Kadınlar özel günlerinde neden namaz kılmaz ve oruç tutmaz? Bunun delili var mıdır?

Kadınlar özel günlerinde neden namaz kılmaz ve oruç tutmaz? Bunun delili var mıdır?

Kadınların özel günlerinde namaz kılmaları ve oruç tutmaları haramdır. Bu konuda âyetlerde açık bir beyan bulunmazken, hüküm tamamen Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) hadis-i şeriflerine dayanmaktadır. Rivayet edilen hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir: Sahih bir rivayette Âişe validemizden şöyle naklediliyor: “Ümm-ü Habibe’nin devamlı kanaması olurdu, hiç temizlik görmezdi. Durumu Resûlullah’a (aleyhissalâtu vesselam) söylenmişti. Efendimiz şöyle buyurdular:

لَيْسَتْ بِالْحَيْضَةِ وَلٰكِنَّهَا رَكْضَةٌ مِنْ الرَّحِمِ لِتَنْظُرْ قَدْرَ قَرْئِهَا الَّت۪ي كَانَتْ تَح۪يضُ لَهَا فَلْتَتْرُكِ الصَّلَاةَ ثُمَّ تَنْظُرْ مَا بَعْدَ ذٰلِكَ فَلْتَغْتَسِلْ عِنْدَ كُلِّ صَلَاةٍ وَلْتُصَلِّ

“Bu, hayız değildir, rahimin bir rahatsızlığıdır. Normal zamanda hayız kanının geldiği kirlilik müddetine baksın. Her ay o müddet boyunca namazını terk etsin. Sonra bu müddet çıkınca her namaz vaktinde yıkansın ve namazını kılsın.”[1] Ayrıca Nesaî’de şöyle bir ilave de vardır:

أمَرَنَا أنْ تَتْرُكَ الصَّلَاةَ قَدْرَ اقْرَائِهَا وَحَيْضَتِهَا وَتَغْتَسِلَ وَتُصَلِّيَ فَكَانَتْ تَغْتَسِلُ عِنْدَ كُلِّ صَلَاةٍ

“Ümmü Habibe’ye (radıyallahu anhâ) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam), (Her ayda) hayız olup kirli bulunduğu kadar namazı terk etmesini, sonra yıkanıp namazını kılmasını emretti. O, her namaz vaktinde yıkanırdı.”[2]

Konuyla ilgili bir diğer rivayet şöyledir: Ümmü Seleme radıyallahu anhâ anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam) zamanında bir kadının kanaması vardı. Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ), bunun hükmünü, onun adına Resûlullah’a (aleyhissalâtu vesselam) soruverdi. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

لِتَنْظُرْ عَدَدَ الْاَيَّامِ وَاللَّيَالِي الَّت۪ي كَانَتْ تَح۪يضُ ف۪يهَا مِنَ الشَّهْرِ قَبْلَ أنْ يُص۪يبَهَا الَّذ۪ي أصَابَهَا فَلْتَتْرُكِ الصَّلَاةَ قَدْرَ ذٰلِكَ مِنَ الشَّهْرِ فَإذَا خَلَّقَتْ ذٰلِكَ فَلْتَغْتَسِلْ ثُمَّ لِتَسْتَثْفِرْ بِثَوْبٍ ثُمَّ لِتُصَلِّ

“İstihâze kanı başlamazdan önce, bir ay içerisinde, kaç gün ve gece hayız kanı gelmekte olduğuna baksın, her ay o kadar müddette namazı terketsin. Bu zaman çıkınca hemen yıkansın ve (fercine pamuk koyup) bir bezle sargı yaparak namazını kılsın.”[3]

Konuyla ilgili Âişe Validemizin (radıyallahu anhâ) mevlâsı Mercâne şu rivayeti nakletmiştir:

وَعَنْ مَرْجَانَةَ مَوْلَاةَ عَائِشَةَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهَا قَالَتْ كَانَ النِّسَاءُ يَبْعَثْنَ إِلٰى عَائِشَةَ بِالدُّرْجَةِ ف۪يهَا الْكَرْسُفُ ف۪يهِ الصُّفْرَةُ مِنْ دَمِ الحَيْضِ يَسْألْنَهَا عَنِ الصَّلَاةِ فَتَقُولُ تَعْجَلْنَ حَتّٰى تَرَيْنَ الْقُصَّةَ الْبَيْضَاءَ تَعْنِي الطُّهْرَ

“Kadınlar Hz. Âişe’ye (radıyallahu anhâ) içerisinde pamuk bulunan bez (veya kap) gönderirlerdi. Bu pamuklar hayız kanıyla sarı lekeler taşırdı. (Bu safhada) namaz kılınıp kılınmayacağını sorarlardı. Hz. Âişe (radıyallahu anhâ): “Beyaz akıntıyı görünceye kadar acele etmeyin!” diye cevap verirdi. Beyaz akıntıdan temizliği kastederdi.”[4]

Bir başka rivayette ise Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), kadınlarının dinlerinin eksik olduğunu söylediğinde bunun sebebini sormuşlar, Efendimiz de şöyle cevap vermiştir:

وَتَمْكُثُ اللَّيَال۪ي مَا تُصَلّ۪ي وَتُفْطِرْنَ ف۪ي رَمَضَانَ فَهٰذَا نُقْصَانُ الدّ۪ينِ

“Hayız dönemlerinde namaz kılmazlar, oruç tutmazlar. Bu durum onların dinlerinin eksik oluşunun ifadesidir.”[5]

Bu ve benzeri hadis-i şeriflerden hareketle kadınların âdet günlerinde namaz kılmayacağı ve oruç tutmayacağı sahabe arasında icma hâline gelmiş, ulema arasında da bu konuda ihtilaf olmamıştır.[6]

Evet, kadınlar âdet bittikten sonra oruçlarını kaza ederler fakat namazlarını kaza etmezler. Konuyla ilgili Buhârî ve Müslim’de geçen bir rivayet şöyledir:

وَعَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهَا أَنَّ امْرَأَةً قَالَتْ لَهَا أَتُجْز۪ي إحْدَانَا صَلَاتُهَا إذَا طَهُرَتْ؟ فَقَالَتْ: أحَرُورِيَّةٌ أنْتِ؟ كُنَّا نَح۪يضُ مَعَ النَّبِيِّ فَنُؤْمَرُ بِقَضَاءِ الصَّوْمِ وَلَا نُؤْمَرُ بِقَضَاءِ الصَّلَاةِ

“Hz. Âişe’nin (radıyallahu anhâ)anlattığına göre bir kadın kendisine: “Temizlendiğimiz zaman kıldığımız mutad namaz bize yeter mi, (hayızlı iken kılamadıklarımızın kazası gerekir mi)” diye sormuş, o da şu cevabı vermiştir: “Sen Harûriyye (Hâricî) misin? Biz Resûlullah’la (aleyhissalâtu vesselam) beraberken âdet gördüğümüzde, tutamadığımız oruçları kaza etmemizi söylerdi, fakat namazların kazasını söylemezdi.”[7]

Âdet günlerinden sonra namazların kaza edilmeyeceği, oruçların ise kaza edilmesi gerektiği konusunda da ulema ittifak etmiştir (icma’).[8] Hikmet olarak da namazın çokluğundan dolayı zor geleceği, orucun ise sene boyunca kolaylıkla kaza edilebileceği ifade edilmiştir.

Âişe validemizin ifadelerinde geçen Harûriyye, Kûfe’nin bir köyü olan Harûrâ’ya mensup kişiler demektir. Harûrâ, Hz. Ali döneminde fitne çıkaran Haricilerin ilk toplandığı yerdir. Âişe Validemizin Harûriyye demesinden maksat Hâricîlerdir. Hâricîler, kadının âdet günlerinde kılmadıkları namazları sonradan kaza etmeleri gerektiğine inanıyorlardı. Âişe validemizin bir maksadı da şu olabilir: Hâricîlerin dinde gereksiz teferruata girmeleri gibi sen de mi gereksiz teferruatlara giriyorsun. Onlar bu yüzden dinden çıkıp gittiler.[9]

[1]      Nesaî, tahâret 135; Ahmet b. Hanbel, Müsned, 6/128 (24016).

[2]      Nesâî, hayz 2, 3, 4; Ayrıca bkz: Buhârî, hayz 26; Müslim, hayz 64, 66; Ebû Dâvud, tahâret 111; Tirmizî, tahâret 96.

[3]      Muvatta, tahâret 105; Ebû Dâvud, tahâret 108; Nesâî, hayz 134.

[4]      Buhârî, hayz 19; Muvatta, tahâret 97.

[5]      Buhârî, hayz 6, zekât 44; Müslim, küsûf 17; Nesâî, küsûf 17; Muvatta, küsûf 2.

[6]      Aliyyü’l-Kârî, Feth-u Bâbi’l-İnâye, 1/138.

[7]      Buhârî, hayz 20; Müslim, hayz 67; Ebû Dâvud, tahâret 105; Tirmizî, taharet 97; savm 68; Nesâî, hayz 17; savm: 64.

[8]      Aliyyü’l-Kârî, Feth-u Bâbi’l-İnâye, 1/138.

[9]      Aliyyü’l-Kârî, Feth-u Bâbi’l-İnâye, 1/138.

Kadın adet halinde Kuran okuyabilir mi?

Cünüp olan kişinin veya âdetli kadının لَا يَمَسُّهُۤ إِلَّا الْمُطَهَّرُونَ “Ona tertemiz (abdestli) olanlardan başkası dokunamaz.”[1] âyeti mucibince Kur’ân’a dokunmaları câiz olmadığı gibi onu ezberden okumaları da câiz değildir çünkü Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): لَا يَقْرَأُ الْجُنُبُ وَلَا الْحَائِضُ شَيْئًا مِنَ الْقُرْاٰنِ “Ne hayızlı kadın ne de cünüp kimse Kur’ân’dan hiçbir şey okuyamaz.”[2] buyurmuştur. Ancak bu durumdaki kimselerin Kur’ân dinlemelerinde, Kur’ân’a bakmalarında ve âyetlerin manalarını düşünmelerinde bir mahzur yoktur.

