Çocuk Suçluluğunu Önlemede Sünnetin Rolü

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

GİRİŞ

Suç bilimi şeklinde tarif edilen kriminoloji,1 suçluluğun nedeni hakkında bize net bir bilgi vermemektedir. Elde etmiş oldukları verileri gruplayan kriminologlar, suçluluğa neden olan iki büyük etkeni sayarlar.

1) Suçlunun fizyolojik, biyolojik özellikleri

2) Suçlunun yaşadığı sosyal çevre.

Çağımızda çok önemli bir problem olan çocuk suçluluğunun2 nedenini izahta da tek ve belli bir etken gözetmek yanlış olur.3 Suçluluk sosyal bir olay olduğu için pek tabii ki birçok nedeni vardır. Çocuk suçluluğunun göstermiş olduğu karakteristik özelliğinden ailenin çocuk üzerinde fevkalâde tesirli olduğu ve çocuğu suça iten özellikleri aile içinde kazandığı görülmüştür.

Suçluluğun nedenini izah eden iki temel etken çerçevesinde bu yazıda kısaca çocuk suçluluğunun nedenini ve sünnetin bu suçluluğu engelleyici yönünü incelemeye çalışacağız.

I- ÇOCUK SUÇLULUĞUNUN NEDENLERİ 1) BİREYSEL ÖZELLİKLER

Çocuğun sahip olduğu bazı özellikler ona doğrudan doğruya suç işletmese de, toplumun dışlaması, eğitim yetersizliği, tedavi edilememe gibi durumlar onu suç işlemeye meyilli hale getirebilir.

A) FİZYOLOJİK ve BİYOLOJİK ÖZELLİKLER

Bu durumdaki çocuklar, temyiz kudretleri, iradeleri zayıf, kararsız ve dikkat bozukluğuna sahiptirler. Ayrıca bedenî eksiklikleri olduğu için arkadaş gruplarından dışlanabilir, toplumun diğer kesimlerinden bekledikleri şefkati göremeyebilirler.

Lombrosso’nun iddialarının aksine, bedenî özelliklerinden dolayı bazılarının potansiyel suçlu olması mümkün değildir.

Zekâ geriliği de tek başına suçluluğu açıklamaya yetmez. Suç işlemeye tesiri olsa da asıl olarak bunun arkasında öğrenim ve eğitim yokluğunu aramalıyız.6

B) İRSİYET

Çocuğun doğum ile tevarüs ettiği hastalıklar da, ona suç işletebilecek bir sebeptir.7 Sara, verem, frengi gibi. Bazı kriminologlar suçluluğun da hastalıklar gibi irsiyet yolu ile alt nesillere geçtiğini söylese de8 bu kabul edilmeyen bir görüştür.9

Suçluluğu ırsiyete bağlamak sürekli bir soyu suçlamak ya da en azından potansiyel suçlu görmek demektir.

2) SOSYAL NEDENLER (ÇEVRE) A) MUHİT

Çocuğun doğduğu andan itibaren içine girdiği çevreyi anlatmak için kullanılan muhit kelimesi ilk yaşlarda aile, ileriki yaşlarda yakın çevreyi ifade eder.

Çocuk doğumundan başlayarak ileriki yaşlarına doğru gittikçe artan bir çevre ilişkisine girer.10 Çocuklar kalıtım yoluyla bazı zihinsel11 ve duygusal12 yeteneklere sahip olarak dünyaya gelmezler. Bunlar zamanla öğrenilir. Öğrenmede ise çevrenin tesirleri izaha gerek kalmayacak kadar açıktır. Çevresinde gördüklerinden, duyduklarından etkilendiğine göre, temiz bir aile muhitinde yetişmiş, iyi bir tahsil yapmış, kuvvetli bir ahlâkî terbiye almış bir küçüğün suç işlemek gibi, kötü bir fiil ve hareketlerde bulunması ihtimali de o nispette azalır. Demek oluyor ki, çocukların suçlu olmalarının derin ve esaslı sebeplerini, içinde bulundukları muhitte aramak gerekir.13

a) İç Muhit (Aile)

Okul öncesi dönemde çocuğun hayatındaki en etkili sosyalleştirme kurumu ailedir. Aile çocuğun ilk sosyal deneyimlerini edindiği yerdir. Çocuğa yöneltilen davranış ve ona karşı ta-kınılan tavır bu ilk yaşantıların örülmesinde büyük önem taşır.14

Ailenin çocuk üzerindeki etkisi, çoğu kez daha doğumdan evvel başlar. Ailenin doğacak çocuğa karşı istekli ya da isteksiz oluşu gerek ruhsal-kültürel, gerekse toplumsal-ekonomik yönden bu çocuğun gelişimine hazır olup olmadığını ve çocuktan beklentileri, o çocuğun yaşantısını, ilk izlenimlerini ve çevresiyle olan duygusal iletişimini önemli ölçüde etkileyecektir. Bu yüzden insanın yaşamı boyunca seçme özgürlüğüne sahip bulunmadığı tek ve en önemli şeyin ailesi olduğunu söylemek hiç de yanlış olmaz. Üstelik bu kurumun kişi üzerindeki etkisinin ne denli kalıcı, biçimlendirici gücü bulunduğu da düşünülürse aile kavramının önemi daha da belirginleşir.15

Çocuğun ilk mektebi olan ailenin kültürel, sosyal, ekonomik ve sosyolojik yönleri kendisinin yetiştirdiği çocuğa muhakkak tesir edecektir. Çeşitli ülkelerde ve yurdumuzda çocuk suçlular üzerine yapılan araştırmalar, ailenin yukarıda sayılan özelliklerinin çocuk suçluluğu ile ne denli ilişki içinde olduğunu gösterir.

Fransa’da Heuyer’in yapmış olduğu bir araştırmaya göre 400 suçlu çocuktan % 88’inin ailesi, Amerika’da Healy ve Bronner’in yapmış olduğu araştırmalar ise 400 suçlu çocuktan % 50’sinin ailesi anormal yapıdadır. (Anormal yapıdan kastedilen parçalanmış aile tipidir).16 İstanbul ve Üsküdar cezaevlerinde ise bu oran % 57’dir.17

1938 Roma Beynelmilel Kriminoloji Kongresinde verdiği raporda Többen, 565 suçlu çocuk üzerinde yaptığı araştırmalara dayanarak ana-babanın çocukları ile yakından alâkadar ol-malarının ya da onlara karşı lâkayd davranmalarının % 73.5 nispetinde tesirli olduğunu beyan etmiştir.18

Petit 1936’da Belçika’da koruma ve gözlemleme müesseselerinde yaptığı incelemelerinde 261 erkek çocuktan % 26.8’inin ebeveynlerinin alkolik, % 34.8’inin ise sabıkalı ve ahlaken zayıf olduğunu görmüştür.19

İstanbul ve Üsküdar cezaevlerinde yapılan bir araştırmaya göre 124 çocuktan 26’sının içki müptelâsı 2’sinin esrarkeş ve her türlü fenalığı yapan çocuklar olduğu ve yine bu çocuklardan %80’inin ebeveynlerinin, hata ve kusurlarına karşı kendilerine dayak ve küfürle muamele ettikleri, 7 çocuğun ise evden kovulduğu görülmüştür.20

Cyril Burt’un incelediği suçluların % 60.9’unun disiplini bozuk ailelerden geldiği görülmüştür.21

Yavuzer’in yaptığı bir araştırmaya göre denek olarak seçilen suçlu çocukların % 76’sının annesinin, % 40.7’sinin babasının okuma yazma bilmediği tespit edilmiştir.22 Her ne kadar anne-babanın okuma-yazma bilmemesinin çocuk suçluluğu ile doğrudan bir ilgisi olmasa bile yine de karşımızdaki bu rakamlar bizi tedbire sevk etmelidir.

Glueck’ler suçlu çocukların % 80’inin sarhoş, suçlu ve ahlâk bozukluğu olan kişilerin bulunduğu ailelerden geldiğini tespit etmiştir.23

New York’da çocuk mahkemelerine sevk edilmiş 600 çocuk üzerinde yapılan tetkikler bunlardan % 64’ünün hiçbir geliri olmayan ve amme yardımına muhtaç ailelerden olduklarını göstermiştir.24

İstanbul ve Üsküdar cezaevlerinde yapılan araştırmalarda 102 çocuktan % 50’sinin ailevî ve iktisadî durumlarının çok bozuk olduğu görülmüştür.25

Ev içi disiplinsizliği kadar sert disiplin anlayışı da çocukta davranış bozukluğu meydana getirir. Anti-sosyalliğe hatta suçluluğa kadar giden bu davranış bozuklukları ancak yerinde ceza ve mükâfat ile önlenebilir.

Glueck’ler 2000 suçlunun % 95’inin ailesinin çocuklara verdiği disiplinin dengesiz biçimde ya sert ya da yumuşak olduğunu saptamıştır.26

Sonuç olarak diyebiliriz ki çocuk suçluluğunu önlemede hem ülkemizde hem de diğer ülkelerde ailenin büyük rolü vardır. Özellikle ülkemizde ailenin çok önemli bir sosyolojik birim olarak varlığını sürdürmesi çocuk suçluluğunun önlenmesinde büyük görevler ifâ edecektir.27

b) Dış Muhit (Yakın Çevre)

Yaşının ilerledikçe çevresiyle daha çok ilişkiye giren çocuk, aileden sonra oyun arkadaşları ve okul gibi iki önemli sosyal grupla karşılaşır. Arkadaşlarıyla oyun oynama ve okula gitme yaşına kadar çocuk, zaten ailesinden bazı temel davranış modelleri almıştır. Bu modellere göre ilk plânda arkadaşları ile iletişime ve etkileşime girer.

ba) Oyun ve Arkadaş Grubu

2 yaşına kadar yalnız oynayan çocuklar 3-4 yaşlarından itibaren grup halinde oynamaya başlarlar.28 Oyun ile çocuk, hiç kimsenin kendisine öğretemeyeceği konuları kendi deneyimleri ile öğrenir.29 Oyun çocuğun kas sistemini geliştirdiği gibi enerjisini de toplumsal açıdan kabul edilen bir yolla boşaltmasını sağlar.30

Çocuğun toplum ve ahlâk kurallarına uyum göstermesinde oyunun rolü büyüktür. Ancak bu tür kurallara uymanın zorunluluğunu oyun ortamında anlayabilir.31 Oyun oynamayan çocukta kendisini suça sevk edebilecek içe kapanıklık, sosyal münasebetlerden uzak durma32 gibi özellikler belirir ve yer eder.

Oyun çağında çocuk için arkadaş grubu, ailesinden daha çok önem arz eder. Okula başlamakla sayısı artan arkadaşlar, aslında çocuk için yakın arkadaşlık teşkil etmez. Son çocukluk denilen kızlarda 6-11, erkeklerde 6-13 yaş arkadaşlığı, sayı açısından değil, yoğunluk açısından artmıştır.33

İlk yaşlarda kendisine hitap eden oyun grubu, ileriki yaşlarda kendisine hükmetmeye başlayan çocuk,34 gurur ve statü kazanmak için arkadaş grubuna yönelir.35 Çocuğun arkadaş grubu onun tavırlarını etkiler. Bu sosyal tavırlar çocuğun genellikle diğer bireylere ve sosyal yaşama karşı tüm tutum ve davranışlarını içerir. Bir dereceye kadar ailede kazanılan bu tavırlar, çocuğun arkadaş grubuyla olan deneyimleri sonucu değişebilir.36 Öter ve Akalın’ın Paşakapısı Cezaevinde yaptıkları çocuk suçlular üzerindeki araştırmada deneklerin hemen hepsinin bir arkadaş grubuna dahil oldukları görülmüştür. Bu arkadaş grubuna dahil çocukların çoğunluğu alkol ve uyuşturucu kullanan, davranışlarının çoğu suç unsuru içeren kişiler olduğu tespit edilmiştir.37

bb) Okul

Hem toplumun bir parçası hem de kendi başına bir toplum olan okul, öğrencinin sosyalleşmesinde önemli görevler yüklenmiştir.38 Okul bireylerin topluma uyum sağlayabilmeleri ve mutlu olabilmeleri yolunda gereksinme duydukları konuları öğrenmelerini sağlayabildiği oranda kendinden beklenen fonksiyonu ifa etmiş olur.39

