Bir kadın kocasının misafirlerine ikramda bulunabilir mi?

Bir kadın kocasının misafirlerine ikramda bulunabilir mi?

Sahabe-i Kiram’dan Ebû-Üseyd evlenirken zifaf gecesi, Efendimiz’i (sas) ve dostlarını davet etmiş, fakat onlar için yemek hazırlamamış, bir şey de ikram edememişti. Yeni gelin olan eşi, geceden, bir taş kabın içinde hurma ıslatmış, Efendimiz yemeğini bitirince bunu ezip sulandırmış (şerbet yapmış) ve misafirlere ikram etmişti. (Buhârî, Nikâh, 77)

İbn-i Hacer, Aynî gibi Buharî’yi şerh eden alimlerimizin belirttiği üzere bu hadisi şeriften şu hüküm çıkarılmıştır: Kadın, kocasının arkadaşlarına hizmet edebilir, ancak bu durumda tesettüre riayet etmesi, dışarı elbisesi giymesi, misafirlerin dikkatini çekecek davranış ve giyimden uzak durması ve böylece fitneye sebebiyet vermemesi gerekir.

Bununla beraber, milletimizin yüzyıllardan beri bu meseleyi nasıl hallettiğine dikkat etmek gerekir. Haremlik selamlık uygulamasıyla, hiçbir fitne, şüphe, vesvese ve düşünce kaymasına meydan vermeden işi çözmüştür atalarımız. Özellikle, düşüncelerin fesada uğradığı, her an bir sürü vesveseye maruz kalındığı günümüzde, bu meseleye daha bir hassasiyetle yaklaşmamız icab etmektedir. Kalp ve kafa selameti açısından en ideali budur.

Müslüman bir kimse, neden evli olmadığı karşı cins kişilerle beraber bir arada bulunamıyor?

İslâm, yalnızca ortaya çıkan müşküllere çözümler getiren bir inanç ve hukuk sistemi değil, aynı zamanda getirdiği kurallarla öncelikle problemlerin ortaya çıkmasını önleyen bir dindir. İslam’ın bu özelliği kadın-erkek ilişkileri alanında da kendini gösterir. Bundan dolayı da, İslâm toplumlarında, diğer toplumların başına musallat olan birçok problem ve hastalık görülmemiştir.

İslâm, toplumun çürümesine neden olan başlıca amillerden birisi olarak kadın-erkek arasındaki gayr-i meşrû ilişkiyi görür ve bunu yasaklar. Fakat asıl önemlisi İslam dininin bu tür fiillere götürecek bütün yolları kapatması ve gayr-i meşru ilişkilerin oluşmasını önleyici tedbirler almasıdır. Bu tedbirlerin başında da, karşı cinsteki birbirine yabancı kişilerin, kimsenin olmadığı yalnız bir yerde baş başa kalmalarını yasaklaması gelir. Hz. Peygamber (s.a.s), böyle bir durumun doğuracağı tehlikeli sonuçlara dikkat çekmek üzere, “Çünkü -bu takdirde bu kişilerin üçüncüleri şeytandır” buyurmuştur. (Müsned, 1/227, 3/339)  Yani İslam fitneye sebep olabilecek hal ve davranışları menetmiştir. Bunun için de kadınların giyim kuşamlarında belli ölçüler getirmiş, gereksiz yere yabancı kadın ve erkeklerin yalnız kalmalarını yasaklamış, her iki cinsten de bakışlarını haramdan korumalarını istemiş ve kadın-erkek ilişkilerini belli prensiplerle sınırlamıştır. Asında bütün bunların altında ailenin korunması, toplum huzurunun sağlanması ve ister kadın ister erkek olsun fertlerin bir kısım zararlı zanlardan uzak tutulması yatmaktadır. Kur’an-ı Kerim zinayı yasakladığı ayette, “zinaya yaklaşmayın”  buyurarak saydığımız bütün bu tedbirlere işarette bulunmuştur. “Sakın zinaya yaklaşmayın; Çünkü o, çirkinliği meydanda olan bir hayâsızlıktır, çok kötü bir yoldur.” (İsra Suresi, 17/3)

Bunun yanında İslam’a göre, yabancı bir erkekle muhatap olma durumunda kalan bir kadın, edep, ciddilik, ağır başlılık ve utanma hasletlerini koruyarak görüşmeli ya da konuşmalıdır. Konuşmasıyla, edasıyla, hal ve hareketleriyle fitneye sebep olmamalıdır. Giyim ve kuşamı İslam’ın emirleri çerçevesinde olmalıdır.

İslam kadın ve erkeği gayri meşru sayılacak davranışlardan men ederken onlara bu noktadaki ihtiyaçlarını giderecekleri evlilik yolunu açmıştır. Aslında helal daire insanın ihtiyaçlarını karşılamaya yetecektir. Harama ihtiyaç bırakmayacak kadar geniştir.

Bir erkeğin bir bayanla aynı ortamda yalnız bulunmaları halveti gerektirir mi?

Açıklama: Bir erkeğin yengesi ile (veya üniversitede bir bayanla) aynı ortamda yalnız bulunmaları halveti gerektirir mi?

Peygamber Efendimiz (s.a.s) farklı hadis-i şeriflerinde birbirine yabancı olan yani evlenmelerinde bir engel bulunmayan kadınla erkeğin yanlarında üçüncü bir kişi olmadan baş başa kalmalarını yasaklamıştır. Mesela bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: “Hiç bir erkek yabancı bir kadınla, yalnız baş başa kalmasın ve hiç bir kadın da mahremi olmaksızın yolculuğa çıkmasın.” Buna göre bir erkek veya kadının karşı cins birisiyle yalnız kalması haramdır. Yengeyle yalnız kalmak da aynı hükme tabiidir. Zira yenge kendisiyle evlenilmesi haram olan yakın akrabadan değildir. Bir hadis-i şeriflerinde Peygamber Efendimiz baldız, yenge gibi evlilik yoluyla oluşan akrabalarla yalnız kalmanın daha tehlikeli olduğuna dikkat çekmiştir. Baldızıyla yalnız kalmasının hükmünü soran bir sahabeye bunun ölüm gibi tehlikeli olduğunu ifade etmiştir.

Üniversitedeki bir bayan da yabancı olması itibariyle kendisiyle yalnız kalmamızın caiz olmadığı bir kişidir. Ancak yanımızda üçüncü bir kişi olursa halvet olmaz.

Bununla birlikte halvet olmasa da kadınlı erkekli karışık halde bulunmak da (ihtilat) caiz değildir. Çünkü bu tür ortamlar fitne doğurur. Taraflar kalb ve hayallerine hâkim olamayabilirler. Neticesi itibariyle günahlara yol açılabilir. Bu açıdan bir erkek kadınlarla olan münasebetlerinde son derece hassas olmalı ve önemli bir zaruret ve maslahat olmaksızın onlarla yüz göz olmaktan kaçınmalıdır. Şu adrese de müracaatınızı tavsiye ederiz:

Erkeğin Yabancı Kadınla Başbaşa Kalması

 

Kadın erkek diyaloğunda ölçü ne olmalıdır?

Soru: Dinimizin kadınlarla erkeklerin diyalogları ile ilgili getirdiği ölçüler çok dar kapsamlı mı yoksa bize mi böyle öğretiliyor. Mesela Peygamber Efendimiz’in kadınlarla çok rahatlıkla konuştuğunu görüyoruz. Sonra evliliklerde ve boşanmalarda çok rahat davranıldığına şahit oluyoruz. Bunları nasıl anlamak lazım?

Cevap: Dinimizde kadın erkek ilişkileri, tabiidir, fıtridir. Hem Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in hem de sahabe efendilerimizin kadınlarla konuşması, bu fıtrilik içerisinde gelişmiştir. Fakat iki cins arasında günah işlemek her zaman söz konusu olduğundan dolayı ciddi tedbirler konulmuştur. Konuşmada, iş yapmada, davranışlarda, giyinmede ölçüler getirilmiştir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve sahabe efendilerimizin kadınlarla konuşması fıtri olmanın yanında hep bu ölçüler içerisinde gerçekleşmiştir. Mesela Efendimiz aleyhissalatü vesselam, kadınlara sohbet edeceği zaman yanında Bilal Habeşi’yi de götürmüştür. Esma validemiz, yanına girdiğinde Efendimiz bu baldızına arkasını dönmüş ve tesettürün ölçülerini beyan etmiştir. Kadınlarla konuşma konusunda Kur’an’da da belli ölçüler belirtilmiştir.

Dinimizin koyduğu ölçülere göre yaşanıldığında ne erkek ne de kadın, kendisi hakkında zulmedildiğini, haksızlık yapıldığını vs. düşünmez, düşünmemişler de. Kadın erkek ilişkilerinin belli ölçülere göre düzenlendiği İslam âlemiyle, alabildiğine serbest bırakıldığı batı ve doğu toplumlarındaki hali hazırdaki durum, tam manasıyla yaşanmamasın rağmen dinimizin koyduğu ölçülerin ne kadar yerinde ve güzel olduğunu göstermektedir.

İslam’da katı bir anlayış yoktur, fakat tedbirli olma esası konulmuştur. Mesela yabancı (mahrem olmayan) bir kadınla yabancı bir erkek konuşabilir fakat şehevani olmamak, yalnız kalmamak, birbirine dokunmamak şartıyla ve ihtiyaç ölçüsünde konuşabilirler.

Bazı hususlar sadece Efendimize has olabilir. Bazı konularda kadınların yaşlılığı hükme sebep olabilir. Bazı durumlarda “fitneye sebep olmama” prensibi öne çıkabilir. Mesela Lübabe, Efendimizin Amcası Hazreti Abbas’ın hanımıdır, Hazreti Abbas’ın bütün çocuklarının annesidir ve aynı zamanda Meymûne validemizin kız kardeşi yani Efendimizin baldızıdır.. Muhtemelen yaşı ileriydi ve Efendimiz, ona başını taraması için müsaade ediyordu.  Bütün bunları tek tek bilmek ve hükmünü ifade etmek zordur. Bu zor işi Sahabe ve sonraki âlimlerimiz üstlerine almışlar ve bize işin özünü vermişlerdir. Öyleyse onlara itimad etmek lazım.