Dokunma konusunda Kur’ân’ın yazılı kısmı, yapraklarının boş bulunan beyaz kısmı ve Mushafa bitişik olan cildi eşittir. Bu hüküm sadece Kur’ân-ı Kerîm’e aittir. Tabloda, parada, duvarda, tefsir ve hadis kitaplarında ise dokunmanın haram olduğu yer sadece Kur’ân âyetinin yazılı olduğu yerdir, bunun dışındaki yerlere dokunmak haram değildir.

Kur’ân-ı Kerîm’e, ondan ayrı bir şeyle, mesela ona bitiştirilmemiş bir ciltle ya da elbisenin yeniyle dokunmak câizdir. Ancak elbisenin yeniyle dokunmanın mekruh olduğunu söyleyenler de vardır çünkü Kur’ân’a bitişik cilt ondan sayıldığı gibi insanın üzerindeki elbisesi de kendisinden sayılır, demişlerdir.


[1] Vâkıa Sûresi, 56/79.

[2] Tirmizî, tahâret 98.

Kuran öğreticiliği yapan bir kadın adet halinde nasıl davranır?

Kur’ân kursu öğretmenliği yapan bir kadın âdet hâlinde şayet kendisine yardım edecek kimse varsa düzeni muhafaza etmek için kursa devam eder ve öğretim işini yardımcıya bırakır. Yardımcı yoksa Hanefî ulemasından İmam Kerhî ile İmam Tahavî’nin fetvasına göre öğretimini devam ettirecektir. İmam Kerhî: Öğretmen olan kadın âdet hâlinde, kelimelerin arasını ayırarak kelime kelime; İmam Tahavî ise yarımşar âyet söylemekle öğretim yapmasında beis yoktur, demektedir.[1] Ancak temizlik günlerinde cünüp olan kadın hoca, bu fetvanın dışında tutulmuştur. O, kelime kelime de olsa Kur’ân öğretemez.

[1] İbn Nüceym, el-Bahru’r-Râik, 2/56.

Adetli kadın Kur’an okuyabilir mi?

Âdetli ve lohusa olan kadının, Kur’ân-ı Kerîm’den, bir âyetten az da olsa, okumaları haramdır çünkü Hz. Peygamberimiz:

لَا يَقْرَأُ الْجُنُبُ وَالْحَائِضُ شَيْئًا مِنَ الْقُرْاٰنِ

“Âdetli kadın da cünüb de Kur’ân’dan bir şey okumasın.” buyurmuşlardır.[1]

Bu, Kur’ân-ı Kerîm’i, Kur’ân=Mushaf olarak okuma hâlindeki hükümdür. Ancak içinde dua ve zikir geçen âyet ve sureleri dua, senâ ve zikir kastıyla okumak câizdir.[2] Misal verecek olursak:

رَبَّنَٓا اٰتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْاٰخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ رَبَّنَا اغْفِرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ

رَبَّنَاۤ اٰتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَدًا

gibi dualarla, فَاعْلَمْ أَنَّهُ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ âyetindeki لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ kelime-i tayyibesi zikir olarak okunabilir, مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ mübarek sözü tekrarlanabilir hatta sırf dua ve zikir kastıyla Âyete’l-Kürsi, Fatiha, İhlâs, Felâk, Nâs gibi âyet ve sureler de okunabilir. Bu konuda büyüklerin okuya okuya dualaştırdıkları ve zikir hâline getirdikleri âyet ve sureleri de dâhil edebiliriz. Cevşen ve Kulûbu’d-Dâria’yı da bu çerçevede değerlendirebiliriz. Bu iki dua kitabı, âdet günlerinde dua ve zikir kastıyla okunabilir.

Âdetli ya da lohusa ve hatta cünüp olan birisi Kur’ân öğreticisi ise her iki kelimeden birini atlamak suretiyle kesik kesik okur ve öğretir. Bazılarına göre âyetin yarısını öğretir keser sonra diğer âyetin yarısını öğretir ve böylece devam eder. Bu durumdaki bir kadının Kur’ân-ı Kerîm’i, kelime aralarını ayırmak suretiyle, harf harf ya da kelime kelime heceleyerek okumasında sakınca yoktur, bu mekruh değildir.

Âdetlinin ve lohusanın Tevrat’ı, İncil’i ve Zebur’u okuması da mekruhtur çünkü bunlar da aslında Allah’ın sözü idiler. İnsanlar bunları sonradan bozdu, ancak içlerinde asıllarından bazı parçaların bulunması muhtemeldir.[3]

Âdetli, lohusa veya cünüp bir kimsenin sadece ağzını yıkaması Kur’ân okumayı helâl kılmadığı gibi sadece ellerini yıkaması da Kur’ân’a dokunmayı helâl kılmaz.


[1] Tirmizî, tahâret 98, 111; Nesâî, tahâret 170; İbn Mâce, tahâret 105.

[2] Aliyyü’l-kârî, Feth-u Bâbi’l-İnâye,

[3] el-Fetâvâ’l-Hindiye, 1/38.

Adetli kadın Kur’an’a dokunabilir mi?

Cünüp, âdetli ve lohusalının tam bir âyetin yazılı olduğu kâğıt, levha, para vb. bir şeye dokunması haramdır. Eğer âyet tam değilse yazılı olduğu nesneye bu haldeki kimselerin dokunmalarında bir kerahet yoktur. Ancak bir âyetten az da olsa dokunamaz, diyenler de vardır. Bunlara göre âyetin bir kısmının; mesela bir parada ya da bir tabloda olması hâlinde de durum aynıdır. Dokunmama tedbire en muvafık olanıdır.

Cünüp, âdetli ve lohusalı, abdest organları dışındaki bir organla Kur’ân’a dokunmaları hâlinde de en sağlam görüşe göre yine haram işlemiş olurlar.

Bu haldeki kimselerin, Tefsir, Hadis, Fıkıh ve Arapça gramer gibi dinî kitaplardaki âyetlerin yazılı olduğu kısımlara dokunmaları da haramdır. Ancak İmam-ı A’zam’a göre hem gramer kitaplarına hem de Hadis ve Fıkıh kitaplarına dokunmak, bu ilimleri öğrenmekte olanlar için haram değildir. Öyleyse mecbur olmadıkça bu kitaplara dokunmamak, dokunmak zorunda kalındığında da âyetlerin olduğu kısımlara temas etmeden kullanmak daha uygundur.

Yine bu kimselerin Kur’ân-ı Kerîm’e, ondan ayrı bir şeyle, mesela ona bitişik olmayan bir cilt, bir bez ya da elbisenin yeniyle dokunmaları, âlimlerin çoğunluğuna göre câizdir. Ancak elbisenin yeniyle dokunmayı tahrimen mekruh gören âlimlerimiz de vardır ki bu daha tedbirli bir davranıştır.[1] Öyleyse tedbire en uygun olanı tercih etmek gerekir.

Dokunma konusunda Kur’ân’ın yazılı kısmı ile yapraklarının boş bulunan beyaz kısmı ve Mushaf’a bitişik olan cildi eşittir. Bu hüküm sadece Kur’ân-ı Kerîm’e aittir. Tabloda, parada, duvarda, tefsir ve hadis kitaplarında ise dokunmanın haram olduğu yer sadece Kur’ân âyetinin yazılı olduğu yerdir, bunun dışındaki yerlere dokunmak haram değildir.

Âdetli ve lohusa olan bir kadının Kur’ân-ı Kerîm’i veya içinde Kur’ân âyetleri bulunan bir metni yazması caiz değildir. Okumadan yazacak olsa dahi hüküm böyledir. Ancak okumadan yazabileceğini söyleyenler de vardır çünkü kalem Kur’ân’dan ayrı bir alettir, nasıl Kur’ân-ı Kerîm, kendisinden ayrı bir şeyle tutulabiliyorsa, bu durumdaki kalemle de yazılabilir, demişlerdir ki bunun kıyasa daha uygun olduğu söylenmiştir. Yeter ki eliyle dokunmuş olmasın.

Küçük çocuklara, abdestleri olmasa bile, Kur’ân-ı Kerîm’i vermekte bir sakınca yoktur. Ancak haramı helâli anlayabilen, iyiyi kötüden ayırt edebilen 7-8 yaşındaki mümeyyiz çocuklara, Kur’ân-ı Kerîm’e ta’zimi, yani saygıyı öğretmek için abdest aldırmak güzel bir davranıştır.


[1] İbn Âbidîn, Hâşiyet-ü Reddi’l-Muhtâr, 1/294.

Adetli kadın Kur’an meali okuyabilir mi?

Kur’ân-ı Kerîm’de: لَا يَمَسُّهُۤ إِلَّا الْمُطَهَّرُونَ “Ona tertemiz (abdestli) olanlardan başkası dokunamaz.”[1]buyrulmaktadır. Bu âyet-i kerîmeye göre Kur’ân’a abdestsiz dokunmak câiz değildir. Burada Kur’ân denince, iki kapak arasında yazılı bulunan, Allah tarafından Cebrail (aleyhisselam) aracılığıyla Efendimiz’e (sallallahu aleyhi ve sellem) vahyedilmiş Arapça metin anlaşılır.

Kur’ân’ın lafızlarının, başka bir dildeki harflerle yazılmış hâlini okumanın da aynen Kur’ân okumak gibi caiz olmadığı bildirilmiştir. Mesela Türkçe harflerle Kur’ân lafızları aynen yazılsa, bu kitap da Mushaf hükmünde olduğundan gusülsüz olarak onu okumak veya abdestsiz olarak ona dokunmak caiz görülmemiştir. Ancak Kur’ân’ın manasını ele alan ve onu tefsir eden kitaplara dokunma ve onları okuma konusu bunun dışındadır zira bu kitaplar bir Mushaf değildir. Mushaf olmadığı için de âyet metinlerine dokunmadan kitaba temas edilebilir ve gözle okunabilir. Bununla beraber, âyetlerin diğer metinlerden daha fazla olması durumunda o tefsir kitabına dokunmayı mekruh görenler de olmuştur.

