Buradasınız: Ana SayfaMAKALELERİslâm TarihiSelçuklular
  

Süleyman Şah Devrinde Bizans İmparatorluğu ve Büyük Selçuklularla İlişkiler

Yazar : Osmanlı Tarihi


Tarih : 6/2/2011

Sultan Alp Arslan zamanında isyan ederek Bizans'a sığınmış olan Erbasgan (Erbasan) 7 Ocak 1078'de kendisini Anadolu'da imparator ilan etmiş olan Botaniates ile işbirliği yaparak İstanbul üzerine yürüyünce Mikhail Dukas Kutalmışoğullarını yardıma çağırdı. Ancak Botaniates Erbasgan aracılığı ile Kutalmışoğullarını kendi tarafına çekti ve İznik'e kadar geldi. Mikhail Dukas'ın idaresinden usanmış olan Bizans halkı isyan ederek Botaniates'i destekledi ve Botaniates 25 mart 1078'de İmparator ilan edildi. Kutalmışoğulları bir süre daha Botaniates'i desteklemeye devam ettiler. Gerçi Bizans tahtında hak iddia eden Nikephoros Bryennios'a karşı Alexios Komnenos kumandasında gönderilen Bizans ordusunda Selçuklular da vardı. Nikephoros'un ordusundaki Peçeneklerin Alexios'un ordusundaki ırkdaşlarına karşı savaşmak istememeleri Nikephoros'un mağlup ve esir düşmesine sebep oldu. Bu hadiseden sonra kendilerini daha da güçlü hisseden Kutalmışoğulları Bizans'ın birçok şehir ve kalesini fethederek kendi topraklarına kattılar. İste tam bu sırada mahiyeti hâlâ kâfi derecede açıklanmamış olan önemli bir hadise meydana geldi. Sultan Melik Şah Anadolu içlerine müdahale etti. Sultan Melik Şah Kutalmışoğullarının Anadolu'da kuvvetle yerleşmekte olduklarını endişe ile takip ediyordu. Amcası Kavurd'un hükümdarlığının ilk yıllarında isyan ederek öldürülmesinden sonra bu büyük Türk sultani merkezî devlet otoritesini tesis etme fikrine sıkıca sarılmıştı. Merkeziyetçi yönetime zıt bir gelişme başlıca iki istikamette yani Suriye ve Anadolu'da vuku buluyurdu. Maveraünnehir'den mütemadiyen akıp gelen Türkmen gruplarının Müslüman ahaliyi rahatsız etmemeleri gayesi ile uç bölgelerine doğru sevk edildiklerini daha önce anlatmıştık. Yavekiyye denilen ve Oğuzların muhtelif kollarına mensup bulunan bu Türkmenler Suriye'de Uvakoğlu Atsız adlı bir Türkmen reisinin idaresinde Fatimilere karşı akınlarda bulunmaktaydı. Diğer bir Yavekiyye grubu ise Kutalmışoğullarının idaresinde Anadolu'da faaliyet gösteriyordu. Bu iki Türkmen grubu arasında zaman zaman birbirleri ile mücadele halinde olanlar vardı. Meselâ Atsız'dan ayrı olarak Filistin'de faaliyette bulunan Sökli adlı başka bir Türkmen reisi Kutalmışoğullarından ikisi ile birleşmiş Fatimiler'i tanımış fakat Atsız tarafından mağlup edilerek öldürülmüştü. Bu hadiseden dolayı Atsız ile Süleyman Şah ve Mansur'un arası açılmıştır. Atsız'ın Sultan Melik Şah'ın kardeşi Tutuş tarafından öldürülmesi ile Suriye bölgesi merkezi hükümetin yönetimi altına alınmıştır (Eylül 1078).

Sultan Melik Şah Anadolu'yu da kendi hakimiyeti altına almak için Emir Porsuk'u görevlendirmiştir. Kutalmışoğullarının daha Anadolu'ya geldikleri ilk günlerden itibaren Büyük Selçuklularla aralarının iyi olmadığını anlayan Mikhail Dukas'in 1074 Haziran'ında Abbasi halifesi Kaim Biemrillah'a mektup yazarak Sultan Melik Şah ile barışması için tavassutunu rica ettiğini ve 1076 yılında Azerbaycan'da bulunan Melik Şah'a muazzam hediyeler gönderdiğini biliyoruz. Muhtemelen imparator ile Sultan Melik Şah arasında bir anlaşma vuku bulmuş olmalıdır. Belki de rakip taht iddiacılarına karşı Türkler tarafından desteklenmesinin sebebi de budur.

Anadolu'da Kutalmışoğullarının fetih hareketine paralel olarak akınlarda bulunan Afşin, Sanduk, Dilmaçoğlu Mehmed, Dudu Bey, Tarankoğlu gibi meşhur bazı Türk beylerinin 1076 yılından itibaren Anadolu'dan ayrılıp Suriye'deki Tutus'a iltihak etmeleri bu beylerin büyük Selçuklu Devleti'ne itaat ettiklerine ve belki de âsî saydıkları Kutalmışoğullarının yanından bu sebeple ayrıldıklarına delil teşkil eder.

Bu beylerin de geri dönmesi ile Anadolu'nun iç ve bati kesimlerinde tek başına kalan Kutalmışoğulları üzerine gönderilen Emîr Porsuk yapılan savaşta veya mübarezede Mansur'u öldürmüş fakat başka bir netice elde edemeden geri dönmüştür. Mansur'un sultana isyan ettiği için ortadan kaldırıldığı ve hakimiyet sahalarının Süleyman Şah'a verildiğine dair rivayetler doğru olmasa gerektir. Çünkü Sultan Melik Şah'in Kutalmışoğullarına karşı iyi niyet beslemediği onun daha sonraki icraatından da açıkça anlaşılmaktadır. Nitekim Süleyman Şah'ın Tutus tarafından öldürülmesinden sonra oğullarını İsfahan'a götürmüş ve onlar Sultan Melik Şah'ın 1092'de ölümüne kadar orada kalmışlardır.

Ağabeyinin (Mansur'un) ne şekilde olursa olsun ortadan kalkmasından sonra Süleyman Şah bir müddet daha Bizans'la işbirliğinde bulundu. Porsuk'un ona karşı bir şey yapamamış olmasında Bizans'ın desteğini görmüş olması da rol oynamıştır. Sultan Melik Şah'ın gönderdiği ordu geri döndükten sonra Süleyman Şah'ın durumunun daha da kuvvetlendiği anlaşılıyordu. Bu arada Abbasi halifesi Muktedi Biemrillah'ın kaynakların ifadesine göre Süleyman Şah'a bir mensûr, sancak ve hil'at göndererek onu Sultan olarak kabul etmesi biraz güç anlaşılır bir keyfiyettir. Çünkü halifelik bütünüyle Melik Şah'ın hakimiyetinde bulunuyordu. Bundan dolayı Sultan Melik Şah'ın arzusu hilafına başka bir sahsa Sultan unvanını tevcih etmesi mümkün görünmemektedir. Bu rivayetin sonradan yani Anadolu Selçuklu Devleti'nin kurulusundan sonra uydurulmuş olması ihtimali vardır. Bununla beraber Süleyman Şah'ın bu unvanı kendiliğinden almış olması da mümkündür.

1079-1080 yıllarında Türk fetihleri Marmara ve Karadeniz sahillerine kadar uzanmıştır. 1080 yılı sonlarında Bizans'ın asil ailelerinden birine mensup olan Nikephoros Melissenos Süleyman Şah ile anlaşarak İmparatorluğunu ilan etti. Türk kuvvetlerinin yardımı ile İznik'i karargâh yapıp İstanbul üzerine yürümeye hazırlandı. Ayni tarihte Bizans tahtında hak iddia ederek İstanbul üzerine yürüyen Alexios Komnenos, Melissenos'u aldatarak İstanbul'da tahta çıktı. Süleyman Şah ise Melissenos tarafından muhafaza edilmek üzere kendisine bırakılan İznik civarındaki bazı kaleleri bir daha terk etmeyerek bölgeye sıkıca yerleşti.

Alexios'un tahta geçmesi Süleyman Şah'ı Bizans'a karşı daha serbest ve kaygısız davranmaya sevk etti. Yeni hükümdarla hiç olmasa önceden bir ittifakı mevcut değildi. Bilakis Melissenos ile birlikte hareket etmiş olduğu için Bizans'ı yeni hükümdarla birlikte düşman kabul etmekle siyasi ve ahlâkî bir sakınca yoktu. Bu sebeple Türkler'in artık Boğaziçi sahillerine kadar geldikleri ve buradan geçen gemilerden haraç almak üzere karakollar tesis ettikleri Anna Komnena'nin ifadesinden anlaşılmaktadır. Bursa ve İznik şehirleri basta olmak üzere o bölgedeki bütün şehir ve kasabalar ister istemez Türklere teslim olmuşlardı. Daha çok genç yaslardan itibaren savaş meydanlarında tecrübe kazanmis, Türklerin adetlerini ve hareket tarzlarını daha iyi öğrenmiş bulunan imparator Alexios önce İstanbul şehrine rahat bir nefes aldırmak maksadıyla küçük gemilerle Boğaziçi sahillerinde bulunan Türk karargâhlarına bazı baskınlar tertip etti ve onları geri çekilmeye zorladı. Türkmenler bölgenin iç kısımlarına çekildiler. Alexios bundan sonra Peçenek ve Norman gailelerini ortadan kaldırmak maksadıyla Türkmenlerle daha fazla bozuşmayı tercih etti. Süleyman Şah'a müracaat ederek hediye adi altında muayyen yıllık haraç mukabilinde barış isteğinde bulundu. 1081 yılında yapılan anlaşmaya göre İzmit körfezine dökülen küçük Dragos (Drakon, Kırkgeçit) çayı Bizans ile sinir olarak kabul edildi. Süleyman Şah'ın bu münasebetle Bizans imparatoruna batıdaki düşmanlarına karşı savaşlarında yardımcı kuvvetler göndermeyi taahhüt ettiği de anlaşılmaktadır. Nitekim Alexios önce Dalmaçya kıyılarına çıkartma yaparak Draç'ı aldı ve sonra Selanik üzerine yürüyen Norman kuvvetlerini ve bunların başında bulunan ünlü Bohemund'u Süleyman Şah'ın Yağmur adlı bir kumandanın emrinde göndermiş olduğu Türklerin yardımları sayesinde geri çekilmeye mecbur etti.

Türkler bu şekilde Bizans İmparatorluğu bünyesinde çıkan taht kavgalarına müdahale ederek hakimiyet sahalarını Karadeniz, Marmara ve Akdeniz sahillerine kadar genişlettiler. Bir Bizans kaynağının ifadesiyle "her yer Türklerle doldu".

Süleyman Şah Malazgirt zaferini takip eden birkaç yıl içinde Anadolu'da yeni bir devlet kurduktan sonra Türkistan ve İran'dan Anadolu'ya gelen Türklerin sayısında büyük bir artış oldu ve özellikle 1080 yılında Azerbaycan'dan Anadolu'ya çok büyük bir Türk nüfusu akın etti. Bu Türkler sayesinde Anadolu Selçuklu Devleti daha da güçlendiği gibi Bizans'ın kötü idaresi savaşlar ve isyanlar dolayısıyla perişan olan ve büyük bir sıkıntı içine düsen yerli halklarda Süleyman Şah'ın idaresinde huzur ve sükuna kavuşuyor ve devlet sağlam temeller üzerine oturuyordu. Bizans'ın dinî sahada takip ettiği Ortodokslaştırma ve Rumlaştırma politikası da Ermenileri, Süryanileri ve diğer mezhep mensuplarını bu devlete düşman ederek Selçuklulara yaklaştırmıştı. Bizans İmparatorluğunun Ermenileri doğudan Anadolu'ya sürmesi ve Balkanlardaki Türkler üzerinde baskı kurması bunların Bizans'tan nefret ederek Selçuklu yönetimini tercih etmelerine sebep olmuştur. Ayrıca Anadolu'da büyük toprak sahiplerinin emrinde esir olarak çalışanlarla topraksız köylüler de Selçuklular sayesinde toprağa kavuştukları için onların idaresinden memnun oluyorlardı. Süleyman Şah ve daha sonra gelen hükümdarlar araziyi köylülere dağıtarak devlet mülkiyeti altında herkesin tasarrufuna imkân veren mîrî bir toprak rejimi uygulamışlardır.

Batıdaki sınırlarını İstanbul yakınlarına kadar genişleten Süleyman Şah gözlerini Güneydoğu Anadolu'ya çevirdi. İlk safhasında plânsız vuku bulduğu açıkça görülen Türk akınları sırasında Güneydoğu Anadolu ve Fırat bölgesi oldukça ihmal edilmiş ve Türk akıncıları bölgede fazla bir şey elde edemeden Suriye'ye intikal etmişlerdir. Anadolu içlerinde ve batısında Kutalmışoğulları şuurluca bir fetih harekâtına giriştikleri sırada Suriye'de de buna benzer bir harekâta başlanmış olmakla beraber bu Müslüman bir ülkede yerleşmek mânâsını taşıdığından dolayı mahiyet bakımından farklıydı. Süleyman Şah'ın faaliyetlerini güneye doğru geliştirmeye başladığı bu devrede Ermeniler arasında Bizanslıların Philaretos dedikleri bir şahıs çok büyük bir nüfuz ve kudrete sahip bulunmaktaydı. Menşei hakkında fazla bilgiye sahip bulunmadığımız Philaretos Bizans hizmetine girmiş ve imparator Romanos Diogenes tarafından Maraş valiliğine getirilmişti. Ancak Malazgirt savaşında diğer Ermeniler gibi efendisine ihanet ederek savaşa katılmadan geri dönen Philaretos Romanos Diogenes'in tahttan düşürülmesi ile onun yerine geçen Mikhail Dukas'i tanımamış ve bağımsız hareket etmeye başlamıştı.

Mikhail'in büyük karışıklıklar içinde geçen hükümdarlığı esnasında Türklerin Anadolu içlerindeki faaliyetlerinden de faydalanan Philaretos Kilikya'nın en önemli şehirleri olan Tarsus, Mamistra ve Anazarba'yi eline geçirdiği gibi onun kumandanlarından biri de 1077 yılında Urfa'yi (Edessa-Ruha) Bizanslıların elinden aldı. 1078 yılında Antakya ahalisi kendilerini Türklere karşı müdafaa eder ümidiyle onu şehirlerine davet edip hakimiyeti altına girdiler. Bu suretle Philaretos'un devleti Toroslardan Urfa'ya kadar uzanan oldukça geniş bir sahayı kaplamış bulunuyordu. Philaretos yeni Bizans imparatoru Alexios Komnenos'a da bağlılığını bildirmişti. Bununla beraber tedbirli hareket etmek gayesiyle Haleb'in Müslüman hakimi Serefü'd-Devle Müslim'e haraç vermek suretiyle yaranmaya gayret ediyor ayni zamanda Büyük Selçuklu sultani Melik Şah ile de iyi münasebetler kurmaya çalışıyordu.

Süleyman Şah Alexios ile yaptığı anlaşmadan sonra bir taraftan muhletif kumandanları vasıtası ile ayrıntıları tespit edilemeyen fetih harekâtına devam ederek Anadolu'nun kuzeyinde hâlâ Bizans elinde bulunan bazı kaleleri zaptettirirken bir taraftan da kendisi güneye doğru yürüdü ve Tarsus'u muhasara ederek aldı. Çok eski devirlerden beri Anadolu içlerine yapılan gazaların en mühim merkezlerinden biri olan ve bazı rivayetlere göre 100 bin savaşçı çıkaran Tarsus 965 yılında Bizans imparatoru Nikephoros Phokas tarafından zapt edilmiş ve bundan sonra uzun müddet Bizanslıların hakimiyeti altında kalmıştı. Süleyman Şah'ın bu şehri büyük bir ihtimalle 1083 yılında fethettiği anlaşılmaktadır. Bunu takip eden yıl Türkiye Selçuklu hükümdarının basta Adana, Mamistra ve Anazarba olmak üzere bütün Kilikya sahasını ele geçirdiği görülmektedir. Artık sıra Antakya'ya gelmişti.