atsın, kalbi neye yatıyorsa ona göre hareket etsin” diyor. Demek ki, o an şüpheyle uğraşmayacaksınız. Hemen kalbinizi şüpheden çevireceksiniz, en emin olduğunuz şeyi yapacaksınız. Namazım kabul olmadı diye de düşünmeyeceksiniz. Allah, rahmetiyle kabul eder. Fazlası şefaatçi olur, eksiği varsa Allah tamamlar onu. Her şey Allah’ın elinde. Şeytanın tuzağına düşmemek, oyununa gelmemek çok önemlidir ve Peygamberimiz (s.a.s.) de buna işaret etmektedir.

Aklınıza şöyle bir soru gelebilir: Yaptığım şeyden emin olamıyorum ki, emin olduğumu yapayım veya emin olduğumla yetineyim? Evet, yaptığınız şeyden emin olamayabilirsiniz. Ama dinin size öğrettiği neyse onu uygulayın ve “Allah’ın izniyle olmuştur, tamam” deyin ve devam edin. Mesela, abdestte ayaklarınızı yıkadınız. Oldu mu acaba diye bir soru aklınıza geldiğinde hiç şüphe etmeyin. “Allah’ın emrettiği şekilde yaptım, parmaklarımı yıkadım, topuklarımı, ayaklarımın altını vs. yıkadım. Kuru kalmayacak şekilde yaptım ama kuru kaldıysa Allah onu affeder. Allah -haşa- çok  mu merhametsiz ki, böyle ufak bir şeyle beni cezalandıracak” diye kendi kendinize konuşun ve ibadetinizi tamamlayın.

Başlangıçta belki her abdestte, her namazda, bu ölçülerle kendinizi şartlandıracaksınız. İradenizi bizzat kullanarak “hayır, namazımı tam kıldım, abdestimi tam aldım” diyeceksiniz. Sonra zamanla inşallah vesveselerden kurtulacaksınız. Bu arada bol bol fatiha, felak ve nas surelerini okumayı da unutmayın.

Şeytanın vesvese vermesindeki sebeplerden biri, insanı ümitsizliğe düşürmektir. Yani, insan uğraşsın didinsin fakat bir türlü ibadetlere tam muvaffak olamasın, sonra da kulluğumu tam yapamıyorum diye Allah’ın rahmetinden ümidini kessin. İşte bu, en büyük tehlikelerden biridir. Zira, Allah’ın rahmetinden ancak kafirler ümidini keser. Mü’mine gelince o, yapabildiğini yapar yapamadığını, Allah’ın, rahmetiyle tamamlayacağını düşünür. Niyetin, amelden üstünlüğüne inanır. (C.Sağir, 3810) Amellerindeki boşlukları niyetiyle tamamlamaya çalışır ve hep Allah’a tevekkül eder. O’nun hakkında hep hüsnüzan besler. (Buhârî, Tevhîd 15; Müslim, Zikir 2, 19, 50)

Hasılı, vesveseye ehemmiyet vermeyin ve namazlarım kabul oluyor mu diye düşünüp üzülmeyin. Zira vesveseler önem verdikçe şişer, büyürler ve başa bela olurlar. Allah’a çokça dua edin ve ona tevekkül kılın.

Bir kez daha hatırlatalım: Felak, Nas, Fatiha, İhlas ve Ayete’l kürsiyi bol bol okumayı ihmal etmeyin. İnşaallah tez zamanda kurtulursunuz.

Cünupken Diş Dolgusu Yaptırılır mı?

Gusül abdestiniz yerine geldiği gibi, sürekli cünüp kalma gibi bir durum da söz konusu olmaz. Hanefi mezhebinde gusül abdesti sırasında ağzın içinin de yıkanması farzdır. Fakat bir zaruretten dolayı diş dolgusu yaptırıldığında, yıkanması farz olan kısım o dolgunun üzeri olmaktadır. Bunun cünüpken yaptırılması da, daha sonraki gusül abdestlerinin sıhhatine bir zarar vermez. Çünkü gusül esnasında, ağızda sabit bulunan dolgunun çıkarılarak, altının yıkanmasına imkân yoktur. Dolayısıyla bu zarureti gidermek için dolguların veya kaplamaların dış yüzeylerinin yıkanması yeterli olacaktır. Nitekim, vücutta bulunan bir yaranın üzerine sarılmış bir sargının üzerinin yıkanması da, altının yıkanması hükmüne geçmektedir.

Fakat mecbur kalmadıkça bu tür şüphelerden uzak kalmak için, dolguyu da temiz olduğumuz zamanda yaptırmak en güzelidir.