Kur’ân’ın Arapça metnini almadan sadece meal olarak basılan kitaplarda ise yukarıda sakıncalar söz konusu değildir. Evet, meallerde Arapça Kur’ân metni olmadığı gibi Kur’ân lafızlarının Türkçe harflerle yazılmış hâli de yoktur. Dolayısıyla sadece meal yazan kitapları alıp okumada, hayız ve lohusalık dönemindeki kadınlar için bir mahzur söz konusu değildir.[2]

Ancak meal konusundaki genel bir düşüncemizi burada aktarmadan geçmek istemiyoruz: Arapça bilmeyen insanların meal okuması tavsiye edilmemektedir zira mealler, Kur’ân’ın manasını tam yansıtmamaktadır. Hele bir de Arapça dil kurallarına, İslâm ilimlerine, usûl kaidelerine vâkıf olmadan yazılmışlarsa Kur’ân’ı anlama bir tarafa Kur’ân hakkında şüphe uyarmaya bile sebep olabilirler. Hatta bu gibi mealleri okuyarak dinden uzaklaşanlar bile olmuştur. Bu yüzden meal yerine tefsir okunması, meal okunacaksa bile en azından açıklamalı küçük bir tefsir sayılabilecek meallerin seçilmesi daha isabetli bir tercih olacaktır.


[1] Vâkıa Sûresi, 56/79.

[2] Bütün bu değerlendirmeler ve kaynakları için bkz: Mevsûatü’l-Fıkhiyyeti’l-Kuveytiyye, 38/9, 34/182, 17/127.

Kadınlar Ay Hâlinde İken Nelere Dikkat Etmeli?

Ay hâlindeki kadınların nefesleri bazan keskin şekilde kokar, terleri acı bir hava neşreder. Hattâ bu halde iken öyle şiddetli te’sir meydana gelebilir ki, kadının dokunduğu saksıdaki çiçekler bile kurur, el sürdüğü mayanın üremesi durur, sirke ve konserveler bozulur, sıhhatli durumlarını kaybedebilirler.

Bunu bilen anlayışlı hanımlar kendilerini mümkün olduğu kadar bu gibi şeylerden uzak tutarlar, beden temizliğine son derece dikkat ederek etrafı rahatsız edici hâllerini önlemeye çalışırlar. Bu halde iken kadının yatağını ayırmak, onu bir köşeye itip, âdeta aşağılık duygusuna atmak yerinde bir hareket olmaz. Yahudiler ay hâlindeki kadınların yataklarını ayırıp onları bir nev’i tecrid ederlerdi. İslâmiyet onların bu hâllerini zemmetmiş, bu hâlin kadının sıhhî bakımdan rahata kavuşmasına sebeb olduğu için hakkında hayırlı olduğu, meydana gelen rahatsız edici durumdan dolayı onun sorumlu tutulamayacağını beyân etmiştir.

Ahmet Şahin

Menopoza Giren Kadınlar da Hamileler Gibi İlgi Bekler mi?

Kadınların yaşam süreleri her geçen gün biraz daha uzuyor ve daha uzun süren bir hayatla birlikte ‘sağlıklı yaşlanma’ kavramı ortaya çıkıyor. Yani, günden güne eriyen hatta kırılan kemiklerle sızlanarak sürüp giden bir yaşlılık herkesi ürkütüyor. Türkiye’de menopoz ve osteoporoz hakkında kadınları bilinçlendirmeye yönelik gerek şahsen gerek kurucusu ve başkanı olduğu Türkiye Menopoz ve Osteoporoz Derneği aracılığıyla birçok etkinlik düzenleyen Prof. Dr. Erdoğan Ertüngealp, Lily İlaç’ın düzenlediği bir bilgilendirme toplantısında kadınlara sağlıklı yaşlanmanın ipuçlarını verdi.

Dünya Sağlık Örgütü’nün yaptığı bir araştırmaya göre, 2030 yılında 1 milyar 250 bin kadın 30 yaşın üstünde olacak. Bu da demek oluyor ki; Cahit Sıtkı’nın ünlü şiirindeki ‘Yaş otuz beş, yolun yarısıdır artık’ mısraı ‘Yaş elli…’ diye başlayacak. “Teknolojinin tüm çabası yaşam kalitesini artırmak. Menopozla birlikte kadınların yüzde 75’inde görülen ateş basması, sinirlilik, uykusuzluk, gerginlik, unutkanlık, ağlama nöbetleri 70’li yıllarda yaygınlaşmaya başlayan östrojen desteğiyle artık tedavi ediliyor.”diyen Prof. Dr. Ertüngealp, östrojen tedavisinin gizli risklerini önleyecek alternatif yöntemlere de sahip olduklarını söylüyor.

Yaşam Kalitenizi Artırın

Kadınların yaşam kalitelerini artırmak için sadece medikal yöntemleri değil nonmedikal (medikal olmayan) yöntemleri de kullanmaları gerektiğine inanan Prof. Dr. Ertüngealp şöyle diyor: “Anneannem 60 yaşına geldiğinde pencerenin önüne oturup örgü örüyordu; çünkü artık yaşlandığına ve işe yaramayacağına inanmıştı. Oysa şimdi bu yaştaki kadınlar başbakan ya da genel müdür olarak çalışabiliyorlar. Kadınların vücutlarında 35 yaşına kadar yapım fazla, yıkım az oluyor. 35 yaşına kadar kemik yapımı ne kadar üst düzeye getirilirse menopoz dönemindeki kırıklar o kadar az olacaktır.”Kadınlardan hem kendileri hem de çocukları için sağlıklı beslenmeyi alışkanlık haline getirmelerini isteyen Ertüngealp, çocukluk çağında kemik oluşumunun doruk noktasına çıkarılması gerektiğini söylüyor. Her gün düzenli olarak tükettiğiniz besinler arasında; süt, yoğurt, taze sebze ve meyve önemli bir yer tutuyorsa ve un, tuz, şeker üçlüsünden kaçıyorsanız endişelenmenize gerek yok. Ülkemizin doğal kaynaklar açısından çok zengin olduğunu; ancak bizim çok fazla yararlanamadığımızı söyleyen Prof. Dr. Ertüngealp, yazın haftada 3 gün, yirmişer dakika ön kolların ve diz altının güneşlendirilmesini tavsiye ediyor. Sigara içen kadın sayısının erkek sayısından daha fazla olduğunu söyleyen Ertüngealp, kadınların ‘Nasıl olsa ev işi yapıyorum, akşama kadar hareket ediyorum.’ diyerek egzersiz ve yürüyüşten kaçmasını da çok yanlış buluyor.

40 yaşın üstündeki her kadının kalsiyum desteği alması ve her sene mamografi çektirmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Ertüngealp, menopoz tedavisine ise ortalama 47 yaşında başlanabileceğini ifade ediyor. Menopoz gören kadınların yüzde 10’unda ağır depresyona rastlandığını belirten Prof. Dr. Ertüngealp şöyle diyor: “Menopoza bir aile hastalığı olarak yaklaşılması gerekiyor. Kadın hem eşinden hem de çocuklarından diğer zamanlara göre daha fazla yardım, ilgi ve şefkat görmek ister. Eşi hamileyken onu el üstünde tutan erkek, menopoza giren kadının, bir zamanlar kendisine çocuk doğuran kadın olduğunu unutmamalı.”

Ülkü Özel Akagündüz

Hayızlı olan bir bayan Kur’an-ı Kerim mealini okuyabilir mi?

Kur’an-ı Kerim’de, “Ona tertemiz (abdestli) olanlardan başkası dokunamaz.” (Vâkıa Suresi, 56/79) buyrulmaktadır. Bu ayeti kerimeye göre Kur’an’a abdestsiz dokunmak caiz değildir. Burada Kur’an denince anlaşılan iki meal arasında yazılı Allah tarafından Cebrail Aleyhisselam aracılığıyla Efendimize vahyedilmiş Arapça metin anlaşılır. Yani Kur’an’ın meali Kur’an demek değildir. Bunun için Kur’an mealini okumak için abdestli olmak güzel bir davranış olsa da şart değildir.

Kadınların özel hallerinde saç kestirmesi dinen caiz midir?

Kadınların özel hallerinde saç kestirmeleri haram değildir. Ancak insan bedeninden ayrılan parçaların temizlik halinde ayrılmasının üzerinde duran fukaha bunu mekruh görmüşler ve tavsiye etmemişlerdir. Yani mümkünse saçınızı temiz olduğunuz günlerde kestirirsiniz. Ama kestiren bayanın da yapacağı bir şey yoktur. Çünkü söylediğimiz gibi bu bir yasak ve haram değildir. Sadece meselenin takva kısmına dikkat etmek ve mekruha girmemeye çalışmak gerekir.

Adet Günü Sabit Değilse Ne Yapılmalıdır?

Açıklama: Bazen ay halinin bitip bitmediği tam belli olmuyor. Bitti sanılıyor. Bir gün sonra kanama devam ediyor. Bu durumda kadın cinsel ilişkiye girme ve ibadetlerini ifa etme hususunda nasıl davranmalıdır?

Bazı kadınların adet günleri, sayılan belli günlerdir. Mesela her ay beş veya altı ya da yedi gün adet görür. Böyle bir kadına “mu’tade” denir. Bir kadının kararlaşmış adet gününün değişmesi için en az üst üste iki ay aynı şekilde görmesi gerekir.