Evliliklerle boşanmalar, genel hükümler belli olmakla beraber, uygulamaların teferruatında örfe, toplumun yapısına göre değişmeler olabilir. Mesela bazı illerimizde birden fazla evlilik yaygındır. Bu dinen caizdir. Ancak bazı bölgelerimizde hoş karşılanmaz. Öyleyse denebilir ki, bazı yerlerde birden fazla evlilik, toplumla ters düşme, hatta onunla çatışma manasına geleceğinden, ailede ve dini hayatta çatlamalara sebebiyet vereceğinden dolayı örfen caiz değildir. Sahabe dönemindeki evlilik ve boşanmaları böyle örfi olarak düşünmeli ve o büyük zatlar hakkında suizanna girmemeli.

Bu ve benzer konular için sitemizde “Haremlik Selamlık” , “kadın erkek diyalogları” “ kadın erkek münasebetleri” gibi kelimelerden arama yapabilirsiniz..

Kadının Sebep Olduğu Fitne Nedir? Nasıl Olur?

Bilindiği üzere fitne; imtihan, bela, musibet, ahlaki bozulma.. gibi birçok manalara gelmektedir. Bu manada fitne, yani bozulma hem erkek hem de kadınlarda görülmektedir. Bu anlayış içinde maneviyat büyüklerinin dualarına baktığımızda, bütün fitnelerden birer defa Allah’a sığındıkları halde (kadın fitnesinden) üçer defa sığınma ihtiyacı duyduklarını görmekteyiz. Büyükler dualarında tekrar ederek diyorlar ki:

– Min fitnetinnisa, min belainnisa, min şerrinnisa!.. Kadın fitnesinden, kadın belasından, kadın şerrinden sana sığınırız Rabb’imiz!

Demek ki erkeklerden kadınlar için fitne olanlar olduğu gibi; kadınlardan da erkekler için fitne unsuru olanlar vardır. Şu kadar var ki, kadın fitnesi erkek fitnesinden çok daha büyük ve zararlı fitne olsa gerektir. Bunu bir hadisinde Efendimiz şöyle haber vermektedir:”Benden sonra erkekler için (kadın fitnesinden) daha zararlı bir fitne olmayacaktır!”

Evet, müstehcenliğe âlet edilen kadın fitnesinden daha büyük ve zararlı bir fitne olmayacaktır. Bütün fitneler bir yana, müstehcen kadın fitnesi bir yana. Özellikle maneviyatı zayıf gençler için…

Çünkü kadın fitnesi, öyle bir fitnedir ki, o kendini sadece teşhir eder. Sana fiilen ısrarda bulunmaz. Onun ısrarı, zorlaması, senin içindeki duygularını tahrikle olur. Seni nefsinle, şeytanınla baş başa bırakır. Azdırdığı nefis ve şeytanın sana öylesine musallat olur ki, o geçip gider; ama sen kendini kurtaramazsın, galeyana getirdiği hislerin seni otomobil çarpmışa döndürür, ne yaptığını bilemez hale gelirsin… Bir de kendine geldiğinde bakarsın ki, ömür boyu pişman olacağın yanlışı yapmış, hayat boyu utancını hissedeceğin hatayı işlemişsin!..

Fitnenin insan iradesini elinden alırcasına dehşetli tesirinden dolayıdır ki, Allah Resulü Efendimiz (sav) Hazretleri, her türlü kötülük karşısında sabretmiş; ancak fitneyle insanların aile bağını çözüp ebedi hayatlarını tehlikeye düşürenlere karşı bedduadan çekinmemiş de buyurmuş ki:”Fitne uykudadır. Uyandırana Allah lanet etsin!”

Gerçekten de insanın içindeki yalnız nikahlısına karşı beslediği cinsel hisleri, başkalarına karşı uykudadır. Ne var ki, uykudaki bu hisleri uyandıran müstehcen tahrik ve teşhirler vardır.

Allah Resûlü Efendimiz işte bunlar için yapmaktadır bedduasını: “Fitne uykudadır. Uyandırana Allah lanet etsin!”İnsanların hem aile hayatlarına hem de ahiretlerine verdikleri zararın dehşeti bakımından böyle bir bedduaya layık görülmüşlerdir bu tahrik ve teşhirciler…

Konuyu şöyle bir temenni ile bağlayalım izin verirseniz: Peygamberler dünyaya getirmiş olan kadına, kanunlarla yasaklanmış tahrik ve teşhir fitnesi hiç yakışmıyor. Topluma da hiçbir fayda sağlamıyor. Aksine dünyaya getirdikleri peygamberlerin ahlakî değerlerini tahribe sebep oluyor. Keşke müstehcenliğe yönelenler de çıkmasa içlerinden de ‘cennet ayaklarının altında’ müjdesini alanlardan ayrılmayıp, bedduaya müstahak hale gelmeseler.

Ahmet Şahin

Flörtün Örfümüzdeki Yeri ve Hükmü Nedir?

Efendim, flört, Müslümanların icat ettiği bir kelime olmadığı gibi, ifade ettiği mana da Müslümanlarda hayat bulan bir olay değildir. Flörte kimler ne mana yüklerse yüklesin, İslam böylesine hissi bir konuda erkekle kadına sınırlar çizer ve Efendimiz’in meşhur ikazı iki tarafı da kesin ölçülerle korumaya alır, muhafaza eder.

Nedir Efendimiz’in kesin ve çok makul olan ikazı?

– Yabancı bir kadınla bir erkek iki ikiye, baş başa kalırlarsa üçüncüleri şeytandır!

Evet, birbirine yabancı iki karşı cinsin tenha bir yerde baş başa kalışları, iki ikiye bulunuşları, hislerin isyanına yaratılışta var olan duyguların ayaklanmasına vesile teşkil eder. Cinsi hislerin ayaklanması ve isyanından sonraki safhaları ise kimse kestiremez. Nerede başlar, nerelere kadar gider. Zaten toplum hayatındaki pişmanlıkların, hatta cinayetlerin ve kötülüklerin büyük çoğunluğunun bu ikaza kulak asmayıştan, aradaki sınırı aşıp taşmaktan kaynaklandığı da yaşanan günlük olaylarla sabittir.

– Bunun istisnası yok mu, her kadın, her erkek böyle mi?

–Elbette öyle bir iddiamız olmaz!

Elbette her kaidenin istisnası olur. Lakin istisnalar hep müstesna kalır, umumi hükmü değiştirmez. Bildiğim gerçek odur ki, kadın kendisini şaibe altına sokacak laubaliliklerden uzak kalmalı, kolay elde edilen, kolayca da terk edilen basit eğlence metaı haline gelmemelidir.

Bilindiği üzere kolay elde edilen şeyin kıymeti pek bilinmez, kolayca da terk edilmesinde mahzur düşünülmez.

Değerli şeyler ise hep zor elde edilir, böylece de kolayca terk edilmezler. Kadın değerlerin en yücesi, itibarı korunması lazım gelenlerin de en önde gelenidir. Kadının bir gün falanın yanında, öteki günü de filanın kolunda olması, bir başka gün ise kimin yanında olacağının bilinmez hale düşmesi, ona hayatı boyunca değersizlik yaşatır, itibarsızlığa mahkum eder. Bir değerli hayatı böylesine değersiz ve itibarsız hale düşüren şeye ise siz ister flört deyin isterse başka bir şey, ne savunulur ne de sonucu basite alınacak bir laubalilik olarak görülebilir.

Yine bir kudsi beyandan öğrenmekteyiz ki, sonu evliliğe varmayan gayrimeşru yakınlaşmalardan taraflar öylesine pişmanlık duyacak ki ahirette:

– Keşke ateş parçası tutsaydım da böyle sonuçlar verecek başlangıçlar yapmasaydım! diye feryat edeceklerdir.

Ama bunun faydası olmayacaktır. Çünkü ok yaydan çıkmış, kurşun hedefi vurmuş, tamiri mümkün olmayan tahribat vaki olmuştur.

Onun içindir ki dindar ailelerde kadın, kuracağı yuvada mutlu ve huzurlu olmak için geride şaibeli bir geçmiş bırakmamaya çok dikkat eder, vardığı yerde başına kakılacak bir sürü yanlışların sahibi olmama konusunda büyük titizlik gösterir. Bu dikkat ve titizliğinden dolayı da ömür boyu sevinç duyar, itibar sahibi olmanın mutluluğunu yaşar.

Kadını tertemiz mutlu bir ailenin kurucusu değil de, günlük zevklerin malzemesi haline getiren erkekler, yahut da kendilerini bu duruma düşürmüş kadınlar, elbette konuyu bizim gibi yorumlamayacak, hallerine uygun düşen hayatın savunucusu olacaklardır. Öylesine ne söyleyecek sözümüz, ne de verecek cevabımız olur.

– ‘Kendi düşen ağlamaz’dan başka!

Ahmet Şahin

Gençler Karşı Cinsle İletişim Problemlerini Nasıl Aşabilir?

Ergenlik çağında sıklıkla karşılaşılan problemler, karşı cinse yönelik iletişimle ilgili veya duygusal sorunlardır.

Yapılan araştırmalar, anne babanın gençle iletişiminin uygun şekilde olmasının bu sorunlarla başa çıkmayı kolaylaştırdığını göstermektedir. Karşı cinsle aşırı yakınlaşmalar da, aşırı çekingenlik de çeşitli sorunları beraberinde getirmektedir. Ergenlik çağındaki gençlerde karşı cinsle ilgili sorunlarda kişilikle birlikte çevre, âdet ve gelenekler de etkili olup bu sorunlardan bazıları şunlardır: Karşı cinsten bir kişiyle gerektiği halde konuşamama. Konuşurken aşırı çekingenlik, terleme, yüz kızarması.

Karşı cinsten birine duygusal yakınlık duyma ve onun da ilgi gösterdiğini zannedip aşırı hayal kurma. Hayal ettiği gibi olmayınca hayal kırıklığına uğrama, gençlerin karşı cinsle flört edip geleceklerini olumsuz şekilde etkileyecek kontrolsüz davranışlarda bulunmaları.