Diş dolgusu gusül abdestine zarar verir mi?

Gusül abdestiniz yerine geldiği gibi, sürekli cünüp kalma gibi bir durum da söz konusu olmaz. Hanefi mezhebinde gusül abdesti sırasında ağzın içinin de yıkanması farzdır. Fakat bir zaruretten dolayı diş dolgusu yaptırıldığında, yıkanması farz olan kısım o dolgunun üzeri olmaktadır. Bunun cünüpken yaptırılması da, daha sonraki gusül abdestlerinin sıhhatine bir zarar vermez. Çünkü gusül esnasında, ağızda sabit bulunan dolgunun çıkarılarak, altının yıkanmasına imkân yoktur. Dolayısıyla bu zarureti gidermek için dolguların veya kaplamaların dış yüzeylerinin yıkanmasıyla guslün bu farzı yerine gelmiş olacaktır.

Ancak diş dolgusu için verilen bu fetva, zaruret ve ihtiyaç anında geçerlidir. Yoksa süs ve ziynet için gereksiz yere dişe yaptırılan dolgular için, guslün sahih olacağı şeklinde bir fetva verilemez.

Vücutta bulunan bir yaranın üzerine sarılmış bir sargının üzerinin yıkanması da, altının yıkanması hükmüne geçer.

Abdestte farz ve sünnetlerin yeri karıştırılırsa ne olur?

Abdestte yıkanması gereken organları sırasıyla yıkamak sünnettir. Eğer bunların sırası değiştirilirse sünnete muhalif davranılmış olur ancak bu durum abdestimizi bozmaz.

Fakat Şafi mezhebinde abdest azalarını sırasıyla yıkamak (tertibe uymak) farz olduğundan, buna riayet etmeyen Şafî mezhebine mensup birisinin tekrar abdest alması gerekir.

Düşük yapan ya da kendisine kürtaj yapılan kadın loğusa sayılır mı?

Şayet düşüğün organlarının hepsi veya el, ayak, parmak, saç gibi uzuvları belirmiş ise, anne loğusa sayılır.(1)  Loğusalık ise kadından kadına değişir. Bazı kadınlarda bu süre, bir gün dahi olabilir. Loğusalık süresi, kanın kesilmesiyle son bulur. Loğusalığın asgarî süresi yoktur. Azamî süre ise kırk gündür.(2)

Eğer loğusalık kanı kırk günü geçecek olursa, bu kan istihaza kanıdır ve kadın özürlü sayılır. Bir özürlü gibi davranır. Her namaz için abdest alarak namazını kılabilir. Kur’an okuyabilir. Ancak cinsi münasebette bulunabilirse de ihtiyaten bulunmaması daha iyidir. Çünkü kan henüz devam etmektedir.

Düşüğün organları teşekkül etmemiş ise gelen kan üç günden az sürerse, bu kan istihaza kanıdır. Bu durumda kadın özürlü sayılır ve yukarıdaki özürlü için geçerli hususlar burada da geçerlidir. Eğer bu kan en az üç gün sürerse ve öncesinde de tam bir temizlik dönemi geçmişse, adet kanıdır.

Bir kadın, düşükten önce veya sonra kan görür ve düşüğün organları da belli olursa, kadının önceki görmüş olduğu kan loğusalık kanıdır. Düşükten sonra kan gördüğü için, o kadın loğusa sayılır.(3)

Kürtajla alınan çocuk da aynen düşük gibi değerlendirilir.

Dipnotlar:

1- El- Hidaye, 1/42

2- Ebû Dâvud, Taharet 119; Tirmizî, Taharet, 105

3- Fetava-i Hindiyye, 1/132–133; Fethu Babi’l İnaye, 1/146; Mülteka, Terc. Nifas bahsi.

Hangi sulardan abdest alınır?

Öncelikle suyun İslam fıkhına göre ayrımını yapalım. Sular mutlak ve mukayyed olmak üzere ikiye ayrılır.

Buna göre “yaratıldığı tabi halini koruyan, mahiyetini değiştirecek başka maddeler karışmamış suya” mutlak su; içine temiz bir maddenin katılmasıyla incelik ve akıcılığını kaybetmiş mutlak sulara veya tabii bir oluşumla meydana gelip özel bir isimle anılan sulara mukayyet su denmektedir.

Bu açıklamadan sonra sizin bahsettiğiniz olay mutlak sular kısmına girmektedir. Suyun temizleyici olmasının ölçüsü onun içilebilmesi değildir. “Rengi, tadı, kokusu bozulmamış, içine pis bir madde karışmamış, kullanılması mekruh ve şüpheli hale gelmemiş sular hem temiz hem de temizleyici sayılırlar.”

Bütün bunlara bakarak kaplarda biriktirdiğiniz sularda yukarıda açıklanan ölçülerde bir kirlenme yoksa abdest alabilirsiniz. (Türkiye Diyanet Vakfı İlmihali, I. Cilt, sy. 187)

Vücudumda yaralar var, krem sürüyorum, guslü nasıl alabilirm?

Öncelikle şu hususun anlaşılmasında fayda var. Dinimiz hiç kimseye takatinin üstünde sorumluluk yüklemez. Yani İslam’ı her Müslüman her şartta yaşayabilir. Çünkü dinde kolaylık vardır. Buna göre gusülde veya abdestte de biz elimizden geldiği kadar yıkanması gereken yerleri yıkamaya özen gösteririz. Ama mesela kişi gusülden çıktıktan sonra kuru yer kaldığını anlasa, sadece bu kuru kalan yeri yıkaması yeterli olur. Veya bir rahatsızlıktan dolayı vücudunda sargı bulunsa ya da bir yerine ilaç sürse, eğer buranın ıslatılması kişiye zarar verecekse, bu sargının veya ilaç sürdüğü yerin üzerini mesheder. Hatta mesh de zarar veriyorsa, buraya hiç dokunmaz.

Şimdi sizin durumunuza bakacak olursak, siz problemli olan yerinizi mümkün olduğu kadar temizlemeye çalışırsınız. Ama artık bundan sonra şüphe etmeye gerek yoktur. Yani siz göbeğinizi dikkatli bir şekilde yıkarsınız, zararlı değilse bu ilaç kalıntılarını temizlemeye çalışırsınız. Artık bundan sonra da guslünüzün olduğuna kanaat getirirsiziniz. Eğer göbeğinizde ciddi yara varsa ve yıkadığınızda bu daha da ilerleyecek veya daha geç iyi olacaksa burayı yıkamayarak mesh edebilirsiniz.

Bazen bu gibi durumlarda şeytan kişiye vesvese vererek, guslünün, abdestinin veya namazının hep eksik kaldığı hissini verebilir. Bu tür vesveselere itibar etmemek lazım. Eğer biz temizlik ve ibadette üzerimize düşeni yapmışsak, gerekli özen ve itinayı göstermişsek ve bundan sonra hala bir şeylerin eksik kaldığı şüphesini taşıyorsak, bu durumda Rabbim kabul eder deyip bu vesvesenin üzerine gitmemeliyiz.

Gözdeki akıntı özür sayılır mı?

Abdesti bozacak nitelikteki herhangi bir özrün geçerli olması için bir süre vardır. Şöyleki: bir özür başlangıçta abdest alınıp namaz kılınacak kadar bir süre kesilmemek üzere, tam bir namaz vakti devam eder, daha sonra da her namaz vaktinde en az bir defa tekrar ederse sahibi özürlü sayılır. Fakat böyle bir özür tam bir namaz vakti içinde bir defa olsun ortaya çıkmazsa artık kesilmiş ve sahibi de özürlü olmaktan çıkmış bulunur.

Mesela: Bir kimsenin burnu, bir gün öğle vaktinin başından sonuna kadar yani ikindi vakti girinceye kadar, abdest alıp namaz kılacak kadar bir süre kesilmeksizin kanamaya devam eder ve bundan sonra da her namaz vaktinde bir defa olsun kanarsa o kimse özürlü sayılır.

Özürlü kimse her farz namaz vakti için abdest alır, bu özür halinin abdesti bozmadığı var sayılarak, o vakit içinde aldığı abdestle onu bozan yeni bir durum meydana gelmedikçe, dilediği kadar farz, vacip, sünnet, eda ve kaza namazı, Cuma ve bayram namazı kılabilir. Kabeyi tavaf edebilir, mushafı tutabilir. Namaz vaktinin çıkmasıyla özürlü kimsenin abdesti bozulmuş olur.

İstibra nasıl yapılır?

İstibra, erkeklerin, idrardan sonra, akıntı tamamen kesilene kadar beklemeleri ve buna özen göstermeleridir. İstibra çok dikkat edilmesi gereken bir meseledir. Çünkü kişi abdest aldıktan sonra bir damla bile idrar akacak olsa, abdesti bozulur.  Hatta bazıları, mevzuun ehemmiyetini bildiği halde özen göstermeyip öylece namaz kılan insanı, kasten abdestsiz namaz kılan insana benzetmişlerdir. İdrar sızıntısı her insanda olur. Ancak bazı kimselerde çabuk kesilir; bazılarında ise, akıntı bir müddet daha devam eder. Herkes durumunu bilerek, abdest almadan önce sızıntının kesilmesine çalışmalı, sonra abdest almalıdır.