Bazı kadınların ise adet günleri farklı olur. Mesela bir kadın bir ay dört gün diğer ay beş gün adet görebilir. Bu durumda kadının yapması gereken şey ihtiyatlı hareket etmektir. Böyle bir kadın, beşinci gün oldu mu yıkanır, namazlarını kılar ve eğer ramazansa orucunu tutar; çünkü bu altıncı gündeki kanın illet (istihaze) kanı olması muhtemeldir. Fakat bu beşinci gün çıkmadıkça, cinsî münasebette bulunamaz, boşanmışsa iddeti dolmuş sayılmaz. Çünkü bu altıncı günün kanı, hayız kanı olmak ihtimali vardır.

Adet Halinde İhtilam Olan Bayan Ne Yapmalıdır?

Böyle bir durumda kadının gusül abdesti almasına gerek yoktur. Çünkü gusül abdesti, cünüp olan kişinin veya adet ya da nifas günlerinde bulunan bir bayanın, bu durumdayken kendisine helal olmayan bir takım ibadetleri helal kılar. Yani, gusül abdestinden sonra namaz kılabilir, Kur’an okuyabilir vs. Fakat adet günlerinde bulunan bir bayanın, bu günleri sona ermeden bu tür ibadetleri yapabilmesi mümkün değildir.

Ancak meseleyi temizlik yönünden ele alırsak, tabii ki, böyle bir bayanın temizliğine dikkat etmesi adına yıkanması uygun olur, diğer bir ifadeyle bu durumdaki bir bayanın gusül abdesti alması müstehabtır.

Kadınlar özel günlerinde kısa sureleri ezberleyebilirler mi?

Cünüp olanlara ve özel hallerindeki kadınlara haram olan hususlar içinde, namaz kılmanın yanında Kur’an’ın tutulması, okunması, ezberlenmesi de vardır.

Yalnız hamd ve dua ile ilgili ayetleri, dua ve zikir niyeti ile okumak caizdir. Cünüb veya adet halinde olan bir kadının dua niyeti ile Fatiha Suresini okuması caizdir. Yine bu durumda olan kimsenin, şehadet kelimesini söylemesi, tesbih ve tekbir getirmesi çocuklara Kur’an ayetlerini kelime kelime öğretmesi de caizdir.

Kur’an-ı Kerim’e, bir veya yarım ayet olsa bile, el sürmek ve Mushaf-ı Şerif’i tutmak haramdır. Ancak Kur’an’a yapıştırılmamış olan bir kılıf, bir mahfaza ve sandık içinde onu taşımak ve onu dış taraftan tutmak caizdir.

Kadınlar özel günlerinde Kur’an’a dokunup okuyabilirler mi?

Kadınların özel günlerinde, Kur’an’a dokunmaları caiz olmadığı gibi, Onu yüzünden veya ezberden okumaları da caiz değildir. Bu konudaki deliller ise; “O’na tam olarak temizlenmiş olanlardan başkası el süremez.” (Vakıa Suresi, 56/79) ayeti ile şu hadisi şeriftir: “Cünüp olan ve hayızlı kadın Kur’an’ı okuyamaz.” (İbn-i Mace, Tahare 105)

Ayrıca, kadınlar özel günlerinde ayet yazılı kitaplara, tablolara ve paralara el dokunduramazlar. Ancak kadınlar bu günlerinde, dua ayetlerini Kur’an’a dokunmadan dua niyetiyle okuyabilirler.

Adet Halindeki Kadınların Dikkat Etmesi Gereken Hususlar Nelerdir?

Âdet hâlindeki kadının, huzuru, sağlığı ve maneviyatı açısından dikkat etmesi gereken hususlardan bazılarını burada hatırlatmakta fayda mülahaza ediyoruz. Kadınların özel günleri için Kur’ân, “O sıkıntıdır.” beyanında bulunur.[1] Yani o günlerde kadınlar sıkıntılı ve gergin olurlar. Hassasiyetleri artar. Beden ve ruh açısından bir kısım rahatsızlıklar yaşayabilirler. Öyleyse bu günlerde daha bir dikkatli olmak gerekir. Hem iş ortamında hem de aile içinde nizaya, geçimsizliğe sebebiyet verecek tavırlara girmemeye çalışılmalıdır. Ağır işler yapılmamalı, strese girmemeli, elden geldiğince istirahat edilmeli, dua, istiğfar, kitap okuma gibi maneviyatı arttıracak amellerle meşgul olunmalı, daha sabırlı ve anlayışlı olmaya çalışılmalı, böylece mümkün olduğunca sakin bir hayat geçirilmelidir. Eşler de hanımlarına bugünlerde daha merhametli ve anlayışlı davranmalıdırlar. Ev işlerinde hanımlarına yardım etmeli, çocuklarla ilgilenmeli ve o dönemi beraberce kolayca atlatmaya gayret etmelidirler. Evli olmayan bayanların etrafındaki kimseler de onlara karşı aynı şekilde anlayışlı davranmalı ve yardımcı olmalıdırlar.


[1] Bakara Sûresi, 2/222.

Kadın hayızlı halinde Kur’an öğretimini ve öğrenimini nasıl sürdürebilir?

Peygamberimiz’in (sas), “Ümmetimin ihtilafında (farklı görüşünde) rahmet vardır.” buyurduğunu biliyoruz. Bu hadisi yorumlayan âlimler, “Bir mezhebin görüşünde zorluk bulunursa diğer hak mezhebin kolaylık sağlayan farklı görüşüyle (mecbur kalınan durumlarda) amel edilmesinde rahmet olur.” demişlerdir. Mecbur kalınan zaruri hallerde uygulanacak bir çaredir bu. Nitekim hayatın mecbur kalınan diğer safhalarında bu tercihler yapılmakta, mesela hacca mahremsiz gidemeyen Hanefi hanımlar, Şafii mezhebinin görüşüyle hareket ederken, tavafta abdestini korumak isteyen Şafiiler de Hanefi mezhebinin görüşüyle amel ederek çıkış yolu bulmaktalar.

İmam-ı Şafii Hazretleri’nin Bağdat’ta Hanefi görüşüne göre kıldırdığı bir sabah namazında Kunut duasını okumaması üzerine yaptığı açıklamada, “Ben Bağdat’ta Hz. İmam’ın misafiri durumundayım. Ona hürmetimi ifade etmek için onun mezhebiyle amel ettim.” diyerek gerektiğinde başka hak mezhebin görüşüyle amel edilebileceğine işarette bulunmuştur.

Bu konu için Diyanetin 11 kişilik ilim heyetine hazırlattığı İman ve Toplum İlmihali’ne bakılabilir. Orada şöyle geçer: Malikiler ve İbn-i Hazm dâhil bir grup İslam âlimi, “özel hal” irade dışında olduğundan dolayı, hayız hali başlayan kadının lehine bir ayırım yapmayı gerekli görmüş, özellikle Malikiler kadınların Kur’an öğretimi ve öğrenimi için böyle bir ruhsata ihtiyacı bulunduğu noktasından hareket etmişlerdir!..?

Demek ki, yaz devresinde Kur’an kurslarında öğretme ve öğrenme fırsatı bir zarurettir. Bu zarurete dayanarak Maliki mezhebinin kolaylık sağlayan görüşüyle amel edilebilir. Bu şekilde okuma ve okutmaya ara verilmemiş olur.

Elbette bu çareyi zayıf bulanlar kendi mezheplerinin görüşleriyle amel etmeye devam edebilirler. Onlara da bir şey denmez. Ahmet Şahin

Bayanlardan gelen beyaz akıntının hükmü nedir?

Fıkıh kaynaklarımızda, ön ve arkadan çıkan her şey abdesti bozar denilmektedir. Ancak bunun bazı istisnaları olduğu anlaşılmaktadır. Beyaz akıntı da bunlardan biridir. Kadının ön tarafında görülen ıslaklığa, kaynaklarımızda “rutûbetü’l-ferc” deniliyor ve o, ter ile mezi arası bir “beyaz akıntı” olarak tarif ediliyor.

Ulema, kadının fercinin derinliklerinden (Mesela rahimden) gelen akıntının necis olduğu konusunda ittifak hâlindedir. Fercin dışında beliren ve derinlerden gelmeyen ıslaklık ise çoğunluk âlimlere göre temizdir. Sürekli hakkında soru sorulan akıntı da bu akıntıdır. “Fercin dışı” ifadesinden maksat, gusül ve istincada (tuvalet temizliğinde) yıkanması gereken yerdir. İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre ise beyaz akıntı tamamen necistir çünkü necaset mahallinden çıkmaktadır fakat çoğunluğun görüşü temiz olduğu yönündedir.

Âlimlerin çoğunluğuna göre kadınların fercinden gelen (derinlerden gelmemesi şartıyla) beyaz akıntı temizdir. Vücuttan çıkan temiz şeyler abdesti bozmadığına göre bu akıntı da abdesti bozmaz. Bu aynen vücuttan çıkan ter, sümük, gözyaşı, tükürük gibi diğer temiz sıvılar cinsinden değerlendirilmektedir.[1]Fakat bu beyaz akıntının, derinlerden (yani şehvetle) gelip gelmediğini iyi bilmek, ayrıca iltihap ihtiva edip etmediğine dikkat etmek gerekir. Eğer şehevî olarak geliyor ya da iltihap ihtiva ediyorsa necistir ve abdesti bozar. Bunu bazen kokusundan ve renginden anlamak mümkün olur. Anlaşılmadığında ve şüpheye düşüldüğünde -zaruret olduğu için- doktora sormakta veya görünmekte fayda vardır. Akıntı hakkında bir hükme varamayan ve bu durum kendisi için vesvese oluşturacak olan kadınlar, vesvese kurbanı olmamak ve bu meseleyi içinden çıkılmaz hâle getirmemek için akıntının temiz olduğuna hükmedip normal şekilde davranabilirler çünkü dinimiz kolaylık dinidir. Vesvese ise insanın baş düşmanı olan şeytanın en büyük silahlarından biridir. Akıntının necis olabileceğini düşünen kadınlar, her vakit abdest alma imkânları var ise -vesveseye düşmemek şartıyla- İmam Muhammed ve İmam Ebû Yûsuf gibi iki büyük imamın görüşlerine binaen bu hassasiyetlerini korumaya çalışmalıdırlar. İhtiyata muvafık olan da budur.