İki Kelimeyi Bir Araya Getiremezler

Üniversitede okuyup arkadaşından ders notu bile isteyemeyen, arkadaşı dersle ilgili bir soru sorduğunda iki kelimeyi bir araya getirmekte zorlanan gençler çoktur. Çalışma hayatı karşı cinsle zaman zaman diyaloğu gerektirir. Fakat ölçüsüzlük bu diyaloğu zorlaştırmaktadır. Bunun tam tersi, henüz hayatı insanları tanıyamadan karşı cinsten bir kişiye aşırı bağlanan gençler çoğunluktadır. Gencin okulda veya dershanede öğretmenlerinden birine aşırı hayran olması ve bu duyguyu karıştırması da ergenlik çağında karşılaşılan problemlerdendir. Bu bazen karşı cinse, bazen de kendi cinsine olabilir. Bunda aile içi sorunlar ve model eksikliği etkili olmaktadır. Anne veya baba modelinin eksikliği, anne veya babaya aşırı bağımlı olmak ve benzeri eksiklikler; kişide duygusal yakınlık arama gibi nedenlerle gencin hayranlığı, duygusal yakınlıkla karıştırması olayı; tecrübeli bir öğretmenin ölçülü davranışlarıyla sorun haline dönüşmeyebilir. Fakat tecrübe eksikliği veya öğretmenin kendi sorunları olması geçici bir hayranlığın problem haline dönmesine yol açabilir. Böyle durumlarda aileden birinin gençle yakın ve sevecen iletişim içinde olması bu kritik dönemleri kolay aşmasına yardımcı olur.

Yine karşı cinsle çok fazla yakınlaşma, sık sık flört ettiği kişileri değiştirip yaşadıkları problemler sebebiyle derslerine konsantre olamama da bilhassa psikolojik problemleri olan gençlerde görülmektedir.

Ölçüyü Nasıl Sağlamalı?

Ergenlik dönemi, hayatın en fazla uyum gerektiren dönemlerindendir. Bununla beraber bu dönem her gençte zor geçmez. Küçük yaştan itibaren iyi bir aile eğitimi alan, kendine güvenen, zayıf ve kuvvetli yanlarını bilen insanları tanımaya çalışan gençler bu dönemin sosyal, duygusal, zihinsel ve biyolojik değişikliklerle birlikte ortaya çıkan sorunlarıyla daha kolay başa çıkabilmektedirler. Bu dönemde genç, ailesiyle ne kadar yakın ve duygusal iletişim içinde olursa o kadar karşı cinsle iletişimdeki risklere karşı hazırlıklı olup ölçülü davranır. Bu ölçü, bakışlar, mesafe, konuşulan konular, ses tonu gibi her yönde kendini gösterir. Karşı cinsle iletişimin sınırları dini ve ahlaki değerlerle belirlenmiştir. Bunun dışında içinde yaşanılan toplum normlarına karşı duyarlı olmak da sosyal uyumun şartlarındandır. Yine eş seçimi için uygun zamanı bilmek ve acele etmemek duygusal hazırlık açısından önemlidir. Kişinin kendisine zarar verecek davranışlarda bulunmaması esastır. Bu da aile içinde öğrenilir.

Farika Teymur Artır

Kadın Erkek eşitliği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Soru: Son yıllarda erkek-kadın eşitliği hakkında çok şeyler söyleniyor. İslâmî açıdan mes’eleye yaklaştığımızda neler söyleyebiliriz?

Cevap: Erkek-kadın eşitliği mevzuuna girmeden önce “eşit” ve “eşitlik” kelimelerinin mânâlarını görelim.

“Eşit”, hiçbir fark göstermeyen, tabiatı, niteliği, değeri ve boyutları bir olan demektir. “Eşitlik” ise hakları bakımından insanlar arasında hiçbir ayırım bulunmaması anlamınadır.

Bu “eşit” ve “eşitlik” tarifleri çerçevesinde acaba kadının, erkek karşısında durumu nedir?

a)- Fıtratta farklılık

Kâinatta Allah (c.c.) her şeyi çift yaratmıştır. Bu çiftlerden her birinin diğerine, bütün yönleriyle eşit olduğunu söylemek mümkün değildir.

“Her şeyi çift (erkek ve dişi) yarattık ki düşünüp ibret alasınız.” (Zariyât Suresi, 51/49)

Zerrelerden bitkilere, ondan hayvanlar ve insanlar arasındaki erkeklik-dişiliğe kadar her şey çifttir ve birbirine muhtaçtır. Pozitif negatife, elektron protona, gece gündüze, yaz kışa, yeryüzü gökyüzüne, erkek kadına, kadın erkeğe muhtaçtır. Bunlarla birlikte şu anda bilemediğimiz fakat ilim ve teknolojinin gelişmesiyle öğrenebileceğimiz daha nice çiftler vardır.

İşte Allah (c.c.) kadını yaratırken, elektrona nisbeten protonu, pozitife nisbeten negatifi, erkek tohuma nisbeten dişi tohumu yarattığı gibi yaratmış ve bu çiftlerden bir vahdet meydana getirmiştir. Fakat elektron protona, pozitif negatife eşit olmadığı gibi, kadın da erkeğe eşit olamaz. Bu, fıtratın değişmeyen kanunlarındandır. Zira tek olan Allah’tan başka her şey eksik olduğu gibi, varlığını sürdürebilmek için de, hiçbir şey kendi kendine yeterli değildir. Bu itibarla, eksik olan erkek ve kadın bir araya gelerek birbirlerini tamamlayacak ve bir vahdet teşkil edeceklerdir ki, bütünde asıl olan da budur.

Dolayısıyla kadın ve erkek birbirinin eşiti değil, aksine birbirinin tamamlayıcısıdır. Allah Resulü bir hadislerinde bu gerçeği şöyle ifade ederler: “İnnema’n-nisâ şekâikur’r-ricâl = Kadınlar erkeklerin yarısıdır.”

Hadiste geçen “şakik” kelimesi, tam ortadan ikiye bölünen bir bütünün parçası mânâsınadır. Yani, bir bütünü meydana getiren iki parçadan her biri, diğerinin “şakikidir.” Buna göre, insan olma yönüyle kadın ve erkek eşit yarımlardır. Ama hiçbir zaman biri diğerinin aynı değildir. Yani bunların fıtratları ruhî ve psikolojik yapıları tamamen farklıdır. Hiçbir zaman kadın fizik ve ruh bakımından erkeğe eşit olamayacağı gibi, erkek de ona eşit olamaz. Ne erkek kadının biyolojik olarak daha gelişmiş bir şekli, ne de kadın erkeğin az gelişmiş bir tipidir. Cinsiyet farklılığına beşerin müdahalesi olamayacağına göre, inanan veya inanmayan herkesin, eşitlik hayallerinden vazgeçip erkeği ve kadını olduğu gibi kabullenmesi şarttır.

Kaldı ki sadece farklı cinsler arasında değil, aynı cinsler arasında bile, tam bir eşitliğin olduğunu söylemek mümkün değildir. Böyle bir ümniyenin gerçekleşmesi için uğraşmak, fıtrat kanunlarını değiştirmeye çalışmaktır ki, bu tür gayretler bütünüyle boşa giden emek sayılır. Burada şunu da belirtmek gerekir ki, kadınlarda bu yaratılış farklılığı onların hor ve hakir görülmelerini gerektirmez. Bilakis Cenab-ı Hakk, “her şeye takdir ettiği şekli verip, sonra da doğru yolu gösterendir.” (A’lâ Suresi, 87/3) Kadını, erkeği “en güzel yaratılış üzerine yaratan” ve ona yücelmenin, yükselmenin yollarını öğretendir. Onları birbirinin tamamlayıcısı, örtüsü ve koruyucusu yapandır.

b)- Vazifede farklılık

Yukarıdaki açıklamalarda görüldüğü gibi, fıtratta kadın erkeğe eşit olamayacağı gibi, vazifede de eşit olamaz. Erkeğe ait vazifeler kadından istendiği zaman ona zulmedilmiş olur. Zira kadının fizyolojik, biyolojik ve ruh yapısı itibariyle, erkekten çok farklı olduğu inkâr edilemeyecek kadar açıktır. Böyle bir yaratılış farklılığından kaynaklanan bazı hak ve vazife farklılıkları da gayet tabiîdir. Meselâ; erkek kadına nisbetle daha güçlü ve daha kuvvetlidir. Kadının bu noktada, erkeğin yapabileceği vazifeyi yapması oldukça zordur. Bu durum, kadın için asla bir eksiklik değildir. Buna karşılık kadın da erkeğe nazaran daha şefkatli, daha merhametli, daha zarif ve daha duygusaldır. Bu noktada da erkek kadınla boy ölçüşemez. Her iki cins de göreceği vazifelerin gerektirdiği kabiliyetlerle donatılmıştır ki, gerçek hak ve adalet de işte budur. Dolayısıyla, erkek-kadın eşitliği değil, kadın ve erkeği ayrı ayrı, kendi fıtratları içerisinde ele alıp değerlendirme en isabetli yoldur.

Evet; kadının yaratılışına ve istidatlarına göre belli vazife ve hakları vardır ve kadın bu istikamette istihdam edildiğinde daha iyi neticeler elde edilebilir.

Nesiller kadın tarafından dünyaya getirilir ve onun tarafından terbiye edilir. Beşeriyete, iyi ferdler, onun feyizli ve bereketli eli ile kazandırılır. Hele neslin yetişmesi hususunda kadının şefkatle donatılması kadına ayrı bir lütufdur. Bu yönüyle kadın, bütün aile fertleri içinde, saygı duyulacak bir ihtiram abidesidir. O evin mürebbiyesi, muallimesi, kayyimesi ve huzur kaynağıdır. Erkek onda itmi’nana kavuşur. Çocuk onun şefkatli sinesinde neş’et eder büyür; hisli, duygulu, şefkatli ve sağlam fikirli yetişir. Eğer o, iffetli yaşayabilmiş ise, onun sayesinde çocuk yozlaşmaktan ve bu gibi çocukların teşkil edecekleri cemiyet de bodurlaşmaktan kurtulur.