Öncelikle kişi tuvaletteyken, def-i hacetini oturarak yapmalı, tuvaletten sonra akıntının iyice kesilmesini bekleyerek acele etmemelidir.

İstibranın, yani idrar sızıntısını durdurmanın çeşitli yolları vardır: tuvaletteyken ıkınmak, sağa sola eğilerek idrarın tamamen boşalmasını sağlamak, tuvaletten çıktıktan sonra hemen abdest almayıp biraz yürümek, öksürmek, ayakları biraz kımıldatmak gibi.. Herkes kendi durumunu bilerek bu yollardan birini tatbik eder. Mühim olan sızıntının kesilmesidir.

Elimdeki yaradan dolayı her vakit abdest almam gerekir mi?

Yaranız, akan bir yaraysa ve bu bir namaz vakti kadar devam ediyor, daha sonraki namaz vakitlerinde de en az bir defa ortaya çıkıyorsa siz özürlü sayılırsınız. Yaranızı sarın ve her namaz için ayrı abdest alın. Bu abdestle o vakit içinde Kur’an okuyabilir, nafile ibadetler yapabilirsiniz.

Eğer yara akmayan bir yara ise, abdest alırken üzerine elinizle mesh verirsiniz. Eğer yara azacaksa elinizi değdirmeden, yara azmayacaksa, sulanıp akmayacaksa elinizi yara üzerine sürerek mesh yaparsınız. Akmayan bir yarayı da, zarar görmemesi için sarabilirsiniz. Sargının üzerine mesh yaparsınız.

Abdestsiz olarak cep telefonundan Kur’an okunur mu?

Soru: Abdestsiz olarak cep telefonlarına yüklediğimiz Kur’an-ı Kerim programlarından Kur’an okumamızda ve yine abdestsiz olarak Kur’an yüklü bu telefonları elimizde tutmamızda bir mahzur var mıdır?

Cevap: Cep telefonlarına yüklenen Kur’an, Mushaf gibi değildir. Kur’an-ı Kerim’de, “Ona tertemiz (abdestli) olanlardan başkası dokunamaz.” (Vâkıa Suresi, 56/79) buyrulmaktadır. Buna göre Kur’an’ı Kerim’i (içinde Kur’an metni yazılı Mushaf’ı) abdestsiz ellemek caiz değildir. Yine diğer dini kitaplarda bulunan ayetlere de abdestsiz el sürülmez. Fakat cünüp olmamak şartıyla, abdestsiz olarak Kur’an’a el sürmeden bakarak veya ezberden Kur’an okumakta bir beis yoktur.

Buna göre içinde Kur’an yüklü cep telefonuyla tuvalete girmekte veya abdestsiz olarak bu telefona bakarak Kur’an okumakta bir sakınca yoktur.  Bununla birlikte her halükarda Kur’an okurken abdestli bulunmak müstehaptır.

Diş dolgusu yaptırıldığında alınan guslün durumu nedir?

Hanefî fukahâsı, gusül âyetinde emrin ‘fettahherû’ şeklinde mübalâğa ifade eden bir sîgası ile gelmesinden hareketle, gusülde ağzın içinin de yıkanmasının farz olduğu neticesine varmışlardır. Fakat, ağzın içi, dişin de içi demek değildir. Gusülde ağzın yıkanması farz olan kısım, bizzat ağzın içi, dolayısıyla da dişlerin çeperi, yani dış yüzeyidir. Bu yüzey, diş doldurulduğu zaman dolgu, kaplandığında ise kaplama olur.

Bir diğer açıdan, “zarûretler mahzurlu şeyleri mübah kılar.” Zarûret, icabında insana guslü terk ettirir; haram et yedirir; hattâ, zaruretin derecesine göre küfür kelimesini bile mahzursuz hale getirir. İnsan hayat ve sağlığı açısından dişin ehemmiyeti tartışma kabûl etmez. Bu bakımdan, dişin ağızda muhafazası ancak doldurma veya kaplama ile olacaksa, o takdirde bunun yapılmasında hiçbir mahzur yoktur. Fakat, kaplamanın altından olması İmam Ebû Hanife’ye göre mahzurludur. Bazıları, Ebû Hanife’nin bu kavlini, dolgu veya kaplama yaptırmanın câiz olmadığı şeklinde anlamaktadırlar. Halbûki İmam-ı A’zam Ebû Hanife’nin tartışmasını yaptığı mevzû, dişe dolgu veya kaplama yapılır mı yapılmaz mı değil, dolgu veya kaplamada altın kullanılıp kullanılmayacağıdır. M. Fethullah Gülen

Cinler insana cünupluk halinde mi musallat olurlar?