[1] Bu husustaki bütün bu kaynakların değerlendirmesi için bkz: Mevsuatü’l-Fıkhiyyeti’l-Küveytiyye, md: “kassatün” “rutûbet-ü ferci’l-mer’eti”.

Kadınların özel günlerinde Cevşen ve Kulub-u Dâria okunabilir mi?

Cevşen, Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) vahiy veya ilham yoluyla gelen ve içinde Kur’ân’dan pek çok pasajın bulunduğu ihlâs ve samimiyet yüklü büyük bir dua ve zikirdir. Kadınlar, âdet günlerinde Cevşen okuyabilirler. İhlâs Sûresi’nin iki cümlesi gibi başına “yâ” getirilerek okunan âyetler olsa da bu âyetler artık dualaşmış ve orada tamamen dua ya da zikir maksadıyla okunur hale gelmiştir. Bu açıdan da mahzur yoktur. Yalnız, Cevşen kitapçıklarının içinde bazen Yâsin-i Şerif de olabiliyor. Eğer Yasin suresi varsa, Cevşen okurken o kısmına dokunmamak gerekir.  Ya da en emniyetlisi, içinde Yâsin-i Şerif ve diğer sureler olmayan bir Cevşen bulundurup ondan okumaktır. Büyük Cevşen diye bilinen ve içinde Yâsin-i Şerif, Fetih, Mülk vs. sûreleri bulunan duâ kitabı da bu açıklanan hususlar çerçevesinde değerlendirilebilir. Dua ve zikir maksadıyla Büyük Cevşen içindeki bütün dualar okunabilir.

Kulûb’u-dâria’ya gelince, o da Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) dualarından başlamak suretiyle, dört halifenin, bazı sahabilerin ve pek çok Allah dostunun münacat ve yakarışlarının yer aldığı mübarek ve manevî bir kaynaktır. Kulûb’u-dâria, “yakarışa geçmiş kalbler” demektir. Yapılan dualarda âyetler çokça zikredilmiştir. Bu âyetlerin büyük bir kısmı dua içermemektedir. Fakat pek çok büyük zatın âdeti olduğu üzere belki bu âyetler, tefekkür, sena, zikir ve medih maksadıyla okunmuş ve hem duaya zemin hazırlamış hem de duanın kabulüne vesile edilmiştir. Bu sebeple kadınlar normal zamanlarda düzenli olarak Kulûb’u-dâria okuyabildikleri gibi, özel günlerinde de okuyabilirler fakat âyetleri okurken Kur’ân tilâvet etme niyetiyle değil, duâ ve zikir maksadıyla okumaları gerekir. Kulûb’u-dâria’nın dışına dokunmakta ise bir mahzur yoktur. Çünkü o bir Mushaf değildir.

Kadınların pamuk kullanmalarının hükmü nedir?

Bakire bir kızın hayız günlerinde evli kadınların da bütün zamanlarında pamuk kullanmaları müstehaptır. Evli kadınların hayız günlerinde pamuk kullanmalarına sünnet diyenler de vardır. Ancak pamuk fercin içine iyice sokulmaz çünkü vücuda zarar verme ihtimali olduğundan mekruhtur. Dışından hafif şekilde içeri tutturulur. Bakire olsun evli olsun, kadınların pamuk kullanmadan namaz kılmaları câizdir.

Özür kanı olan kadınların pamuk kullanmaları durumunda bu kan pamuğun dışına çıksa da problem teşkil etmez. Abdest bozulmuş sayılmaz çünkü o, özürlü kapsamında hareket etmektedir. Özürlü olmadığı hâlde zaman zaman necis akıntısı olan kadınlar pamuk kullanıyorlarsa, o necaset pamuğun dışına çıkmadıkça abdest bozulmaz. Pamuğun dışına çıkmışsa abdest bozulur. Ancak pamuk kullanırken sade pamuk yerine gazlı bezli pamuk tavsiye edilir zira sade pamuğun içeriye kaçıp kist oluşturma gibi riskleri vardır. Sağlığa zararlı oluyorsa dinen de sakıncalıdır.

Hangi renk kanlar adetten sayılır?

Âdet kanının altı çeşit rengi vardır: Kırmızı, siyah, kahverengi (toprak rengi), yeşil, sarı ve bulanık renk. Âdet günleri içerisinde bu renklerden hangisi gelirse gelsin, âdet kanı kabul edilir. Yani beyaz akıntının dışındaki bütün bu renkler âdet kanıdır. Kanın baştaki rengi esas alınır. Yani, baştaki kırmızı ya da kahverengi kanın kuruyarak daha sonra beyazlaşması, onun âdet kanı olmadığını göstermez. Başta hangi renkteyse o rengin hükmünü alır. Başta beyaz renkte olan akıntı, sonradan kuruyarak kirli renge dönüşse, bu akıntı âdet sayılmaz. Esas olan baştaki beyaz akıntıdır.

Adet suresinin alt ve üst sınırları nelerdir?

Âdet hâlinin en az süresi 3 tam gün (72 saat), en fazla süresi 10 tam gündür (240 saat). (Şâfiîlerde ise en azı 1 tam gün, en fazlası 15 tam gündür.) Temizlik hâlinin ise en az süresi 15 tam gündür (360 saat), en fazla süresi konusunda sınır yoktur. (Şâfiîlerde de böyledir.) Bir kadın aylarca hatta yıllarca temiz kalabilir.

3 günden az gelen kan ile 10 gün geçtiği hâlde devam eden kan, âdet kanı değil özür kanıdır. 15 günlük temizlik süresi dolmadan gelen kan da özür kanıdır. Bunlara istihâza kanı denir.

Temizlik müddeti (15 tam gün) dolduktan sonra gelen kan 3 gün sürmüşse, sonra 2 gün kesilmiş ardından 4 gün daha gelmişse bu dokuz günün hepsi âdet günlerinden sayılır. İlk 3 günden sonra kan kesildiğinde ihtiyaten gusül alınır ve namaza başlanır çünkü bu günlerin temizlik günleri olması ihtimali vardır.

Temizlik müddeti dolduktan sonra gelen kan, sadece 2 gün akıp kesilmişse sonra da en az 8 gün gelmemişse bu kan, âdetin en fazla müddeti olan 10 gün dolduğu için âdet değil özür kanıdır. Kan 2 gün sonra kesildiğinde kadın, namaz abdesti alır ve ibadetine başlar. Burada gusül gerekmez çünkü eğer bu kan özür kanıysa özür kanı için gusül gerekmemektedir. Eğer bu kan âdet kanıysa henüz âdet bitmiş sayılmadığı için (bu sonradan ortaya çıkar) yine gusle gerek yoktur. Bu kanın özür kanı olduğu sonradan anlaşıldığında, bu iki günlük dönemde tabiî olarak namazı bırakan kadın, bıraktığı namazlarını kaza eder. Eğer 10 gün dolmadan kan tekrar gelmeye başlamışsa, bu âdettir. Bu durumda bir şey gerekmez. Yani bu sürede geçen namazlarını kaza etmez.

Âdet düzensizliğinin sebepleri nelerdir?

Hastalıklar, iklim, yolculuk, çevre değişikliği, stres, aşırı korku ve heyecan, yorgunluk, ani kilo kaybı ve kilo alma, hamile kalma stresi veya heyecanı ve kullanılan ilaçlar âdet düzensizliğine sebep olabilir. Düzensizliğin sebebi ne olursa olsun âdet, kendi şartları çerçevesinde başlamışsa artık âdetli olarak davranmak gerekir.

 

Âdet günü sabit değilse ne yapılmalıdır?

Bazı kadınların âdet günleri, düzenlidir. Mesela her ay beş veya her ay altı ya da her ay yedi gün âdet görür. Böyle düzenli âdet gören bir kadına “mu’tade” denir. Bir kadının âdetinin düzenli hâle gelmesi veya düzenli devam eden gün sayısının ister azalarak ister çoğalarak farklı gün sayısına yerleşmesi için en az iki ay peşpeşe aynı şekilde âdet görmesi gerekir.

Bazı kadınların ise âdet günleri farklı olur. Mesela bir kadın bir ay 4 gün diğer ay 5 gün âdet görebilir. Bu durumdaki bir kadın ihtiyatlı hareket etmelidir. Böyle bir kadın, 5. gün oldu mu yıkanır, namazlarını kılar ve eğer Ramazan ise orucunu tutar; çünkü bu 5. gündeki kanın hastalık (istihâza, özür) kanı olması muhtemeldir fakat bu 5. gün çıkmadıkça, münasebete giremez, boşanmışsa iddeti dolmuş sayılmaz çünkü bu 5. günün kanının, âdet kanı olma ihtimali de vardır.

Evet, âdet günleri hakkında iki kavram çok önemlidir. Birincisi değişme, ikincisi yerleşme (düzenli hâle gelme). Âdet günlerinin değişmesi, ilk değişiklikle; yerleşmesi ise peşpeşe ikinci defa tekrarlamasıyla gerçekleşir. Genel bir ölçü olarak hemen belirtmek gerekir ki âdet gününün değişmesi durumunda tedbirli olmak ve en tedbirli hâl ne ise ona göre hareket etmek gerekir. Hayız olup olmadığı konusunda şüpheye düşen bir kadın, ihtiyatlı hareket etmeli, bu gibi durumlarda özürlü gibi hareket edip her namaz için ayrı abdest almalıdır.[1]

Kanamanın geç kesilmesine örnek:

Mesela her ay 5 gün âdet gören bir kadının bir ay 6 gün görmeye başlamasıyla âdet gün sayısı değişmiş olur. Ama o yine 5 güne göre davranır. Eğer takip eden ayda da 6 gün görürse artık bu kadının âdet gün sayısı 6 güne yerleşmiş olur. Böyle birisi, ilk değişmede 5. günün bitiminde gusül alır. Namazlarını kılar, oruçlarını tutar vs çünkü âdetin bitme ihtimali vardır. Eğer âdet 5. gün bitmişse bu ameller o kadına farz olur fakat bu 6. günde münasebete giremez, iddet sayıyorsa iddeti bitmez çünkü âdetin devam etme ihtimali vardır. Eğer âdet devam ediyorsa, yasaklanmış bir günde münasebete girmiş olur ki bu da günahtır. Takip eden ay da bu şekilde davranır ve o ayda da âdet gün sayısı altıyı bulursa artık âdeti 6 güne yerleşmiş olur. Bundan sonraki aylarda artık 6 gün üzerinden hesap yaparak âdetini takip eder.

