Cenâb-ı Hakk’ın melekleri yaratmasının hikmeti nedir?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Evvelâ şunu herkes bilmelidir ki, Allah (celle celâluhu) yaptığı işlerden dolayı sorguya çekilmez.[1] Allah’ın yaratmasında hikmet, hilkate tâbidir. Bu hakikati İbrahim Hakkı Hazretleri, “Her işte hikmeti vardır, abes fiil işlemez Allah.” ifadeleriyle dile getirir.

Şüphesiz, melâike-i kiramın yaratılmasının da pek çok hikmetleri vardır. Bununla alâkalı değişik şeyler söylenmiştir, ama biz aklımızın ermediği yerde Allah’a soru sormayız. Allah bize sorar da biz soramayız; sadece “Acaba şunun hikmeti ne ola ki?” deriz. Her şeyden evvel bu edebi bize bizzat Kur’ân öğretmektedir. Çünkü Allah, ilmiyle bütün kevn ü mekânları muhittir. İnsan ise O’nun ilminden yine O’nun tecellîsiyle ancak belli bir miktara mazhardır.[2] Hz. Musa ile Hızır’ın karşılaşmasında bir vak’a vardır. Hızır, Hz. Musa’ya, denize gagasını daldırıp çıkaran bir kuşu gösterir ve şöyle der: “Yâ Musa! Senin ve benim bildiklerim, Cenâb-ı Hakk’ın ilmine nispeten, şu kuşun gagasına bulaşan suyun okyanusa nispeti gibidir.”

İşte bu kadar muhit bir ilimle eşyayı yaratan Allah karşısında yeryüzünde kuş gagasına bulaşmış ilmiyle zavallı insan, elbette ki Allah’ın ilmine dayalı meleklerin hikmetini hakkıyla kavrayamaz. Bu itibarla da insan haddini bilmeli ve Allah’a karşı edepli olmalıdır.

Bununla beraber Cenâb-ı Hakk’ın melâikeyi yaratmasının çok hikmetleri vardır. Evvelâ, melâike-i kiram, insandaki ruh gibi cansızlar âleminde bir bakıma ruhun vazifesini görmektedir. Meselâ ağaçlara müekkel melâike, ağacın hâl ve keyfiyet diliyle Allah’ı göstermesini dille seslendirir, O’nu tesbih u takdis eder ve ona melek diliyle tercüman olurlar. Melâikeden öyleleri vardır ki, onlar da küre-i arza müekkeldir. O geniş kabiliyet ve istidadıyla, “İleyhi yes’adü’l-kelimu’t-tayyibu…”[3] fehvâsınca yeryüzünden Allah’a doğru yükselen bütün güzel kelimeleri ve salih amelleri temsil eder, alkışlar ve Allah’a takdim eder. Eşya câmid yanıyla yaptığı işleri şuuru ve hissiyle yapmaz; melekler buna şuur katar ve bu işleri, şuur ve idrak buudlu olarak Allah’a takdim ederler. Meselâ yağmur ve karın katrelerine bir kısım melekler müekkeldirler. Kar kristalleri, fotoğraflarıyla ilim adamlarını hayrette bırakmışlardır. Bu küçük parçacıklarda bile sanat izhar eden Allah, onları da müekkelsiz bırakmamıştır. Ayrıca ehl-i tahkik ve ehl-i şühud da müekkel meleklerin var olduğunu ifade etmektedirler. Evet, en küçük atom olan hidrojenden uranyuma, hücreden en büyük varlıklara, ondan da sistemlere kadar canlı-cansız her şeyde müekkel melâike vardır ve melekler, bu varlıkların tesbihat ve takdisatlarını Allah’a takdim etmektedirler.

İkinci olarak, Allah’ın yarattığı her varlığın Allah’a farklı şekilde ayna olma keyfiyeti söz konusudur. Cenâb-ı Hak, “Cin ve insi Beni bilsin ve Bana kulluk yapsınlar diye yarattım.”[4] buyurmaktadır. (“Beni bilsin” sözü İbn Abbas’ın tefsiridir.) Cin ve ins, Allah’ı bilecek, O’nu bî kem u keyf gösterecek, bilme ve göstermesine göre de tesbih ve takdis edecektir. Yani her şey kendi ruhuna ve kabiliyetine göre O’na aynalık yapacaktır. Ancak cismaniyet başka, nuraniyet başkadır. Cinlerin yaratıldığı “mâric” ve “nâr” farklı, melâikenin yaratıldığı “nur” farklıdır. Yine esir âlemi başka, atom ve elektronlar âlemi başkadır. Bunların hepsi kendilerine has âlemlerin diliyle Allah’ı gösterirler.