Açıklama: Cinlerin insana daha ziyade cünüplük halinde veya kadınlar için düşündüğümüzde hayız ve nifas halinde musallat oldukları söyleniyor, doğru mudur?

İnsanı, maddî sebepler itibarıyla Allah’ın sıyanetinden (koruması) çıkarabilecek bazı hâller vardır. Meselâ erkekler için cünüp olma hâli buna örnek sayılabilir. Bu hâlden kurtulmak iradî olduğu için, insanın yıkanmasını tehir etmesi, ilâhî sıyaneti inkıtaya uğratabilir. Onun için bu hâli fazla uzatmamak ve hemen o hâlden kurtulmak gerekir. Zira bu, hadisin ifadesiyle kanın aktığı mecrada dolaşan şeytan ve emsali varlıklar için en müsait bir zemin ve vasattır. Kadınlara gelince; şerir mahlukların musallat olması, genelde onların hayız ve nifas dönemlerine rastlar. Bu dönemde kadınların kendilerini korumaları meselâ, namaz abdesti alarak, namaz kılamasalar dahi vakit içinde namaz kılınacağı süre seccade üzerinde kıbleye müteveccih olarak oturmaları öteden beri tavsiye edilen bir husustur. M. Fethullah Gülen

Doğum muayenesinden dolayı gusül gerekir mi?

Ön ve arka yoldan birisine parmak veya başka bir cismi sokmak guslü gerektirmez. Parmağın erkek parmağı ile kadın parmağı olması arasında bir fark yoktur fakat cinsî bir lezzet duyma düşüncesiyle ön tarafa parmak sokulursa gusül gerekir. Şöyle ki: Kadının fercine plastik bir âletin sokulması hâlinde kadın şehvet duymuşsa yıkanması gerekir, duymamışsa gerekmez. Bunun için bir kadın, ferciyle alâkalı olarak doktora muayene olurken cinsî bir haz duyarsa bunun için gusül gerekirken, cinsî haz duymazsa hiçbir şey gerekmez. Doktor kadın da olsa, erkek de olsa hüküm aynıdır.[1]


[1] İbn Âbidîn, Haşiyet-ü Reddi’l-Muhtâr, 1/166.

Küfretmek abdesti bozar mı?

Fıkıh kitaplarında abdesti bozan şeyler açıklanmıştır. Bunların arasında küfretmek (sövmek) yoktur. Fakat abdesti bozmasa da bir Müslüman’ın ağzından bu şekilde kötü söylerin çıkması ona yakışan bir davranış değildir. Çünkü ağız ve dil bu şekilde kötü şeyleri konuşmak için değil, hayırlı yerlerde kullanmak için, Kur’an okumak, Allah’ı tesbih ve takdis etmek vs. işler için yaratılmıştır. Dolayısıyla bizler ağzımızdan çıkan kelimelere mukayyed olmalı, hele başkalarını rahatsız edecek, üzecek şeyleri konuşmaktan şiddetle kaçınmalıyız.

Peygamber Efendimiz’in dili muhafaza etmekle ilgili birkaç hadisi şerifi şöyledir:

Bir sahabi anlatıyor: Dedim ki, “Ey Allah’ın Resulü! Benim hakkımda en çok korktuğunuz şey nedir?” Eliyle dilini tutup sonra: “İşte şu!” buyurdu.” (Tirmizî, Zühd 61)

“Kim bana çeneleri ile bacakları arasındaki şeyler hususunda garanti verirse, (onları günaha karşı korursa) ben de ona cennet hususunda garanti veririm.” (Buharî, Rikak 23, Hudud 19)

“Ademoğlu sabaha erdi mi, bütün azaları, dile temenna edip: “Bizim hakkımızda Allah’tan kork. Zira biz sana tabiyiz. Sen istikamette olursan biz de istikamette oluruz, sen sapıtırsan biz de sapıtırız!” derler.” (Tirmizî, Zühd 61)

Misafirlikte gusül alamazsak ne yapmamız gerekir?