Kanamanın erken kesilmesine örnek:

Eğer her ay 6 gün âdet görüyorken bir ay 4 gün görmüşse, kan kesilince gusül alır ve namazına başlar çünkü bu günlerin temizlik günleri olma ihtimali vardır fakat münasebete girmez çünkü bu son iki günün âdet olma ihtimali vardır. İhtimalli durumlarda tedbirli davranmak gerekir. Eğer takib eden ayda da 4 gün sonra kanama kesilmişse, aynı şekilde gusül alır, namazlarını kılar, oruçlarını tutar fakat münasebette bulunmaz. Böylece peşpeşe iki ay, 4 gün süren âdet günü sayısı artık 6’dan 4’e inmiş demektir.

Her ay farklı farklı âdet gören kadın, bir önceki aya göre hareket eder ve eğer önceki aya göre kanama erken kesilmişse, yukarıda bahsettiğimiz erken kesilme misaline göre hareket eder. Eğer önceki aya göre geç kesilmişse, yukarıda bahsedilen geç kesilme örneğine göre davranır. Kanaması hep düzensiz oluyor ve bu düzensizlik 10 günü geçiyorsa, 10 gün âdettir, fazlası özür kanıdır. On gün dolunca gusül alınır, namazlar kılınır, münasebete girilebilir.

Eğer düzenli olarak her ay 8 gün âdet gören bir kadın, mesela Ocak ve Şubat aylarında 8 gün âdet görse, Mart’ta 10 güne tamamlansa âdet gün sayısı 10’a çıkmış olur. Eğer bu kanama toplamda 10 günü geçerse, mesela 12 olursa ilk sekiz gün âdettendir, sonraki dört gün özür sayılır çünkü âdet günü 8’de sabitti, yerleşmişti. Eğer takip eden ayda da 12 gün sürerse, bu sefer ilk on gün âdet, son iki gün özür kanı olur çünkü âdet günü sayısı en fazla 10 gün olduğu için böyle bir kadının âdeti 10 günde yerleşmiş olur. Bu durumlarda yukarıda verdiğimiz misal üzerinden hareket edilebilir.

Şöyle genel bir kaideden de bahsedebiliriz: Âdet günlerinin değişiminde; namaz, oruç ve ric’î talaktan dönme söz konusu olduğunda, sürenin en azına; cinsî münasebet ve iddetin dolması söz konusu olduğunda ise sürenin en uzununa göre davranmak gerekir. Böylesi ihtiyata daha muvafıktır.[2]

Eğer temizlik müddetinin en son sınırı olan 15 gün bitmeden önce kanama başlarsa, 15 günün dolması beklenir çünkü bu kanama özür kanıdır. Her namaz vakti abdest alınır. Cinsî münasebette bulunulabilir. 15 gün tamamlandıktan sonra devam eden kanamalar âdet sayılır.


[1] İbn Âbidîn, Hâşiyet-ü Reddi’l-Muhtâr, 1/287.

[2] Kâsânî, Bedâiu-s-Sanâi, 1/160.

Âdet kanı erken kesilirse, namaz ve cinsî münasebet açısından ne yapılmalıdır?

Âdet müddetinin en azı üç gündür. Başladıktan iki gün sonra kan kesildiğinde ihtiyaten namaz abdesti alınır ve her namaz, vaktin sonunda kılınır. Vakit girer girmez kılınmaz, çünkü âdetin devam etme ihtimali vardır. Cinsî münasebette de bulunulmaz.

Normal âdet müddeti bitmeden kan kesilince de durum aynıdır. Mesela âdeti 7 günken beşinci günde kesilmişse, ihtiyaten gusül alınır, her namaz, vaktin sonunda kılınır ve münasebete de girilmez çünkü âdetin devam etme ihtimali söz konusudur. Namaz, vaktin sonunda kılınır derken bu konuda ikindi namazının mekruh vakti müstesnadır. Yani ikindi namazı mekruh vakte bırakılmadan kılınır.[1]

Burada özet bir bilgi olarak şunu verebiliriz: Üç gün geçmeden kesilen kanda, ihtiyaten namaz abdesti alınır. Üç günden sonraki erken kesilen kanda ise ihtiyaten gusül alınır.

Âdet kanı tam vaktinde kesilirse, mesela âdeti 7 gün olan bir kadın 7. günün sonunda kan kesildiğinde; namaz vaktinin sonunda tekbir alacak kadar dahi olsa o vakte yetişmişse, o namaz onun üzerine borç olur ve kazası gerekir. Böyle bir kadın yıkanmadıkça veya su bulamadığı takdirde teyemmüm etmedikçe ya da namazı eda etmemiş olduğu hâlde içinde bulunduğu namaz vakti geçmedikçe onun münasebete girmesi câiz değildir. Mesela öğle vakti âdeti biten bir kadın, gusül abdesti almadıkça veya öğle namazını eda etmemiş olduğu hâlde ikindi namazı girmedikçe münasebette bulunamaz.[2]

Âdet kanı tam vaktinde kesilen kadın, gayrimüslimse, gusül abdesti almasa bile cinsî münasebet hemen câiz hâle gelir çünkü gayrimüslim kadın, İslâm’ın hükümlerine muhatap değildir.[3]

Âdeti tam 10 günde kesilen kadın, gusül almadan münasebette bulunabilir. Gusül alırsa bu gusül vakti de temizlikten sayılır. Bu yüzden, eğer âdeti kesildiğinde, namaz tekbiri alacak kadar bir namaz vaktine yetişmişse, o namaz onun üzerine borç olur. Dolayısıyla daha sonra kazasını yapar.


[1] İbn Hümâm, Fethu’l-kadîr, 1/171.

[2] İbn Hümâm, Fethu’l-kadîr, 1/170.

[3] İbn Âbidîn, Hâşiyet-ü Reddi’l-Muhtâr, 1/294.

Hayız müddeti içerisinde araya temizlik girerse ne yapmalı?

Bu soruyu şu şekilde de düşünebiliriz: İki kan arasına giren temizlik hâlinde ne yapılmalıdır?

İmam Ebû Yûsuf hazretlerinin kavli üzere hareket edilmelidir. Şöyle ki hayız müddeti başladıktan sonraki temizlik günleri, toplamda 10 günü geçmemek kaydıyla hayza ara verdirmez, hayzı kesmez. Mesela üç gün kan görüp üç gün temizlik yaşayan sonra da 4 gün kan gören kadın için bu 10 günün hepsi hayızdır. Evet, temizlik günleri hayız günlerini kesmeyeceğinden iki kan arasına giren temizlik günleri de (âdet günleri+temizlik günleri= 10 günü geçmemek kaydıyla) âdet günlerinden sayılır.

Fakat toplamda 10’u geçiyorsa şöyle hesaplanır: Mesela 5 gün kan, 4 gün temizlik, 3 gün tekrar kan gördü ise 5+4+3=12 olur. Bu 12 günün 5’i âdet, geri kalanı temizliktir. Dolayısıyla en son görülen üç günlük kan, âdet değil özür kanı sayılır.

Nitekim hem soran için hem de sorulan için daha kolay olduğundan ve dinde de kolaylık esas bulunduğundan bu görüş kabul edilmiş ve fetvalar buna göre verilmiştir.[1]


[1] İbn Âbidîn, Haşiyet-ü Reddi’l-Muhtâr, 1/290.

Âdetten kesilme (iyâs, menopoz) yaşı kaçtır?

Âdetten kesilmeye Arapça’da “iyâs” denir. Tıp dilinde ise Yunanca’dan gelen “menopoz” kelimesi kullanılmaktadır. İyâs yaşı hakkında 45, 50, 55, 60 gibi sınırlar tespit edilmiştir. Hanefîlere göre 55, Şâfiîlere göre ise 62’dir. Bununla beraber, hayızdan kesilme yaşı kadından kadına değişebilir. Elli beş yaşını geçtikten sonra gelen kan, siyah veya kırmızı ise hayızdır, başka bir renk ise hayız değildir. Ayrıca iyâstan sonra gelen kanın rengi iyâstan önceki kanın rengiyle aynıysa bunun hayız olduğunu söyleyenler de vardır ki bu husus da dikkate alınmalıdır.[1]

Fakat 55 yaşında kan kesilmiş ve artık hayızdan ümit kesilerek iyâsa hükmedilmişse, bundan sonra gelecek kan hayız müddetinin en azı olan üç gün sürse de hayız sayılmaz.[2] Bu kanın âdet sayıldığını söyleyen âlimlerimiz de vardır.[3] İhtimal bunu, iyasına hükmedilemeyen kadın için söylemişlerdir. İyâsına hükmedilemeyen kadından gelen ve 3 günden fazla süren kanın hayız kanı olduğu konusunda ittifak vardır. Âdetin tamamen kesilmesi ve iyâs döneminin başlaması hususunda kadınların kendi kanaatleri de önemlidir. Kan bağı olan kadın akrabaların iyâs zamanı birbirine yakın olabilir. Bu husus da dikkate alınmalıdır.

Bir kadın hayatında hiç hayız görmese, emsalleri hangi yaşta hayızdan kesiliyorsa o yaşta o da hükmen tamamen hayızdan kesilmiş kabul edilir.


[1] İbn Âbidîn, Haşiyet-ü Reddi’l-Muhtâr, 1/304.

[2] Mevsılî, el-İhtiyar, 2/214.

