Buradasınız: Ana SayfaMAKALELERBiyografiler
  

SELMAN FARİSÎ (R.A)

Yazar : Süheyl Ünver


Tarih : 6/2/2011

Sonsuz Nur"u Arama Yolunda Selman-ı Fârisî"Hakîkat Merih yıldızında dahi olsa, Selman onu bulur."(Hadîs-i Şerîf)

İslâm'dan önce, İran'da Mecûsî bir aileden doğan Selman-ı Fârisî, gençliğinin ilk yıllarında karşılaştığı Hıristiyanların ibadetlerine ilgi duyarak çevresinde yetiştiği mecûsîliği ve baba evini terk edip Hıristiyan din adamlarının peşinde uzun yıllar dolaşmıştır. Selman-ı Fârisî, "Hak Dîn"e ulaşmak için yaptığı yolculukları sırasında, Son Peygamber'in Tevrat ve İncil'deki vasıflarını Eskişehir-Sivrihisar'daki râhipten öğrenmesi üzerine, Medine'ye doğru yola çıkmış, yolda saldırıya uğrayıp köle olarak satılmıştır. O kutlu müjdeye ulaşmak için meşakkatli kölelik hayatına göğüs gererek yıllarca bekleyen Selman-ı Fârisî, Hz. Muhammed (s.a.s) ile Medine'de karşılaşarak Müslüman olmuştur. Zaten, Tevrat ve İncil O?nun geleceğini müjdeliyor ve vasıfları hakkında bilgi veriyordu. Allah Resûlü'nün (sas) peygamberlik ile görevlendirilmesine yakın dönemde gönlü aydın birçok zât da O'nu beklemekteydi. Selman-ı Fârisî'nin hayat hikâyesi bu önemli konunun sadece bir örneğidir. Bu bakımdan "Selman-ı Fârisî de bu mevzuda, (yani, Allah Resûlü'nü önceki kitapların haber vermiş olması ve O'nun gelişini pek çok insanın beklediği mevzuunda) tek başına bir delildir."(Gülen 1993, 40)

Yetiştiği Çevre ve Ailesi

Selman-ı Fârisî'nin, yaklaşık olarak Hz. Muhammed (sas)'in doğum târihînden (57l) 7-20 yıl sonra dünyaya geldiği tahmin edilmektedir.1 Dedelerinden Behnüzân, İran hükümdarlarındandır. (İbn Hacer, 2:369; Taberî, 3:412) Babası, o devirde İran'da hüküm süren kast sistemine göre, imtiyazlı insanlar arasında bulunan "Dihkân"sınıfından olup kasabanın idarecisi idi. Ailesi, Mecûsî dinîne bağlı olduğundan, mecusi din adamları (Mobadlar) yanında dînî eğitime devam eden Selman-ı Fârisî, dinî bir rütbe olan Mecûsîlerin taptıkları ateşi yakarak, sönmeden koruma görevine kadar yükselmiştir. (İbn Hişam, 1:159)

Ailede kendisine olan aşırı sevgiden dolayı evden dışarı çıkarılmayan Selman, çevredeki insanların inanç ve yaşayışı hakkında bilgisiz olarak günlerini geçirirken bir gün babası onu bir iş takibi için çiftliğin bir yerine gönderir. O'nun bu ilk defa evden çıkışı, hayatında bir yeni dönemin başlangıcı olmuştur. O, çiftlik kenarında dolaşırken kilisede ibâdet eden insanlar görür. Büyük bir ilgi ile onları seyrederken eve dönüşünü geciktirir. Babası, geç vakit eve dönen Selman'a:

- Neredeydin oğlum? Ben, seni çiftliğe göndermedim mi? deyince, Selman:

- Babacığım! Hıristiyanların yanına uğradım, onların ibadet şekillerini beğendim. İbadetlerini seyrederken böylece gecikmiş oldum, der. Babası:

- Oğlum, senin ve babalarının dini, onların dinlerinden daha iyidir, diyerek onu azarlayınca,

- Vallâhi taptığınız din, onların dinlerinden daha iyi değildir. Çünkü onlar, Allah'a ibadet ediyorlar, O'na dua ediyorlar. Biz ise, ellerimizle yaktığımız ateşe tapıyoruz, şeklinde cevap vermiştir. Bunun üzerine babası Selman'ı ağır bir şekilde azarlamış ve evden kaçmaması için ayağına zincir vurmuştur. (İbn Hişam, 1:160)

Selman-ı Fârisî'nin Hak Dîni Aramak Üzere Seyahatleri

Selman-ı Fârisî'nin gördüğü bu kilisede, Hz. İsa'nın getirdiği dinin kalıntıları üzerine oluşan inanç şekli üzere Allah'a ibadet eden din adamları bulunmaktaydı. Onların ateşe tapma yerine, tamamen farklı duygularla ibadet edişleri Selman'ın dikkatini çekmişti. O, bunlara ne yaptıklarını sorduğunda kendisine yapılan açıklamalar iç dünyasını o an için aydınlatmış olacak ki, daha sonra bu şahısların yanında kalmaya ve onlarla birlikte Allah'a ibadet etmeye karar verdi. Esasen, Selman aradığını daha sonraki günlerde bulacaktır. Çünkü henüz o günlerde, son hakikat güneşi Allah Resûlü henüz İlâhî vahyi yaymaya başlamamıştı. Yani Hz. Muhammed (sas) henüz bu günlerde peygamberliğini ilan etmemişti. (Ebû Nuaym, 1:207; Zehebî, 1: 539)

Selman-ı Fârisî, çiftliklerinin yanındaki kilisede bulunan din adamlarından bu dinin aslını Şam'da bulunan bir piskopostan öğrenebileceği haberini alır. Bu arada Selman'ın babası, oğlunun kilisedeki adamlarla olan ilişkisini öğrendiğinden onu evin bir köşesine hapseder. Bir fırsatını bularak evden kaçan Selman, Şam'a gider. Orada karşılaştığı piskoposa:

- Ben, bu dine girmek, kiliseye hizmet etmek, Hıristiyanlığı öğrenmek, sizinle birlikte ibadet etmek istiyorum, der. Piskoposun kendisini kabul etmesi üzerine Selman, Şam Kilisesi'nde onun yanında kalmaya karar verir. (İbn Hişam, 1:160)

Selman-ı Fârisî hakikat yolunda karşılaştığı bu piskoposun dîni kötüye kullandığını görünce ona ısınamamış, fakat bir süre sonra o şahsın ölümü üzerine kiliseye getirilen diğer piskoposa ise hayran olmuştu. Selman, aradığı şahsı bulduğu düşüncesiyle, piskopostan kendisi ile birlikte kalmasına izin vermesi istemiş, aldığı olumlu cevap üzerine de bir müddet onunla birlikte kalmıştır. Bu şahıstan çok etkilendiğini daha sonraki günlerinde açıklarken:

- Ben, o ana kadar ondan daha faziletli, dünyayı onun kadar hiçe sayan, âhirete önem veren, gece gündüz ibâdet etmeye ondan daha düşkün bir kimse görmedim, demiştir. Bu zat ölüm döşeğinde iken, Selman ona kendisini çok sevdiğini, fakat ölüm ile gelen ayrılıktan sonra, kimin yanına gitmesini tavsiye ettiğini sorması üzerine piskopos:

- Evlâdım, buralarda benim yolumda olan bir kimse bilmiyorum. İyi din adamları hep ölüp gittiler. Yaşayanlar da, öteden beri tatbik edilmekte olan dinî hükümleri değiştirmişler, ibadeti de bırakmışlardır. Ancak, Musul'da bir arkadaşım var. O da benim gibi Hıristiyanlığın aslî şekline bağlıdır. Sen onun yanına git, tavsiyesinde bulunmuştur. (a.g.e. 161)

Selman-ı Fârisî, Musul'daki Hıristiyan din adamının yanına gider. Onun da dine bağlı bir kimse olduğunu görünce kendisinin yanında kalarak ondan istifade eder. Fakat çok geçmeden bu zat da vefat ederken Selman'a:

- Evlâdım! Ben, Nusaybin'deki arkadaşımdan başka, bizim yolumuzda bir kimse olup olmadığını bilmiyorum. Sen, benden sonra onun yanına git! der. (a.y.)

Nusaybin'de aradığı râhibi bulan Selman-ı Fârisî, bir müddet Musul Kilisesinde ilim ve ibadetle günlerini geçirir. Ancak, daha önceki tanıştığı rahipler gibi bu rahip de ölmek üzere iken, kendisinden nasihat isteyen Selman'a,

- Vallahi oğlum, buralarda bizim gibi bir kimse bilmiyorum. Ancak, Rum topraklarında Amûriye denilen bir yerde bir adam var. Ona git, onu bizim gibi bulacaksın, der.

Selmân-ı Fârisî, Amûriye'ye (Sivrihisar)2 giderek, orada aradığı rahip ile bir süre birlikte kalır. Ancak, çok geçmeden bu zat da hastalanır. Kendisine son derece bağlandığı bu zatın da ölmek üzere olduğu anda Selman:

- Efendim, sizden sonra kimin yanına gitmemi tavsiye edersiniz? deyince, din adamı:

- Evlâdım! Vallahi, bugün, yeryüzündeki insanlardan yanına gitmeni sana emir ve tavsiye edebileceğim, bizim yolumuzda bir kimse bulunduğunu bilmiyorum! Fakat, Âhir Zaman Peygamberi'nin gelmesi çok yaklaşmış, gölgesi üzerimize düşmüştür! O Peygamber, İbrahim Peygamber'in (a.s.) dinî üzere gönderilecektir. Kendisi Arap toprağından ortaya çıkacak, hurma bahçeleri bulunan bir yere hicret edecektir, O Peygamber'in bazı alâmetleri vardır: O, kendisine verilen hediyeden yer, sadakadan yemez. İki omuzu arasında Peygamberlik mührü bulunur. Eğer, o bölgeye gitmeye gücün yeterse, hemen git. Çünkü O'nun gelme zamanı yakındır, diye nasihatlerde bulunur.

Selmân-ı Fârisî, kendisine bu nasihati yapan rahibin ölümünden sonra Sivrihisar'da bir müddet daha kalır. Bu arada koyun ve inek yetiştirerek, bir miktar servet biriktirir. (İbn Hişam, 1:163)

Selman'ın Hicaz'a Gelişi ve Çektiği Sıkıntılar

Selman-ı Fârisî, nihayet yola çıkar ve Arap topraklarından gelen ticaret kervanına sahibi olduğu koyun ve inekleri verme karşılığında kendisini Arabistan'a götürmelerini teklif eder. (a.y.) Onlarla birlikte Hicâz topraklarına gelen Selmân-ı Farisî, Medine'ye yakın bir yerde kervandakilerin ihanetine uğrar ve bir yahudiye köle olarak satılır. (a.y.) Bu dönemde, Araplar, baskınlar yaparak ele geçirdikleri insanları köle diye başkalarına satarlardı. Hz. Muhammed (sas), peygamberliğinin ilk günlerinde, "Bir zaman gelecek, San'a'dan tek başına yolculuğa çıkan bir kadın, Hadramut'a kadar hiç bir saldırıya uğramadan seyahat edebilecektir."diyerek, bu emniyetsizliğin toplumdan kalkacağını müjdelemişti. (Buharî, "Menakıb", 25; Ebu Davud, "Cihad", 107)

Hak Din'i bulmak için İran'daki rahatını bırakarak diyar diyar dolaşan Selman-ı Farisi, bundan sonra uzun bir süre köle olarak hayatını devam ettirir. Son Peygamber'in gelmesinin çok yakın olduğunu birçok Hıristiyan âlimden işite işite, onun temiz gönlünde bu Peygamber'e karşı mukavemet edilemeyecek derecede bir aşk uyanmıştı. O'nu bulma konusunda azimli olan Hz. Selman, Medine'de köleliğin boyunduruğu altında her sıkıntıya göğüs gererek beklemeye başlar.

Selmân-ı Fârisî'nin Hz. Muhammed (sas) ile Karşılaşması

Selman-ı Fârisî'nin Vâdi'l-Kurâ'da bir Yahudiye satılarak başlayan kölelik hayatı, on kadar sahip değiştirdikten sonra (Buharî, 3:1435) kendisini en son satın alan Medineli Yahudinin yanında Medine'de devam etmektedir. Selmân-ı Fârisî, Medine'yi görür görmez; Amuriye Râhibi'nin Tevrat ve İncil'deki bilgilere dayanarak tasvir ettiği yerin tam burası olduğu kanaatine varır. Selmân-ı Fârisî, artık aradığı yeri bulmuştur. Sıra kendisine kavuşmayı çok arzuladığı O yüce şahsı bulmaya gelmişti... Selman, sabırsızlıkla aradığı Peygamber'i beklerken, bir gün Hz. Muhammed'in (sas) Medine'ye hicret ettiği ve bu kutsal şehre giriş yolu üzerindeki Kuba köyünde bulunduğu haberini alır. Onun hayatındaki en heyecanlı bu kesiti kendisinden dinleyelim:

Bir gün sahibim ile hurmalıkta çalışıyordum. Bir yahudi koşarak yanımıza gelip, Allah Resûlü'nün Medine'ye gelişinden rahatsızlığını ifade ederken:

- Allah, Kayle Oğulları'nın belâsını versin,3 diyerek, Müslümanların Kuba'da Hz. Muhammed'in (sas) etrafında toplandıklarını haber verir. Ben de, bu sözleri duyunca çok heyecanlanmıştım. Hurma toplamak üzere çıktığım ağaçtan neredeyse düşecektim. O Yahudi?ye:

- Ne dedin? Ne dedin? diye sorunca, sahibim bana kızıp şiddetli bir yumruk vurarak:

- Bundan sana ne? Sen işine bak! dedi. Ben de:

- Bir şey yok. Sadece ne dediğini anlamak istedim, cevabını verdim. (İbn Hişam, 1:164)

Nihayet, o gün akşam Peygamber Efendimiz?in (sas) Kuba'da Müslümanlarla birlikte bulundukları eve giden Selman-ı Fârisî, Allah Resûlü'nü (sas) görünce hayatı boyunca arkasından koştuğu O yüce zâtın huzurunda olduğunu anlamıştı. Allah Resûlü hakkında Sivrihisar'da rahipten öğrendiği, "Son Peygamberin vasıflarını tespit etmek için yanında bulunan hurmaları Hz. Muhammed'e (sas) takdim ederek:

- Senin iyi bir kimse olduğunu öğrendim. Yanında fakir kimseler de var. Bu hurmaları sadaka olarak size takdim ediyorum. Buna, buradakilerden en lâyık olarak sizi görüyorum, der. Peygamberimiz, kendisine arz edilen hurmaları yemeyerek arkadaşlarına verir. Selman, kendi kendine:

- Bu, Son Peygamber'in bana öğretilen vasıflarından biridir, diyerek, Efendimiz'in huzurundan ayrılır.

Peygamber Efendimiz Kuba'dan Medine'ye gidince, Selman tekrar bir miktar hurma hazırlayıp O'nun yanına giderek:

- Sadakadan yemediğinizi gördüm. Bu ise, size ikram olarak hazırlanmış hediyedir, diye, hurmaları arz eder. Allah Resûlü (sas), arkadaşlarını da davet ederek bu hediyeden onlarla birlikte yer. Selman-ı Fârisî, kendi kendine bu defa: "Bu da, bana öğretilen peygamberlik alâmetlerinin ikincisidir."der.

Sivrihisar Râhibi'nin haber verdiği "Son Peygamber"deki vasıflarından üçüncüsünü tespit etmek için Allah Resûl?ü (sas) takip eden Selman-ı Fârisî, bir gün sahabeden birinin cenazesi münasebetiyle O'nun Cennetü'l-Baki' mezarlığında ashabı ile birlikte olduğunu görünce, sırtındaki Peygamberlik mührünü görmek ister. Peygamberimiz, onun niyetini anlayıp gömleğini açınca Selman-ı Farisi, Allah Resûlü'nün iki omuz küreği arasında parlayan güvercin yumurtası büyüklüğündeki Peygamberlik mührünü görür ve Efendimiz?e sarılarak büyük bir heyecanla mührü öper. (İbn Hişam, a.y., Beyhakî, 2:266)

Selman-ı Farisi, Allah Resûlü'nün (sas) huzurunda sevinç gözyaşları dökerek, yukarıda geçtiği şekliyle hayat hikayesini anlatmıştır. İbni Abbas'a da bunları anlatırken:

- Ey İbn Abbas, ben sana anlattığım gibi, Allah Resûlü'ne bu hayat hikayemi anlattım, demiştir. (İbn Hişam, a.y.)

İslâmiyet'ten önce, İran'da Mecûsî bir aileden doğan Selman-ı Fârisî'nin "İlâhî Dîn"e ulaşmak için yaptığı yolculukları sırasında, "Son Peygamber"e ait bilgileri Hıristiyan din adamlarından öğrenmesi üzerine Medine'ye gelmesi ve peygamberliğin alâmetlerini bizzat Allah Resûlü'nde (sas) görerek Müslüman olması"şeklinde özetleyebileceğiniz bu biyografi örneği, Hz. Muhammed'in (sas) peygamberliğine tek başına bir delil teşkil etmektedir. (Gülen 1993, 40)

1 Selman-ı Farisî'nin doğum tarihi hakkında kesin bir rivâyet söz konusu değildir. Vefatının H. 36 veya 53 yılında olup, vefatında 80 yaşlarında bulunduğu rivâyetleri nazara alındığında, 578-595 yılları arasında bir senede doğmuş olmalıdır.

2 Osman Gazî'ye verilen menşurda şehrin adı Amûdiye olarak geçmektedir.

3 Kayle Oğulları, Medine'deki Evs ve Hazrec kabilelerine verilen bir isimdi. (Diyarbekrî, Tarihu'l-Hamis, Beyrut, 1:302)

Kaynaklar

- Buharî, el-Câmiu's-Sahîh.

- Beyhakî, Ebu Bekir Ahmed ibn Hüseyin, Delâilü'n-Nübüvve ve Ma'rifetü Ahvâli'ş-Şerîa, Beyrut.

- Gülen, Fethullah, İnsanlığın İftihar Tablosu, Sonsuz Nur, İzmir 1993.

- İbn Hişam, es-Sîretu'n-Nebeviye.

- İbn Hacer, Tehzibu?t-Tehzîb.

- el-İsfahanî, Ebu Nuaym Ahmed ibn Abdullah, Hılyetü'l-Evliya ve Tabakâtü'l-Asfiyâ.

- et-Taberî, Ebu Cafer Muhammed İbn Cerir, Tarihu'l-Ümem ve'l-Mülûk, Beyrut.