Evet, Cenab-ı Hakk’ın, ona bahşettiği eltaf-ı sübhaniyesinin yanında, bazı insanların eşitlik adı altında ona vereceği her şey çok sönük kalır. Ve eşitlik iddialarıyla ona tanınacak haklar, yapılacak iyilikler, baştan aşağı altın madalyalarla donatılmış bir kişinin yakasına, bir bakır madalya iliştirmek gibi gülünç olur ve hafif kaçar.

Evet, Allah (c.c.) kadına öyle müzeyyen bir elbise giydirmiştir ki, artık bundan sonra onun üstüne giydirilecek her şey sırtına bir çul geçirme, bir semer yükleme mânâsına gelir.

Allah (c.c.), her hak sahibine hakkını vermiştir. Verirken de onu ne hoyrat hale getirmiş, ne de gülünç duruma düşürmüştür. Bundan öte ona verilecek her hak bir haksızlık ve zulümdür.

Kadın bir iş yapacaksa, bu mutlaka onun, fizyolojik, psikolojik ve ruhî yapısına uygun olmalıdır. Ona altından kalkamayacağı ağır işler teklif etmenin ve kadını fıtratının dışına taşan işlerde çalıştırmanın ne eşitlikle ne de insanî yaklaşımla alâkası vardır. Aksine böyle bir davranış kadının elinden birçok hakkını gasbetme mânâsına gelir.

Efendimize ait şu hadis, söz konusu hususu ne güzel ve ne çarpıcı ifade eder.

“Bir ineği boyunduruğa koşmuşlardı. Döndü ve sahibine şöyle dedi: Ben bu işler için yaratılmadım.” Yani bu iş için öküzler yaratıldı.

Hülasa her şeyin bir yaratılış gayesi vardır. Her varlık yaratılış gayesine ve kabiliyetlerine göre istihdam edilmelidir ki, gerçek adalet teessüs etsin.

M. Fethullah Gülen

Bir Müslüman erkeğin kız arkadaşı olmasının bir sakıncası var mıdır?

Açıklama: Alman bir kızı seviyorum. Bir Müslüman erkeğin kız arkadaşı olmasının bir sakıncası var mıdır?

Eğer bu sorunuzla günümüzde sıkça karşılaştığımız ve ismine de flört denilen beraberliği kastediyorsanız bunun bir Müslüman’a yakışan tavır ve davranış olmadığını söylemeliyiz. Yani inanmış bir bayan veya erkeğin karşı cinsten biriyle, ciddi bir evlilik düşüncesi de olmadan, çıkıp çarşı pazar dolaşmasını, baş başa yalnız kalmalarını, hele hele el ele tutuşmak veya koluna girmek gibi davranışlarda bulunmalarını kesinlikle tasvip edemeyiz. Zira dinimizce bu tür hareketler caiz değildir.

Dinimizde karşı cinslerin ne ölçüde bir münasebetlerinin olacağı açıklanmış ve buna belli sınırlar getirilmiştir. Hatta birbiriyle nişanlanan bayanla erkeğin bile istediği şekilde davranamayacağı, belli şartlar çerçevesinde konuşup birbirlerini görebileceği açıklanmıştır.

Aslında bu sınırlamaların altında yatan maslahat ve hikmetlere baktığımızda; bununla daha sonra kurulacak evliliklerin daha sağlam temellere oturması, erkek ve bayanın iffet ve hayâsını muhafaza etmeleri, zinaya giden yolların kapatılması, fitnenin ortadan kaldırılması gibi bir takım faydalar görebiliriz.

Eğer bu bayanla evlenmeyi düşünüyorsanız, o takdirde onunla evliliğe dair ve birbirinizi tanımak amacıyla görüşebilirsiniz. Ama bu görüşmenin de aşırıya kaçmadan halvet olmadan, yani ya yanınızda başka birileri varken ya da umuma açık yerlerde yapılması gerekir. Ayrıca bayanın Alman olmasının dinimizce bir mahzuru yoktur. Yeter ki siz anlaşabileceğinize ve onunla bir yuva kurabileceğinize kanaat getirin. Ama bu kararı verirken de büyüklere danışmaktan onların da fikrini almaktan geri durulmamalıdır.

Kadınlar haşama giyerek erkeklerin arasında denize girebilir mi?

Kadınların emin bir bölgede kendi aralarında denize girebilirler. Müslüman bir kadının Müslüman bir kadına olan avret yeri göbek ile diz kapağı arasıdır. Denize girerken göbek ile diz kapağı arasını kapatması gerekir.

Müslüman bir kadının avreti Müslüman olmayan bir kadına nisbetle Hanefî ile Şafiî mezheplerine göre el ve yüzü müstesna bütün vücududur. Maliki ile Hanbelî mezheplerine göre ise diz ile göbek arasıdır.

Bundan dolayı İslâm’ı yaşamak isteyen kimse bir plaj müessesesini kurmak isterse, erkek ve kadınların yerlerini ayrı ayrı tesis etmesi ve hem soyunurken hem yüzerken birbirini erkeklerle kadınların birbirlerini görmeyecekleri şekilde planlaması icap eder. Aksi takdirde vebal olur. Ayrıca hem erkek hem kadınlar için göbekten dize kadar bütün vücudu örtecek kadar bir plaj elbisesi hazırlatmak gerekir.

Kadın tarafı için yüksekçe bir duvar çekilmeli ve dışardan görülmeyecek şekilde onlara belli bir saha tahsis edilmelidir ki herhangi bir yerden görülmesinler.

Maliki ve Hanbelî mezheplerine göre Müslüman olan kadınların gayrimüslim kadınlarla birlikte (diz ile göbek arasını örtmek şartıyla) yüzmelerinde bir sakınca yoktur. Ve onları taklit etmek de caizdir.

Erkeklerin bulunduğu bir plajda tesettürlü mayo ile de olsa yüzmek doğru değildir. Her ne kadar vücudu örtse de tesettürü tam sağlamayacağı için caiz olmaz. (Halil GÜNENÇ, Günümüz Meselelerine Fetvalar 2/311).

Erkek ve kızların birbirleriyle sevgili olmaları caiz midir?

Birbirine yabancı olan, yani mahrem olmayan, yani evlenilmesi yasak olmayan kadınla erkeğin diyaloglarında dinimizin getirdiği bir kısım prensipler vardır: Birbirlerine dokunmamak, kapalı bir mekânda baş başa yalnız kalmamak, sulu konuşmamak, mecburiyet halinde yüze bakmanın dışında birbirlerine bakmamak gibi. Başkalarını suizanna sevk etmemek de ikinci derecede bir kaidedir.

Eğer bir insanın dinini yaşama gibi bir derdi varsa, bunlara dikkat etmesi gerekir. Dini yaşama gibi bir düşüncesi yoksa ona öne o düşünceyi kazandırmanın yoluna bakmalıdır.

Kadınıyla erkeğiyle insan, şerefli bir varlık olarak yaratılmış, ebedi hayatı kazanmak için bu dünyaya gönderilmiştir. Bu şerefli ve ebedi hayata namzet varlığın bir çöp gibi heder edilmesi, onun kendi kendine yapacağı en büyük kötülük ve zulümdür. İnsanın iki dünyada da mutluluğunu hedefleyen dinimiz, bu zulme ve kötülüğe mani olmak üzere yukarıda saymış olduğumuz türden bir kısım ölçüler koymuştur.

Adı ister sevgili ilişkisi, ister flört isterse başka bir şey olsun, kız erkek arkadaşlığı, bugünkü hayatta, sokaklarda, okullarda, iş hayatında normal karşılansa da içinde pek çok tehlike barındırmaktadır. Bir insan kendine karşı cinsten arkadaş edinmeye karar vermişse ve bundan vazgeçmeyecekse yine de bahsettiğimiz sınırlara riayet edilmelidir. Zira bu meselenin toplumsal pek çok zararı ortaya çıkmıştır/çıkmaktadır: Başta kadın erkek diyaloglarındaki saygı yitirilmektedir.

İkincisi, erken yaşta ölçüler korunmadan yapılan arkadaşlıklar, evliliğe darbe vurmakta, hatta evlilikten soğutmakta, aile müessesesini temelinden sarsmaktadır. Genellikle arada saygı kalmadığı için, evlilikte eşler arası gösterilmesi gereken saygı, erken dönemde yitirilmektedir. Bu da ailelerin huzursuzluğuna, hatta boşanmalara sebebiyet vermektedir. Son dönemdeki aile problemleri, boşanmalar buna bir delildir.

Üçüncüsü, böyle arkadaşlıklarda yine sınırlar korunamadığından dolayı, çok günahlara girilmekte, hatta zinaya da düşülmektedir. Bunun ardından ya çok büyük bir pişmanlık yaşanmakta, psikolojik rahatsızlıklara girilmekte ya da ahlak delindiğinden dolayı günahların ardı arkası kesilmemekte ve bu, bir hayat boyu sürmektedir. Böyle bir günaha bulaşmış insan sonradan bir eşle tatmin olmamakta, gözü daima dışarıda olmakta, bu da aileyi bozmaktadır. Aile toplumun temeli olduğundan dolayı, aileyi bozmak toplumu bozmak manasına gelmektedir. Bozuk ailelerden oluşmuş bir toplumda ise her türlü kirli işler, ahlaksızlıklar normal hale gelir. Bu da insanlığın tehdid edilmesi demektir. Böyle bir toplumda hiç kimse güven altında olamaz. Herkes, hırsızlıktan, ırza tecavüzden, adam öldürmeden endişe içinde yaşamaya mahkûm olur.

Hasılı, muhataplarımıza flörtün, kız-arkadaşlığının hem dini yönünü ve sınırlarını hem de şahsî, ailevî ve ictimaî zarar ve neticeleri, aklî mantıkî olarak üslubunca anlatmalıyız..

Ayrıca şu adreslere de bakılabilir:

Kadın erkek eşitliği hakkında ne düşünüyorusunuz?

Kız erkek ilişkileri nasıl olmalı, bu konuda kesin çizgiler var mıdır?

Kadın erkek doktora muayene olabilir mi?

