Hz. Süleyman’ın (as), Şükre Muvaffak Kılması İçin Cenâb-ı Allah’tan Yardım İstemesini Kendi Adımıza Nasıl Değerlendirmeliyiz?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Neml Suresi, Süleyman aleyhisselamın şükredebilmek için yardım istemesini ve o duasına vesile olan hadiseyi meâlen şöyle anlatır: “Günün birinde, Süleymanın cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan orduları toplanmış, hepsi birlikte, düzenli olarak kendisi tarafından sevkediliyordu. Derken Karınca vadisine geldiklerinde, onları gören bir karınca: “Ey karıncalar, haydin yuvalarınıza girin. Süleyman ve orduları, sizi farketmeyerek ezip çiğnemesinler!”diye seslendi. Onun sesini işiten Süleyman tebessüm ederek: “Ya Rabbi, dedi, beni nefsime öyle hakim kıl ki gerek bana gerek ebeveynime ihsan ettiğin nimetlere şükredeyim, Seni razı edecek güzel ve makbul işler yapabileyim. Bir de lutfedip beni salih kulların arasına dahil eyle!”(Neml, 27/17-19)

Hz. Süleyman aleyhisselam, babası Davûd aleyhisselam aracılığıyla kendilerine şükür emredildiğini; verilen onca nimete aynı ölçüde mukabelede bulunmanın da sadece Allah’ın yardımıyla mümkün olacağını biliyor ve “Sen bizi tutar, destekler, teyid buyurur ve kalbimizi, ruhumuzu, hissimizi açar, bir lisanla bin türlü şükretme imkanını bahşedersen Sana ancak o şekilde layıkıyla şükredebiliriz.”manasına gelen bir talepte bulunuyor.

Hani insan ister ki, evliyâullaha müyesser olduğu gibi öyle bir tesbih çeksin, bir tesbihe binlerce “sübhanallah”ı sığdırsın.. bir defa desin ama binlerce tesbihi birden demiş gibi kalbi açılsın. Bu hal mümkündür ve o çok büyük, engin bir kalbe vâbestedir. İşte Süleyman Nebi gibi peygamber efendilerimiz ve ehlullahtan bazı hak erleri zerrât-ı kâinatı adeta tesbih tanesi gibi kullanır; bir tesbihle binlerce sübhanallahi seslendirirler. Allah’a karşı şükürde bulunacaklarsa, bir kapıdan “şükür”der, ama şükür sesini, hamd sadâsını yüz kapıdan birden yükseltir; fakat, yine bunu da az görürler. Çünkü onlar, nimetlerin farkındadırlar. Farkında olmak, o nimette bir enginlik hasıl eder onların gönlünde. Yapıp ettikleri fiilî, kavlî ve fikrî hiçbir şükrü yeterli görmezler ve “Ben bu nimetlerin şükrünü eda edemem..”der şükrü daha iyi eda edebilme yolları ararlar.

Onlardaki bu hali şöyle düşünebilirsiniz: Biz, bir sofrada yemek yer, ellerimizi kaldırır, dua ve şükrederiz. Dua ve şükrümüz, bir yönüyle sadece yediğimiz yemek etrafında döner. Oysa ki, kalbimiz engin olursa, biz yediğimiz o yemeği, dün yediğimiz, -ömrümüz olursa- yarın yiyeceğimiz yemekle ve aynı zamanda sevdiğimiz insanlara lutfedilen rızıklarla, bütün müminlerin yemekleriyle beraber duyar, Rezzâk-ı Kerîm’in topyekün varlığı rızka boğmasını hisseder ve kendimizi çok azim bir nimet sofrası önünde buluruz.. buluruz da, sadece o an soframıza konan nimetleri değil; bütün varlığa bahşedilen lütufları tahayyül eder, ağzımız kuvve-i zâikasıyla o nimeti tattığı, gözlerimiz onlardan ayrı bir zevk aldığı, kulaklarımız bambaşka bir haz zemzemesi duyduğu ve letâifimiz apayrı bir lezzete açıldığı gibi herkese verilen bütün rızıkları nazara alarak bütün zerrelerimizle şükrederiz. İşte, sadece mevcut nimetlere “elhamdulillah”deme başkadır, bir de engin gönüllü insanların geniş bir kapı aralayıp bin dille şükretmeleri başkadır. Birisi kalıplar arasında sıkışmış çok dar bir teşekkür, öbürüyse binlerce dille seslendirilen geniş bir şükürdür.

Evet, şükre esas teşkil edecek, ister doğrudan doğruya, isterse de şöyle-böyle şahsımızı, insanî hislerimizi alakadar eden, bizde bir ilgi uyaran başka varlıklara ait ne kadar nimet varsa onların hepsini birden nazar-ı itibara alarak Cenâb-ı Hakk’a teveccühte bulunup “eşşükrü lillah”demek, o lisanlar sayısınca birbirini çağrıştıran ve nâmütenâhî keyfiyete bürünen bir şükür olur. Fakat, böyle bir şükür dahi, Zat-ı Ulûhiyetin büyüklüğüne uygun değildir. İşte Süleyman aleyhisselam bunun idrakıyla “Ya Rabbi, diyor, beni nefsime öyle hakim kıl ki, gerek bana gerek ebeveynime ihsan ettiğin nimetlere şükredeyim.”Cenab-ı Hak’dan kendisini te’yid etmesini, ona zahir olmasını istiyor. Ayrıca, salih amel hususunda da Allah Teâla’nın inayetine sığınıyor. Ve dahası, salih amel isterken de Rahman u Rahîm’in rızası hangi amel ve hangi yönde ise ona muvaffak kılınmayı, O’nun rızasına ermeyi talep ediyor.

Etiketler:,

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

61|1|Göklerde ne var, yerde ne varsa Allah'ı tespih etmiştir. Azîz'dir O, Hakîm'dir.
Sura 61