Çocuğa Karşı Vazifelerimiz Nelerdir?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Terbiye Vasatı Hazırlama

Çocuklarımızın mükemmel yetiştirilebilmesi için vasatın da mükemmel olması şarttır. Evet, her çocuk ortama göre şekillenir ve bir manada o, ortamın çocuğu sayılır. Unsurların başında yuva gelir. Sâniyen mektep, sâlisen arkadaş ve dost çevresi, râbian ders mütalaa arkadaşlığı gelir. Hayat-ı içtimaiyede, terzi dükkanı, marangoz atelyesi, ütücü dükkanı, elbise temizleme merkezi ve diğer iş alanlarını da zikredebiliriz. Siz çocuğun gezip-tozacağı bu vasatı, iyi belirleyememiş, onun insiyaklarını bu istikamette geliştirememiş iseniz, çocuğunuzun bir gün mutlaka her hangi bir virüs kapması kaçınılmazdır. Evet bu çocuk, vasat bozuk olduğu takdirde bir gün katiyen bozulacaktır. Onun için vasatı, hanenizden başlamak suretiyle, yolun her menzilinde ve hayatın her ünitesinde çocuğun mükemmel yetişmesine müsait hale getirmelisiniz; getirmelisiniz ki, olan olduktan sonra zamanı geriye işletip durumu düzeltmemiz mümkün değildir.

Haram Lokma Yedirmeme

Çocuğun, anne karnındaki teşekkülünün ilk döneminden başlayarak onun helal ve meşrû rızıkla beslenmesi de fevkalade önemlidir. Katiyen bilmeliyiz ki, çocuğun gelişme sürecinde, Allah’a bağlama mecburiyetinde olduğumuz herhangi bir hadisedeki kopukluk, negatif bir “olgu”olarak –muvakkaten dahi olsa- çocuğa da aksettiği çok görülen vakalardandır.

Damarlarındaki bir parça haram yada şu şekilde bu şekilde elde ettiğiniz şüpheli bir nesne –aynı şeyler hanımınız için de sözkonusudur- o çocuğun muvakkat veya müebbet kayma sebeplerinden biri olabilir.

Kem Nazarlara Karşı Koruma

Çocuk dünyaya geldikten sonra, gıdasına, bakımına, görümüne dikkat ettiğimiz gibi, onun kem ve hâin nazarlardan korunması da çok önemlidir.

Mesela, duyguları kirli, düşünceleri kirli, tavırları kirli, sözleri kirli mücrim ve günahkâr gözlerin ifraz ettiği şerârelerle, o çocuğun ince bir kısım duygularının dumura uğrayabileceği mutlaka hesaba katılmalıdır.

Bütün bu hususlar, Allah’la (cc) dinle, aranızdaki münasebetlerin ifadesi olarak, çocuğumuza karşı yapmamız gereken vazifeler cümlesindendir. Bu vazifeleri titizlikle yerine getirirsek, melekler gibi bir toplum haline gelebiliriz.

Aile Ortamını Düzenleme

Hadis-i şerifte; “Çocuğun ilk söyleyeceği söz Allah (cc) olmalıdır”buyuruluyor. Çocuk anne-baba dediği aynı anda, hatta ondan da evvel Allah (cc) demelidir. Bir evde, Allah’a (cc) karşı saygı var ise ve sıkça Allah’tan (cc) bahsediliyorsa, çocuğa diyeceği şeyi dedirtme konusunda hedefe kilitlenmiş sayılırız. Evet bir evde, Allah (cc) denilip rükua ve secdeye gidiliyor, Allah (cc) denildiğinde ayakların bağı çözülüyorsa çocuğun ilk kelimesinin “Allah (cc)”olması da kolaylaşacaktır. Çünkü böyle bir evde her şey yörüngesinde sayılır.

Ayrıca çocuk yaş itibariyle belli bir seviyeye geldiğinde başkalarının yanında yapmaktan çekindiğimiz şeyler onun yanında yapılmamalıdır. Biz çocuğun bazı şeyleri anlamadığını sanırız. Halbuki o, iki yaşında da olsa, evet dünyaya açılmış bu gözler, bu bâkir nazar, bu saf fikir, etrafında cereyan eden hadiseleri fotoğraf makinası gibi kaydeder ve zamanla zihinde kaydedilen bu şeyler şuur altına iner ve pusuya yatarlar. Netice itibariyle sizin ciddiyet ve değerinize dokunan her söz ve davranış onların nazarında kredinizi olumsuz şekilde etkileyecektir. Eğer onların yanında daima aziz, âbid, zâhid, ağır başlı bilinip tanınmak istiyorsanız, başkalarının yanında sizi, basit insanlar seviyesine düşürecek davranışları onların yanında da yapmamalısınız.

Muhabbetin Dozunu Ayarlama

Cenab-ı hak bir çocuk ihsan edince, -Kur’ân’ın bir ayetinde de ifade edildiği gibi- bütün kalbimizle ve sınırsız bir muhabbetle ona yönelerek –hâşâ ve kellâ- Allah’ı (cc) sevme ölçüsünde bir alaka ifratına da girmemeliyiz.

Allah (cc), nazarında bu, bir nevi şirk sayılabilir. Evet, doğrudan doğruya evlat sevgisine inhimak edip Allah’ı (cc) unutmanın bir şirk olduğu şüphesizdir. Ayrıca, bir yönüyle çocuğa karşı sizi böyle hesapsız hareketlere sevk edecek derecede bir sevgi de zararlıdır. İşte Allah (cc) nezdinde memnû’ olan sevgi de bu olsa gerek. Allah’a (cc) karşı göstereceğiniz muhabbeti, herhangi bir fâniye tevcih ettiğinizde o sevgi bazen gayretullaha dokunabilir.

Evet şu hususlardan ötürü sevgide i’tidal çok önemlidir.

1) Gönüllerin sultanı Allah’tır (cc). Gönülde O’nun muhabbetinin yerini hiçbir muhabbet almamalıdır.

2) Kat’iyen bilmeliyiz ki, bu yavru, Allah’ın (cc) bize bir emanetidir. Bizim o yavruya duyduğumuz sevgi ve alaka, o emanetin bakım ve görümü için verilmiş bir avans ve bir teşvik primidir. Evet, sizin o yavruya karşı sevginiz, sadece Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın (cc) bir hediyesidir ve Allah’ın (cc) size tevdi ettiği o emanete kusursuz bakmanız için verilmiştir.

Güzel Örnek Olma

Yetiştirme durumunda olduğumuz çocuklarımıza karşı duygularımız, düşüncelerimiz, sözlerimiz, kalbî hayatımız, davranışlarımız hep örnek olma hedefine bağlanmalıdır. Evet onların mükemmel şekilde yetişmesini istiyorsak, bu hususa fevkalade dikkat etmek zorundayız. Mesela, onların namaz kılmalarını arzu ediyorsak, namazı gözlerinin önünde kemal-i ihtimam ile eda etmeli, Allah’a karşı edebin sınırları konusunda tavrımızı ortaya koymalıyız. Hep doğru söylemeli ve yalandan uzak olmalıyız. Onların uygunsuz söz söylemelerini arzu etmiyorsak, o evin içinde, uygunsuz hiçbir söz söylenmemeli ve onların hafıza lûgatlarına uygunsuz kelimeler katiyen yazılmamalıdır. Aziz olmalarını, namuslu yaşamalarını, ırzımız kadar başkalarının ırzına, namusuna karşı hassas olmalarını düşünüyorsak, aynı vaziyetin o evin içinde yaşanmasını sağlamalı ve bu işin ilk kahramanları biz olmalıyız.

Kur’ân-ı Kerim okumalarını, Kur’ân’ın hakikatlerine aşina olmalarını istiyorsak, o evin içinde sabah akşam, hem de onların duyacağı şekilde Kur’ân müzakere etmeli, Kur’ân’ın o mualla mevkiine ihtiram göstermeliyiz ki, onları çelişkiye itmeyelim.

Binaenaleyh söz, duygu, kalbî heyecanlar ve davranışlar evde en müessir talim esaslarıdırlar ve mutlaka değerlendirilmelidirler. Yoksa meseleyi sadece, başkasına havale ederek “şuna bir şeyler anlatın”demeye bağlarsanız çocuğa hiçbir şey anlatamazsınız. Çocuklara Kadirşinaslık Hissi ve Allah (cc) Sevgisi Kazandırma

Bilindiği üzere çocuk, ilkokul devresine, belki onu da aşacak daha ileri ve seviyeye kadar ibadet ü taatle mükellef değildir. Binaenaleyh, o, bu dönemde namazında, orucunda ve sair dinî vecibelerinde yaptığı kusurlardan ötürü tedip edilmez; edilmemeli ve hele asla itap görmemelisidir.

Ancak, şu da bilinmelidir ki, henüz mükellef olmadığı bu devrede, ona anlattığımız şeylerin hiç birisi, ömür boyu onun hatırından, kafasından, kalbinden çıkmayacaktır. Onlara karşı kadirşinaslığımız da bu ölçüde pekiştirilmesi gereken bir husustur. Evet, çocuklarımızın kadirşinas olmalarına dikkat etmemiz çok önemlidir. Onlar, kendilerine gelen ihsanları bilmeli, nimet karşısında Allah’a (cc) da insanlara da mutlaka teşekkür etmelidirler. Kadirşinaslık hissi, sonraları daha da derinleşerek Allah’ın (cc) nimetleri karşısında onu, hep hamd ü sena eden biri ve insanlardan gördüğü iyilikler karşısında da tam bir kadirşinas haline getirecektir. Evet, çocuklarımızda iyilik etme ve iyilik bilme duygularını geliştirerek onları birer sarraf gibi cevâhir kadrini bilir hale getirip Mabud-u Mutlak’ı bütün cemâlî ve celâlî tecellileriyle kafalarına yerleştirme mecburiyetindeyiz. Nihayet o, yer yer Allah (cc) büyüktür dediği gibi, insanların ihsanları karşısında da kadirşinas davranacaktır. Hatta zamanla kadirşinaslık, onun karakteri haline gelecektir ve böylece her nimet karşısında içinden gelerek “teşekkür ederim”diyebilecektir.

Bu konuyla alakalı diğer bir husus da, çocuğumuza, nimetleriyle bizi perverde eden Allah (cc) şefkatinin, Rahmâniyetinin ve Rahîmiyetinin anlatılmasıdır. Allah’ın (cc) bizi bizi nasıl beslediğini, baktığını, büyüttüğünün, bize nasıl sevgi verdiğini anlatacak ve “O (cc) çok şefkatlidir, bizi korur, bütün belalardan muhafaza, himaye ve vikaye eder”diyerek çocuklarda O’na karşı güven, itimat ve sevgi hissini coşturmalıyız. Hatta en küçük yavruların, dahası haşeratın, Allah’ın (cc) şefkatiyle, re’fetiyle, rahmetiyle beslendiğini uygun bir dille ona anlatarak Rabbiyle münasebetini sağlama bağlamalıyız.

Böylece, o çocuğun zihninde, bütünüyle kâinatlar Rahmân ve Râhim isimlerini tilavet eden varlıklar halinde tecessüm etmeye başlayacaktır ki, o evin içindeki bütün nimetlerin bir sahibi olduğu duyulup hissedilecek o nimetlere karşı onların o inkişaf etme vetiresindeki vicdanları şükür tezgahı gibi işleyecektir.

Ancak, bütün hu hususlarda ona, yaşına göre hitap edilmelidir, mesela: “O vermezse nar ağacı nar vermez. O sahip olmasa hayvanların memelerinden süt akmaz. O’nun rahmeti olmasa gökten bir damla yağmur düşmez. O merhamet etmezse yerde bir not bitmez. O istemezse biz konuşmayız. O gördürmezse biz göremeyiz. O duyurmazsa biz duyamayız. O çalıştırmazsa ağzımız ıslanmaz, midemiz çalışmaz, böbrekler iş görmez.. evet bütün bunların sahibi O’dur evlâdım.. biz yapmadık bunları, her şey O’ndandır ve O’nun gözetimindedir. Öyleyse evlâdım, bu nimetleri bize veren, bunları böyle hazırlayan Allah’a (cc) karşı içimiz sevgiyle dolup taşarsa, O da bunları artıracaktır. Ama eğer nankörlük edersek, O da nimetlerini ya kesecek, ya da onlardan istifade etme imkanını elimizden alacaktır”diyecek, sürekli rehabilitasyonda bulunacağız.

Evet, bütün bunları hem davranışlarımızla, hem sözlerimizle, hem bakışlarımızla, hem de bütün heyecanlarımızla, bir hatip gibi ona duyurmaya çalışacağız.

Lisân-ı Hâl ile Anlatma

Terbiye ve ta’lim adına yapılan işlerin en tesirlisi davranışlarla ifade edilenidir. Evde hayatı uygunca tanzim etmen, çocuklara bir fikir verme bakamından önemi münakaşa edilmeyecek kadar büyüktür.

Bir teheccüd namazını –mümkünse- onun uyanık olduğu saate rast getirme, sadece Mevlâ-yı Müteal’in sizi gördüğü o karanlıkta, tıpkı Resûlü Ekrem (sav) gibi “tekallübat”sizi sarıp da kıvrım kıvrım kıvranırken, çocuğunuzun mütecessis nazarlarının şuuraltı sermaye açısından ne ilhamlara erdiğini kestiremezsiniz. O, “Niçin o inkisar, neden o ağlama, neden o kalb burkuntusu?”diyecek; şayet bunları sesli düşünecek olursa, siz de ona Allah’ın huzuruna çıkıp da nimetlerinden mahrum kalacağınız, azabına dûçâr olacağınız endişesini taşıdığınızı anlatacaksınız. Hem sevgi ve ümit dolu bakışlarınızla hem de endişeli halinizle Allah’a karşı saygınızı onun ruhuna duyuracak ve hep onun gözetiminde olduğumuzu vurgulayacaksınız. Kendinize tanzim ettiğiniz bu hayat şeklini ve şayet var ise iç derinliklerinizi ona hissettirmeye çalışacaksınız. Aksine henüz ruhunuzda yer etmemiş yada size ait olmayan şeyleri anlatmaya uğraştığınız zaman, ona emniyet telkin edemeyecek ve müessir olamayacaksınız.

Hz. Aişe (ra)’ya, “Resûlü Ekrem (sav)’in ahlâkı neydi?”diye sorulduğunda; “siz kur’ân okumuyor musunuz? O’nun ahlâkı Kur’ân’dı”buyurmuşlardır.

Bu hadis açısından Resûlü Ekrem’in (sav) durumunu biz şöyle anlıyoruz: Resûlü Ekrem’in (sav) bir hayat tarzı, bir yaşayışı vardı ki, Kur’ân da işte bu kamil insanın yaşayışını bize anlatmaktadır.

Evet, Resûlü Ekrem (sav) Kur’ân’ı bize intikal ettirirken yaşayıp hayat haline getirdiği Kur’ân’ı bize intikal ettiriyordu. Ortada, hayatlaşan bir Kur’ân ve okunan bir hayat vardı. Onun için de, onun kavlen-fiilen anlattıkları tertemiz vicdanlarda, gönüllerde makes buluyor, herkes kabul ediyor, hüsn-ü kabul gösteriyor ve onları yaşamaya çalışıyordu.

Bu itibarla bizim davranışlarımız başka, sözlerimizde başka olmamalıdır. Aslında buna, amelî münafıklık denir. İç-dış farklılığı o çocuğu riyakârlık, mürâilik ve dual bir anlayışa iter, Kurân’ın ifadesiyle, onu bir orada-bir burada “müzebzeb”hale getirir.

Siz, çocuğa Allah’ın nimetlerini anlattıkça, o da Allah’a (cc) karşı sizinle beraber şükran hissiyle, hamd hissiyle dolacak ve; “O sizin anlattığınız bizi yaratan, insan yapan ve sayısız nimetleriyle nimetlendiren, sıhhat lütfeden, anne-baba veren, her gün değişik nimet sofralarını gönderen; havayı, suyu, toprağı, ağaçları yaratan, yaratıp emrimize veren Allah’a (cc) binlerce hamdolsun”diyecektir.

Hele bir de yer yer bunları telkin eder, o evdeki konuşmaları, muhavereleri bu yörüngede götürürseniz her şey bir başka güzelliğe ulaşır. Çocuğa karşı çok şefkatli olmanın ayrı bir yeri vardır terbiyede. Allah Resûlü (sav), yanında hususi hizmetini gören kimselere o kadar şefkatli davranırdı ki, ona nispeten anne ve babanın alakası sönük kalırdı.

Enes b. Malik (ra) naklediyor: “Hz. Peygamber’e (sav) on sene hizmet ettim; yapmadığım her şeyden ötürü ‘niçin yapmadım?’, yaptığım bir işten ötürü de ‘neden yaptın?’ dediğini hatırlamıyorum. Bana hiç itapta bulunmadı.”Evet o ağyara bile böyle şefkatli davranıyor ve anne-baba üstü muamelede bulunuyordu. Kendi torunlarına, evlatlarına ise o kadar refik, o kadar şefik, o kadar ince kalpliydi ki, ancak yine O bu kadar aşkın olabilirdi.

Şefkat

Çocuk, sopadan, tehditten, azaptan değil, eğer bir şeyden korkacaksa, ebeveyninin şefkatini kaybedeceğinden korkmalıdır. Babasının yüzünü ekşitmesi, annesinin sımsıcak yüzünün buğulandığını müşahede etmesi veya sezmesi onu hizaya getirecek en büyük bir müeyyide gibi algılanabiliyorsa, yeter ve artar zannediyorum. Ancak çocuğun size güvenmesi, acılarını elemlerini paylaştığınıza inanması çok ehemmiyetlidir. Öyle ise, o ağladığı zaman yapabiliyorsanız oturup içten ağlayınız, hiç olmazsa üzüntüsünü paylaşınız. Size ölüp giden bazı insanlar için semanın ağladığı, arşın titrediği gibi çocuklar müteessir oldukları zaman siz de teessür izhar edip, onların üzüntülerini paylaşınız. Böylece onların nazarında daha bir ulvîleşirsiniz ve söylediğiniz, anlattığınız sözler onlarda tesir icra eder ve onların gönüllerine öyle bir girersiniz ki, artık hiçbir güç oradan sizi söküp atamaz. Daha sonra söyleyeceğiniz her söz de onların, gönüllerinde hep makes bulur. Evet eğer, onların melek-misal yetişmelerini düşünüyor ve sizi gelecekte en mükemmel şekilde temsil edeceklerini bekliyorsanız böyle yüksek bir mefkûre ancak bu yollarla gerçekleştirilebilir.

Otorite

Evin içinde, otorite boşluğunun yaşanması da çok hayâtî dir. Hanede, istediğini istediği zaman yapabilecek, istediğini istediği gibi değiştirebilecek bir söz kesen olmazsa, yuva idârî keşmekeşlikten, çocuklar da ikilemden kurtulamazlar.

Allah (cc), Kur’ân-ı Kerim’de: Allah’ın insanlardan bir kısmını değerlerine farklı kılması sebebiyle, bir de mallarından harcama yaptıkları için, erkekler kadınların koruyup kollayıcısıdırlar. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah’ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de nâmuslarını) muhafaza ederler. Baş kaldırıp hep serkeşlik yapmalarından endişe ettiğinizde, onlara uzun uzun öğüt verin; (gerekirse bir taktik olarak) onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla da yola gelmezlerse, incitmeden) okşayınız. Eğer yola gelirlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.”Nisâ/34) buyurulmaktadır.

Erkek, evin içinde, belli hususlar itibariyle hakim ve genel ahengin sorumlusudur. Öyle ki o, pek çok konuda birinci mesuldür. Aslında, çocukların da böle bir sorumluya ihtiyaçları vardır. Böyle bir mesuliyeti hisseden çocuk, hayatı itibariyle teşettüte düşmeyecektir. Aksine bir evde iki kumandanın bulunması ve iki yerden ayrı ayrı emirlerin gelmesi, çocuğun efkarını allak bullak edecektir. Ayrıca, çocuk ebeveynin birinden korktuğu zaman diğerine sığınabilmeli ve bu sığınacağı yer de anne kucağı olmalıdır.

Böyle bir paylaşımda çocuk babada mehâfet ve mehâbeti, yada şefkat ve merhameti, annede de aksini bulacak, yerinde ürperecek, yerinde ümitlenecek; ama katiyyen yalnızlık hissetmeyecektir. Aksine evde aile hayatı, böyle bir birliğe bağlanamamışsa çelişkiler sürüp gidecek ve kadının kendine göre bir baş, erkeğin de kendine göre bir baş olduğu böyle bir yuvada çocuklar hissiz, duygusuz, haşin ve yörüngesiz yetişeceklerdir.

Kanaatimiz odur ki, ideal nesiller için her şeyden evvel ideal bir yuvaya ihtiyaç vardır. Evet her şeyden evvel yuva, Allah’a bağlanmalıdır. Ebeveyn veya onlardan biri onun halifesi olarak bu işi derpiş edince, O’na bağlılık sayesinde aile fertleri o kadar aziz, onurlu ve meselelere hakim olacaklardır ki, dahası olamaz ve böyle bir yuvada problem de söz konusu değildir.

M. Fethullah Gülen

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

70|10|En yakın dostlar birbirlerinin halini sormaz/bir dost bir dostundan bir şey isteyemez.
Sura 70