Eski Borçlar Bugün Nasıl Ödenecek?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Borç verildiği miktarda kalır, ne miktar verilmişse o miktar alınır. Eksiltilmez, fazlalaştırılmaz. Eksiltilirse haksızlık edilmiş olunur. Fazla verilirse fâize girilmiş olunur. Bu sebeple, borçta miktar donuktur. Yâni, sayı donmuştur. Verilen ne miktar ise alınan da o miktar olur. Aksi halde, borç alıp verme müessesesi de fâize girer, dindarlar arasında fâizcilik de meşrû kılıfla yayılır. Bu temel ölçüyü böylece tesbit ettikten sonra gelelim sualin cevabına. Bahsettiğimiz bu borç para, yeni ödendiği günü, eski değerini kaybetmiş oluyorsa durum ne olacak? Borç veren kimse, parasını geri alırken değerinden büyük çapta kaybetmiş olarak alınca pişman olmayacak mı? Bu yüzden de borç vermelerde bir tereddüt doğmayacak mı? Hattâ hak kaybı olmayacak mı? Bu hususta imamlarımızın görüşleri vardır. Çerçeve ölçü olarak kısaca arz ediyorum.

1) İmam-ı A’zam Hazretleri der ki: “Borç para aynıyla ödenir. Ne fazla ödenir, ne de eksik! Dört yüz lira verilmişse yine dört yüz lira ödenir. Azaltma – çoğaltma câiz olmaz!”Taraflar râzı olduktan sonra bu en sağlam ve şüphesiz yoldur. Bunda ittifak vardır. Yeter ki helâllaşsınlar.

2) İmam-ı Ebû Yûsuf Hazretleri de der ki: “Borç para verildiği günü alım gücü ne ise, ne miktar eşya alabiliyorsa, o miktar eşyayı alabilen para esas alınır. O kadar eşya alacak miktar para ödenir. Meselâ o günkü dört yüz lira bir kat elbise diktiriyorsa, bugün de bir kat elbise diktiren miktar esas alınır, o miktar ödenir. Sekiz bin lira gibi.”Bu da parayı alım gücüyle hesaplamaktır. Fetvâ da buna göre verilmiştir. Ancak, ödünç verilen paranın alım gücünü eşya değeri ile tespit etmek biraz güç ve karışık olduğundan Ebû Yûsuf Hazretleri bu değer tespitini karışıklıktan kurtaran bir izah ilâve ederek değerlendirmeyi altın’a getirmiş ve daha sonra şöyle izahta bulunmuştur: — Borcun verildiği günkü paranın altın olarak tutarı ne ise, ödendiği günü de o miktar altın’ın tutarı ödenmelidir. Bu izaha göre, dört yüz lira borç veren terzi arkadaşımız, parasının altın esasına göre ödenmesini istemiş olmaktadır ki, bu Ebû Yûsuf’un görüşüne açıklık getirmek üzere verdiği son misâle göredir. Borç ödeyecek kardeşimiz ise parayı o günkü eşya üzerindeki alım gücüne göre ödemekte, dikim parasıyla bunu izah etmiş olmaktadır ki bu da Ebû Yûsuf’un parayı eşya değeri üzerinden ödemeyi esas alan ilk görüşüne göredir. Özet olarak diyebiliriz ki, bu gibi paranın değer kaybetmesinin kesin olduğu durumlarda mes’eleler baştan açık ve net olarak konuşulmalı, sonunda nizaı mûcip hâle terk edilmemelidir. Bütün tatsızlıklar bundan doğmakta, dostluklar baştan açık ve net olarak konuşmamaktan yara almaktadır. İbn-i Âbidin hâşiyesinin (Büyû’) ve (Karz) bahsinde bilgi vardır. (Hadâratü’l-İslâm) Haziran 1980 sayısında da aynı kayıt mevcuttur. Ahmet Şahin

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

19|75|De ki: "Her kim sapıklıkta ise Rahman ona iyice süre versin. Nihayet, kendilerine vaat edileni, azabı veya kıyametin kopuşunu gördüklerinde mekânca daha kötü, taraflarca daha zayıf olanın kim olduğunu bilecekler."
Sura 19