Esas olan, kadının kadın doktorda, erkeğin de erkek doktorda muayene olmasıdır. Bu iki durumun tersine bir uygulama ancak zarurete bağlanmalıdır. Yani zaruret olursa, kadın, erkek doktora, erkek de kadın doktora muayene olabilir. Bu zarureti ise bulunulan hastane imkânları, kişinin maddî durumu, doktorlardaki uzmanlık, uzmanların azlığı gibi durumlar belirler. Hastane ve doktor tercihlerinin yapılabildiği günümüzde, mümkünse bu tercihler nazara alınmalı, erkekler erkek doktorları, kadınlar da kadın doktorları tercih etmelidir. Ancak bu mümkün olmayacaksa veya mevcut doktorlardan en uzman olanı karşı cinstense, zarurete binaen o tercih edilir.

Yalnız burada doktora düşen bir görev vardır: O da ruhsatları zaruret miktarınca kullanmasıdır. Yani onun, bakması ve dokunması gereken yere, ihtiyaç kadar bakıp dokunması, ihtiyaç olmayan yerlere ise bakmaması ve dokunmaması gerekir. Burada kabul edilmiş genel ölçü şudur: “Zaruretler, kendi miktarınca takdir edilir.” Yani ne kadar ruhsatla o zaruret aşılacaksa, o ruhsatın ötesine geçmemek icab eder.[1]

Burada az da olsa günümüzdeki rastlanılan çarpık bir anlaşıya da işaret edelim: Bazıları, doğumu yaptıracak doktorun güçlü olması gerektiğinden hareket ederek, doğum doktorunun erkek olması gerekeceğini düşünebiliyorlar. Hâlbuki günümüzde pekâlâ kadınlar da rahatlıkla doğum yaptırabilmektedirler. Dolayısıyla kadın doktorun bulunduğu bir yerde erkek doktora doğum yaptırmak caiz değildir.


[1] İbn Âbidîn, Haşiyet-ü Reddi’l-Muhtâr, 6/371.

Kız öğrencilere karşı tutumumuz nasıl olmalıdır?

Öncelikle bir prensip olarak –durumlar müsaitse- kız sınıflarına girmemeyi bir prensip halinde ortaya koymalısınız. Zira karşı cinsle muhatap olmak, ihtiyaç ve zaruret gibi belli şartlara bağlanmıştır. Bu şartların dışında sürekli muhatap olmak, imanî ve ahlakî açıdan tehlikelidir. Bu durum, her gün insanın ruhundan kalbinden bir şeyler alıp götürür de o insanın haberi bile olmaz. Hem insan, karşı cins karşısında salim düşüncesini devamlı koruyamaz, sürekli içiyle ve nefsiyle imtihan olur. Kadınlarla imtihan olup da başarmış insan sayısı ise yok denecek kadar azdır. Kadınlar da aslında erkeklerle imtihan olmanın yanında kendi kadınlıklarıyla da imtihan olurlar. Bu açıdan, okul yetkilileriyle görüşüp erkek sınıfları istemeli, bayan sınıflarına da bayanların ve yaşlı erkelerin girmelerini temin ve tavsiye etmeli.

Eğer öğretmen yokluğundan dolayı derslere girmeniz zaruri ise, her gün kendinizi sorguya çekmeli, niyet kontrolü yapmalı ve derslere okuyarak girmelisiniz. Evet, manevi donanım inşallah tam olursa, etkilenme de olmaz ya da olsa da silinir gider.

Manevi donanımla beraber, dikkat edilecek bir iki husus daha olabilir. Mesela, doğrudan yüzlerine bakmazsınız, kız öğrenci konuşurken siz bakış zaviyesini ayarlayıp garipsenmeyecek tarzda biraz yan tarafa bakabilirsiniz. Konuşurken, sert olmayacak şekilde ve laubali, gevşek denemeyecek tarzda ciddi konuşursunuz. Davranışlarınızda sert denilmeyecek şekilde belli bir ciddiyet sergileyebilirsiniz. Mesela, -eğer oluyorsa- sulu şakalar yapmazsınız, kahkahalarla gülmezsiniz sadece gülümsersiniz, dersi kaynatsalar bile siz duruşunuzu ve ciddiyetinizi devam ettirirsiniz yani hemen kızmazsınız, ağır bir tutum sergilersiniz.. Böylece onlar da ağırlığınızı bilip ona göre davranırlar. Kendinize ait prensipleriniz de olabilir. Mesela sıraların arasına girip dolaşmamak gibi..  Allah ayaklarımızı kaydırmasın..

Kız/erkek arkadaşlarla vakit geçirmenin sınırlarını açıklar mısınız?

İslam, kadınların erkeklerle konuşmasını yasaklamamış, ancak bazı ölçüler koyarak meseleyi dengeli hale getirmiştir. Kur’an’ın koymuş olduğu şu prensip, ölçülü davranma adına bize yol göstermektedir: “Peygamber hanımlarından bir şey isteyeceğiniz veya onlara bir soru soracağınız zaman, perde arkasından isteyin ve sorun.” (Ahzab Suresi, 33/53)

Ayette bildirilen bu durum yani, Peygamber hanımlarının şahsında yapılan bu hitap bütün Müslümanlar için geçerlidir. Ayetin birinci derecede muhatabı peygamber hanımlarıdır ki, onlar bizim annemizdir. Peygamberimizden sonra, ölünceye kadar onların başkalarıyla nikâhlanması helal değildir.  Ayette bildirilen ikazın ikinci tarafında ise, haram helal hususunda derin bir dikkate ve rikkate sahip olan sahabe vardır. Dikkat edilirse Allah Teala, İslam’ı yaşamada incelerden ince, baş döndürücü bir hassasiyete sahip olan bu iki gruba yukarıda geçen ölçüyü emrediyor. Onlara bu emir verilmişse, onlardan sonraki biz Müslümanların ne kadar hassas olmamız gerektiği açıktır.

Başka bir ayet-i kerimede şöyle buyrulur: “Ey Peygamber hanımları! Siz herhangi bir kadın gibi değilsiniz. Takvâ sizin sıfatınız olduğuna göre, namahrem erkeklere hitab ederken tatlı ve cilveli bir eda ile konuşmayın ki kalbinde hastalık bulunan bir şahıs, şeytanî bir ümide kapılmasın. Ciddi, ölçülü konuşun.” (Ahzab Suresi, 33/32) Zirvedeki insanlara bunlar emrediliyorsa, bize de onları örnek almak düşer.

Özetle; erkekle kadın arasında yaratılıştan gelen bir alaka vardır. Kadının dikkat çekmesi daha fazla söz konusu ise de netice itibariyle erkekler de bu özellikten uzak değildir. Öyleyse zaruret hallerinde konuşurken, her iki taraf da tesettürlerine dikkat ederek, karşı tarafı tahrik etmeden, dikkatini üzerine çekmeden, yüzüne sürekli bakmadan, ihtiyaç ölçüsünde konuşmalı, dahasına prim vermemelidir. Böylece bir Müslüman’a yakışır şekilde ciddi, vakur ve temkinli olmalıdır.

Erkek arkadaşlarla görüşüp konuşmaya gelince: Bu, ihtiyaç endeksli ve tebliğ maksatlı olmalıdır. Öncelikle Müslümanlığı temsilimizle, ikinci planda da tebliğle, yani temsil ve tebliğ beraberliği içerisinde onlarla vakit geçirmek, caizliğin de ötesinde bir vazifedir. Evet, insanları tattığımız güzelliklerden haberdar etmek ve her fırsatta onlara dinimizin güzelliklerini yansıtmak, bizim için bir vazifedir ve yerine getirmediğimiz takdirde mesuliyet doğurur.

Özetle; erkekle kadın arasında yaratılıştan gelen bir alaka vardır. Kadının dikkat çekmesi daha fazla söz konusu ise de netice itibariyle erkekler de bu özellikten uzak değildir. Öyleyse zaruret hallerinde konuşurken, her iki taraf da tesettürlerine dikkat ederek, karşı tarafı tahrik etmeden, dikkatini üzerine çekmeden, yüzüne sürekli bakmadan, ihtiyaç ölçüsünde konuşmalı, dahasına prim vermemelidir. Böylece bir Müslüman’a yakışır şekilde ciddi, vakur ve temkinli olmalılar.

Bir Bayan ile Bir Erkeğin Tokalaşması Caiz mi?

Bir erkeğin kendisine nikâhı düşebilen yabancı bir kadınla; bir kadının da baba, kardeş ve amcaları gibi mahremleri sayılan erkeklerin dışında diğer erkeklerle tokalaşması câiz değildir. Bu hususta Resûl-i Ekrem Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) nasıl hareket ettiği bizim için biricik ölçüdür. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), kendisine biat için gelen sahabî hanımlara şöyle buyurmuşlardır:

إِنّ۪ي لَا أُصَافِحُ النِّسَاءَ إِنَّمَا قَوْل۪ي لِمِائَةِ امْرَأَةٍ كَقَوْل۪ي لِامْرَأَةٍ وَاحِدَةٍ أَوْ مِثْلِ قَوْل۪ي لِامْرَأَةٍ وَاحِدَةٍ

“Ben kadınlarla tokalaşmam. Benim yüz kadına söylediğim söz bir kadına söylediğim söz gibidir.” (Nesâî, biat 18; İbn Mâce, cihâd 43).

Hz. Âişe Validemiz (radıyallahu anhâ) ise Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) bu özelliğine dair şöyle demektedir:

وَمَا مَسَّتْ يَدُ رَسُولِ اللّٰهِ -صلى اللّٰه عليه وسلم- امْرَأَةً قَطُّ إِلَّا امْرَأَةً يَمْلِكُهَا

“Allah Resûlü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) mübarek eli hiçbir yabancı kadının eline kesinlikle değmedi.” (Buhârî, ahkâm 49; İbn Mâce, cihâd 43).

Hadislerde ölçü bu şekilde belirtilmektedir. Binaenaleyh gerek iş hayatında, gerekse ailevî münasebetlerde ve bazı merasimlerde erkeğin kendisine yabancı bir kadınla veya bir kadının yabancı bir erkekle tokalaşması hususunda hassas olması gerekir.

Bununla beraber, dışımızdan gelip içimize yerleşen bu yanlış âdeti uygulamak zorunda kaldığımızda nasıl hareket etmeliyiz? Hem inancımıza halel getirmeyip mesuliyetli bir duruma düşmeden; hem de bunun dinen bir mahzur teşkil ettiğini tam olarak bilmeyen muhatabımızı kırmadan, incitmeden nasıl davranmalıyız?

Bir kere dininde hassas insanlar, bu hâli bir haram olarak biliyor ve inanıyorlarsa ki öyledir; o zaman bu mahzurlu duruma düşmemek için bir gayret sarf edecek, onu işlemeye meydan vermeyecek, yerine göre hareket etmeye çalışacaklardır. Böyle hassas davranıldığında, -inşallah- Allah onları zor durumlarda bırakmayacaktır.

Diğer bir husus; bir fırsatını bularak muhataplarına bu durumun dinen haram olduğunu, eğer dine bir laf gelmesinden korkarlarsa, kültürlerinde böyle bir şeyin olmadığını, küçüklükten beri böyle alıştıklarını söyleyecek ya da hissettireceklerdir. Böyle bir açıklama ya da hissettirme, eğer muhatapta düşünceye saygı, her insanı kendi konumunda kabul gibi bir medeni seviye varsa onu anlayışlı olmaya sevk edecektir. Zaten bu durum, fikir ve inanca saygılı olmanın bir gereğidir. Evet, nazikçe yapılacak böyle bir izah, zamanla kabul görecek ve aynı şahıslarla sonraki karşılaşmalarda durum arzu edilen mecraya girmiş olacaktır. Ayrıca meselenin tam anlaşılamayacağı yer ve ortamlarda, daha başka teknik çareler de bulunabilir/bulunmalıdır.

Şehevî hislerden kesilmiş bir ihtiyar kadının elini öpmede dinen bir mahzur yoktur çünkü arada olumsuz duygularla oluşacak bir tehlike söz konusu değildir. Ancak yaşlı erkek için aynı şey söz konusu olmayabilir zira bir erkeğin kadına karşı meyil ve arzusu hemen hemen ölene kadar devam eder. Bununla beraber, hadis-i şeriflerde yaşlılar açısından ruhsat bulunsa da yabancı erkek ve kadınların tokalaşmasında “şehevî duygunun” uyanıp uyanmaması gibi bir hissî ölçü kabul etmek çok sağlıklı görünmüyor zira böyle bir hissin uyanmaması ölçü olsaydı, iffetin zirvesindeki Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) ve her biri birer iffet kahramanı olan sahabe efendilerimiz bu konuda rahat davranırlardı. Hâlbuki kendisi şehevî hislere girmeyeceği ve muhatapları da böyle bir hisse kolay kolay kapılamayacakları hâlde Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) elini kadınlara dokundurmamış, elini uzatan kadınları da kendisine dokundurtmamıştır. (Buhârî, ahkâm 49; İbn Mâce, cihâd 43).

Her türlü tedbir alındığı ve muhataba meselenin izahını yapma fırsatı bulunamadığı durumlarda ise tokalaşılmadığında eğer dinimize ve dinimizi anlatma gibi ideallerimize ters bir durum oluşacağından endişe ediliyorsa, zaruret oluşmuş demektir ve istenmeyerek günahına katlanma fedakarlığıyla nâmahremle tokalaşma gerçekleşebilir. Tokalaşma esnasında olumsuz bir duygunun canlanmamasına dikkat etmeli, daha sonra da zarureten de olsa karşılaşılan böyle bir durumdan dolayı tevbe istiğfarda bulunulmalıdır.

Burada dikkat edilmesi gereken bir husus da şudur: Bu türlü meselelerde “zaruret” kavramı bazıları tarafından çok geniş ve esnek olarak kullanılabilmektedir. Hâlbuki “zaruret”, ancak insanın “muztar, çok zor durumda kaldığı” hâllerde ortaya çıkar. Diğer bir yaklaşımla, bir haramla karşı karşıya kalan insanın, o haramı yapmadığı zaman dinine, canına, malına ve namusuna bir zarar gelebilecekse ve bu durum kuvvetli bir ihtimalle tahmin ediliyorsa, ancak o zaman zaruret söz konusudur.

Yoksa her sıkıntılı hâlde, karşılaşılan her acil ve anî durumda “bu zarurettir” diyerek haram olan bir şeyi rahatlıkla yapmak ve tatbik etmek, meseleyi suiistimal etmek demektir. O zaman herkes, kendi ölçülerine göre bir “zaruret” bahanesi ileri sürer, böylece bütün mahzurlu şeyler mubahlaşıverir. Zaruretin insanlara göre değiştiği bir gerçektir. Evet, her hâl ve şart, herkes için aynı derecede zaruret olmayabilir ve kişi biraz da zarureti kendine göre belirler. Bununla beraber, umumi manada prensipler de yok değildir. İşte bu prensipler yukarıda verdiğimiz, cana, mala, dine, namusa zarar gelme ihtimalidir. Evet, meseleye bu çerçevede bakılırsa, karşılaşılan en ufak bir zorluk, zaruret olarak görülmeyecek, yaşanan zaruretlerde de meselenin esnekliği hatırda tutularak yine dinin bir prensibinin uygulandığı bilinecektir. Böylece her hâlükarda din eksenli bir hayat düşüncesi devam ettirilmiş olacaktır.

Şu hususu da ayrıca belirtmek gerekir: Zaruret ve mecburiyet olmadığı ve tokalaşmayı bir günah olarak bildiği hâlde bir insan, mahremi olmayanlarla rahatlıkla tokalaşabiliyorsa, mesuliyetini peşin olarak kabul etmiş ve haram işlemiş sayılır. Daha ileri giderek, “Bunda bir mahzur yoktur.” diye düşünürse, haram olan bir hususu helâl olarak görmüş olacağından büyük bir tehlike sathına girmiş demektir.

Bazıları, kadınla tokalaşmayı medeniyetin vazgeçilmezleri arasında değerlendirerek kadın elini sıkmayanlara gerici yobaz deseler de esas medenilik ve ilericilik, insanın fikirlerine saygı duymaktır. Evet, bir Müslüman, dininin gereği olarak bir fiilde bulunuyorsa ve bu fiile karşı olanların fikirlerine de anlayışla bakıyorsa, onlar da en az o kadar, dinini yaşamaya çalışan insana karşı saygılı davranmak zorundadır. Hiç olmazsa, bugün baş tacı edilen ve eksik gedik yaşanmaya çalışılan demokrasi adına böyle bir saygıyı ortaya koymaları gerekir. Evet, dindar insanlar, dini uzak olan ve onu yaşamayanlara hatta dine karşı mücadele edenlerin varlığına karşı yumuşaklıkla muamele ettikleri gibi onlar da dindar insanların dini yaşama gayretleri karşısında en azından insaflı olmaları gerekir. Esas medenilik de budur zaten.

Kız erkek ilişkileri nasıl olmalıdır?

Soru: Biz gençler kız erkek arkadaşlığı konusunda gerçekten ne yapmamız gerektiğini bilmiyoruz ve eminim çoğu gençte bu konuda ki kesin çizgiler yüzünden kendine çare bulamıyordur. Günümüzde kız erkek arsındaki ilişkiye nasıl bakıldığını ve bu ilişkilerin nasıl olması gerektiğini öğrenmek istiyorum. Haremlik selamlık mı olmalı? Bu kadar ayrı olmalıysa ve günümüzde bunun sosyal anlamda bayana büyük eksiklikler vereceği gerçeği ne olacak?

Cevap: Sorunuzun sonundan başlayalım. Kadın ve erkeğin birbirinden, olması gerektiği şekilde ayrı olması, ne bayana ne de erkeğe bir eksiklik getirmez. Aksine bu, fıtratın bir neticesidir ve bazı tehlikeli durumlar için baştan alınmış bir tedbirdir. Tehlikeli durum deyince hemen aklımıza zina gelebilir ve “her kadın ve erkek beraberliği zinayla neticelenmez ki” denilebilir. Fakat tehlikeli durum sadece zinadan ibaret değildir. Zina gibi çirkin bir fiil işlenmese bile kadın erkek karışıklığının, zihin, ruh ve beden açısından olumsuz manada daha farklı ve büyük tesirleri söz konusudur. Bu olumsuzluklara meydan vermemek, kalp ve kafa selametini sağlamak, her şeyden önemlisi de kadından da erkekten de beklenen neticelerin alınması için dinimiz, kadınlarla erkeklerin diyaloglarında belli ölçüler getirmiştir.

Erkek de kadın da, hayatı anlamlı kılan iki unsurdur. İkisi de kendilerine biçilen rolü oynamak üzere yaratılmışlardır. Kulluk, insanlık, can taşıma, yaşama, düşüncelerini ifade, tercih hakkı gibi hususlarda kadın, erkekle ortak olmakla beraber, ikisinin de kendilerine ait fıtratları ve özellikleri vardır. Farklı yönlerini öne çıkararak yaşayan, ortak yönlerini de farklı yönlerine göre kullanmak zorunda bulunan bu iki cins, mutlaka kendilerinden beklenen neticeleri, meyveleri vermekle vazifelidirler. Bu meyveler, iki tarafın da dengeli bir hayat yaşamasıyla mümkündür. İşte bu dengeyi, onları yaratan yaratıcı koymuştur. Bir şeyi elbette onu yapan veya yaratan bilir. Evet, kendi keyif ve zevklerine göre değil, Yaratıcının istediği istikamette yürüdükleri zaman bu iki unsur gerçek manasını ortaya koyacaktır. Kaldı ki, dinimiz kadını tamamen hayattan tecrid etmemiş, ona belli şartlar altında çalışma izni vermiş, zaruri durumlarda kocasına yardım etme selahiyetini bahşetmiştir.

Bununla beraber, kadının esas görevi nesil yetiştirmek ve böylece bir toplumu inşa etmektir. Bu konudaki düşüncelerimizi daha geniş olarak sitemizden okuyabilirsiniz..

Benzer sorular:

Kadın Erkek eşitliği hakkında ne düşünüyorsunuz?   Kadın erkek diyaloğunda ölçü ne olmalıdır?  

 Haremlik-Selamlık

Kadın erkek diyaloğunda ölçü ne olmalıdır?

Açıklama: Dinimizin kadınlarla erkeklerin diyalogları ile ilgili getirdiği ölçüler çok dar kapsamlı mı yoksa bize mi böyle öğretiliyor. Mesela Peygamber Efendimiz’in kadınlarla çok rahatlıkla konuştuğunu görüyoruz. Sonra evliliklerde ve boşanmalarda çok rahat davranıldığına şahit oluyoruz. Bunları nasıl anlamak lazım?

Dinimizde kadın erkek ilişkileri, tabiidir, fıtridir. Hem Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in hem de sahabe efendilerimizin kadınlarla konuşması, bu fıtrilik içerisinde gelişmiştir. Fakat iki cins arasında günah işlemek her zaman söz konusu olduğundan dolayı ciddi tedbirler konulmuştur. Konuşmada, iş yapmada, davranışlarda, giyinmede ölçüler getirilmiştir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve sahabe efendilerimizin kadınlarla konuşması fıtri olmanın yanında hep bu ölçüler içerisinde gerçekleşmiştir. Mesela Efendimiz aleyhissalatü vesselam, kadınlara sohbet edeceği zaman yanında Bilal Habeşi’yi de götürmüştür. Esma validemiz, yanına girdiğinde Efendimiz bu baldızına arkasını dönmüş ve tesettürün ölçülerini beyan etmiştir. Kadınlarla konuşma konusunda Kur’an’da da belli ölçüler belirtilmiştir.

Dinimizin koyduğu ölçülere göre yaşanıldığında ne erkek ne de kadın, kendisi hakkında zulmedildiğini, haksızlık yapıldığını vs. düşünmez, düşünmemişler de. Kadın erkek ilişkilerinin belli ölçülere göre düzenlendiği İslam âlemiyle, alabildiğine serbest bırakıldığı batı ve doğu toplumlarındaki hali hazırdaki durum, tam manasıyla yaşanmamasın rağmen dinimizin koyduğu ölçülerin ne kadar yerinde ve güzel olduğunu göstermektedir.

İslam’da katı bir anlayış yoktur, fakat tedbirli olma esası konulmuştur. Mesela yabancı (mahrem olmayan) bir kadınla yabancı bir erkek konuşabilir fakat şehevani olmamak, yalnız kalmamak, birbirine dokunmamak şartıyla ve ihtiyaç ölçüsünde konuşabilirler.

Bazı hususlar sadece Efendimize has olabilir. Bazı konularda kadınların yaşlılığı hükme sebep olabilir. Bazı durumlarda “fitneye sebep olmama” prensibi öne çıkabilir. Mesela Lübabe, Efendimizin Amcası Hazreti Abbas’ın hanımıdır, Hazreti Abbas’ın bütün çocuklarının annesidir ve aynı zamanda Meymûne validemizin kız kardeşi yani Efendimizin baldızıdır.. Muhtemelen yaşı ileriydi ve Efendimiz, ona başını taraması için müsaade ediyordu.  Bütün bunları tek tek bilmek ve hükmünü ifade etmek zordur. Bu zor işi Sahabe ve sonraki âlimlerimiz üstlerine almışlar ve bize işin özünü vermişlerdir. Öyleyse onlara itimad etmek lazım.

Evliliklerle boşanmalar, genel hükümler belli olmakla beraber, uygulamaların teferruatında örfe, toplumun yapısına göre değişmeler olabilir. Mesela bazı illerimizde birden fazla evlilik yaygındır. Bu dinen caizdir. Ancak bazı bölgelerimizde hoş karşılanmaz. Öyleyse denebilir ki, bazı yerlerde birden fazla evlilik, toplumla ters düşme, hatta onunla çatışma manasına geleceğinden, ailede ve dini hayatta çatlamalara sebebiyet vereceğinden dolayı örfen caiz değildir. Sahabe dönemindeki evlilik ve boşanmaları böyle örfi olarak düşünmeli ve o büyük zatlar hakkında suizanna girmemeli.

Bu ve benzer konular için sitemizde “Haremlik Selamlık” , “kadın erkek diyalogları” “ kadın erkek münasebetleri” gibi kelimelerden arama yapabilirsiniz..

Kadın Erkek eşitliği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Erkek-kadın eşitliği mevzuuna girmeden önce “eşit” ve “eşitlik” kelimelerinin mânâlarını görelim.

“Eşit”, hiçbir fark göstermeyen, tabiatı, niteliği, değeri ve boyutları bir olan demektir. “Eşitlik” ise hakları bakımından insanlar arasında hiçbir ayırım bulunmaması anlamınadır.

Bu “eşit” ve “eşitlik” tarifleri çerçevesinde acaba kadının, erkek karşısında durumu nedir?

a)- Fıtratta farklılık

Kâinatta Allah (c.c.) her şeyi çift yaratmıştır. Bu çiftlerden her birinin diğerine, bütün yönleriyle eşit olduğunu söylemek mümkün değildir.

“Her şeyi çift (erkek ve dişi) yarattık ki düşünüp ibret alasınız.” (Zariyât Suresi, 51/49)

Zerrelerden bitkilere, ondan hayvanlar ve insanlar arasındaki erkeklik-dişiliğe kadar her şey çifttir ve birbirine muhtaçtır. Pozitif negatife, elektron protona, gece gündüze, yaz kışa, yeryüzü gökyüzüne, erkek kadına, kadın erkeğe muhtaçtır. Bunlarla birlikte şu anda bilemediğimiz fakat ilim ve teknolojinin gelişmesiyle öğrenebileceğimiz daha nice çiftler vardır.

İşte Allah (c.c.) kadını yaratırken, elektrona nisbeten protonu, pozitife nisbeten negatifi, erkek tohuma nisbeten dişi tohumu yarattığı gibi yaratmış ve bu çiftlerden bir vahdet meydana getirmiştir. Fakat elektron protona, pozitif negatife eşit olmadığı gibi, kadın da erkeğe eşit olamaz. Bu, fıtratın değişmeyen kanunlarındandır. Zira tek olan Allah’tan başka her şey eksik olduğu gibi, varlığını sürdürebilmek için de, hiçbir şey kendi kendine yeterli değildir. Bu itibarla, eksik olan erkek ve kadın bir araya gelerek birbirlerini tamamlayacak ve bir vahdet teşkil edeceklerdir ki, bütünde asıl olan da budur.

Dolayısıyla kadın ve erkek birbirinin eşiti değil, aksine birbirinin tamamlayıcısıdır. Allah Resulü bir hadislerinde bu gerçeği şöyle ifade ederler: “İnnema’n-nisâ şekâikur’r-ricâl = Kadınlar erkeklerin yarısıdır.”

Hadiste geçen “şakik” kelimesi, tam ortadan ikiye bölünen bir bütünün parçası mânâsınadır. Yani, bir bütünü meydana getiren iki parçadan her biri, diğerinin “şakikidir.” Buna göre, insan olma yönüyle kadın ve erkek eşit yarımlardır. Ama hiçbir zaman biri diğerinin aynı değildir. Yani bunların fıtratları ruhî ve psikolojik yapıları tamamen farklıdır. Hiçbir zaman kadın fizik ve ruh bakımından erkeğe eşit olamayacağı gibi, erkek de ona eşit olamaz. Ne erkek kadının biyolojik olarak daha gelişmiş bir şekli, ne de kadın erkeğin az gelişmiş bir tipidir. Cinsiyet farklılığına beşerin müdahalesi olamayacağına göre, inanan veya inanmayan herkesin, eşitlik hayallerinden vazgeçip erkeği ve kadını olduğu gibi kabullenmesi şarttır.

Kaldı ki sadece farklı cinsler arasında değil, aynı cinsler arasında bile, tam bir eşitliğin olduğunu söylemek mümkün değildir. Böyle bir ümniyenin gerçekleşmesi için uğraşmak, fıtrat kanunlarını değiştirmeye çalışmaktır ki, bu tür gayretler bütünüyle boşa giden emek sayılır. Burada şunu da belirtmek gerekir ki, kadınlarda bu yaratılış farklılığı onların hor ve hakir görülmelerini gerektirmez. Bilakis Cenab-ı Hakk, “her şeye takdir ettiği şekli verip, sonra da doğru yolu gösterendir.” (A’lâ Suresi, 87/3) Kadını, erkeği “en güzel yaratılış üzerine yaratan” ve ona yücelmenin, yükselmenin yollarını öğretendir. Onları birbirinin tamamlayıcısı, örtüsü ve koruyucusu yapandır.

b)- Vazifede farklılık

Yukarıdaki açıklamalarda görüldüğü gibi, fıtratta kadın erkeğe eşit olamayacağı gibi, vazifede de eşit olamaz. Erkeğe ait vazifeler kadından istendiği zaman ona zulmedilmiş olur. Zira kadının fizyolojik, biyolojik ve ruh yapısı itibariyle, erkekten çok farklı olduğu inkâr edilemeyecek kadar açıktır. Böyle bir yaratılış farklılığından kaynaklanan bazı hak ve vazife farklılıkları da gayet tabiîdir. Meselâ; erkek kadına nisbetle daha güçlü ve daha kuvvetlidir. Kadının bu noktada, erkeğin yapabileceği vazifeyi yapması oldukça zordur. Bu durum, kadın için asla bir eksiklik değildir. Buna karşılık kadın da erkeğe nazaran daha şefkatli, daha merhametli, daha zarif ve daha duygusaldır. Bu noktada da erkek kadınla boy ölçüşemez. Her iki cins de göreceği vazifelerin gerektirdiği kabiliyetlerle donatılmıştır ki, gerçek hak ve adalet de işte budur. Dolayısıyla, erkek-kadın eşitliği değil, kadın ve erkeği ayrı ayrı, kendi fıtratları içerisinde ele alıp değerlendirme en isabetli yoldur.

Evet; kadının yaratılışına ve istidatlarına göre belli vazife ve hakları vardır ve kadın bu istikamette istihdam edildiğinde daha iyi neticeler elde edilebilir.

Nesiller kadın tarafından dünyaya getirilir ve onun tarafından terbiye edilir. Beşeriyete, iyi ferdler, onun feyizli ve bereketli eli ile kazandırılır. Hele neslin yetişmesi hususunda kadının şefkatle donatılması kadına ayrı bir lütufdur. Bu yönüyle kadın, bütün aile fertleri içinde, saygı duyulacak bir ihtiram abidesidir. O evin mürebbiyesi, muallimesi, kayyimesi ve huzur kaynağıdır. Erkek onda itmi’nana kavuşur. Çocuk onun şefkatli sinesinde neş’et eder büyür; hisli, duygulu, şefkatli ve sağlam fikirli yetişir. Eğer o, iffetli yaşayabilmiş ise, onun sayesinde çocuk yozlaşmaktan ve bu gibi çocukların teşkil edecekleri cemiyet de bodurlaşmaktan kurtulur.

Evet, Cenab-ı Hakk’ın, ona bahşettiği eltaf-ı sübhaniyesinin yanında, bazı insanların eşitlik adı altında ona vereceği her şey çok sönük kalır. Ve eşitlik iddialarıyla ona tanınacak haklar, yapılacak iyilikler, baştan aşağı altın madalyalarla donatılmış bir kişinin yakasına, bir bakır madalya iliştirmek gibi gülünç olur ve hafif kaçar.

Evet, Allah (c.c.) kadına öyle müzeyyen bir elbise giydirmiştir ki, artık bundan sonra onun üstüne giydirilecek her şey sırtına bir çul geçirme, bir semer yükleme mânâsına gelir.

Allah (c.c.), her hak sahibine hakkını vermiştir. Verirken de onu ne hoyrat hale getirmiş, ne de gülünç duruma düşürmüştür. Bundan öte ona verilecek her hak bir haksızlık ve zulümdür.

Kadın bir iş yapacaksa, bu mutlaka onun, fizyolojik, psikolojik ve ruhî yapısına uygun olmalıdır. Ona altından kalkamayacağı ağır işler teklif etmenin ve kadını fıtratının dışına taşan işlerde çalıştırmanın ne eşitlikle ne de insanî yaklaşımla alâkası vardır. Aksine böyle bir davranış kadının elinden birçok hakkını gasbetme mânâsına gelir.

Efendimize ait şu hadis, söz konusu hususu ne güzel ve ne çarpıcı ifade eder.

“Bir ineği boyunduruğa koşmuşlardı. Döndü ve sahibine şöyle dedi: Ben bu işler için yaratılmadım.” Yani bu iş için öküzler yaratıldı.

Hülasa her şeyin bir yaratılış gayesi vardır. Her varlık yaratılış gayesine ve kabiliyetlerine göre istihdam edilmelidir ki, gerçek adalet teessüs etsin.

M. Fethullah Gülen

Üniversitede bayanlarla aynı ortamı paylaşıyoruz, nelere dikkat etmeliyiz?

Bayanlarla erkekler arasında birbirlerine karşı fıtri bir ilgi vardır. Erkeğin kadına ilgisi, daha fazladır. Allah Teala, bu ilgiyi meşru dairede kullanalım ve bu fıtri duygunun olumsuz tesirinde kalmayalım diye bize bazı yollar göstermiştir. Bayanlara aynı ortamda yalnız kalmamak, onlara bakmamak, zaruret olmadıkça onlarla konuşmamak bu yollardan bazılarıdır. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyururlar ki, “Cennet nefsin hoşlanmadığı şeylerle donatılmıştır, cehennem ise nefsin hoşuna giden şeylerle kuşatılmıştır.” Bayanlarla gereksiz yere görüşmek, beraber oturmak nefsin hoşuna gidiyorsa -ki genelde nefis bundan hoşlanır- öyleyse bundan kaçınmak gerekir. Zaruretleri de zaruret miktarınca kullanmak gerekir. Yani, bir bayanla konuşmak ne kadar mecburi ise o mecburiyetin ötesine geçilmemesi icab eder. Harama bakmamak büyük oranda meseleyi halleder. Haramı hayal etmemek ise o haramlara karşı daha baştan kapıyı kapatmak demektir ki bunun da büyük bir koruyucu özelliği vardır. Bütün bunlar elbette zordur. Ancak her zorluğun arkasında bir kolaylık hatta kolaylıklar vardır. Dünyada bunlar aşılırsa, ötede cennetler vardır. Hayalde, gözde, dilde işlenen büyük küçük bütün günahlar için tevbe istiğfarı elden bırakmamalı. Tevbeler, silicidir. Günahı siler atar. Yeter ki, insanoğlu tevbeden bıkmasın. Kul tevbeden bıkmadıkça Allah affetmekten usanmaz. Allah (c.c) haramlara karşı durmada ve helalleri işlemede hepimizin yardımcısı olsun.

Aşağıdaki sorularımızdan da istifade edebilirsiniz.

Bir Kadının Yabancı Erkekle Görüşmede Dikkat Etmesi Gereken Durumlar Nelerdir? Erkeğin Yabancı Kadınla Başbaşa Kalması

Bir Kadının Yabancı Erkekle Görüşmede Dikkat Etmesi Gereken Durumlar Nelerdir?

Mü’min bir kadının okul, hastane, fabrika, alış-veriş vb. yerlerde eğitim, iş veya meslek gereği yabancı erkeklerle karşılaşma ve görüşmesi durumunda aşağıdaki esaslara dikkat etmesi beklenir.

1) Bakışların Kontrol Altında Tutulması:

Erkek ve kadının konuşma ve birbirine muhatap olma durumunda bakışlarını kontrol altında tutmaları gerekir. Bir mü’min, karşı cinsin bakılması yasaklanan yerlerine bakamaz ve bakışını ihtiyaç dışında uzatamaz. Ayetlerde şöyle buyurulur: “Mü’min erkeklere, gözlerini haramdan sakınmalarım söyle.”(en-Nur, 24/30) Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar…”(en-Nur, 24/31)

2) Altını Göstermeyen Bolca Giysi İle Örtünme:

Kadının el ve yüz dışında bütün bedenini, altını göstermeyen ve vücut hatlarını ortaya çıkarmayan bolca bir giysi ile örtmesi gerekir. Örtülü hanımlar İslam toplumunda saygı görür. Çünkü örtü, kötü niyetli erkeklerin bakışlarına ve sarkıntılık etmelerine karşı onları korur.

3) Ölçülü Konuşma ve Ölçülü Yürüme:

Mü’min bir kadın yabancı erkekle konuşmasında ölçülü olmalı ve ihtiyaç kadar konuşmalıdır. Ayette şöyle buyurulur: “Yabancı erkeklere çekici bir eda ile konuşmayın, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılır. Güzel söz söyleyin.”(el-Ahzab, 33/32) Yürüyüşün de ölçülü olması gerekir. Salınarak, kırıtarak yürüme mü’minin vekarı ile bağdaşmaz. Ayette şöyle Duyurulur: “Kadınlar gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayakları yere vurarak yürümesinler.”(en-Nur, 24/31) Nitekim, yukarıda da belirttiğimiz gibi, Musa’yı (as) çağırmaya gelen, Şuayb’ın (as) kızı, onun yanına utana utana yaklaşmıştır. (el-Kasas, 28/25) Bu olayın Kur’an-ı Kerim’de haber verilişinde, günümüz hanımlarına da bir mesaj vardır. Yabancı bir erkekle muhatap olma durumunda kalan bir kadın edep, ciddilik, ağır başlılık ve utanma hasletlerini koruyarak görüşmeli ya da konuşmalıdır.

4) Süslü ve Çekici Giysi İle Örtünmeme:

Süslü ve çekici giysiler evde giyilmeli, yabancı erkeklerin yanında ve evin dışında bunlar baş örtüşü ve dış giysi ile örtülmelidir. Diğer yandan dışarıda, erkeklerin dikkatini çekmek için parfüm sürülmesi de, mü’min kadının ağır başlı ve ciddi tavırları ile bağdaşan bir durum değildir.

5) Yabancı Erkekle Tenhada Başbaşa Kalmaktan Kaçınmak:

Yabancı bir erkekle, kimsenin olmadığı yerlerde başbaşa bulunmamak gerekir. Bu durum hadisle yasaklanmış ve böyle bir yerde üçüncü kişinin şeytan olduğuna dikkat çekilmiştir. (bk. Buharî, Nikah, 111,112; Müslim, Hacc, 424; Tirmizî, Rada, 16; Fiten, 7)

Özellikle, kocanın hısımlarından birisi ile, kimsenin olmadığı yerde başbaşa kalmanın daha tehlikeli olduğu Allah elçisi tarafından şöyle belirtilmiştir:”Kadınların yanına girmekten sakınınız! Dediler: Ey Allah’ın elçisi! Kayın birader hakkında ne buyurursunuz?. Şöyle buyurdular. Kayın birader ölümdür. Yani bu bir helak nedenidir. (bk. Buharî, Nikah, III; Müslim, Selam, 20; Tirmizî, Rada’ 16; Darimî, İsti’zan, 14) Çünkü bir cinsel macera meydana geldiği takdirde, bu tarafları ölüme kadar götürür ve hısımlık yerine düşmanlıklar geçer.

6) Zorunlu İhtilafın Zaruret ve İhtiyaçla Sınırlı Tutulması:

Yabancı erkeklerle bir arada bulunma zaruret ve ihtiyaçla sınırlı tutulmalıdır. Çünkü gereksiz, ihtiyaç dışı ve uzun görüşmeler fitneye yol açabilir. Ayrıca kadını kutsal görevlerini yapmaktan, evinin hakkını gözetip, çocuklarını eğitmekten alıkoyar.

Sonuç olarak mü’min kadınlar nişan, düğün, bayram ve benzeri kutlamaları veya ev ziyaretlerini yahut diğer sosyal faaliyetleri kendi hem cinsleriyle oluşturacakları topluluklar içinde yapmayı şiar edinmelidir. Kadın evinin dışındaki eğitim, iş, meslek, ibadet vb. faaliyetlerde ya bir mahremi ile birlikte bulunur ya da güvenilir kadın toplulukları içinde yerini alır.

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz