İslâm’ın Genetik ve Embryolojik Çalışmalara Yaklaşımı

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Genetik biliminin son yıllarda ulaştığı nokta, varlığın mülk yanında, Kur’ân’ın tabiriyle “âfâk”ta keşfedilen insanlık tarihinde önemli bir husustur. Ancak bu son nokta da demek değildir. Hatta insana bir bütün olarak baktığımızda bu tür buluşlar, yine Kur’ân’ın tabiriyle onun “enfüs”ündeki inkişaflarıyla at başı gitmiyorsa, insanlar küstahlaşabilir ve kendilerine verilen “halife”lik unvanına yakışmayan tavırlar içine de girebilirler.

A. Kopyalamanın Mahiyeti Bir canlı ile aynı genetik bilgiye sahip bir başka canlıyı üretmeye veya oluşturmaya genetik kopyalama denir. Diğer ifadeyle genetik kopyalama, aynı DNA1 yapısına sahip başka bir canlı oluşturmaktır. Fakat pratikteki uygulaması açısından bitki, hayvan ve insanda bir bütün şeklinde olabildiği gibi; tedavi maksatlı yapılan kısmî klonlamalar da söz konusudur. Çünkü her kopyalama üreme ve çoğalmaya yönelik değildir.

Üreme gayesi için kopyalamada canlıdan alınan uygun bir vücut hücresinin çekirdeğinde bilgi taşıyan kodlanmış DNA molekülü, içinden çekirdeği boşaltılmış (DNA bilgisi alınmış) yumurta hücresinin sitoplazmasına yerleştirilerek eşeysiz bir embriyo2 oluşturulmaktadır. Sonra bu embriyo taşıyıcı anne rahmine yerleştirilmektedir. Sonuç olarak yumurta içerisine yerleştirilen hücre çekirdeği kimden alınmışsa, teorik olarak onunla aynı genetik yapıya sahip bir canlının gelişmesine zemin hazırlanmakta3 ve üreme gerçekleşmektedir.

Üreme amaçlı elde edilen kopya, henüz embriyonik gelişmenin ilk safhalarındayken bazı hücreler ayrılarak çoğaltılabilir. Çünkü genetik kopyalamada normal tüp bebek işlemiyle çekirdek nakli yapılan yumurta hücresinin bölünmesiyle gerçekleşen hücrelerin sayısı normal gelişme süreciyle birlikte önce 2, 4 veya 8 gibi belirli bir hücre seviyesine ulaşır. Ve bu hücreler rahmin çeperine tutunduklarında, sayıları 32 veya daha fazlaya ulaşmış olur. Fakat hücre sayısı 16’yı geçtikten sonra, yani 5. gün bilinmeyen bir sırla4 artık hücreler kemik, kas, sinir v.s. gibi özelleşmiş dokuları meydana getirmek üzere germinel tabakaları (ektoderm, mezoderm ve endoderm) meydana getirmeye başlarlar. Hücre sayısı 32 olmadan öncesi itibarıyla, yani zigottan (nutfe) 4 gün sonraya kadar bu hücrelerden her birinde öyle bir çoğalma ve gelişme potansiyeli vardır ki, kendileri müstakil hale geldiğinde tam bir cenin5 oluşturabilmektedirler. Bu da her bir embriyodan 16 genetik ikizin olabileceği manasına gelmektedir.

Normal şartlarda insan üremesine suni müdahale caiz olmaz. Fakat fıkhî anlamda zaruret durumları bundan istisna edilir. Mesela bu konuda husyeleri6 alınacak bir erkeğin veya sürekli düşük yapmak.. gibi bazı sebeplerle hâmile kalamayacak bir kadının, vâkıada oluşmuş bulunan cenininin ölmesi durumunda, yedek konumda sonra döllendirilmek üzere tamamıyla istisnai ve kanun güvencesi altında saklanan nutfeleri, yani sperm veya yumurtaları olabilir.7 Çünkü bu durum, meşru nikah altındaki eşlerin nutfelerini, tüp bebek usulü birleştirme sayılır. Bu sebeple suni döllenme kategorisine girer. Fakat ölen cenin çoğaltılamaz. Zira suret ve heykel yapma konusunda bile belli şart ve yasakların var olduğu bir dinde,8 genetik kopyalamaya cevaz vermek düşünülemez.9