[3] İbn Âbidîn, Resâil-i İbn Âbidin, 1/74.

Adetli kadın namaz kılabilir mi?

Âdetlinin ve lohusanın namaz kılmaları ve secde yapmaları haramdır. Namaz ister farz, ister vacip, ister sünnet, ister nafile ve isterse geçmiş bir namazın kazası olsun. Secde de ister Kur’ân-ı Kerîm’deki secde âyetlerinin okunması ve dinlenmesiyle yapılacak olan tilâvet secdesi olsun, isterse şükür secdesi olsun. Dolayısıyla âdetlinin ve lohusanın, her nasılsa, okudukları ya da duydukları secde âyetinden ötürü tilavet secdesi yapmaları gerekmez çünkü kendilerinde bunun için gerekli olan ehliyet yoktur. Diğer bir ifadeyle, namaz kılmaları için gereken şartlar tilavet secdesi için de geçerlidir. O şartlar oluşmadıkça tilavet secdesi yapmaları gerekmez.

Âdet gören bir kadın için namazın farz olması ve namaz mükellefiyetinin düşmesi için her namaz vaktinin, bir başlangıç tekbiri sığacak kadarki son anına itibar edilir. İmam-ı A’zam’a göre başlangıç tekbiri (tahrîme) sadece “Allah” demekle de olabilir. Dolayısıyla son andan maksat, “Allah” diyebilecek kadar bir zamandır. Mesela âdeti kesilen bir kadın, bir kere Allah diyecek kadar, öğle vaktinin sonuna yetişmişse, o öğle namazı o kadına farz olmuştur. Kazasını yapması gerekir. Bunun tersi de söz konusudur. Yani herhangi bir namaz vaktinin çıkmasına “Allah” diyecek kadar bir süre kaldığında kadın kan görse o vaktin namazı kendisinden düşer. Bu namazın kazası da gerekmez. Tabii temizlik hâlindeki bir kadının namazını bu kadar geciktirmesi de doğru değildir.

Kadın âdetli günlerindeki namazlarından sorumlu olmadığı için son anında kan gördüğü vaktin namazı üzerinden düştüğü gibi başladığı farz namaz esnasında kan gelse o namaz da üzerinden düşer. Ancak başladığı ve o esnada kan gördüğü namaz nafile ise kan gelmekle bozulur ama sonradan kaza edilmesi gerekir çünkü nafileye başlamak onu bitirmeyi gerekli kılar.

Namaz; kadın ister ilk âdet gören, isterse düzgün âdetli olsun, kanın ilk görüldüğü andan itibaren terk edilir. On günü geçmedikçe, âdet günlerinin sayısını aşan kan ile de namaz terk edilir. Yine âdet zamanı gelmeden fakat en az on beş gün temiz kaldıktan sonra gelen kan ile de namazı bırakır. Sonra bunların âdet kanı olmadığı anlaşılırsa bıraktığı namazları kaza eder.

Kadının âdet günlerinde kılamadığı namazları sonradan kaza etmemesinin bir hikmeti de kolaylıktır zira o kadar namazı kaza etmek kadına zor gelecektir. Bu da Allah’ın kadınlara olan bir rahmet tecellisidir.

Hayızlı bir kadın cenaze yıkayabilir mi?

Bilindiği gibi kadın cenazeyi kadın, erkeğin cenazesini de erkek yıkar. Yıkayanın cünüp, hayızlı, nifaslı ve gayrimüslim olması mekruhtur fakat başka yıkayacak kimse yoksa bunların da yıkamalarında bir mahzur yoktur. Belediyeler tarafından mezarlıklarda görevlendirilen bayan yıkayıcılar (gassâle), başka bir çare bulamıyorlarsa, vazifeleri bu olduğu için zarurete girer ve özel günlerinde –mekruh olmakla beraber- cenaze yıkayabilirler.

Hayızlı iken vücuttan tüy koparmak, tırnak kesmek câiz midir?

Âyet ve hadislerde bu konuya dair herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Fıkıh kitaplarımızda da cünüp, âdetli ve lohusanın yapmaması gereken hususlar sayılırken bu türlü şeyler yer almamaktadır. Sadece bazı fetva kitaplarında cünübün tırnak ve saç kesmesinin mekruh olduğu söylenmektedir.[1] Bugün, hayzı cünüplüğe kıyas ederek hayız vaktinde tırnak kesmeyi de mekruh görenler olsa da ikisi arasında fark olduğu muhakkaktır zira ister erkek ister kadın olsun cünüplükten çıkma imkânına sahiptirler fakat kadınlar hayız kanı kesilmeden hayız hâlinden çıkma imkânına sahip değildirler.

Bazı âlimlerimiz tarafından bahsedilen bu kerahet ihtimal, tırnak, tüy, kıl gibi parçaların, vücuttan temiz değilken ayrılmasının hoş olmamasından kaynaklanmaktadır. İmam Gazali Hazretleri, meseleyi ahiretteki dirilişe dayandırarak hikmet boyutlu bir açıklama getirmekte ve özetle şöyle demektedir: “Öbür dünyadaki dirilme ruhla beraber bedenen olacaktır (haşr-i cismanî). Bu dünyada iken insandan kopan her parça, orada vücuda tekrar dönecektir. Vücudun temiz olmadığı bir zamanda ayrılan parçalar ahirette vücuda necis olarak dönecektir.”[2]

Netice itibarıyla âdet günlerinde tırnak ve saç kesimi haram olmamakla beraber İmam Gazzâlî Hazretleri’nin cünüp için uygun gördüğü tedbirli davranışı, kadınların kendi özel hallerinde de uygulamaları tavsiye edilir. Bu, çok zor bir mesele değildir. Ancak meseleyi hayatı zorlaştıracak dereceye vardırmamak gerekir.


[1] el-Fetâvâ’l-Hindiyye, 5/358; Zuhaylî, İslâm Fıkıh Ansiklopedisi, 1/226.

[2] Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn, 2/48-49; Şirbinî, Muğni’l-Muhtâc, 1/125.

Hayızlı veya lohusa iken diş dolgusu yaptırılabilir mi?

Dişe dolgu yapılması, bir yaraya sarılan sargı gibidir. Sargının üzerine yapılan mesh ile dolgunun üzerinin yıkanması aynı hükme tâbidir ve ikincisi birincisine kıyas edilmiştir. Hanefî mezhebinde gusül abdesti sırasında ağzın içinin de yıkanması farzdır fakat bir ihtiyaç veya zaruretten dolayı diş dolgusu yaptırıldığında, yıkanması farz olan kısım o dolgunun üzeri olur.

Bu bilgiler ışığında meseleye baktığımızda âdetli, lohusa veya cünüp olan kimsenin diş dolgusu yaptırmasının caiz olduğu anlaşılır. Bu durumlarda yaptırılan diş dolgusu daha sonra alınacak gusül abdestine zarar vermez fakat diş dolgusunun temizlik hâlinde yaptırılması daha güzel bir davranıştır.

Diş dolgusu için verilen bu fetva, zaruret ve ihtiyaç anında geçerlidir yoksa sırf güzellik olsun diye âdet günlerinde yaptırılan dolgular için guslün sahih olacağı şeklinde bir fetva verilemez. Eğer cahillikten/gafletten dolayı âdet günlerinde böyle bir dolgu yaptırılmış ve sonra pişman olunmuşsa bakılır, eğer dolgu veya kaplama kolay çıkarılabiliyorsa çıkarılır, değilse bu da zarurete girer. Allahu a’lem.

Kadın âdet hallerinde oje kullanıp kına yakabilir mi?

Kına, hem âdet hâlinde hem de temizlik günlerinde kullanılabilir. Hatta Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), kınanın kadını erkekten ayıran bir alamet olduğu beyan etmiş ve kadınlara kına yakmalarını tavsiye etmiştir.[1] Oje ise mahiyeti itibarıyla suyu altına geçirmez ve abdeste mâni olur. Bu yüzden âdet günleri dışında kullanmak mahzurludur. Ojenin mahiyetinde, sağlığa zararlı ya da dinen haram kılınmış alkol, domuz ürünleri gibi maddeler varsa, kadın ister âdetli olsun ister olmasın hiçbir şekilde bunları kullanması câiz olmaz. Bu yüzden ojenin muhtevası iyi bilinmeli ve mümkün olduğunca ondan uzak durulmalıdır zira bu tür malzemeler, içinde insan sağlığına zararlı pek çok madde barındırmakta fakat bu zararlar uzun yıllar sonra fark edildiğinden iş işten geçmiş olmaktadır. Son bir asırdır artan ve çaresi bulunamayan, deri ve vücudun içindeki pek çok hastalığın sebeplerinden birinin de bu tür parfümeri malzemeleri olduğu ifade ediliyor.

Ayrıca şu husus da önemlidir: Tırnakları ojeli bir kadın öldüğünde, cenazesini yıkayanlar bu ojeyi çıkarmazlarsa, tırnağın üstüne su temas etmediği için cenaze, temizlenmeden toprağa verilmiş olur.


[1] Ebû Dâvud, tereccül 4.

Âdeti geciktirmek için hap kullanmak câiz midir?

Âdeti geciktirmek için ilaç kullanmaya cevaz verenler olsa da biz Allah’ın yarattığı fıtrata müdahale edilmemesini tavsiye ediyor ve her ne sebeple olursa olsun âdeti geciktirmek için ilaç kullanmayı doğru bulmuyoruz. Bazı kadınlarda bu ilaçların yan etkisi söz konusu olmasa da –yapılan araştırmalara göre- genellikle kadınlarda olumsuz tesirleri görülmekte ve vücudun normal seyri değişmektedir. Âdet günlerinde, rahim duvarının iç kısmının dökülmesiyle biriken kirli kan dışarı atılmaktadır. Bu faaliyetle, vücut dinlenir, sıhhat kazanır ve anne rahmi doğuma hazırlanır. Âdet geciktirici ilaçlarla bu döküntünün oluşmasına ve kirli kanın rahimde toplanmasına mâni olunuyorsa da yine de fıtrî bir temizliğin önüne geçiliyor demektir. Bu yüzden, âdet geciktirmek için ilaç kullanılması tavsiye edilmemiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu da bu ilaçları kullanmayı tavsiye etmeyen merciler arasındadır.

Bununla beraber, hac ve umrede Kurban bayramı günlerinde yapılan ziyaret tavafı farzdır ve bir rükündür. Arafatta vakfe, hayız hâlinde yapılabilirse de Kâbe’yi tavaf yapılamamaktadır. Bugünkü şartlarda âdetten çıkmak için orada beklemek de çoğu zaman mümkün olmamaktadır. Dolayısıyla Kâbe’yi tavafa denk gelen âdet günlerini geciktirmekte bir zaruret oluşmaktadır. İşte bu noktada Din İşleri Yüksek Kurulu, böyle bir geciktirme için fetva vermiştir.[1] Zaruret hâlinde bu fetvaya göre hareket edilebilir.


[1] http://www.diyanet.gov.tr/turkish/DIYANET/avrupa/2004avrupa/ocak/38.html

Lohusa olduğu dönemde ihtilâm olan kadın ne yapmalıdır?

Lohusalıkta ihtilâm olan kadının gusül abdesti almasına gerek yoktur çünkü gusül abdesti, gusülle helâl olan şeyleri yapmak için alınır. Hâlbuki bu dönemde gusül de alsa bir kadın, namaz kılamaz, oruç tutamaz, Kur’ân okuyamaz vs. Dolayısıyla gusül almasına gerek kalmamaktadır. Ancak, meseleyi temizlik yönünden değerlendirirsek, böyle bir kadının gusül alması daha uygun olur. Buradan hareketle meseleye müstehap nazarıyla bakabiliriz.

 

İstihaza (özür) kanı ne demektir?

İstihâza, kadından sürekli kan gelmesidir. Bu kana istihâza kanı ya da özür kanı, bu kanı gören kadına da müstehâza denir. Âdet ya da lohusalık dışında gelen kan diye de tarif edilebilir. Bir damarın çatlamasından veya bir rahatsızlıktan kaynaklanır. Bir kadın gelip Efendimiz’e (sallallahu aleyhi ve sellem), kendisinden sürekli kan geldiğini bildirmiş, Efendimiz de bunun bir damardan kaynaklandığını, hayız zamanında namazı terk etmesini, hayız dışında ise her vakit için abdest alarak namazını kılmasını söylemiştir.[1]

İstihâza kanının, özür teşkil etmesi için tam bir namaz vakti boyunca, abdest alıp farzı kılacak kadar olsun kesilmeden devam etmesi, daha sonraki vakitlerde de en az bir defa kan görülmesi gerekmektedir. Mesela öğle namazı için düşündüğümüzde, abdestle beraber farzın kılınmasının 10 dakika süreceğini farz edersek, öğle namazı vaktinin başından sonuna kadar, kan 10 dakika olsun kesilmiyorsa, o kadın özürlü demektir. İstihâzadan çıkmak için de kanın, bir tam namaz vakti boyunca hiç gelmemesi gerekmektedir. Yani özür hâlinin sona ermesi için mesela öğle namazı vaktinin girişinden çıkışına kadar hiç kan gelmemesi gerekir.


[1] Ebû Dâvud, tahâret 108.

İstihâza kanı nasıl bilinir?

İstihâza kanını bilmenin yolu, onun ne zaman geldiğini bilmektir. Bu kan, aşağıdaki vakitlerde gelirse özür kanı kabul edilir:

1- Âdet görme zamanı (9 yaşına) gelmemiş kızdan gelen kan.

2- Âdetin en azı olan üç günden az gelen kan.

3- Yeni âdet gören bir kız için âdetin en fazla müddeti olan on günden sonra gelen kan.

4- Âdeti yerleşmiş bir kadının, âdet günlerinden fazla gelen kan on günü geçmişse. Mesela âdeti 7 gün olan kadının bir ay kanaması 10 günü geçmişse, 7 günden sonrası istihâzadır. Ancak 10 gün süreceğini bilmediği için 7 gün dolunca gusül alır ve namazını kılmaya başlar. O günler Ramazan’a denk gelirse orucunu tutar çünkü namaz ve oruç, âdet süresinin azına göre düşünülür. Az olan süre, burada 7 gündür fakat bu süre zarfında ilişkide bulunmaz. İhtiyata en uygun olan da budur.[1]

5- İlk defa lohusa olan kadın için 40 günden sonra gelen kan.

6- Lohusalık müddeti bir önceki doğumdan belli olan kadından, o müddetten sonra gelen kan kırk günü geçmişse, o bir önceki doğumdan sonraki bütün günler istihâza kanıdır. Mesela birinci doğumda lohusalığı 30 gün olan bir kadının, ikinci doğumda 30 günden sonra kan görürse yıkanır ve namazını kılar. Bu kan 40 günü aşarsa, 30 günden sonrası, tamamen istihâzadır. Tam 40 gün sürmüşse, o hâlde lohusalık müddeti 30’dan 40’a intikal etmiş olur. 30 günden sonra kılmış olduğu namazlar için bir hüküm gerekmez. Belki nafile olması ümid edilir.

7- Hamile kadından gelen kan. Zira hamileler hayız görmezler. Bu husus hadis-i şerifte beyan edilmiştir.[2]Hayız kanı, rahimden gelir. Hamile kadının rahmi ise hamileliğin başlangıcından itibaren kapalıdır. Öyleyse gelen kan, özür kanıdır. Şâfiîlere göre ise hamile kadından kan gelirse bu hayızdır.[3]

Özür şartlarını tam taşımayan[4] iltihap akıntılarının, ne zaman aktığı/akacağı belli değil veya bunu tespit etmek zor olacaksa böyle bir kadın özürlü hükmüne göre hareket edilebilir zira bu durum kadını vesveseye sürükleyebilir ve zorluk çıkarır. Dinimiz ise kolaylık dinidir.

Hayız kanının özür kanından ayrılması için iki şeye dikkat edilebilir. Birincisi, özür kanı burun kanı gibi açık kırmızıdır, hayız kanı ise koyu kırmızıdır. İkincisi özür kanının kokusu yoktur, hayız kanının ise kokusu ağırdır.

İltihabî akıntıların ayırt edilmesi de yine ya kokudan ya da renkten olur. Hayız dönemi olmadığı hâlde renk bozuksa ve özür kanının rengine de benzemiyorsa bu iltihap akıntısıdır. İltihap akıntılarının kokusu da bozuktur.


[1] Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi, 1/160.

[2] Dârimî, Sünen, 1/246 (945).

[3] Nevevî, el-Mecmû, 2/385; Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi, 1/162.

[4] Özrün tarifi şudur: Bir namaz vaktinin girişinden çıkışına kadar 10 dakika olsun, yani abdest alıp namazın farzını kılacak kadar dahi akıntı kesilmezse, diğer namaz vakitlerinde de en az bir defa akıntı olursa o kişi özürlü demektir. Özürden çıkmış olmak için de akıntının bir namaz vaktinin girişinden çıkışına kadar bir defa olsun akmaması gerekir.

İstihâza kanını durdurmak için pamuk kullanmanın hükmü nedir?

İstihâza kanının dışarı çıkmaması için pamuk kullanarak kanın pamuğun dışına çıkmasına engel olunduğu takdirde özürlülük hâli ortadan kalkmış olur. Bu durumda vakit çıksa da abdest bozulmaz. Ancak pamuk yerinden alınır veya değiştirilirse abdest bozulur çünkü bu durumda kan dışarı çıkar.

Uzun yolculuklarda kadınların tampon kullanmasında da aynı durum söz konusudur. Kan dışarı çıkmadıkça ya da tampon değiştirilmedikçe özürlü sayılmazlar zira özürlülük hükümlerinde geçtiği üzere, özrü engelleme durumu varsa, bu durumda özür ortadan kalkmış olur.

Bu gibi durumlarda sade pamuk kullanmaktan ziyade gazlı bezli pamuk tavsiye ediliyor çünkü sade pamuğun içeri girip kist yapma riski vardır.

İstihâza kanı gören kadının abdesti ne zaman bozulur?

İstihâza kanı gören kadının abdesti iki şekilde bozulur. Birincisi, içinde bulunduğu farz namaz vaktinin çıkmasıyla. Mesela öğle vakti çıkıp ikindi vakti girdiğinde yeniden abdest alması gerekir.

İkincisi, istihâza kanının dışında, abdesti bozucu başka bir durum söz konusu olduğunda. Burnun kanaması, yaranın akması ve yellenme gibi.

Sürekli veya aylarca istihâza kanı gören bir kadın, âdet günlerini nasıl belirler?

Böyle bir kadın, ilk defa hayız gören bir kız ise 10 gün âdet hâline, 15 gün de temizlik günlerine saymak üzere günlerini düzenler. İlk defa değil de defalarca âdet görmüş ve âdeti yerleşmiş bir kadın ise âdet dönemine denk gelen günlerde âdetli gibi diğer zamanlarda ise temizlik dönemindeymiş gibi davranır. Bu temizlik günlerinde özürlü olarak hareket eder.[1]


[1] Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi, 1/165.

Kadın hayızlı iken cenaze yıkayabilir mi?

Kadın cenazesini kadın, erkek cenazesini de erkek yıkar. Yıkayanın cünüp, hayızlı, nifaslı ve gayrimüslim olması mekruhtur. Yani hoş olmamakla beraber, başka yıkayabilecek kimse yoksa bu durumda olanların yıkamaları da câizdir. Yıkayan kimsenin gayrimüslim olmasının mekruhluğu daha fazladır. Eğer yıkayacak kimse yoksa bu durumda yine gayrimüslimin yıkaması câiz olur.[1]


[1] Mehmet Zihni Efendi, Ni’met-i İslâm, s. 575.

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz