Efendimiz bütün hayatı boyunca hep ümmî mi kalmıştır?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Ümmî, kalem tutup yazı yazmayan ve yazı yazma ameliyesi olmayan insan demektir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Allah öğretmediği için, Tevrat ve İncil veya başkalarının yazdıkları kitapları okuyamıyordu. Allah’ın O’na okuma ve yazmayı öğretmemesi, peygamberliği için gerekli olan hususlardan biriydi. Nitekim, “Ey Resûlüm! Sen vahyimizden önce kitap okuyan veya yazı yazan bir insan değildin; eğer böyle olsaydı, bâtıl iddia peşinde olanlar (mesajın hakkında) şüphe edebilirlerdi.” (Ankebût sûresi, 29/48) âyet-i kerimesi de bu hakikati ifade etmektedir.

Âyet-i kerimeden de anlaşılacağı üzere Allah Resûlü’ne yazı yazma ve okuma öğretilmemişti. Şayet bilseydi, bâtıl peşinde koşanlar, “O, geçmiş kitapları alıyor, okuyor ve okuduklarını bize anlatıyor.” diyeceklerdi. Hâlbuki Efendimiz’in ümmî olduğunu dost-düşman herkes biliyordu. Binaenaleyh burada, Efendimiz’in okuyup yazmasının olmamasını, O’nun peygamberliğinin, Saadet Asrı’nda muhatapları tarafından tasdik edilmesiyle alâkalı olduğunu görüyoruz.

Bu itibarla, Efendimiz’e yazı yazdırılmamıştır. Ancak burada hemen şunu ifade etmek gerekir ki, ilim, yazı yazmak demek değildir. Allah Resûlü, ulum-u evvelîn ve’l-âhirîne (öncekilerin ve sonrakilerin ilmine) vâkıftı. Allah, –keyfiyeti bizce meçhul– elini O’nun sırtına koyunca, mağrip ve maşrık arası açılmış ve Efendimiz zerreden küreye, makro âlemden mikro âleme kadar her şeyi bir kitap sayfası gibi önünde görmüştür. Allah ???????? “Oku!” (Alak sûresi, 96/1) dediği zaman da, “hakikatin ifadesini ve okunmasını” O’nun ruhuna üflemişti. ???????? diyerek Cenâb-ı Hak Nebi’sini okutmuştur ve o Nebi de kendisine indirilen Kur’ân’ı tek okuyuşta ezberine almıştır.

O’nun Kur’ân dışında hayatın her ünitesiyle alâkalı söylediği sözlerinin bütünü de ayrı bir ilim hazinesidir ki, bu hazineye de “vahy-i gayr-i metlüv” denilmektedir. Vahy-i gayr-i metlüv, doğrudan doğruya Cibril vasıtasıyla, Kur’ân şeklinde gelen vahyin dışında, Allah’ın Efendimiz’in ruhuna üflediği vahiy demektir. Allah Resûlü hayatı boyunca konuşmuş ve yanında bulunan güzide ashabı da O’nun konuşmalarını kayıt altına almışlardı. Bir ara bazı sahabiler, Efendimiz’in de beşer olması itibarıyla sinirlendiği anlar olabileceği ihtimaline binaen, münhasıran o zamanlarda konuştuğu şeylerin yazılmasının doğru olmadığını düşünmüşlerdi.

Bu hâdiseyi Hz. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) bize şöyle anlatır: “Ashab-ı Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) arasında benden daha fazla hadis bilen yoktur, ancak Abdullah b. Amr İbn el-Âs müstesna; çünkü, ben yazmazdım, o yazardı”.

Gerçekten, bizzat Abdullah b. Amr Hazretleri’nin ifadesine göre, o, Allah Resûlü’nden (sallallâhu aleyhi ve sellem) duyduğu her şeyi yazardı. Kendisine “Sen, Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) ağzından çıkan her şeyi yazıyorsun; hâlbuki, O da bir beşerdir. Öfkelendiği zaman da olur, hoşnut olduğu zaman da.” diyenler oldu. (Bu sözleri kimlerin söylediğini edep açısından ve gerekmediği için hadis ravileri ketmederler.)

Abdullah İbn Amr, bunun üzerine yazmayı bıraktı ve meseleyi Allah’ın Resûlü’ne arz etti. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) elini fem-i mübareklerine götürerek şöyle buyurdular: “Yaz! Hayatım elinde olan (Allah)’a yemin ederim ki buradan, haktan başkası çıkmaz.”

O, bir beşer de olsa, yine nebi idi; gazaplanması da, hoşnutluğu da Allah içindi ve her hâlukârda O hep hakkı söylerdi. Evet O’nun hiçbir sözü hevasından değildi ve beşerî arzularından kaynaklanmazdı. Daha doğrusu O, kendinden konuşmaz, sadece kendine vahyolunanı söylerdi.[1]

Evet, tekrar mevzua dönecek olursak, Efendimiz’in ümmîliğini, bir şey bilmiyor şeklinde anlamamak gerekir. Vahiy gelmeden evvel bile O, çok kâmil ve yüce bir ruhtu. Hz. İbrahim’in dininin bakiyesi ile amel ediyordu. Çevresince de faziletli bir insan olarak tanınırdı. Öyle olmasaydı, Mekke’de, insanların birbirlerini öldürdükleri o dönemde, hiç O’nun hakemliğine müracaat ederler miydi?

Allah, O’nu evvelâ müstesna yarattı. Sonra da o müstesna aynaya Kendi ilmini aksettirdi ve biz Efendimiz’de Allah’a ait hakikatleri müşâhede ettik.

[1] Bkz.: Necm sûresi, 53/3.

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

28|55|Boş lakırdıyı duyduklarında, ondan yüz çevirir şöyle derler: "Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz size. Selam olsun hepinize. Biz cahilleri önemsemeyiz."
Sura 28