Düğünlerimiz Nasıl Olmalı?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Evlenmek, Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) hem kavlî hem de fiilî sünnetidir. Evliliğe adımın en önemli safhasını ise düğün oluşturur. Nikâh akdi hukukun alanına girerken, düğün dinin kesin olarak haram kıldığı mahzurlu şeylerden uzak kalmak şartıyla geleneğin, örf-âdetin ve teamüllerin, kısaca sosyal ilişkileri düzenleyen kuralların alanında yer alır ve genel olarak keyfiyeti gelenek tarafından belirlenir. Bu bakımdan – temel prensiplere riayet etmek ve Kur’ân ve Sünnete ters düşmemek şartıyla – bir düğün töreninin nasıl olacağını din veya hukuk kuralları değil gelenek belirler. Bununla beraber, Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) söz ve fiillerinde düğünlerle ilgili bilgiler de mevcuttur. Şimdi başlıklar hâlinde kısaca bazı önemli hususları görelim:

Nikâhı İlan Etmeli

Düğünlerin en önemli yönlerinden birisi ilân özelliği taşımasıdır. Nitekim Peygamberimiz (aleyhissalâtu vesselam):

فَصْلُ مَا بَيْنَ الْحَلَالِ وَالْحَرَامِ؛ الدُّفُّ وَالصَّوْتُ فِي النِّكَاحِ

“Gayrimeşrû birleşme ile meşrû evliliği birbirinden ayıran şey, def çalmak ve ilân etmektir.”[1] buyurmuştur. Dolayısıyla düğünler, evliliğin eşe dosta duyurulması ve çiftlerin beraberliğinin meşru bir beraberlik olduğunun ilân edilmesi gibi çok önemli bir görev eda eder.

Düğün Yeri

Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem):

وَاجْعَلُوهُ فِي الْمَسَاجِدِ

“Düğünlerinizi mescitlerde yapınız.”[2]buyurmuştur. Ancak günümüzde camiler, bir yanlış uygulama olarak bugün namaz kılmanın dışında başka bir faaliyet için kullanılmamaktadır. Bu sebeple camilerde düğün yapmak da mümkün değildir. Şimdilik sadece mevlit okutmakla iktifa edilmektedir. Belki mevlit okutmakla Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurduğu husus yerine gelmiş olur. Ancak mevlidin dışındaki düğün faaliyetleri bugün mescitlerde yapılamıyorsa, nikâhı ilan manası taşıyacak başka yerler düşünülmelidir. Bu yer, bir salon olabileceği gibi uygun bir arazi de olabilir. Önemli olan husus kadın ve erkeklerin ayrı şekilde durmalarını temin edecek, düğün merasimini ifâ ve idrak edilebileceği yerlerin ayarlanmasıdır.

Düğün Yemeği

Düğünlerde yemek vermek sünnettir. Bu yemeğe dinimizde “velîme” denir. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Abdurrahman b. Avf’ın (radıyallahu anh) üzerinde, düğünde sürülmesi âdet olan zâferân kokusunu hissedince sordu: “Bu ne hal?” Abdurrahman b. Avf (radıyallahu anh): “Bir kadınla bir miktar altın mehir karşılığında evlendim.” dedi. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de:

فَبَارَكَ اللّٰهُ لَكَ أَوْلِمْ وَلَوْ بِشَاةٍ

“Allah mübârek eylesin. Bir koyunla da olsa düğün ziyafeti ver.” buyurdu.[3]

İbadet Neşvesinde, Bayram Tadında Bir Düğün

Efendimiz’in (aleyhi ekmelü’t-tehâyâ) az önce naklettiğimiz: “Düğünlerinizi mescitlerde yapınız.” mübarek sözleri, düğünlerde nelere dikkat edilmesi hususunda önemli bir ölçü vermektedir. Demek ki düğünlerimizi bile bir ibadet neşvesi içinde yapmak gerekiyor. Ne yazık ki bugün düğün salonlarında kadın-erkek karışık düğünler yapılmak suretiyle, dinin ortaya koyduğu prensipler ihlal edilmekte, aynı zamanda kültürümüze de ters olan bir kısım görüntüler oluşmaktadır. Evet bu durum, hem dinimizce hem kültürümüz açısından tecviz edilmemiş ve hoş görülmemiştir fakat üzüntüyle müşahede etmekteyiz ki muhafazakâr aileler bile düğün söz konusu olduğunda dinî ve örfî değerlerini unutarak tamamen başka kültürlerin tesirinde hareket etmektedirler. Oysa İslâm, sadece camide değil hayatın bütün safhalarında yaşanması gereken bir dindir. Eğlencelerimiz, hüzünlerimiz hep İslâm televvünlü olmalıdır. Yuva gibi cennet bahçesi olmaya namzet bir müesseseyi oluştururken, dinin ortaya koyduğu prensipler, o müessesenin temelini teşkil etmelidir. Diğer türlü, inanmış bir insan, kutsal bir yapıyı, yabancıların boyasıyla boyamış olur ki bu da bir başkalaşma ve bozulmadır. Unutmamak gerekir ki bir çeşit başkalaşan her çeşit başkalaşır zira başkalaşmanın sonu yoktur. Temeli, başkalaşma örnekleriyle atılan yuvaların, ne şekilde devam edeceğini tahmin etmek zor olmasa gerek.

Düğünde Neşelenmek

Dinimiz, Allah tarafından ortaya konulan ve her zaman ve mekânda insanın fıtratını gözeten fıtrî bir sistemdir. Dolayısıyla insanın hislerini, arzularını tatmin edeceği meşru daireler temin etmemesi düşünülemez. Zaten harama ihtiyaç kalmayacak şekilde geniş bir helâl daire teşkil etmiştir de. Düğünlerde eğlenme isteğine dinimizin getirmiş olduğu çerçeve de bunlardan biridir. Düğünlerimizin meşrû dairede olması demek düğünleri cenaze merasimine dönüştürmek demek değildir. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem):

 فَصْلُ مَا بَيْنَ الْحَلَالِ وَالْحَرَامِ؛ الدُّفُّ وَالصَّوْتُ فِي النِّكَاحِ

“Gayrimeşrû birleşme ile meşrû evliliği birbirinden ayıran şey, def çalmak ve ilân etmektir.”[4] buyurmuştur. Öyleyse, kadın-erkek ihtilatına (karışmasına) meydan vermemek şartıyla düğünlerde, örfte yer alan ve aynı zamanda dini hafife almayan, Müslüman kimliğini hafifleştirmeyen musıkiler icra edilip çeşitli oyunlar oynanabilir, ilahi ve şiirler söylenip usulünce hoş vakit geçirilebilir. Bunun yanında insanları tebessüm ettirip düşündürecek tiyatro oyunlarına ve skeçlere yer verilebilir. İnsanları düşünmeye sevk edecek ve onları bilgilendirecek kısa ve neşeli bir sohbet yapılabilir zira o kadar insanın düğün vesilesiyle bir araya gelmesi, onlara bazı hususların kısaca da olsa hatırlatılmasına ve irşada bir vesiledir.

Ayrıca, düğünlerimizde israftan, gösterişten uzak durulmalı, sade, kolay, mütevazı, herkese açık bir kutlama yapılmalıdır. Böylece bir taraftan iyi bir yuva kurulurken bir taraftan da düğün vesilesiyle pek çok insanın bir araya gelip kaynaşmasına vesile olunur.


[1] Nesâî, nikâh 72.

[2] Tirmizî, nikâh 6.

[3] Müslim, nikâh 79, 80.

[4] Tirmizî, nikâh 6; İbn Mâce, nikâh 20.

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

2|124|Hani Rabbi, İbrahim'i bazı kelimelerle imtihana çekmiş, o da onların hakkını vermişti de Rab şöyle demişti: "Seni insanlara önder yapacağım." İbrahim, "Soyumdan birilerini de" deyince Allah: "Benim ahdim zalimlere ulaşmaz." buyurdu.
Sura 2