Okul, çocuk için aileden sonra gelen ikinci en önemli kurumdur. Okulun sosyal çevresine uymayanlar, çoğunlukla okul öncesi dönemde aile çevresi dışına çıkmamış, sosyal ilişkiden yoksun bırakılmış çocuklardır.40

Ankara Üniversitesi Kriminoloji Enstitüsü tarafından 1947-1953 yılları arasında 1000 mükerrer suçlu üzerinde yapılan araştırmada 576 kişinin hiç okuma yazma bilmediği, yüksek okul mezunu sadece bir kişi olduğu gözlemlenmiştir.41

Dr. Kuzuoğlu 278 suçlu çocuk üzerinde yaptığı araştırmada % 80.2’sinin ilkokul mezunu %11.4’ünün ortaokul mezunu %1.4’ünün ise lise mezunu olduğunu göstermiştir.42

Öter ve Akalın’ın Paşakapısı Cezaevi’nde suçlu çocuklar üzerinde yaptığı araştırmalar çocukların çoğunun ilkokul mezunu ve tamamına yakınının da okul başarısızlığı (sınıfta kalma), okuldan kaçma gibi ortak eğilimlerinin olduğu görülmüştür.43

Sonuç olarak diyebiliriz ki okul öğrenimi ile çocuk suçluluğu arasında ters bir orantı olması bu kurumun uyum sürecindeki etkenliğini göstermektedir44

B) TERBİYE

Kısaca çocuğa kazandırılacak davranışlar ve ona aktarılacak kültür olarak tarifi mümkün olan terbiye, öncelikle ailede verilir. Sadece ana-babaya münhasır kalmayan, çocuğu terbiye etme fiili yeri geldiğinde yakın çevreyi de ilgilendirir. Ailenin davranışlarının çocuğu nasıl etkilediği yukarıda incelendiği için terbiyenin önemini sayıların dili ile oraya havale ediyoruz.

C) BASIN-YAYIN VE KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARI

Suç, bazı kriminologların dediği gibi öğrenilmiş davranışsa45 bizim de kısmen doğru bulduğumuz bu durum, evleviyetle çocuklar için geçerlidir. Çünkü onlar sürekli öğrenme kuşağındadırlar.

Furs, çocuklara yönelik 82 dergide 500 saldırı, 186 şiddet eylemi, 14 adam öldürme olayı saptamıştır. Lekman, her sayfada bir şiddet eylemi var saydığımızda, her çocuğun 10 yıl içinde 18000 kavga, cinsel saldırı, işkence vs. göreceğini öne sürmüştür.46

Amerika’da “Chiristan Science Monitor” tarafından yapılan bir araştırmada 2-7 yaş grubunda 26 milyon çocuğun izleyebileceği saatlerde yayınlanan programlarda her 16.3 dakikada bir şiddet eylemi yer almaktadır.47 Çocuklara yönelik olan çizgi filmlerde de son yıllarda artan bir şiddet ve saldırı teması dikkat çekmektedir.48

Basın-Yayın araçlarının suçluluk konusundaki etkileri suç tekniğini öğretmek, suçu olağan, çekici, hattâ heyecanlı, yararlı bir faaliyet olarak göstermek, suçluya saygın bir kişilik vermek, adaletten kurtulmanın kolaylığını telkin etmek, kısaca suçun reklâmını yapmak şeklinde özetlenebilir.49

II- ÇOCUK SUÇLULUĞUNU ÖNLEMEDE SÜNNETİN ROLÜ

Çocuğu suça teşvik eden nedenlerin kısaca anlatıldığı yukarıdaki kısımda gördük ki aile en önemli paya sahip kurumdur. Çocuğun ruh, karakter, his dünyasının şekillenmesinde hiçbir kurum aile kadar tesirli değildir.

Pek çok hadislerinde evliliği teşvik eden Allah Resulü (sav)50, evlenilecek kadındaki vasıfları sayarken velûd olması üzerinde ısrarla durur.51 İslâm’a göre evlilikten asıl maksat İslâm kültürüyle yetiştirmek şartıyla çocuk sahibi olmaktır.52 İslâm’ın evlenmede birden fazla kadına müsaade etmesinin ve doğum kontrolünü şartlı kabul etmesinin hikmetlerinden birisi de bu olsa gerektir.53

Evlilikten gaye nesil ve evlenecek erkeğin hanımını tercih nedenlerinden birisinin doğurgan olması nazara alındığında diyebiliriz ki aile çocuk için kurulur. Başka bir ifade ile İslâmî bir ailenin temeli çocuktur. Bu yüzden çocuk beklememe, çocuk istememe gibi bir durum da söz konusu değildir. Anne-baba yuvalarının kuruluş sebebi olan Allah’ın o en lâtif hediyesini dört gözle beklerler.

Daha yuva kurulmadan eşlerin ahlâkî yapıları üzerinde duran sünnet, onlarda dindarlık,54 iyi soy,55 temizlik, itaat56 aranmasını tavsiye etmektedir.

Eşlerin birbirlerini görerek evlenmelerini tavsiye eden57 ve eşler arasında denklik arayan58 sünnet, aile temellerinin sağlam atılması için ayrıca eşin bakire,59 salih amel sahibi60 olmasını da tavsiye eder.

Böylesine sağlam prensipler ve ince ölçülerle aile, çocuk için ilk mektep olma fonksiyonunu edâ ederken onu gerçek insanlıkla kısaca Müslümanlıkla tanıştıracaktır. Sevgi, şefkat, ilgi havasında kendisi için kurulan bu mektepte çocuk, hep güzellikler ikliminde dolaşacak, hep insanlık soluklayacaktır.

Ailenin çocuğun yetişmesindeki rolünü çok iyi tespit eden dînimiz, “evlilik nesil içindir” prensibini koyarken nesillerin sağlıklı yetişmesi için gerekli tedbirleri de almıştır. Başta nesebi yok eden zîna olmak üzere her türlü kötülüğü, taşkınlığı yasaklamış, her türlü güzelliği ve fazileti de teşvik etmiştir. Bu meyanda evliliğin tavsiyesine karşın boşanmanın hoş görülmemesi, aile içinde ebeveynlerin çocuklarına karşı sertlikten, kabalıktan uzak, yumuşak ve şefkatle davranmaları sayılabilir.

1) İSLÂM’DA BOŞANMANIN HOŞ GÖRÜLMEMESİ

Aile İslâm’da sağlıklı bir nesil yetiştirmek için kurulmuş içtimaî bir mekteptir. Böyle bir mektebin yıkılmasına bigâne kalmak hele İslâm gibi insana çok değer veren bir sistemce asla düşünülemez. Vakıa, boşanmak tamamen yasaklanmış da değildir, fakat hadis-i şerifin ifadesiyle Allah’ın en sevmediği mubahtır.61

Annesiz-babasız büyüyen çocukların psikolojisini çok iyi tespit eden sünnet, “her kim bir yetimin başını okşarsa, elinin değdiği her kıla karşılık kıyamet gününde bir nur vardır’’62 bu-yurarak şefkate, merhamete, ilgiye olan ihtiyaçlarını dile getirmiştir. Ayrıca yetimin ağlamasını Rahman’ın Arş’ını titreten bir sebep sayan sünnet,63 elbette böyle bir duruma meydan ver-memek için boşanmayı hoş görmeyecektir. Suçlu çocukların pek çoğunun parçalanmış ailelerden gelmesi bir kere daha nazarlarımızı sünnete çeviriyor “Allah Resulü doğru söyledi” diyoruz.

Asrımızda kurulan pek çok aileler, nesil yetiştirmek gayesi ile kurulmadıkları ve doğacak çocukları da doğum kontrolü yolu ile aldırdıkları için çocuklar ya istenmeden, kazara doğan ya da ulvî gayelerden uzak birer varlık olarak dünyaya gelmektedirler.

2) AİLE ve AİLE KURUMUNA VERİLEN ÖNEM

İç muhit (aile) konusu anlatılırken, ailenin çocuk üzerindeki müessiriyetinden bahsedilmişti. Sünnetin aile kurulması tavsiyesinin ardından çocuğu gerektiği gibi terbiye etmekten bah-setmiştik. Yazının bu kısmında ise çocuğa verilecek terbiyede ailenin nasıl davranması gerektiği üzerinde duracağız.

A) EBEVEYNİN ÇOCUĞA DAVRANIŞI

a) Doğumunu Müteakip Çocuğa Yapılacak Muameleler

Daha doğumundan itibaren sünnet, çocuğa gereken ilgiyi göstermiştir. Çocuk doğduğunda beyaz elbiseye sarılması64 bunu müteakip kendisine dua edilmesi65 ve midesine inen ilk gıdaya (tahnik) dikkat edilmesi66 kulağına ezan okunması67 daha doğum anındaki ilgiyi gösterir. Ayrıca doğumun yedinci gününde güzel bir isim verilmesi, kulağının delinmesi, akika kesilmesi, başının tıraş edilmesi -ve saçlarının ağırlığınca altın tasadduk edilmesi-68 çocuğun anne-baba için ne kadar değerli olduğunun en güzel kanıtıdır. İlerleyen yaşlarda sünnet olmayı fıtrattan sayan Peygamberimiz (sav)’in ifadesine binâen69 çocuk sünnet de ettirilir.70

b) Çocuğu Sosyalleştirme

İnsan, biyo-kültürel ve sosyal bir varlıktır. Toplumsal beklentilere uygunluk gösteren kazanılmış davranış yeteneği olarak tanımlanan sosyal gelişme, geniş anlamda bireyin doğumu ile başlayan bir evreyi dar anlamda ise günlük davranış gelişimini kapsar. Sosyalleşme en başarılı şekliyle insan organizmasının çaresizlik ve tam bir bencillikle nitelenen bebeklik çağından bağımsız bir yapıcılıkla nitelenen yetişkinlik döneminin geçmesiyle sonuçlanan bir öğrenme ve öğretme işlemidir. Bir öğrenme olgusu olan sosyalleşme bireyin çevresindeki norm ve değerlere uygun davranış biçimlerini kabul etmesi anlamına gelir. Diğer insanları anlamak ve onlara uyum göstermek sosyalleşmenin önde gelen şartlarındandır.71

Çocuğun gelişmesi ve kişilik kazanması için, uygun çevre, birçok sorunun çözülüp, engellerin asılmasıyla olumlu etkisini sürdürür. Olumlu çevreyi meydana getirmek, güven veren anlayışlı, sevgi dolu yaklaşımlara bağlıdır. Bu çevreyi bulamayan çocuk güvensiz olur. Karmakarışık duygu-düşünce ve çelişkiler içinde bunalır. Kimseye inanmaz ve güvenmez. Büyüklerinin il-gisini çekmek için gereksiz davranışlarda bulunur. Bunlar bir sınırdan sonra çocuğun çevreye uyumunu bozar, yaşı büyüdükçe bu tür davranışlar uyum bozukluğuna dönüşür. Hatta türlü suçlara yönelmesine neden olur.72

Aile üyeleriyle olan ilişkileri çocuğun diğer bireylere, nesnelere ve tüm yaşama olan tutumlarının temelini oluşturur.73 Sosyal davranış biçimlerinin zayıf olduğu ailelerde çocuklar, ev dışında bu doğrultuda güçlü sosyal motivasyona sahip olsalar bile iyi bir sosyal uyum gösteremezler.74

Sünnet, çocuğun çevreye rahat ve sağlıklı uyumu için evvelâ ana-babanın kendisine olan davranışlarını ele alır. Sosyalleşmenin ilk durağı olan ailede gördüğü davranışlar, çocuğun ileriki hayatında normal davranışları olan ve uyumlu bir birey olmasını sağlayacaktır.

Evvelâ, aile fertleri çocuğa karşı sevgisini çeşitli yollarla göstermelidir. Hz. Peygamber (sav) torunlarını sık sık yanına çağırır, onları koklar, bağrına basar,75 öperdi.76 Sadece torunlarını değil, bütün çocukları seven Allah Resulü (sav), onları kucağına oturtup başlarını okşardı.77 Çocuklara karşı sevgisini izhar etmek için onları bineğine aldığı da olurdu.78 Çocuklara olan sevgisini değişik sözleri ile de yansıtan Allah Rasûlü79 çocuklarına karşı müşfik ve onlara düşkün olan kadınları da takdir etmiştir.80

“Küçüklerimize şefkat etmeyen bizden değildir” buyuran81 Allah Resulü (sav), Allah’ın Râfik olduğunu ve rıfkı sevdiğini82 ayrıca rıfktan mahrum olanın her hayırdan mahrum olduğunu beyan ederek83 çocuklara şefkatle davranılması hususunda ısrar etmiştir.84

Allah Resûlü (sav), çocukların huzuruna girmesine serbesti tanımış85, büyüklerle kaynaşma vasıtası olarak selâmı teşrî etmiş86 onlara selâm vermiştir.87 Çocukların hâl ve hatırlarını sorup gönüllerini almıştır.88 Allah Resulü (sav), çocuklar hastalandıkları zaman ziyaret eder39 ve onlarla şakalaşmaktan da geri durmazdı.90

Bazen çocuklara lâkap takar91 omuzuna alır92 göğsüne de çıkarırdı.93 Çocuklarla böylesine yakından ilgilenen ve onlarla hemdem olan Allah Resulü (sav) bize çocuklarla ilgilenmenin önemini göstermektedir. Peygamberimiz (sav)’in çocuk terbiyesinde dikkatimizi çeken mühim bir husus da iradî olmaktan çok tabiî ve insiyakî olan bir kısım hususlarda çocuğa müdahale etmemek, mümkün mertebe onu tabiatı ve insiyakı ile baş başa bırakmaktır.94 Bu meyanda yaramazlığına katlanmak95 altlarını ıslatmalarına sabretmek,96 ağlamalarını hoş görmek, sus-turmaya gayret etmek97 sayılabilir. Çocuklara karşı yapılacak hizmetlerin özenle yapılmasını isteyen Allah Resulü98 onlara karşı eşit muamele hususunda da tahşidât yapar.99 “Çocukların senin üzerindeki haklarından biri de onlara eşit muamele etmendir” diyen Allah Resulü (sav)100 bu eşitliği kız-erkek ayırmadan bütün çocuklara teşmil etmiştir.101

Çocukların cemiyete karışıp kaynaşmalarını sağlayan bayram, düğün, sünnet düğünü, karşılama merasimi, ziyaret vs. çeşitli vesilelerle tertiplenen toplantılar, şenliklere çocukların da iştirakini Hz. Peygamber (sav)’in teşvik ettiğini görüyoruz.102 Böylece çocuk, aile dışı çevre ile de münasebete girmiş olur. Sosyalleşme aşamasında çocuğa temasa geçeceği geniş ve sağlıklı bir çevre hazırlamak ileriki yaşlarında insan-çevre münasebeti açısından kendisine faydalı olacaktır.

Çocukların normal bir gelişim göstererek, dengeli bir şahsiyete kavuşmalarında içtimaî hayatın tüm unsurları ile az-çok münasebettar olmaları gerekir. Hayvanlarla kurulacak yakınlaşma bu temaslardan biridir. Çocukların hayvanlarla oynama ve hayatlarında hayvan sevgisine yer verilmesine dair sünnetten rivayetler vardır.103 Peygamberimiz (sav)’in torunları olan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin efendilerimizin yavru bir köpekleri olduğu bize ulaşan sahih rivayetler arasındadır.104

Oyun çocuk açısından sünnetin üzerinde durduğu bir konudur. “Çocuğu olan onunla çocuklaşsın diyerek bütün babalara çocukları ile oynamayı tavsiye eden sünnet, çocukları da oyuna teşvik etmiştir.”105

Çocuğun toplum ve ahlâk kurallarına uyum göstermesinde rolü büyük olan oyun, ev ve okul çevresinde neyin doğru neyin yanlış kabul edildiğini gösterir ve bu tür kurallara uymanın zo-runluluğunu öğretir.106

Sonuç olarak diyebiliriz ki, çocuk suçluluğunun nedenleri üzerinde duran kriminologlar, en önemli unsur olarak aileyi göstermektedirler. Çocuğun aile içinde ve yakın çevrede gördüğü ilgi, alâka, sevgi onun hem sağlıklı gelişmesine yardım edecek, hem de onu sosyalleştirip topluma adaptasyonunu sağlayacaktır. Böylece ileriye dönük davranış bozuklukları, uyum-suzluk kazanmadan yetişen çocuk, suç işleme zemininden uzaklaşmış olacaktır.

B) EBEVEYNİN AHLÂKÎ YAPISI

Bireyin içinde bulunduğu grubun bir üyesinin, duyuş, düşünüş ve davranışlarını izlemesi, onu taklit etmesi kendine model alması şeklinde tanımlanan özdeşleşme107 çocuğun kişilik gelişiminde önemli bir yer tutar.108

Okul öncesi dönemde çocuk kendini özdeşleştireceği bir model olarak şüphesiz anne ve babasını görür. Anne-babanın da olumlu-olumsuz davranışları çocuğun kişiliğini etkileyecektir.

Sosyal bilimciler ve eğitimciler, suçluluğun öğrenilmiş bir süreç olduğunu kabul etmekte ve suçluluk eğilimlerinin normalden sapmış davranış şekilleri olduğu kadar, grup yaşamına bağlı bir sorun olduğunu da kanıtlamaya çalışmaktadırlar.109

Bu meyanda yapılan araştırmaların ilginç neticeler verdiği görülmektedir. Yavuzer’in yaptığı araştırmaya göre suçlu çocukların % 54 gibi büyük bir bölümünün ailesinde hüküm giymiş aileye rastlanmıştır.110

Çocukların kendilerine model olarak alacakları anne-babaların suçlu, alkolik, hırsız, ahlaken zayıf olmaları, ruhî ve ahlâkî tekâmülleri için fevkalâde zararlıdır.

İstanbul Üniversitesi Ceza Hukuku ve Kriminoloji Enstitüsü tarafından yapılan araştırmada, 974 suçlu çocuktan 115’inin ana veya babasının da suçlu olduğu görülmüştür.111

Glueck’ler ise inceleme konusu yaptığı 500 suçlu çocuktan % 90.4’ünün ailelerinde sarhoşluk, suç ve gayr-i ahlâkî hareketlere rastlamıştır.111a

İslâm, getirdiği emir ve yasaklarla sadece fert hayatını nizama sokmakla kalmamış, dolayısı ile toplumu da intizam altına almıştır. Her ferdi düzgün olan toplumun da düzgün olmaması düşünülemez.

İslâm ahlâkının yaşandığı toplumlarda zina, hırsızlık, alkol, uyuşturucu kullanma gibi vakalara sıklıkla rastlanılmadığına bütün tarih şahittir.

İslâm, toplum düzenini bozan fiilleri cezalandırmak suretiyle önlenmiştir. Bununla da kalmamış kalp ve davranış balansımızı ayarlamaya götüren ve hadis kitaplarında “mekarim-i ahlâk” tabir edilen davranış modelleri önermiştir. Öfke halinde öfkeye hakim olmayı, sabretmeyi, affetmeyi, Müslümanlarla yardımlaşmayı, doğruluğu, yalan söylememeyi, hayayı, yumuşaklığı, teenni ile hareketi, tevazu ve nihayet güzel ahlâkı tavsiye eden sünnet, hem kişinin ebedî hayatı kazanma yolunu göstermiş, hem de toplum hayatı için birleştirici unsurları gözler önüne sermiştir. Cömertlik, iyiliğe karşı teşekkür, insanlara karşı hüsn-ü zan, muhtaçlara yardım ve adalet gibi daha sayılamayacak kadar pek çok iyilik ve hayırda sünnet teşvikât ve tergibât yapmıştır.111b

Büyüklerinin böylesine nezihane yaşadıkları toplumda sevgi, ilgi atmosferi içinde yetişen çocuk, her halde bahsi geçen faziletlerle donanacak, suçluluk davranışlarından fersah fersah uzakta yaşayacaktır. Taft’ın da dediği gibi aile ya çocuğa açıkça suçu öğretir, veya çocuk onlarda gördüklerini taklit eder ve suçluluğa özenir ya da ailesinden aldığı anti-sosyal fiil ve hareketleri ile çocuk ileriki hayatında suç işleme zeminine kayar.112

İslâmî bir ailenin ise çocuğuna telkin edeceği ahlâk ve hayat anlayışı onu cennet istikâmetine götürecektir. Çünkü çocuk için kurulan aile onu İslâmî manâda terbiye etmişse gayesine erecektir.

C) AİLENİN İKTİSADÎ BOZUKLUĞU

İslâmî ailede çocuğun anne-babasından öğreneceği pek çok güzel huylardan bir tanesi de sabır olacaktır. Şayet fakirlik isabet etmişse yapılacak en güzel davranış sabır olacaktır. Buradan İslâm’ın fakirliği teşvik ettiği sonucuna varmak yanlıştır.

İnananları çalışmaya teşvik etmek için veren el olmanın daha üstün olduğunu söyleyen Allah Resulü112a (sav) “varislerini zengin bırakman onları el açar vaziyette bırakmandan daha hayırlıdır” buyurmuştur.113

Yer yer fakirliğin faziletini vurgulayan Allah Resulü (sav)114 iradî fakirlik diyebileceğimiz zenginlik içinde fakir gibi yaşamayı kasdetmiş olabileceği gibi fakirlik isabet ettiği zaman sabretmenin faziletini de kasdetmiş olabilir. Fakat asla fakir olmayı ve fakir kalmayı tavsiye etmemiştir.

Zenginliğe şükretmek kadar fakirliğe sabretmek İslâm’ın prensiplerindendir. Fakat dilenmek, tembellik edip çalışmamak, miskin miskin oturup fakr-u zarurete rıza göstermek İslâm’dan fersah fersah uzaktır.114a “Kazancı aramak her Müslümana farzdır”115 hadisi bize bu hakikâti anlatır.

Evlilikte çocukların ve eşin muhtaç hale ve fakr-u zarurete düşmemeleri için onlara yetecek kadar mal kazanamayacak erkeğin evlenmesi mekruh sayılmıştır.115a İmam Gazalî ise bu du-rumu nikâhın afetlerinden görmüştür.116

D) BASIN-YAYİN ve KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARININ TOPLUMA OLAN ZARARLARINA KARŞI SÜNNETİN TAVRI

Bütün kâinatı insan için yaratan, onun iyiliği ve hayrı istikâmetinde peygamberlerle yolunu aydınlatan ilâhi irade elbette onun zararına olacak, hele ebedî dünyasını kaybettirecek hiçbir meseleyi tecviz edemez.

Sünnetin de bir parçası olduğu İslâm, genel prensipleri ile kısaca medya denilen basın-yayın ve kitle iletişim araçlarının, insanın ruhunu, özünü ve faziletlerini yontmasına müsaade edemez.

Allah Resulü döneminde şairlerin toplum üzerinde küçümsenemeyecek tesirleri vardı. Şairler toplumu etkilemede bugünün medyası mesabesindeydiler.

Gerek Kur’ân117 gerekse sünnet118 devrin sosyo-kültürel yapısı içinde şairlere ve şiire temas etmiştir. Bilhassa Allah Resulü (sav) İslâm’ı tebliğ ederken şiir ve şair unsurunu göz ardı etmemiştir. Bir taraftan mü’min şairleri teşvik etmiş, onlara iltifat etmiş, korumuştur. Etrafından da Hassan b. Sabit’i, Abdullah b. Revaha’yı ve Ka’b İ. Maliki hiç ayırmamıştır. Bu şairlere “hicivlerinizi Kureyş’e fırlatın, zira sizin şiirleriniz onlar üzerinde ok yarasından daha ağır yaralar açmaktadır” buyurmuştur.119

Sünnete dair bu tespitleri tarihî bir realite olarak belirttikten sonra diyebiliriz ki o zamanki şairlerin günümüzde misyonunu benzer yönleriyle edâ eden medya, insanlığın zararına çalışamaz, hele suç işlemek gibi insanı sükût ettirecek bir davranışın reklamcısı hiç olamaz.

NETİCE ve DEĞERLENDİRME

Nesil yetiştirmeyi evliliğin gayesi gören İslâm, daha doğmadan evvel çocuğa bir yer vermiş, ona sahip olacak ana-babaya da te’dip, terbiye ve onu topluma kazandırma hususunda birçok vazife yüklemiştir. Daha dünyaya gözünü açar açmaz etrafında kendisi ile ilgilenen pek çok insan bulan çocuk, kendisi için kurulmuş sıcacık bir yuvada, toplumsal statüsünü bulmuş olmanın rahatlığı ile karşılaşır.

Sünnetin kuşatıcı atmosferinde, İslâm ahlâkı ile şekillenmiş fertlerden müteşekkil toplum içinde en mümtaz bir hediye sıfatıyla çocuk, ilgi, alâka, sevgi, şefkat, merhamet görecek, bir insan olarak hak ettiği muameleyle karşılaşacaktır.

Medya dahil kendi ruhî gelişimine, sosyalleşmesine yardım eden, destekleyen bu konuda kendisini vazifeli bilen bir toplum içinde insaniyet-i kübra basamaklarına doğru ilerleyecektir.

Herkesin şahsî menfaatlerini yaşadığı, para kazanmanın ve harcamanın her şey kabul edildiği, ben merkezli düşüncelerin hayat felsefesi olduğu toplumlarda çocuk, sevgiden, ilgiden mahrum kalacaktır.

Ailenin kudsiyetine inanmayanlar için ayak bağı sayılacak, horlanacak, hakir görülecek, ilgisizlikle şeytan ocaklarına itilecektir. Kreşlerle yuvasızlığa mahkûm edilecek, dengeli bir ruh yapısı kazanamadığı için ileriki yıllar adına toplum için adetâ canavar haline gelecektir. Zaten bugünkü canavarlar dünün ihmalinin neticesi değil midir? Ya bugünün ihmali., kim bilir ileride ne canavarlar doğuracaktır?..

(Yeni Ümit, 34. Sayı, Akif Gültepe) DİPNOTLAR

1) Dönmezer, Kriminoloji, İst. 1984, değişik tanımlar için bkz. s. 8. 2) Öter Gülay-Akalın, Nejat, Paşakapısı Cezaevinde Tutuklu Çocukların Psiko-Sosyal-Kültürel-Ekonomik ve Krimonolojik Özellikleri, Marmara Üniv. Adliye ve Çocuk Suçluluğu Sempozyumu, İst. 1993 (Öter-Akalın) 115 3) Şensoy, Naci. Çocuk Suçluluğu, Küçüklük Çocuk Mahkemeleri, İnfaz Müesseseleri, ist. 1949 s 30. 4) Age, s. 31. 5) Müdafaalar ve Tenkitler için bkz Dönmezer, 117 vd. 6) Yavuzer, Haluk, Çocuk ve Suç, s. 93, ist. 1987 7) Şensoy. 33; Benzer ifadeler için bkz. Çocuk ve Suç. s. 82.

8) Dönmezer, 136; geniş bilgi için bkz. Çocuk ve Suç. s. 81. 9) Dönmezer. 150; Çocuk ve Suç, s. 87. 10) Şensoy, 42 11] Haluk, Yavuzer, Çxuk Psikolojisi, s. 42, isi. 1994 12) Age. s. 47 13) Şensoy, s. 42. 14) Çocuk Psikolojisi, s. 135; Çocuk ve Suç, s. 127. 15) Çocuk ve Suç, s. 126. 16) Şensoy, 43 vd. 17) Age, s. 45. 18) Age,, s. 45. 19) Age, s. 45. 20) Age, 46 21) Sokullu, (Akıncı), Füsun, Çocuk Suçluluğu Kriminolojisinde Aile Faktörü, Marmara Üniv. Adliye ve Çocuk Suçluluğu Sempozyumu, s. 130 ist. 1993 (Sokullu) 22) Çocuk Ve Suç, 150 23) Sokullu’nun Tebliğinden, 131 24) Şensoy, 47 25) Age, 47 26) Çocuk ve Suç, 138 27) Sokullu’nun Tebliğinden, 132 28) Çocuk Psikolojisi, 110 29) Age, 191 30) Age ,191 31) Age ,192 32) Canan, İbrahim, Peygamberimizin Sünnetinde Terbiye, s. 250, Tuğra neş. (Terbiye) 33) Çocuk Psikolojisi, 151 34) Age, 152 35) Çocuk ve Şuç, 110; Değişik ifadeyle Çocuk Psikolojisi, 153 36) Çocuk Psikolojisi, 153 37) Öter ve Akalın’ın Tebliğinden 124 38) Çocuk Psikolojisi 159 39) Age ,154 40) Age, 159 41) Çocuk ve Suç, 163 42) Age ,165 43) Öter ve Akalın’ın Tebliğinden, 124 44) Çocuk ve Suç, 167 45) Dönmezer, 428; Çocuk ve Suç ,146 46) Çocuk ve Suç, 245 47) Çocuk ve Suç, 245 48) Age, 245; Zaman Gazetesi, 26.3.95 49) Çocuk ve Suç, 243 50) Tac, Bekir Sadak tere. 2/523, 807-809 No’lu Hadisler. 51) Ebu Davut, Nikah, 4; Nesei, Nikah, 11 52) Mülteka, I/463 53) Canan, ibrahim, Kütüb-ü Sitte Muhtasarı ve tere. Akçağ yay. (Canan, Kütüb-ü Siöe) 15/ 511 54) Buhari, Nikah, 15; Müslim, Rada, 53; Ebu Davut, Nikah, 2; Nesei, Nikah, 13 55) Konu ile ilgili açıklamalar için bkz. Canan, Terbiye, 53 56) Tac 2/533 57) Tac 2’536, 830 Nolu Hadis. 58) Tac 2/536. Aynı isimli bab altındaki hadisler. 59) Buhari, Nikah, 10; Müslim, Rada, 54; Ebu Davut, Nikah, 3; Tirmizi, Nikah, 4 60) Müslim, Rada. 64; Nesei, Nikah, 15 61) Tac 2/630, 984 Nolu Hadis 62) Ahmed b. Hanbel 5/ 250, 265 63) Kurtubi, Ahkamü’l-Kur’ân, 20/101. Zikreden Elmalılı, Hak Dini Kur’ân Dili, Zaman Gazt. yay. 9/282 64) Kenzu’l-Ummal, 16/261.262 65) Ebu Davut, Edep, 108 66) Buhari, Akika, 1; Müslim, Edep, 24 67) Ebu Davut, Edep, 108; Tirmizi, Edep, 17 68) Canan, Kûlüb-ü Sitte 2/452, Terbiye, 84 69) Buhari, Libas, 64; Müslim, Taharet, 49; Ebu Davut, Terecül, 16; Tirmizi, Edep, 14 70) Sünnet etmenin yaşı hakkında ihtilaf için bkz. Terbiye, 90 71) Çocuk Psikolojisi, 49 72) Çocuk ve Suç, 83 73) Age, 126 74) Çocuk Psikolojisi, 54 75) Tirmizi. Menakıp 76) Müstedrek, 3/166 77) Ahmed b. Hanbel 4/35 78) ibni Mace, Edep, 48 79) Buhari, Fedâilü’s-Sahabe. 18: Müslim, Fedâilü’s-Sahabe, 57, 59 80) ibni Mace, Nikah, 62; Edep, 3 81) Ebu Davut. Edep, 66 82) Tac, 5/111-221 Nolu Hadis 83) Müslim, Birr, 75 84) Terbiye 150 85) Normalde Peygamberimizin (sav) kapıcıları vardı. Gelenler içeri girmek için izin alırlardı. 86) Terbiye. 158 87) Ebu Davut. Selam, 4; ibni Mace, Edep, 14 88) Buhari, Edep, 31; Ebu Davut, Edep, 77 89) Ebu Davut, Cenaiz, 6 90) Buhari, İlim, 18; ibni Mace. Mukaddime, 11 91) Ebu Davut, Edep, 92 92) Tirmizi, Menakıb, 9 93) Edebü’l-Mûfret, 96/249 94) Terbiye, 162 95) F. Kadir. 4/310 96 Ahmed b. Hanbel, 1/302 97) Buhari, Enbiya, 44; Müslim, Fedâilü’s-Sahabe, 146 98) Örnekler için bkz. Terbiye, 172 99) Müslim, Hibat, 16 100) Ahmed b. Hanbel, 4/269 101) F. Kadir. 4/ 84 102) Örnekler için bk. Terbiye, 185 103) Geniş bilgi için bkz. Terbiye, 206 104) Tirmizi, Edep, 44; Ebu Davut, Libas, 46 105) Ebu Davud, Edep, 136; İbni Mace, Mukaddime ,11 106) Çocuk Psikolojisi, 192 107) Çocuk ve Suç, 114 108) Age, 115 109) Age, 146 110) Age, 147 110-a) Dönmezer, 319 110-b) Age, 319 111) Konu ile ilgili hadisler için bkz. Tac. 5/42 vd, 5/93 vd 111-a) Dönmezer, 319 112} 113) Buhari, Vesaya, 2 113-a) İ. Mace, Zühd 114) Konu ile ilgili açıklamalar için bkz. Muhammed, Şeybanî, Kitabu’l-Kesb, s. 33 vd. Sena neşr. İst. 1993 114-a) Kenzul-Ummal, 4/9; El-Camiü’s-Sagir, 4/270 115) Mülteka, I/464; Evlilik hukukuna riayet etmemeye nafaka temin etmeme de girer. 116) Gazzali, ihya-u Ulûmi’d-Din, 2/88. Bedir yay. 117) Yasin, 59; Enbiya, 21; Saffat, 36; Tur, 30; Hakka, 41; Şuara, 224-227 118) Konu ile ilgili hadisler için bkz. Tac, 5/495 ; Canan, Kütüb-ü Sitte 8/179 119) Canan. Kütüb-ü Sitte 8/179

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

5|84|"Rabbimizin bizi barışseverler arasına koymasını umup dururken, Allah'a ve Hak'tan bize gelene neden inanmayacakmışız?"
Sura 5