Bir misalle açalım: Bir endam aynasının olduğunu düşünelim. Bu aynanın karşısına geçip baktığınızda nasıl iseniz aynaya öyle aksetmiş olursunuz, ama karşısında dev aynası olan bir insan, kendini olduğundan çok farklı görür. Zira bu, farklı bir aynadır ve kendince göstermektedir. Bir de şöyle bir ayna düşünelim ki, bu ayna kişiyi buudlarıyla göstererek ona bir derinlik kazandırmaktadır. Bunun dışında bir de şöyle bir ayna farz edelim; bu ayna da, doğrudan doğruya buudla kalmamakta, aynı zamanda harekâtı da göstermektedir. Evet, görüldüğü gibi görünme şekli çeşitli aynalara göre değiştiği ve farklılaştığı gibi cismaniyet Allah’a ayrı bir ayna, melâike-i kiram her türlü hırs, kapris, kin, haset ve emre isyan etmekten münezzehiyet gibi özel yanlarıyla farklı bir aynadır. Vâkıa, Allah yemez içmez, üzerinden zaman geçmez, tebeddülden, tegayyürden, berîdir; aynalar ise öyle değildir; zira ayna mütecellînin aynı değildir.

Allah’ın mutlak istiğnasına keyfiyetsiz ve kemmiyetsiz melâike-i kiramın bir ayinedarlığı söz konusudur ki, o hususiyet insanlarda yoktur. Çünkü onlar, yiyip içmekte, evlenmekte, tebeddül ve tegayyur etmektedirler. İnsanda meleğin meleklik yönü vardır. Ancak o da, tıpkı cevheri taştan topraktan ayrılmamış maden-toprak bileşimi gibi bir şeydir. Zaten o, tasaffi etmek ve melekleşmek üzere bu dünyada bulunmaktadır. Posa ve tortu burada ayrılacak, ıstıfa edecek ve o ahiret yurduna öyle gidecektir. Melek ise, posası ayrılmış saf ve som altın durumunda bir varlıktır. Öyleyse ondaki şe’n-i Rubûbiyet, tecellî, esmâ-i ilâhiyenin cilvelenmesi insandan çok farklı olacaktır. İnsan, bir yönüyle esmâ-ı ilâhîyi kesif, donuk ve mat olarak, melekler ise melekût yönüne bakan yönüyle çok saf ve duru bir şekilde aksettirirler. Evet, insan, Cenâb-ı Hakk’ın bilinmesi ve tanınması mevzuunda bir kitap olduğu gibi melâike-i kiram da ayrı bir kitaptır.

Cenâb-ı Hak mahlukatı, ihtiyaçtan dolayı değil, tezahür-ü rubûbiyet nokta-i nazarından yaratır. Allah, “Ben, kenz-i mahfi (bilinmeyen bir hazine) idim. Bilinmekliğimi murat ettim ve mahlukatı yarattım.” buyurmaktadır. Melekler de bu çerçeve içinde mütalâa edilmektedir. Evet, beşer, semek, eşcâr, zemin O’ndan gelen bir kitaptır ve her biri, bir dil hâlinde O’nu ifade etmektedir.

Hikmetleri uzatmak mümkündür. Ben şimdilik bir fikir vermek için bu kadarla iktifa etmek istiyorum.

[1] Bkz.: Enbiyâ sûresi, 21/23 [2] Bkz.: Bakara sûresi, 2/255 [3] “Güzel ve temiz sözler O’na yükselir.” (Fâtır sûresi, 35/10) [4] Zâriyât sûresi, 51/56

Kaynak:  Yol Mülahazaları

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

16|92|Yeminleri bozmada, ipliğini kuvvetle büktükten sonra bozup parçalayan karı gibi olmayın. Bir topluluk ötekinden daha zengin ve kalabalık çıktığı için yeminlerinizi aranızda bir hile aracı yapıyorsunuz. Allah sizi bununla imtihan ediyor; ihtilafa düştüğünüz şeyleri kıyamet günü size açık bir biçimde elbette gösterecektir.
Sura 16