Tedavi Amaçlı Klonlama Tıbbi ilim ve uygulamalar yeterli seviyeye ulaşmadan önce bir insandaki eksik uzuv, ya bizatihi o kişinin kendinden, ya başka bir insandan veya bir hayvandan alınarak telafi edilmeye çalışılmaktaydı. Fakat gen teknolojisinin gelişmesiyle, ihtiyaç duyulan bazı organların üretimi de gerçekleşecek gibi görülmektedir. Henüz deri gibi sadece bir örtü konumundaki dokular üretilmeye başlamıştır. Ancak böbrek ve karaciğer gibi şekilli ve kompleks organlar henüz yapılmamış olmakla beraber ümit verici gelişmeler yaşanmaktadır. Bu ameliyeye göre insan hücresinin çekirdeğinden alınan DNA şifresi bir hayvan hücresine yerleştirilmekte, sonra da gelişmeye bırakılmaktadır. Bu işlem sırasında hayvanda herhangi bir zarar görüntüsü oluşmamaktadır. Ortaya çıkacak organda ise normaline göre pek bir farklılık olmayacaktır. Üstelik insan vücudu tarafından da kullanılabilecektir.10 Dolayısıyla bu konuya hükmü açısından bakıldığında, organ nakli gibi bir uygulama olduğu görülmektedir.

Bu tür klonlamada elde edilen embriyo anne rahmine yerleştirilmez. Çünkü bazı teknik işlemlerle embriyodaki kök hücrelerinin11 istenen dokuya konmasıyla, oradaki asıl hücrelere uygun bir şekilde farklılaşması sağlanmaktadır. Böylece istenen bir organ meydana getirilmiş olacaktır. Örneğin bu yöntemle karaciğer ve böbrek gibi organlar elde edilebilecektir. Dolayısıyla bu yolla insanın kendi dokularının aynısı oluşturulabilecek ve transplantasyon12 işlemlerinde kullanılabilecektir.13

Bitkilerde Klonlama Mevcut bilim ve teknolojiye göre bitki ıslah çalışmaları yapılabilmektedir. Zira canlıların karakterlerinin tamamını, sahip oldukları DNA’lar belirlemektedir. Bu sebeple biyoteknoloji14 ile DNA molekülü içindeki tek bir geni ayırmak ve istenen bir özelliği ortaya koyan başka bir türe yerleştirmek mümkün olduğu gibi, istenmeyen bir özelliği alıp çıkarmak da mümkün hale gelmiştir. Bu durum ise bitkilerde yeni klonlamaların olması manasına gelmektedir.

B. Kopyalama-Yaratma İlişkisi Klonlama, tüp bebek türü bir işlem sayılır. Çünkü kopyalama bir yaratma değildir. Bilakis yaratılmış materyaller üzerinde sadece kısmî bir tasarruftan ibarettir.15 Zira bu işlem, var olan bir imkânı kullanmak manasına gelmektedir. Diğer ifadeyle; var olan canlı bir üreme mekanizmasına, zaten mevcut olan bir genetik bilgiyi eklemekten ibarettir. Bu sebeple hiçbir zaman mevcut bir geni transfer yapana yaratıcı denemez. Fakat hücreler yoktan yaratılarak bir sonuca gidilseydi, belki buna yaratma denebilirdi.16 Bu gerçekten anlaşılan sonuç, kopyalama fiilinde yoktan yaratmak manasından öte, yaratılış kanunlarına ıttıla kesbetmenin oluşturduğu bir netice vardır. Bu sebeple kendisine, “yaratılış kanunundan istifade etmek” manası yüklenebilir.17

C. Kopyalamanın Meşruiyet Ölçüleri Genetik kopyalama yapmaya aceleden verilecek bir cevaz kararı yanlış olur. Fakat somut bir yapı eksikliği olan ürünlere genetik müdahale yapılabilir. Çünkü bu durum tedaviye girer.

Genetik sahasında uygulanamayacak kategorik yasaklardan çok; bir yandan meşru dairede araştırma ve geliştirmelerin yapılması, diğer taraftan olumsuz temel risklerin en aza indirgenmesinin akıllıca düşünülmesi ve düzenleyici etik modellerin geliştirilmesi gerekmektedir. Bu noktada insana, topluma ve ekosisteme zarar vermemek şartıyla, genler üzerinde biyolojik ve tıbbî nitelikte bilimsel çalışmalar yapmak, İslami açıdan bir sakınca taşımamaktadır. Dolayısıyla bu noktadaki temel şart; dinî beş temel maksat (makâsıd-ı hamse) olan din, can, akıl, nesil ve mal konusunda terki mümkün olmayan maslahatlar ile evrensel etik değerlere aykırılık taşımamadır.18

Söz konusu bu şartlar gözetilmediği takdirde, insanoğlu sorumluluğu dışında kalan pek çok uygulama alanında, gayr-ı meşru tatbikatları gerçekleştirebilir. Ve bunun neticesinde çok bilinmeyenli problemler zuhur edebilir. Mesela kobay niyetiyle üretilmiş bir insan, kendisini kobay olarak görmek istemeyebilir. Bu durumda ona bakarak; “Biz seni kobay olarak oluşturmuştuk” demek, herhalde kabul edilebilir bir gerekçe sayılmayacaktır.

Farz-ı muhal kobay olarak üretilen insan kendisine ait bu statüyü kabul etse bile, daha farklı problemler ortaya çıkabilecektir. Mesela şayet o evlense ve muhsan konumda zina yapsa, üzerine de şer’î ceza olan haddin tatbiki gerekse; bu durumda varlık sebebinin ortadan kalkması söz konusu olacaktır.

Bütün bu varsayım ve gerçekler, bitki ve hayvanlardaki genetik kopyalamadaki çerçeveyi, asgari olarak maslahatın ağır bastığı durumlara bağlamaktadır. İnsandaki genetik kopyalama ise sadece tedavi maksatlı uygulamalara inhisar etmektedir. Çünkü diğer şıklar için İslami açıdan bir meşruiyet gerekçesi mümkün görünmemektedir.

Normal şartlarda insan kopyalama caiz olamaz ve yasaklanmalıdır. Çünkü insan klonlaması ile ilgilenen sosyolog, hukukçu ve diğer bilim adamlarının; insan kopyalanmasının yasaklanması konusunda görüş birliği içerisinde olduğu görülmektedir. Bu durum ise böyle bir uygulamanın doğru olmadığını, dolayısıyla da kabul edilemeyeceğini göstermektedir. Fakat tedaviye yönelik bilimsel araştırmaların devam etmesi noktasında da ittifakları vardır. Çünkü burada yapılan ameliye bir insanı bütünüyle kopyalamak değil, onun bazı hastalıklarına tedavi bulmaktır. Binaenaleyh bu çerçevede incelemelerin devam etmesi zaruridir. Dolayısıyla bunun İslâm’a aykırı bir yanı bulunamaz. Zaruret durumundaki kopyalamada ise, şu hükümler geçerlidir. Bizim de aynı görüşte olduğumuz bu sonuç, İslâm Konferansı Teşkilatı’na bağlı olarak çalışmalarını sürdüren Mecmau’l-Fıkhı’l-İslamî’nin (İslam Fıkıh Akademisi), 23-27 Safer 1418 yani 28 Haziran – 3 Temmuz 1997 tarihleri arasında Cidde’de düzenlenen 10. dönem Toplantısı’nın 10d/1/99 sayılı kararında, “el-İstinsâhu’l-Beşerî” başlığıyla ele alınmıştır. Keza 9-12 Safer 1418/ 14-17 Haziran 1997 tarihleri arasında Fas Krallığı’nda, Akademi’nin de yardımıyla, merkezi Kuveyt’te bulunan İslam Tıbbî Bilimler Örgütü tarafından düzenlenen 9. Tıbbî Fıkıh Toplantısı’nda ortaya konan araştırma, inceleme ve tavsiyeler gözden geçirilmiş; fakihlerin ve tıp doktorlarının konuyla ilgili yaklaşım ve tartışmaları dinlenmiş, sonra da insan kopyalanması konusunda benzer netice ve mütalaalara varılmıştır. Dolayısıyla bu noktada şu şartlara riayet edilmesi gerekmektedir:

1. Yumurta ve sperm nikahlı karı-kocadan olmalıdır. 2. Sperm ve yumurtanın birleştirilmesi, nikahlı dönem içine denk gelmelidir. Buna göre önceden alınan nutfeler, boşanma veya karı ve kocadan birisinin ölümü gerçekleştikten sonra birleştirilemez. 3. Bu uygulama başka alternatiflerin kalktığı son şans olarak icra edilmelidir. Çünkü aksi bir durum doğal ve fıtrî hayata müdahale sayılır.

Neticede böyle bir uygulama tüp bebek türü bir sonuç ortaya çıkarmaktadır. Vücuttan alınan hücre ile döllenme yapılması ise, yaratılış kanunlarına aykırı olduğu için hiçbir zaman ve hiçbir şekilde caiz olmayacaktır.19

D. GDO’lu Ürünlerin Helallik ve Haramlık Durumu Açık şer’î bir emri çiğnemediği sürece genetik çalışmalar maslahat ve mefsedet kaidesine göre değerlendirilir. Çünkü bu sahada açık bir nas yoktur. Bu sebeple de GDO’lu ürünler20 Yüce Yaratıcı’nın işine karışmak manasına gelmez. Fakat yeryüzünde hassas kriterler üzerinde bulunan dengeler sarsılırsa, bu sefer bir fesat anlamının ortaya çıkacağı kesindir. Üstelik bu durum her şeyin kendi içindeki ve dışındakilerle olan fıtrî uyumunu ihlal edebileceği için, başta insan sağlığı açısından açık bir tehdit kapsamına girebilir. Böylece zararı kesin olan bir yiyecek,

يَأْمُرُهُمْ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَاهُمْ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَائِثَ وَيَضَعُ عَنْهُمْ إِصْرَهُمْ وَالأَغْلاَلَ الَّتِي كَانَتْ عَلَيْهِمْ

“O Peygamber onlara iyiliği emreder, kötülüğü meneder, temiz şeyleri helâl ve pis şeyleri haram kılar. Onların ağırlıklarını ve üzerindeki zincirleri indirir” âyet-i kerimesinde21 geçen habâis (kötü şeyler) kapsamına girer, dolayısıyla da helal olmaz.

Bu konudaki ayrı bir gerçek ise genetik kopyalama işlemindeki gen nakillerinin İslami ölçülere göre yapılması gereğidir. Fakat şu anda dünya üzerindeki bilimsel gelişmelerdeki ölçüleri İslam değil, çalışmayı yapan ve yaptıranlar belirlemektedir. Bu durumu ise daha çok maddi menfaatler, dolayısıyla da üretici firmaların talepleri belirlemektedir. Zira domates gibi bir bitkiye maymundan veya domuzdan bir gen nakli yapılması, İslam’a göre caiz olmaz. Çünkü bu hayvanlar şer’an necis sayılırlar ve kullanılamazlar. Dolayısıyla böyle bir ihtiyaç durumunda koyun ve keçi gibi eti, sütü ve kullanılabilecek diğer yanları helal olan hayvanlardan gen nakli yapılma zorunluluğu vardır.

Şayet İslâm’a göre yenmesi haram kılınan necis bir hayvandan gen nakli yapılırsa, söz konusu şey (mesela domates) necis hale gelir. Çünkü bu durumda domuz veya maymuna ait gen, istihaleye (değişim) uğramış ve yeni bir hüküm almış sayılmaz. Bu sebeple böyle bir nakle caiz denebilmesi için zaruret hükümlerinin oluşması gerekmektedir. O da terki halinde ölümcül bir durumun oluşması demektir. Bu neticeye göre ise gen nakilleriyle pek çok helal madde harama dönüşebilir. Üstelik bu durumu kimse de bilemez. Bu sebeple de genetiği değişmiş ürünleri tespit etmek ve onların helal olduğunu belirlemek gerekecektir. Bu durum ise mesela bir domatesin bile helal olduğunu gösterici damgaları zorunlu kılacaktır. Böylece hayatın bir yönüyle zorlaşacağı, ama helal sertifikalarının yaygınlaşmasıyla da kolaylaşacağı bir hal alacaktır.

Sonuç Bitki, hayvan ve insan açısından genetik kopyalama veya genetik üzerinde değişiklik yapma konusunda genel olarak şu temel ölçütleri söyleyebiliriz:

1. Ana rahminin kiralanması veya yumurta, sperm ve kopyalama işleminde, karı-koca arasına üçüncü kişilerin girdiği her durum haramdır.

2. Şer’î ilkeler dairesinde maslahatı sağlayıp mefsedeti giderecek şekilde; bakteri,22 mikroskobik canlı, bitki ve hayvanlar üzerinde genetik kopyalama veya genetik değiştirme teknikleri kullanmak şer’an caizdir. Çünkü bu türlerin hepsi insanların faydası adına vardır ve onların istifadesine sunulmuştur. Zaten şu âyetler de bu gerçeği göstermektedir:

هُوَ الَّذِي خَلَقَ لَكُمْ مَا فِي الأَرْضِ جَمِيعًا

“Yer yüzünde ne varsa hepsini sizin için yaratan Odur.”23

وَسَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ جَمِيعًا مِنْهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

“Göklerde ve yerde ne varsa, hepsini Kendi tarafından bir lütuf olarak hizmetinize veren O’dur. Elbette bunda düşünecek kimseler için ibretler vardır.”24 Zaruret olmadan yaratılış kanunlarına müdahale etmek caiz değildir.

Genetik kopyalama konusundaki uygulamalara genel olarak bakıldığında, mefsedetin maslahattan fazla olduğu görülecek ve pek çoğu haram sayılacaktır. Ayrıca mesele, “İlâhi dengeye müdahale ve ilâhi olan yaratılışı değiştirme” açısından değerlendirildiğinde, haramlığın daha da pekiştiği görülecektir. Çünkü insan elinin olayların sonunu bilmeden müdahalesi söz konusudur.

3. Burada hatırlatılması gereken diğer bir nokta ise çok yeni ve önemli bir gelişme olan, üstelik değişik açılardan tehlikeli bulunan insan kopyalama ve bu ameliyenin icra edildiği laboratuarların, değişik hedefler için propaganda alanı olmasını önlemektir. Bu sebeple başta İslâm ülkeleri olmak üzere bütün dünya, bu konudaki gerekli kanun ve düzenlemeleri yapmak durumundadır. Neticede, araştırma kurulları veya uzmanlarının kullanabilecekleri kapılar bile gerektiğinde doğrudan veya dolaylı olarak kapatılabilmelidir.

4. Genetik kopyalama ve değiştirme terimlerinin tespiti ve bu sahadaki ilgili şer’î hükümlerin belirlenmesi hususunda ilmî toplantılar düzenlenmek bir zarurettir. Bunu temin gayesiyle başta İslâm ülkeleri olmak üzere bütün dünya, ulemanın eşgüdüm halinde çalışması gerektiği bir konumda bulunmalıdır. Bu sebeple de biyoloji alanındaki yaratılış kurallarını tespit etmek ve gerektiği zaman başvurmak amacıyla, uzmanlardan ve din âlimlerinden oluşan teknik komisyonlar kurulmalıdır. Ayrıca bu sahalarda İslâmi ilkeler ışığında  araştırmalar yapacak bilimsel kurumlar tesis edilmelidir.

* Fırat Üniv. İlâhiyat Fak. Öğretim Üyesi Doç. Dr. İsmail Köksal

Kaynaklar

ADAM, Hüdaverdi, Kelam Perspektifinden Genetik Kopyalama, Köprü Dergisi, Yaz dönemi 2003.

AHMED B. HANBEL, el-Müsned, Çağrı Y., İst.-1413/1992, 2. baskı.

ASIM BELAVİ, Görüş (İslam ve Tıp Açısından İnsan Kopyalamak Caiz mi?), İst.-2003.

AYDAR, Hidayet, Genetik Şifre Kopyalama ve Kur’ân, Elif Y., İst.-2003.

AYDIN, Baki, Dünden Bugüne Genetik Bilimi, Köprü Dergisi, Yaz dönemi 2003.

BASAL, Abdünnasır, İslama Göre Kopyalama (İslam ve Tıp Açısından Kopyalama Caiz mi), Bilge Y., İst.-2003.

BOZKURT, Yıldız, Klonlama-Nedir Ne Değildir?, Zafer Dergisi, Mayıs 2003.

el-BUHARİ, Ebu Abdillah Muhammed b. İsmail el-Camiu’s-Sahih, Çağrı Y., İst.-1413/1992, 2. baskı.

ed-DEHLEVİ, Şah Veliyyullah b. Abdürrahim, Huccetullahi’l-Baliğa, İdaratü’t-Tıbaati’l-Münire, 1352, 1. baskı.

DİYANET İşleri Başkanlığı, Konuyla ilgili Köprü Dergisinin sorularına 22.08.2003’te verilen cevap, Köprü Dergisi, Yaz dönemi 2003. ERDOĞAN, Mehmet, Fıkıh ve Hukuk Terimleri Sözlüğü, Rağbet Y., İst.

GÜRSOY, Serdar, DNA Ahlakı, Sızıntı Dergisi, Haziran 2001.

HACVİ, Muhammed b. Hasen es-Sealibi el-Fasi, el-Fikru’s-Sami fi-Tarihi’l-Fıkhi’l-İslami, Daru’t-Türas, Kahire.

KAROL, Sevinç,-Zekiye Suludere-Cevat Ayvalı, Biyoloji Terimleri Sözlüğü, Türk Dil Kurumu Y., Ankara-1998, 1. baskı ve 2000 2. baskı. KOCATÜRK, Utkan, Açıklamalı Tıp Terimleri Sözlüğü, Sevinç Mtb., Ank.-1986, 3. baskı.

KÖKSAL, İsmail, Genetik Kopyalamanın Fıkhî Yönü, Beyan Y., İst.-2005.

MEŞEL, Ali, Genetik kopyalamanın Bilimsel Açıklaması (İslam ve Tıp Açısından İnsan Kopyalamak Caiz mi), Bilge Y., İst.-2003. OK, Gökçe, Hafiziyetin Tecellisi: Genler, Köprü Dergisi, Yaz dönemi 2003.

OK, Gökçe, Genetik Kavramlar Sözlüğü, Köprü Dergisi, Yaz dönemi 2003.

eş-ŞEVKANİ, Muhammed b. Ali b. Muhammed, Neylü’l-Evtar bi-Şerhi Müntehe’l-Ahbar min Ehadisi Seyyidi’l-Ahyar li’bni Teymiyye, Matbaatü Mustafa el-Babi, son baskı.

TESHİRİ, Ayetullah Muhammed Ali,, Nazra fi’l-İstinsah ve Hukmühü’ş-Şer’i, Mecelletü’l-Mecmai’l-Fıkhi’l-İslami, Mü’temeru’l-Mecmai’l-Fıkhi’l-İslami, sayı 10, cüz 3.

YAMAN, Ahmet, İslam Hukuku Açısından Genetik Kopyalama www.diyanet.gov.tr/diyanet/ARALIK2K/bilim.htm

Dipnotlar

1. DNA, deoksiribo nükleik asidin kısaltılmış şeklidir. Birçok organizmanın kalıtsal karakterlerinin tayininde rol oynayan, hücre bölündüğü zaman kendi kopyalarını yaparak oğul hücrelere geçen genetik materyaldir. Adenin, sitozin, guanin ve timin bazlarından biridir. Fosforik asit ve deoksiriboz şekerinden oluşan nükleotidlerin oluşturdukları, birbirlerine hidrojen bağlarıyla bağlanarak kıvrılmış iki zincirli sarmal yapıdır. (Karol, 161)

2. Embriyo, farklı iki eşey hücresinin birleşmesiyle bir canlı oluşmasıdır. (Ok, Genetik Kavramlar Sözlüğü, 102) Gebeliğin ikinci ayı sonuna kadar olan cenine verilen isimdir. (Kocatürk, 248) Yumurtadan meydana gelen, yumurta zarı ve yumurta kabuğu ile korunan, ya da vücudun içinde bulunan ve gelişmenin erken evrelerinde olan genç organizmadır. (Karol, 200)

3. Basal, Abdünnasır, İslama Göre Kopyalama, 97-100.

4. Genelde bu sır, zâhiren gen ve çevrenin etkisi olarak kabul edilmektedir.

5. Henüz annesinin rahminde bulunan çocuğa cenin denir. (Erdoğan, 53)

6. Testisleri.

7. Meşel, 188-189.

8. Bkz.: Buhari, Libas 89, 97 (7/64-67); Ahmed b. Hanbel, 1/308.

9. Dehlevi, 2/130; Şevkani, 2/113-116; Hacvi, 2/423-425.

10. Asım Belavi, 268-269.

11. Aldıkları komut veya sinyale göre farklı hücre tipine dönüşebilen veya kendisini yenileyebilen hücrelere kök hücre denir. (Aydın, 10)

12. Bir kimseden alınan doku parçası veya organın diğer bir kimseye veya aynı kimsenin bir yerinden alınan doku parçasının harabiyet gösteren diğer bir kısmına nakledilmesine transplantasyon denir. Buna göre o, doku veya organ aktarılması manasına gelmektedir. (Kocatürk, 790)

13. Bozkurt, Yıldız, Klonlama-Nedir Ne Değildir?, Zafer Dergisi, Mayıs 2003.

14. Özellikle DNA ve hücreyle ilgili konularda kullanılan biyolojik tekniklere verilen ad. (Ok, 101)

15. Gürsoy, 216-217; Diyanet, 100.

16. Bkz.: Adam, 64.

17. Teshiri, Görüş, Mecmeu’l-Fıkhi’l-İslami, 355.

18. Bkz.: Diyanet İşleri Başkanlığı, Konuyla ilgili Köprü Dergisinin sorularına 22.08.2003’te verilen cevap, Köprü Dergisi, Yaz dönemi 2003, s. 99.

19. Bkz.: Çev.: Yaman, Ahmet, Bkz.: İslam Hukuku Açısından Genetik Kopyalama www.diyanet.gov.tr/diyanet/ARALIK2K/bilim.htm ; Aydar, 297

20. GDO, genetiği değiştirilmiş organizma demektir.

21. Ârâf suresi, 7/157.

22. Kendine has bazı özellikleri olan küçük canlılara bakteri denmektedir. (Bkz.: Karol, 71-72)

23. Bakara suresi, 2/29.

24. Câsiye suresi, 45/13.

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

2|21|Ey insanlar! Sizi de sizden öncekileri de yaratan Rabbinize ibadet edin ki, korunabilesiniz.
Sura 2