İslam Dininde Evlat Edinmek

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Evlat edinmek, yakın olsun uzak olsun bir başkasının evladını alarak, bakımını görünümünü üstlenmek, evinde barındırmak, terbiyesini sağlamak ve topluma kazandırmak şeklinde olur. İslâm’dan önceki Cahiliye toplumunda, şartları değişik de olsa evlat edinme âdeti mevcuttu. Dinimiz, bazı şartlar çerçevesinde bu meseleyi câiz bir muamele olarak ortaya koydu ve yerine göre teşvik etti. Evet, toplumun sahipsiz ya da bakıma muhtaç çocuklarını alıp yetiştirmek, onları insanlığa, dine hizmete kazandırmak bugün ihtiyaç duyulan bir fedakârlıktır ve fazileti büyüktür. Nitekim İslâm tarihinde, sahipsiz kalan, köle diye alınıp satılan pek çok insan, hâli vakti yerinde olan kadirşinas, samimi müminler tarafından alınıp terbiye edilmiş, hatta ilim irfanla bezenerek insanlığa muallim hâline getirilmişlerdir. Böyle insanlara İslâm literatüründe “mevâlî” denir.

Mesela İmam Mâlik Hazretlerini yetiştiren İmam Nâfi mevalidendi. Abdullah b. Ömer’in cariyesi Mercâne’nin oğluydu. Abdullah b. Ömer, Nâfi’yi bağrına basar, onunla özel olarak ilgilenirdi. Bu sayede, Nâfi Hazretleri ilmin zirvelerine çıkmıştı ve kendisi de pek çok seçkin talebe yetiştirmişti.

Denebilir ki Meymûne Validemizin mevlası Atâ b. Yesâr’dan Atâ b. Ebî Rabâh’a, İmam Mesruk’tan Tâvûs b. Keysân’a kadar nice büyükler ve özellikle hadis imamlarının neredeyse yüzde sekseni mevâliydi. Onların çoğu bir kölenin oğlu olarak ele düşmüş; evsiz-barksız ve kimsesiz kalmışlardı. Daha sonra, inanan insanlar onları yanlarına almış, beslemiş, büyütmüş, yetiştirmiş ve olgun birer insan olarak topluma kazandırmışlardı. Onlar da bir yönüyle o ezik yanlarını bir rüzgâr gibi arkalarına almış ve bir boşluğu doldururcasına kendilerini tamamen dine vermişlerdir. Neticede onların her biri başımızı ayaklarının altına koyacağımız imamlardan bir imam olmuştur.

Evet, bugün, hâl-i hazırda da yaşadığımız bu problemi çözme hesabına evlatlık alma yolu, isabetli bir usuldür.

Evlatlık Gerçek Evlat Değildir

Öncelikle Kur’ân, evlatlığın hiçbir zaman gerçek evlat olmayacağı hükmünü beyan etti zira o güne kadar Araplar, evlatlığa “oğlum” diye hitap edip kendi çocukları olarak bakıyorlar, onlar da kendilerini besleyip büyüten bu insanlara baba-anne diyorlardı. Efendiler Efendisi (sallallahu aleyhi ve sellem), kendisine Hz. Hatice Validemizin hediye ettiği kölesi Zeyd b. Hârise’yi güzelce yetiştirmiş, sonra hürriyetine kavuşturmuştu. Zeyd b. Hârise ise kendi tercihiyle, Efendimiz’in yanında kalmaya devam etmişti. Herkes ona “Muhammed’in oğlu Zeyd” diyordu. Âyetin hükmüyle bu hitap şekilleri kaldırıldı ve evlatlıklar kardeş olarak ilan edildi. Rabbimiz şöyle buyurmuştu: “…Allah evlatlıklarınızı öz oğullarınız kılmamıştır. Bunlar ağızlarınızla söylediğiniz manasız sözlerden ibarettir. Allah gerçeği söyler ve doğru yola iletir. Öyleyse evlatlara babalarını esas alarak isim verin! Böyle yapmak Allah nezdinde daha doğrudur. Eğer babalarını bilmiyorsanız, bu takdirde onları kardeş veya mevlâ olarak kabul edin!”[1]

Gerçek anne-babalık hâsıl olmadığına, evlatlık da hakiki evlat sayılmadığına binaen karşılıklı olarak mirastan pay alınamayacağı da hükme bağlanmış oldu.

Tabii evlatlığın gerçek evlat olmaması, onlara karşı alâkasız kalmamızı, toplumun bu konuda yaşadığı ciddi bir problemi görmezlikten gelmemizi gerektirmez. Âyetin dikkat çektiği husus, Cahiliye’deki yanlış bir uygulamanın artık geçersiz olmasıdır.

Meselenin Mahremiyet Yönü

Evlatlık edinmede, mahremiyet konusu ehemmiyetlidir. Bu açıdan üç ayrı tarz söz konusudur: Birincisi, çocuğun evin hanımı tarafından emzirilmesidir. Böylece süt akrabalığı oluşur ki o da kan bağından meydana gelen akrabalık gibidir. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu hususu hadislerinde açıkça beyan etmiştir. Süt akrabalığı oluşması için çocuğun ilk iki yaşında emmesi gerekir. Cumhur ulemanın görüşü budur. Ebû Hanîfe hazretleri bu süreyi 2,5 yaşına kadar uzatır. İki yaşından sonra emzirmekle süt akrabalığı meydana gelmez. Çocuğun bir defa emmesi yeterlidir. Şâfiî mezhebine göre en az beş defa emmesi gerekir. Ev hanımının kendisi emziremiyorsa şöyle bir alternatif de düşünülebilir. Kadının ya da erkeğin kız kardeşi emzirir. Böylece kadın süt teyzesi, erkek süt dayısı olur. Tabii bu durumda çocuğun erkek ve kız olması farklıdır. Karşılıklı değerlendirilmesi gerekir. Kadının kız kardeşi emzirecekse, erkek için problem olmaması için çocuğun erkek, kocanın kız kardeşi emzirecekse evin hanımı açısından çocuğun kız olması daha uygundur.

İkincisi, çocuğun emzirilme ihtimali yoksa, yakın akrabadan alınması söz konusu olabilir. Bu durumda çocuk kız ise kocaya mahrem olacak şekilde alınması, erkek ise evin hanımına mahrem olabilecek tarzda ayarlanması gerekir. Bu da erkeğin kız yeğeni, kadının da erkek yeğeni olması şeklinde gerçekleşir.

Üçüncüsü ise yakın akrabadan alınamadığında evlatlığın yabancı birinden, bir fakir insandan ya da kimsesiz çocuklardan alınması fakat emzirme imkânının olmaması hâlidir. Bu durumda çocuk belli bir yaşa kadar evde barındırılır. Yabancı bir çocuk olması hasebiyle giyim kuşama, hâl ve tavırlara dikkat edilir. Belli bir yaştan sonra da emniyetli bir yurda verilir. Belli bir mesafe konur ama ilgi alâka devam ettirilir. Haftalık ziyaretler yapılır. Böylece ona yalnızlık hissettirilmez. Hatta evliliğine yardım edilir, yurt yuva kurmasına destek olunur. Böylece toplum için zararlı olabilecek sahipsiz bir çocuk topluma kazandırılmış, vatana millete yararlı bir insan hâline getirilmiş olur. Elbette böyle bir hizmetin mükâfatı çok büyüktür.

Evet, imkânı olanların, çocuğu olmayıp da çocuk sevgisini yaşamak isteyenlerin, yakınlarında ya da uzaklarında çocuklarına bakamayacak durumda akrabası bulunanların veyahut da dünyanın herhangi bir yerinde bakıma muhtaç çocukların varlığına şahit olanların evlatlık alarak insana, insanlığa yardımcı olmaları çok büyük bir hizmettir. Özellikle yetimlerin bakımını üstlenmek daha bir faziletlidir. Nitekim Rahmet Peygamberi Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) yetime bakanlar hakkında şu müjdeli haberi vermektedir:

أَنَا وَكَافِلُ الْيَت۪يمِ فِي الْجَنَّةِ هٰكَذَا

“Yetimi görüp-gözetenle Ben cennette şöyleyiz.”[2] Efendimiz bu sözlerini söylerken, yetime yakınlığını belirtmek için işaret parmağıyla orta parmağını, aralarını biraz aralayarak göstermiştir.


[1] Ahzâb Sûresi, 33/4-5.

[2] Buhârî, talâk 25.

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

9|52|De ki: "Bizim için iki güzelliğin birinden başkasını mı bekliyorsunuz? Biz de size Allah'ın, kendi katından veya bizim ellerimizle bir azap çarptırmasını bekliyoruz. Artık bekleyin, sizinle beraber biz de bekliyoruz."
Sura 9