Bir yerde misafirlikte bulunuyorsunuz ama gusül almanız gerekiyor. Fakat yanlış anlaşılmasından korktuğunuz için gusül alamıyorsunuz. Bu durumda ne yapmamız gerekir? Misafirlikte, yolculukta veya başka bir durumda bulunan bir kişi, gusül durumunda fitneden, töhmetten korkar da gusül abdesti alamazsa, niyet etmeden ve Allahu Ekber lafzını söylemeden ellerini kaldırır. Namaz kılar gözükür. Daha sonra bu namazını kaza eder. Fakat dikkat edilmesi gereken nokta “fitne”nin kesin olmasıdır. Kişinin evhamlarına binaen bu şekilde hareket etmesi caiz olmaz. Mesela kendi yakın akrabalarının yanında olmasına rağmen utancından dolayı bunu fitneye hamlederek fetvayla amel etmesi caiz olmaz. Bu fetva zaruri durumlara binaen verilmiştir. Bu fetva İbn Abidin’de aşağıdaki şekilde geçmektedir: “Bir adam şübhe ve töhmetten korkarsa namaz kılar görünerek niyetsiz ve tahrimesiz ellerini kaldırır. Bir şey okumaz. Namaz kılar gibi rükû eder, yatıp kalkar.”

Abdest alırken uzuvları yıkamada sırayı gözetmek şart mıdır?

Abdestte yıkanması gereken organları sırasıyla yıkamak sünnettir. Eğer bunların sırası değiştirilirse sadece sünnete muhalif davranılmış olur. Yoksa abdeste bir halel gelmez.

Fakat Şafi mezhebinde abdest azalarını sırasıyla yıkamak (tertibe uymak) farz olduğundan, buna riayet etmeyen Şafi mezhebine mensup birisinin tekrar abdest alması gerekir.

Gusül ve abdestte yarayı yıkamak gerekir mi?

Açıklama: Ayağımda bulunan bir rahatsızlıktan dolayı, yaklaşık bir haftadır kullandığım sıvı ilaç, sürdüğüm yerlerde ve derinin içine nüfuz edip dış deride bir tabaka oluşturuyor. Bu tabakanın kaldırılması da ancak derinin kazınmasıyla mümkün ki acı veren bir durum. Bu şekliyle gusül ve normal abdestime mani teşkil eder mi?

Siz ayağınıza bu ilacı bir zaruretten dolayı sürdüğünüz için, böyle bir durum gusle mani olmaz. Nitekim Mehmet Mevkufâtî’nin “Mülteka’l-Ebhur”a yazdığı şerhinde şu hüküm bulunmaktadır: “Bir kimsenin ayaklarında yarık olup, altına su geçirmeyince ilaç koysa ilacın üstünü yıkamak kifayet eder.” (Mülteka Tercümesi, 1/83)

Dinimizde “kolaylık” temel bir prensip olduğundan, kişi ibadet ve temizliklerini mümkün olduğunca asıl hüviyetleriyle yerine getirir, bir zarurete binaen yerine getiremiyorsa ruhsatlardan istifade eder.

Gusül abdesti alması gereken birisi, su olmadığı için teyemmüm alsa, sonra namaz kılmak için tekrar teyemmüm almalı mıdır?

Gusül ve abdest için ayrı ayrı teyemmüm almaya gerek yoktur. Çünkü teyemmüm ikisini de kapsar. Teyemmüm alırken hadesin büyüğü olan cünüplüğü kesin olarak belirtmek şart değildir. Taharet niyeti hadesin iki kısmı olan cünüp, abdestsizlik için de kâfidir. (Nimet-i İslam, Mehmed Zihni Efendi)

Akupunktur gusle zarar verir mi?

Kulağa yapıştırılan bantlar suyun deriye sirayet etmesine engel ise bu takdirde gusül geçerli olmaz. Eğer akupunktur tedavisi gerçekten ciddi bir sağlık problemi nedeniyle yapılıyorsa, akupunktur tedavisinden başka bir yol yok ise ve bu tedaviye dini yönden hassas uzman doktorlar “olur” demiş ise o takdirde bu durum zaruret kapsamına girer ve bantlı olan yerler meshedilerek gusül tamamlanır. Eğer saydığımız şartlar söz konusu değilse gusül geçerli olmaz.

Banyonun küçük – büyük ölçüsüne bakılmadan peştamalsız banyo yapılabilir mi?

Günümüz banyolarının camekânlı olması bizim örtüsüz banyo yapmamıza sebep olamaz. Her halükarda kişinin banyo yaparken en azından galiz (kaba) avretlerini örtmesi gerektiği, fıkıh kitaplarında belirtilmiştir ve bu mesele edep anlayışımıza da en uygun olanıdır. Fıkıh kitaplarında şöyle denilmiştir:

1- İnsan çıplak iken habis varlıklar insana musallat olabilirler. Bu zaviyeden kişinin çıplak durması sakıncalıdır. Diğer bir nokta banyodan sonra çabucak giyinme guslün adaplarındandır.

