Herşey maddeden mi ibarettir?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Her şey gördüğümüz maddeden ibaret değildir. Ve her şeyi laboratuar tecrübesi altına alamazsınız. Böyle yapmak isteyenler büyük bir yanılgı içindedirler. Ve bunlar ilmin ancak onda biriyle iştigal ediyorlar demektir. Beşeri topyekün ele almayı düşünenler, onun maddesine, fizyonomisine baktıkları gibi ruhuna, manasına, dedublesine de bakmalıdırlar. Ancak o zaman, insan hakkında sağlam bir hüküm verme imkanına sahip olurlar. Ve o zaman insan bir meçhul olmadan çıkar. İnsanı tek yönü ile ele alıp tahlil edenlerin nazarında ise, o, Alexis Carrel’in ifadesiyle, hep bir meçhul olarak kalır. Halbuki mevcud-u meçhul, varlığını bildiğimiz tek varlık Hz. Allah’dır (cc). O’nu idrak ve ihata etmek mümkün değildir. O’nu idrakın en güzel ve doğru ifadesi, idrakinden aciz kalındığını itiraf olacaktır. Nebilerden sonra beşerin en muhteşem dimağı Hz. Ebu Bekir (ra) ‘Seni idrak edememe, idraktir’ demektedir. Efendiler Efendisi de ‘Ey bilinen (her şeyden ayan olan) seni hakkıyla bilemedik’ der ve bu ifadesiyle marifetin zirvesine taht kurar.

İşte, hakkında bilemedik hükmünü vereceğimiz, ihatasızlık ve idraksızlığımızı ifade edeceğimiz tek varlık Allah’dır. Bunun dışında Cenab-ı Hakk’ın bildirmesiyle, bildirdiği kadar ve bildirmek istediği şeyleri bilebiliriz. Buna insan da dahildir. Ama insanı bilmenin bir yolu vardır. O da insanı bütün yönleriyle ele almaktır. İnşaallah yakın bir istikbalde maarif yuvalarımız, meseleye bu türlü yaklaşan ilim adamlarıyla dolup taşacak, hadiseler ve bu arada insan yeni bir bakış tarzıyla tahlile tabi tutulacaktır. İşte o zamandır ki, tek gözle bakıldığında muzlim ve karanlık görülen her yer ve her yöre aydınlığa kavuşacak; ilim, fen ve teknik ile ilgili yeni buluş ve keşifler insanımızın hizmetine nurlu bir kadro tarafından takdim edilecektir.

Burada şu hususu da arzetmeden geçemeyeceğim: Her ilim dalının kendisine göre belli ölçü ve kıstasları vardır. Bunlar o sahaya ait hakikatı bulmada sabit hakikatlar olsa dahi, bir başka sahada geçersizdirler.

Mesela, matematiğin, fiziğin, kimyanın ve tıbbi ilimlerin sahaları ayrı ayrıdır. Siz, fiziğin kanunlarını tıbba veya tıbbın kanunlarını fiziğe tatbik ederseniz, işi karıştırırsınız. Birbirine çok yakın ilim dallarında dahi bu nüansa dikkat etmek bir zarurettir.

Bunlar gibi, maddeye ait, maddeyi ölçen ve tartan kıstaslarla, mânâya ait ve mânâyı ölçen ve tartan kıstaslar tamamen birbirinden farklıdır. Binaenaleyh, elinde sadece maddi kıstaslar bulunan, yani cesedin altında kalıp ezilmiş, midesine esir düşmüş, ten cenderesinden bir türlü kurtulamamış insanlar elbette ruha ait hakikatları müşahade altına alamayacaktır. Zira bu ayrı bir meleke ve ayrı bir mazhariyet gerektirmektedir. Ruhunu inkişaf ettirenlerdir ki, bu sahada söz sahibi onlardır. Zira manayı ölçecek tartı ancak onlarda vardır. Onlar, dedubleyi, perispriyi veya bizim dilimizdeki ifadesiyle, ‘Vücud-u mevhibe-i hakkani’ yi görmekte ve bize böyle bir varlıktan haber vermektedirler. Bu meselede kendi müşahade ufku, o seviyeye ulaşamayanlara düşen vazife ise, bu sahanın söz sahiplerine itimad edip teslim olmaktır. Aksi her davranış sadece bir inad ve yobazlık sayılır. Bu da ilimle, ilim adamlığı ile bağdaşmaz bir davranıştır.

Soralım böylelerine: Acaba rüyaları ne ile izah edecekler? Kabul gören dualar hakkında ne diyecekler? Altı ay kabirde yatan ve ölmeyen yoginin bu hareketine nasıl bir te’vil getirecekler? Rufai tarikatına mensub olanlarda görülen harikulade hadiseleri nasıl yorumlayacaklar? Ya mucizeleri? Mesih’in nefesiyle dirilenleri… Hz. Musa’nın (as) Asa’sını ve Yed-i Beyza harikasını… Hz. İbrahim’in (as) ateşte yanmayışını ve Hz. İsmail’i (as) kesmeyen bıçağını… Allah Rasûlü’nün işaretiyle iki parça olan ayı… Parmaklarından su akmasını… Dağların ağaçların ve hayvanların dile gelip O’na selam durmalarını…

Evet, daha binlerce mucizeyi nasıl izah edecek ve nasıl anlatacaklar? Akılları almayan her şeyi inkara mı kalkacaklar? Bu kaçış onlara ne fayda getirecek? Ve soralım onlara: İnkarları ne zamana kadar sürecek? Firavun’a fayda vermeyen iman mıdır yoksa onların da nasip payları? Ebu Cehil perdesine mi büründü yoksa akılları? Heyhat, can gırtlağa gelince hakikatı görecekler. Bizim bugün dediklerimizi onlar o zaman söyleyecekler.. söyleyecekler ve fakat fayda getirmeyen bir hasarete gömülecekler.

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

21|60|Dediler: "Onları diline dolayan bir genç duymuştuk. Kendisine 'İbrahim' deniyor."
Sura 21