Hastalık ve Hikmetleri

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

İnsanın dünyada imtihana tabi tutulacağı hususu, Kur’an’da; “Biz mutlaka sizi biraz korku ile biraz açlık ile yahut mala, cana veya ürünlere gelecek noksanlıkla deneriz. Sen sabredenleri müjdele!” (Bakara Suresi, 2/155) gibi pek çok ayette belirtilmiştir. Bu ayette mü’minlerin türlü türlü şeylerle imtihan edileceği açıkça ifade edilmektedir. Bu imtihanlardan birisi de “can”la imtihandır. “Can”la imtihan çeşitlerinden birisi de hastalıktır.

“Musibetlerden sonra insanı terakki ettiren ikinci unsur hastalıktır. İnsan bu takdirde hastalıkları Rabbisinin kendisine bir bir ihsanı saymalı ve şükür içinde sabırla karşılamalıdır.” (1) Ayetin ifadesiyle “Hastalandığımda O’dur bana şifa veren” (Şuara Suresi, 26/80) ahlakıyla hareket etmelidir.

Bu dünya, imtihan ve terakki dünyasıdır. Allah insanı hastalıklarla imtihan eder. “Sabır mı edecek, isyan mı? Şükürle mi karşılayacak benim musibetlerimi, yoksa nankörlükle mi!” diye kulunu denemeden geçirir. Daha doğrusu, Allah (c.c.), ezelde bildiği şeyi bir kere de kulunun kendisine gösterir. İnsan, başına gelenleri sabır ve şükürle karşılarsa kazanır, değilse kaybeder. Burada önemli bir husus, hastalıklar karşısında gösterilecek sabrın, şükürle iç içe olmasıdır. Yoksa insan isyan ederek de kendini sabrediyor zannedebilir.

Bu dünya ücret yeri değil hizmet yurdudur. İnsan ömrünü bir ağaca benzetirsek hastalıklar, tevekkül edilip sabredilmesi karşılığında bu ağacın baki meyveleri hükmündedirler. Nasıl, acı hadiseler karşısında sabredildiğinde insanın içinde bir huzur oluşuyorsa, cennette bu huzurun belki binlerce katı verilecektir. O halde, hastalıklar, birer tatlı meyve gibi karşılanmalıdır.

Hastalık, sabredildiğinde insana ibadet sevabı kazandırır. Zira ibadetler iki kısımdır. Bir kısmı namaz, hac, zekât gibi müspet ibadetler; bir kısmı da hastalıklar ve diğer musibetler nevinden insana aczini zaafını hissettiren ve onun Allah’a yaklaşmasına vesile olup manevi ibadet sevabını kazandıran menfi ibadetlerdir.

İnsan, bu dünyaya zevk ve eğlence için gelmemiştir. Onun bir vazifesi vardır. En büyük vazifesi sahibini tanımak ve ona itaat etmektir. Tanımanın adı imandır, itaatin diğer bir ifade şekli de kulluktur. İman ve kulluk, insanı sahibi olan Allah’a yaklaştırır ve Allah tarafından sevilmesine vesile kılar. İman etmemek veya iman ettiği halde kullukta bulunmamak, insanı Allah’tan uzaklaştırır ve hem dünyada hem de ahirette türlü azap ve cezaların gelmesine sebep olur. İşte hastalık ve musibetler, insana Allah’ı hatırlatır, ahireti düşündürür, insanın insanlık yönünü keşfetmesine vesile olur. Bu ise, insanın ebedi hayatı için en büyük bir mazhariyettir.

Acz ve zaaf, insanın en büyük iki sermayesidir. Çünkü aczini, küçüklüğünü, fakirliğini bilen bir insan, dayanacak bir kuvvet arar. Sonunda en büyük kuvvet sahibi Allah’ı bulur ve O’nunla tatmin olur. O ise kuluna her yönüyle yeter. İşte bu noktada, hastalıkların büyük bir rolü vardır. Evet, hastalık ve musibetler, insana başka zamanlarda anlayamayacağı şekilde insana acz ve zaafını hatırlatır ve Allah’ı buldurur. O’nu bulan ise her şeyi bulmuş demektir.

İnsanın maliki, Allah (cc)’tır. Yani insana gözünü, kulağını, bütün azalarını bahşeden O’dur (cc). Mülk sahibi ise mülkünde istediği gibi tasarruf edebilir. Sanat sahibi bir insan, mesela bir terzi, kendi elbisesinde istediği gibi tasarruf edip ona istediği şekli verebilir. Böylelikle sanatını ve maharetlerini gösterir. Malikimiz olan Allah da (cc), mesela önce açlık verir. Sonra da Rezzak ismiyle rızık göndererek, bize kendi sanatını gösterir.  Yine mesela, başta hastalığı yaşatır sonra da Şafî isminin tecellisi olarak şifa verir ve bize Şafî ismini tanıtır. Böylece, Kendi Zâtını tanıyıp bilmemizi sağlar.

Eşya zıddıyla bilinir. Susuzlukta suyun, karanlıkta aydınlığın, soğukta sıcaklığın kıymeti bilindiği gibi hastalıkla da sağlığın kıymeti ve lezzeti bilinir. Hastalık olmasaydı insan, sıhhatin nimet olduğunu anlamaz, bunun için Rabbisine şükürde bulunmaz ve gaflete dalar giderdi. Hastalık bu yönüyle hem insanı Allah’a yaklaştırır hem de onu gafletten, dünya sarhoşluğundan uyandırır ve ona gideceği yeri hatırlatır.

Mü’mince düşünmek ne kadar güzel! İnsana hastalığı bile güzel gösteriyor. Sağlam bir mümin gibi düşünemeyenler hastalıktan dolayı feryat ederken; gerçek imana erip hayata iman dürbünüyle bakabilenler, bu hastalığın günahlarına keffaret olduğunu bilir ve şükür içinde sabrederler. (2)  Zaten Efendiler Efendisi (sas), bir hadislerinde “Mü’min’in her durumu sürpriz ve şaşırtıcıdır! Niye olmasın ki; onun her işi hayırdır ve bu da mü’minden başkası için söz konusu değildir. O, neş’e ve sevinç ifade eden bir duruma mazhar olunca şükreder, bu onun için bir hayır olur; herhangi bir sıkıntıya maruz kaldığında da sabreder, bu da yine onun için hayır olur” (3) buyurmuyor mu? Ne mutlu hayatını ahiret yörüngeli yaşayanlara. Ne mutlu hasta olduğu halde sabredip, Rabbine şükredenlere!

Dipnotlar:

1- M. Fethullah Gülen, Fasıldan Fasıla 1

2- Buharî, Merdâ: 1, 2, 13, 16; Müslim, Birr: 45

3- Müslim, Zühd 64

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

11|43|Oğlu cevap verdi: "Bir dağa sığınacağım, beni sudan korur." Nûh dedi: "Allah'ın merhamet ettiği dışında bugün hiç kimse için Allah'ın kararından kurtaracak yoktur." Ve ikisi arasına dalga girdi de o, boğulanlar arasına katıldı.
Sura 11