2- İnsanla birlikte olan 360 kadar melek vardır. Bu nuranî varlıkları kendimizden uzaklaştırmama adına muvakkat da olsa çıplak olarak durmamalıyız.

3- “Sen Allah’ı görmüyorsan da Allah seni görüyor” hadisi şerifince ihsan duygusuyla hareket eden ve her an Allah’ın huzurundaymışçasına yaşayan mü’minlerin çıplak olarak durması ihsan şuuruna muhaliftir.

Bu itibarla banyo yaparken mümkün olduğunca avret yerlerinin peştamal vs. ile örtülmesi edeb ve haya açısından yerinde bir davranıştır.

Jöleli saça meshetmenin hükmü nedir?

Başın dörtte birini meshetmek farzdır. Bu dörtte bir başın ön tarafı olabildiği gibi arka ve yan kısımları da olabilir. Başın tamamı jöleli olduğu halde jöle altına suyu geçiriyorsa mesh sahih olur. Eğer jöle altına suyu geçirmiyorsa mesh sahih olmaz, dolayısıyla abdest de geçerli olmaz.

Burada ayrı bir nokta da jölenin ihtiva ettiği maddelerin keyfiyetidir. Jölede, dinimizce haram kılınan domuzdan elde edilmiş katkı maddeleri veya alkol vs. bulunuyorsa, bu da namaza mani olur. Çünkü domuz da alkol de dinimizde necis (pis) kabul edilmiştir. Kirli şeylerden arınmak ise, namazın şartlarından biridir.

İstibra ne demektir?

Küçük abdestten sonra idrar yolunda kalması muhtemel idrar damla ve akıntısının tamamen kesilmesi için bir süre bekleme ve bu manadaki temizlik faaliyetine “istibrâ” denilir.

İstibrâ özellikle erkekler açısından önemlidir. Zira abdest aldıktan sonra gelen idrar bir damla dahi olsa, abdestin bozulmasına sebep olur.

Dışarıda abdest almak zor olduğunda bayanlar ayağına mesh edebilir mi?

Mesh yapılabilmesi için ayağa giyilen şeyin özellikleri bellidir. Buna göre, kalın, dayanıklı, suyu altına geçirmeyen, yolda yürünebilecek şekilde sağlam mest ve çoraplar üzerine mesh caizdir. Keçeden dikilmiş mest üzerine de mesh etmek caizdir. Suyu geçirecek derecede ince çorap üzerine mesh etmek icmaen caiz değildir (Serahsî, Mebsut, 1/102-103; Bedayi, 1/10; Fetâvâ-i Hindiyye, 1/32).

Yukarıdan anlaşılacağı üzere ince çorap üzerine mesh caiz değildir. Bu durumda alternatif olarak “çorap mestler” satılmaktadır. Bunlardan edinmek bir çözüm olabilir. Mest giyilemeyecekse bunun başka bir çaresine bakacaksınız. İşin cami yetkililerine bakan kısmı da, bayanlara ait küçük de olsa bir yerin mutlaka düşünülmesidir.

Abdestin sünnetleri nelerdir?

• Abdeste başlarken niyet etmek

• Abdestin başında besmele çekmek

• Elleri bileklerle birlikte üç kez yıkamak

• Ağız ve buruna su çekip güzelce temizlenmek

• Dişleri misvaklamak veya fırçalamak

• Başın tamamını bir defada mesh etmek. (Başın tamamını meshedecek kişi, iki avucunu ve parmaklarını başının ön kısmından başlayarak arka kısmına kadar, başın tamamını kaplayacak şekilde arkaya doğru çekerek mesheder.)

• Sakalın içine su girmesini temin etmek

• El parmaklarını birbirine sokarak ovuşturmak

• Boynu mesh etmek

• Abdest alırken uzuvları yıkama sırasına riayet etmek

• Sağ uzuvlardan başlayarak uzuvları üçer kez yıkamak ve iyice ovmak

• Abdesti ara vermeden bitirmek.

Abdest hangi hâllerde bozulur?

• İdrar ve makattan idrar, meni, mezi, kan gibi bir necasetin, herhangi bir sıvının veya maddenin gelmesi.

• Yellenmek

• Vücudun herhangi bir yerinden sıvı hâ­linde kan çıkması

• Ağız dolusu kusmak

• Az veya çok bir müddet bayılmak, delirmek, sarhoş olmak

• Cenaze namazı dışında herhangi bir namazda mükellef bir insanın kasden veya yanılarak yanındakiler işitecek kadar kahkaha ile gülmesi hem namazın hem de abdestin bozulmasına sebep olur.

• Kan görülmese dahi doğum yapmak

• Cinsî münasebet

• Erkekle kadının arada hiçbir örtü olmaksızın veya çok ince bir bez olduğu hâlde mahrem yerleri birbirine dokunacak şekilde aşırı derecede şehevî teması, oynaşması ve kucaklaşması

• Mazeret hâlinin sona ermesi. Namaz vakti çıktığında özürlü bir kimsenin mazeret hâli sona erer ve abdesti bozulmuş olur. Yine su yokluğundan dolayı teyemmüm yapan kişi suyu bulunca ve mest üzerine mesh eden kimsenin mesh müddeti bittiğinde abdesti bozulmuş olur.

Güzel ve tam bir abdest alabilmek için uyulması gereken belli başlı âdâb nedir?

• Abdest esnasında kıbleye dönme imkânı varsa kıbleye dönmek • Abdestte kullanılan suyu vücuda ve elbiselere sıçratmamak • Abdest esnasında dünyevî şeyler konuşmayıp abdest dualarını veya bilinen duaları okumak • Suyu israf etmemek • Abdest aldıktan sonra kelime-i şehadet getirmek • Abdesti bitirdikten sonra kerahet vakti değilse ve imkân varsa iki rekât nafile namaz kılmak.  

Uyku abdesti bozar mı?

Abdesti bozan husus uyku değil, uyku esnasında insanın kendine hâkim olamaması ve bu durumda yellenme gibi beşerî özelliklerin vuku bulabileceği ihtimalidir. Buna binaen yan üstü yatarak, bir şeye dayanarak uyumak abdesti bozar, denilmiştir.

Burada önemli olan insanın kendine hâkim olması ve abdesti bozacak bir durumun vuku bulmamasıdır.

Oje ve ruj abdeste mâni midir?

Abdestte esas olan husus suyun deriye ve tırnağa temas etmesidir. Buna mâni olan her türlü şey abdeste engeldir. Oje ve ruj da suyun tırnak ve deri ile temasını engelleyen ve bunlar üzerinde bir perde oluşturan maddeler olduğu için elbette ki abdeste mânidir.

Kına abdeste mâni midir?

Ellere kına yakma neticesinde deride ve tırnaklarda kalan şey, sadece renktir. Bu açıdan kına suyun deri veya tırnak ile temasına mâni değildir. Bundan dolayı abdeste de mâni değildir.

Ağlamak abdesti bozar mı?

İnsanın ister İlahî duygularla, isterse dünyevî bir şeyden dolayı ağlaması, onun abdestine halel getirmez. Zira mücerret ağlamanın abdesti bozacağına dair her hangi bir hüküm yoktur. Ancak ağlama, namazda olduğunda soruda ifade edilen konu devreye girebilir. İnsan, namazda İlahî düşüncelerden dolayı ağlarsa, bunun ne namaza ne de abdeste bir zararı yoktur. Aslında bu kalp hayatı adına istenilen bir durumdur. Allah Resulü (s.a.s), sahabenin ifadelerine göre, namazlarında kaynayan bulgur kazanı gibiydi. O, adeta içinde boyunduruklar dönüyor gibi hıçkırıyor ve gözyaşı döküyordu. Hz. Ömer’in hıçkırıklarının arka saflardan duyulduğu anlatılmaktadır. Hz Yakub’un ise “Ben acımı ve üzüntümü sadece Allah’a şikayet ediyorum ve Allah’tan sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum.” (Yusuf, 12/86) mealindeki ayeti okuduğunda hıçkırıklarını tutamadığı ve cemaatin de aynı duygularla dolduğu nakledilmektedir.

Evet, kalp sadakatin mahallidir ve o bunlarla nefes alır. Merhum Süleyman Çelebi, bu iki noktayı uç uca getirerek ”Gözü-yaşı hakkı için aşıkların / bağrı-başı hakk için sadıkların” demekle, sadıkın bağrının başına, aşıkın da gözünün yaşına dikkat çekmektedir. Demek ki bunlar, insanın Rabbe yükselmesinde önemli birer vesile telakki edilmektedir. Allah (c.c) da kendisine ulaşabilmek için vesileler araştırmayı emretmektedir.“Ey iman edenler, Allah’tan korkun; sizi O’na yaklaştıracak vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz” .(Mâide,5/35)Efendimiz(s.a.v) ise, ağlayan gözün cehennem  ateşini görmeyeceğini bildirmektedir. (1)

Namazı bozan ağlama, dünyevi bir tedirginlik, rahatsızlık veya hatırlama neticesinde meydan gelen ağlamadır.

17) Zuhayli, 1/614.

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz