Cinler Hastalıklara Sebep Olabilir mi?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Cinler, maddeye nüfuz edebilecek mahiyette varlıklardır. “Cin şudur” diyemiyorsak da, her hâlukârda cinlerin lâtif, görülmeyen, tesir ve nüfuz kabiliyetine sahip varlıklar olduğu açıktır. En basit misâliyle, röntgen şuâları insan bedeninde rahatlıkla yol alabiliyor ve belli ışın çeşitleri maddeyi eritip yapısını değiştirebiliyorsa, bu ışınlardan daha latif olan cinler, insan bedenine neden nüfuz edemesin ki!. Evet, cinler insanın fizyolojik yapısına te’sir edip, çeşitli zararlara yol açabilir; damarlara ve beynin merkezî noktalarına müdâhale edebilirler.

Lazer ışını, 1960’lara kadar bilim-kurgu romanlarının hayâl silahı idi. Ancak T. Warman’ın ilk kırmızı lazer ışınını tespitinden sonra geliştirilmiş olup, bugün bilgisayardan haberleşmeye, nükleer silah sanayiinden polisiye araştırmalara, hattâ tıbba kadar pek çok sahada kullanılmaktadır. Meselâ 40 yıl önce işlenmiş bir cinayetteki hiç bir âletin tesbit edemediği parmak izleri lazer ışınlarıyla ortaya çıkarılabilmekte ve çok âletlerin göremediği şeyler görülebilmektedir. Bundan daha önemlisi de, damarlarımızda adeta kanla beraber akıp gitmekte ve tıkanmış damarların açılmasında da kullanılmaktadır ki, göz ameliyatlarında kullanılması, bunlardan sadece biridir. Diğer taraftan, ciğerlerimize çektiğimiz havadaki bir miktar oksijen kanı temizlemekte ve damarlarımıza sirayet etmektedir. Tam bu noktada sözü yine Söz Sultanı’na bırakalım: “Şeytan, insanların kanının dolaştığı yerde dolaşır!” ; sanki alyuvarlaşır veya akyuvarlaşırmış gibi…

Şu halde, başta şeytan olmak üzere, bütün cin tâifesinin insanlara zarar verebilecek şekilde yaklaşarak, maddî-mânevî tahribata yol açabilmeleri mümkün görünmektedir.

Şeytan ve cinler, doğrudan doğruya fizyolojik hastalıklara da sebep olabilirler. Alyuvarlarımıza binip, damarlarımızın içinde dolaşabildiklerinden dolayı, bu her zaman mümkündür. Ne biz bu mevzûda mübâlağaya kaçalım, ne de hekimler bu gerçeği reddetsinler. Sözgelimi,  biri kalkıp, “İhtimal, kanser hadisesinde hücrelerin anarşisine sebeb olan da bu habis ruhlardır” iddiasında bulunur, buna karşılık siz de “olamaz” derseniz, bu takdirde peşin hükme saplanmış olursunuz. Durum, gerçekten belki de böyledir; en azından, mülâhaza dairesini açık tutmak gereklidir. Kanser hakkında bugüne kadar söylenen sözler ve yapılan tariflerin en makûlü, onun bir hücre anarşisi olduğudur; vücudumuzdaki en küçük parçaların anarşisi.. Yani, vücudun normal nizam ve âhengine başkaldırma ve normal hücre gelişme faaliyetini bozma. Bu, hem iç, hem de dış uzuvlarda olabildiği gibi, kanserli hücrelerin yavaş üreyeni de vardır, serî üreyeni de. Cinlerin kanser bölgesine yerleşip, bir örgüt çalışması gibi hücre anarşisi oluşturmaları, her zaman mümkündür. Cinler nasıl görünmeyen varlıklarsa, kanser de çok kere baştan belli olmayıp, kendini geç hissettirmekte, hissettirdiği zaman da, artık ilaçlar fayda vermemektedir.

Kanser gibi sara hastalığında da habîs ruhların tesirini kabûl etmek, mâkul bir yol olsa gerek.. kim bilir belki de cinler, beyinde bir kısım guddelerin normal çalışmasına ve fonksiyonlarını icra etmelerine mâni olmaktadırlar.

Yine, habîs ruhlar, insan aklını bozma ve sinir sistemine tesir edip, cinnete yol açmada da tesirli olabilirler. Gerçi, hekimler şizofreninin bütün çeşitlerini maddeye vermekte ve bazılarını da irsî görmektedirler ama cinlerin damarlara girip kişinin muvazenesini bozmaları, sinir sistemini harap ederek, zaman zaman dengeli olunurken, bazen de çılgınlığa yol açmaları da mümkündür. Yanlış anlaşılmasın; ne sara ne de şizofreni mutlaka cin eseridir demek istemiyorum; fakat, “olması mümkündür” diyorum. Çünkü bu hastalıklar, çok defa duâlı bir ağzın ciddî bir okumasıyla geçmektedir.

Arkadaşlarımızdan biri, yaşlı bir kadının dua isteğini getirdi. Bu yaşlı kadıncağız için doktorlar, “Kanser metastaz yapmış ve her yanını kaplamış; bir hafta kadar ya yaşar, ya yaşamaz… Götürün, son günlerini evinde geçirsin” demişler. Kadıncağızın şahsıma büyük hüsn-ü zannı varmış; arkadaşımızı araya koyup ısrarla, “Dua etsin, şifa bulurum” demiş. O masumeye nasıl dua ettiğimi şimdi hatırlamıyorum. Altı ay sonra arkadaşıma “O kadına ne oldu?” diye sordum; “Yaşıyor” dedi. Sonra aradan iki yıl gibi bir zaman geçti, “ne oldu?” diye yine sordum; “Hacca gitti geldi, torunlarını büyütüyor” cevabını aldım.

Yine, bir saralı hasta getiriliyor; devamlı rahatsız ve nöbeti olan bir adam. Bir hoca efendi açıyor Kur’ân’ı ve üç-beş ayet okuyor; hasta şifa bulup gidiyor. Bu vak’aları maddenin fonksiyonlarıyla izah etmek mümkün değildir. Hap vermek suretiyle beyinde belli bir temas temin etmeğe muvaffak olabilirsiniz.. Bunun bir te’siri de olabilir ama okuma da şifaya sebep olabilir.

Bir misal daha arz edeyim: Teyzem, cinnet getirdi ve her şeyi yakıp yıkmaya başladı. Zincirlerle ancak zapt edilebiliyordu. Kendini hastanenin dördüncü katından aşağı attı, bir şey olmadı. Kocası bir hoca efendiye gitti, bir şeyler yazdırdı getirdi ve bıraktı. “Beni niye böyle zincirlere bağladınız?” dedi, sızlanmaya başladı.. Hayret, teyzem iyileşmişti…

Tıbbın ve doktorların altından kalkamadıkları öyle vak’alar, öyle misaller var ki, hemen her gün bir tanesini duyar veya yaşarsınız. Son olarak, yıllar önce Balçova karakolunda bekçilik yapan bir zâtın bizzat yaşayıp anlattığı bir vak’ayı nakletmek istiyorum: Bu adamcağızın ilk yedi çocuğu doğumlarının 17. gününde boğulup ölmüşler. Sonunda, ağzı dualı bir hoca efendiye bir şeyler yazdırmış ve artık sekizinciden itibaren çocukları yaşamaya başlamış…

Nasıl şimdi, Avrupa ve Rusya’da görünmeyen kuvvetleri haberleşme gibi bir kısım hizmetlerde istihdam etmeye başlamışlarsa, büyük ihtimal ilerde de cinnî hastalıklara karşı duâ ve benzeri tedavi yollarını kullanır hale gelecekler, hattâ, belki de cinlerle tedavi popülerlik kazanıp, üniversitelerde ayrı bir kürsüye bile kavuşacaktır! Bugün bile ülser tedavisinde telkin yolunu kullanan hekimler var; ayrıca mûsikî dinletip, hastanın moralini yükseltmekle tedavi denemeleri de yapılıyor. Bütün bunlar ruhun varlığını ve tedavide bile mananın ne derece önemli olduğunu göstermektedir. O halde, şuurlu habis ruhların ve hastalıklara yol açan cinlerin mevcudiyetlerini inkârda ne mana  var?!..

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

26|31|Dedi: "Hadi getir onu ortaya, eğer doğru sözlülerden isen!"
Sura 26