İntihar ve Ona Bağlı Bazı Hükümler

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

İntihar, kişinin kendi hür iradesiyle ölümü seçip istemesi ve sonuçlarını bilerek kendisini öldürmesidir. Kur’an-ı Kerim’de açıkça intiharı yasaklayan ayetler bulunmamakla birlikte, cinayeti ve adam öldürmeyi yasaklayan ayetlerin zımnında intiharın da dâhil olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca, Nisa suresinde yer alan; “Ey iman edenler… kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir” (Nisa Suresi, 4/29) ayetine dayanarak intiharın haram kılındığını ifade edebiliriz. Zira bu ayette diğer bazı günahlarla beraber, fiilen cana kıymak da yasaklanmıştır. (İbni Kesîr, 2 / 235).

Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve selem) mübarek beyanlarına baktığımızda ise, intiharın ağır ifadelerle yasaklandığını görürüz. Mesela Allah Resulü (aleyhi ekmelüttehaya) kendisini öldüren kimsenin cenaze namazını kılmamış, (Müslim; Cenâiz 107; Tirmizî, Cenâiz 68), kişinin intihar ediş şeklini ahirette de bir ceza olarak devam ettireceğini, mesela karnına bir demir saplayarak intihar edenin, cehennemde de bu demiri ebedi olarak karnına saplamayı sürdüreceğini (Buhârî, Tıbb 56; Müslim, İman 175) beyan buyurmuştur. Bir savaşın başında Allah Resulü’nün, cehennemlik olduğunu söylediği bir kişi, savaşın sonuna doğru kılıcı karnına batırarak intihar etmiş (Buhârî, Cihad 182; Müslim, İman 173) ve bu haliyle o şahıs Efendimiz’i tasdik etmiştir.

Sahabeyi görenlerin büyüklerinden olan Mesruk b. Ecda’a bir adam gelerek, Allah kendisini düşmanından kurtardığı takdirde, kendi canını kurban edeceğini nezrettiği ve şu anda ne yapması gerektiğini sorar. Büyük imam şöyle cevap verir: “Sen kendini kurban etme. Çünkü eğer mümin biriysen, mümin bir canı öldürmüş olacaksın; yok eğer kâfirsen, cehenneme gitmede acelecilik etmiş olacaksın. En iyisi, bir koç satın al, bunu Müslümanlar için kes. Çünkü İshak aleyhisselâm senden daha hayırlıdır. O bir koç ile fidyelendi.”

Her ne kadar büyük günahların sayıldığı hadislerde intihar yer almasa da, ulema tarafından intihar büyük günahlar arasında değerlendirilmiş ve Heytemi, Zehebi gibi kimseler de büyük günahları saydıkları kitaplarında intihara da yer vermişlerdir. Bununla beraber ehl-i sünnet âlimleri, müntehirin büyük günah işlediğini kabul etseler de, bu kişinin dinden çıkmayacağı hususunda görüş birliği içindedirler. Ancak onlar “Kim intihar etmenin helal olduğuna itikad ederek canına kıyarsa o ebedî cehennemliktir” demişlerdir. Ayrıca intihar edenin cenazesinin diğer cenazeler gibi yıkanacağı ve Müslüman kabristanlığına defnedileceği konusunda fakihler ittifak etmiştir. Bununla birlikte bu kişinin cenaze namazının kılınıp kılınmayacağı meselesi fukaha arasında ihtilaf mevzuu olmuştur. Peygamber Efendimizin intihar eden kimsenin cenaze namazını kılmamasını (Müslim; Cenâiz 107) delil olarak gören Ebu Yusuf, Ömer b. Abdilaziz ve Evzai gibi bazı imamlar intihar edenin cenaze namazının kılınmayacağına hükmetmişlerdir. Fakat diğer yandan Hasan Basri, Nehâî, Katâde, Ebu Hanîfe, Şâfiî, Mâlik gibi büyüklerin de yer aldığı cumhur-u ulemâ ise intihar eden kimsenin cenaze namazının kılınacağını söylemişlerdir. Bunun delili olarak demişlerdir ki: Efendimiz’in (s.a.s) intihar edenin cenazesini kılmayışının sebebi, başkalarını intihardan caydırmak ve intiharın Allah katında ne derece kötü bir fiil olduğunu göstermekti. Bu delile ikinci bir destek olarak da şu hususa dikkatleri çekmişlerdir: Eğer intihar edenin cenaze namazı kılınmasaydı, Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve selem) orada hazır bulunan ashabını cenaze namazından alıkoyardı. Alıkoymadığına göre yasaklanmamış demektir.

Geçen bu nasslara baktığımızda, intiharın dinimizde açıkça yasaklandığı, büyük günahlar içinde yer aldığı ve Allah’ın affetmemesi durumunda ahirette büyük bir cezaya maruz kalacağını söyleyebiliriz. Bu arada, intihar eden insanın, intihardan önce cinnet geçirmesi, iradesini aşan bir duruma maruz kalması gibi hususlar söz konusu olabilir. Böylelerinin, bizzat iradesiyle intihar edenler gibi olmayacağı ve Allah tarafından bağışlanacağı ümid edilir.

İntiharın Haram Kılınmasının Hikmetleri

Bazılarının aklına şöyle bir itiraz gelebilir. Vücut ve beden benim olduğuna göre niçin bunlar üzerinde kendim karar vererek istediğim tasarrufta bulunamıyorum. Acaba öyle midir? Yani gerçekten vücudumuz bizim midir?

Sahip olduğumuz mal mülk gibi bedenimizin de gerçek sahibinin kim olduğunu Bediüzzaman Hazretleri’nin ifadeleri içinde anlamaya çalışalım:

 Ey insan ve ey nefsim, muhakkak bil ki: Cenab-ı Hakkın sana nimet olarak verdiği vücudun, cismin, âzaların, malın ve hayvânâtın ibâhadır, temlik değildir. Yani, istifaden için kendi mülkünü senin eline vermiş, istifade et diye ibâha etmiş. Senin gibi, idare etmekten hakikaten âciz ve tedbirden cidden câhil bir şahsa mülk olarak vermemiş. Çünkü mülk olarak verseydi, idaresini sana bırakmak lâzım gelirdi.

Acaba en kolay, en zahir ve daire-i ihtiyar ve şuurda dahil olan bir midenin idaresini yapamadığın halde, nasıl göz ve kulak gibi daire-i ihtiyar ve şuurun haricinde idare isteyen şeylere mâlik olabilirsin?

Cenab-ı Hak sana ibâha suretinde verdiği hayatı intiharla hâtime çekemezsin, gözünü çıkaramazsın ve mânen gözü kör etmek demek olan gözü verenin rızası haricinde harama sarf edemezsin. Ve hâkezâ, kulağı ve dili ve bunlar gibi cihazâtı harama sarf etmekle mânen öldüremezsin. Ve eti yenilmeyen hayvanını lüzumsuz tâzip edip katledemezsin. Ve hâkezâ, bütün sana verilen nimetler, bu misafirhane-i dünyanın sahibi olan Mihmandar-ı Kerîm-i Zülcelâlin kavânîn-i şeriatı dairesinde tasarruf etmek gerektir.(Barla Lahikası, 147.Mektup)

Görüldüğü gibi bırakalım insanın hayatına hatime çekerek intihar etmesini, bundan çok daha aşağı olan ve aleyhine bulunacak fiilleri işlemesi bile yasaktır. Mesela, bilerek bir uzvuna zarar vermesi, parayla bir organının satması ve hatta organlarını yaratılış istikametinin dışında istimal etmesi..

Ve yine kavaid-i külliyeden olan “Vesileler hangi maksada hizmet ediyorsa, onun hükmünü alır” fehvasınca, kişiyi ölüme götürecek olan, uzun bir süre aç-susuz kalmak, ciddi hasta olduğu halde tedavi için gayret göstermemek, bile bile ölüme gitmek, başkasına kendisini öldürmesi için para, mal vs. vermek, ölüm orucuna başlamak gibi fiilleri işlemek de caiz değildir. “Kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayınız” mealindeki âyet de (Bakara Suresi, 2/195) bu gerçeğe işaret etmektedir.  Esasen bütün bunlar İslam’ın korunmasını istediği beş esastan birisi olan nefsin korunmasına yönelik hükümlerdir. Çünkü Allah insanı kendine zarar vermesi, hayatına hatime çekmesi için değil, marifetullah ve muhabbetullahla kanatlanıp, kulluk ve ibadet kulvarında koşması için yaratmıştır.

Burada unutulmaması gereken önemli bir husus da, dünyanın imtihan yeri olduğu ve insanın çok farklı şekillerde bu imtihanlardan geçtiğidir. Yani intihar sebepleri arasında sayılan, ölümler, aşırı sıkıntı ve bunalımlar, maddi ve manevi kayıplar gibi durumların aslında kim tarafından geldiği iyi anlaşılsa ve ‘bu da geçer Yâ Hû’ düşüncesiyle hareket edilip, sabır ve rıza ile hareket edilse, neticede kişiler her iki dünyalarını da berbat eden intihar yoluna sapmayacaklar, bunun yerine büyük kazançlar elde edeceklerdir.

Aslında intihar olaylarının daha çok İskandinavya ülkeleriyle, sosyalizmin hâkim olduğu memleketlerde görüldüğü gerçeğinden hareketle, bu cürmün imanla çok yakın bir alakası olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü diğerlerine nazaran Müslüman ülkelerde intihar oranları çok düşük seviyelerdedir. Bunun sebebi de, bir Müslüman’ın her halükarda sığınacağı bir melceği, bir sığınağı bulabilmesidir. Yani her şeyini kaybetse en çetin belalarla yüz yüze gelse de, o bilir ki, bütün bu başına gelenlerden haberdar olup ona yardımcı olabilecek Biri vardır. Dolayısıyla aslında hakkıyla iman etmiş birinin intihar etmesi düşünülemez. Çünkü kişinin yaşama hakkına müdahale etmesi ve bu konuda kendini yetkili görmesi en basit ifadesiyle Allah’a karşı büyük bir nankörlüktür.

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

34|5|Ayetlerimizi hükümsüz kılmak uğruna koşuşup duranlar var ya, onlar için pislikten, inletici bir azap vardır.
Sura 34