İşlerim namazıma engel oluyor, ne yapmalıyım?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Açıklama: Ben namaz kılmak, dinle diyanetle daha fazla ilgilenmek istiyorum ama çevrem buna müsait değil. Turizmci olduğum için sabahtan akşama kadar insanların içindeyim. İşe sabah başlayıp gece bitiriyorum. Bana ne tavsiye edersiniz?

Bir Müslüman’ın yaşamında din ve dünya dengesini tutturması oldukça önemlidir. Çünkü bunların her biri için yapması gereken birtakım vazifeleri vardır.  Hayatında dinî mükellefiyetler ne kadar yer tutacak, dünya meşgaleleriyle hangi ölçüde mübaşerette bulunacak ve bunları yaparken rıza-i ilahiye ne derecede muvafakat gösterebilecek. Evet bu dengeyi tutturabilmek de kişinin hayatını dinin ışığı altında düzenlemesiyle mümkün olacaktır. Yani kişi Kur’an ve Sünnette bu dengenin nasıl kurulduğuna bakacak ve bu vazifeleri yerine getirirken takınacağı tavrı ve davranışlarını da buna göre düzenleyecektir. Yoksa bu ölçünün vahyin aydınlık dünyasına uğramadan akıl ve mantıkla kurulmaya çalışılması kişiyi doğru bir sonuca götürmeyecektir. Zaten peygamberlerin gönderiliş gayelerinden birisi de bizlere bu yolu göstermek değil midir?

Allahu Teala bir ayeti kerimede şöyle buyuruyor: “Allah’ın sana ihsan ettiği bu servetle ebedî âhiret yurdunu mâmur etmeye gayret göster, ama dünyadan da nasibini unutma! (ihtiyacına yetecek kadarını sakla). Allah sana ihsan ettiği gibi sen de insanlara iyilik et…” (Kasas Suresi, 28/77) Bununla Rabbimiz bize ifrat ve tefritten kaçınarak bu muvazenenin nasıl kurulabileceğini gösteriyor. Yani kişi ne papazlar ve ruhbanlar gibi bütün bütün dünyayı terkedip manastırlara çekilecek, ne de her şeyiyle dünyaya dalıp ona kul-köle olma sevdasına düşecek. Hayatının her karesinde dünyaya geliş gayesini düşünecek, dünyanın ahiretin bir tarlası olduğunu unutmayacak. Allah’ın değer verdiği şeylere o da değer verecek ve olmazsa olmazlarını buna göre düzenleyecektir. Yoksa sadece dünya için yaratılmış gibi fani ve kısacık olan şu dünya hayatı için bütün vaktini sarf edip, ebedî istirahatgâhı olan ahiret hayatı için hiçbir hazırlık yapmamak akıllıca bir iş olmasa gerektir.

Dinimiz çalışmaya da çok önem vermiş bu ve konuda Efendimiz’den bize bunu teşvik eden birçok hadisi şerif gelmiştir. Fakat kişinin rızkı için çalışıp çabalaması hiçbir zaman dinî vazifelerini yapmasına engel olmamalıdır. Yoksa en önemli iş terk edilerek tali derecede kalan işlerle uğraşılmış olur. Zaten ayette de verilen imkânların ahiret için kullanılması istenirken “dünyadan da nasibini unutma” deniliyor. Başka bir ayeti kerimede de Cenab-ı Hak insanları ve cinleri kendisine ibadet etmeleri için yarattığını ifade ediyor. Fakat hayatın devam ve temadisi için de çalışıp kazanma zorunluluğu vardır. İşte bu noktada bizler bu muvazeneyi Efendimizin hayatını kendimize rehber edinerek kuracağız.

Meselenin bir yönü de şudur. Dini yaşama hassasiyeti dini vazifeleri yerine getirme isteği vb. şeyler öncelikle kişinin bunların lüzumuna inanması ve meseleyi önce kafada bitirmesiyle alakalıdır. Sizin sorunuza bakılırsa zaten bunun ızdırabıyla bu soruyu sorduğunuz anlaşılıyor. İkinci olarak ise bu istek ve arzunun bir sistem olarak hayatın her alanına uygulanması gelir. Yani hayatını dinin emir ve yasaklarına hassasiyetle uyarak sürdürmek ve hayatında buna engel olabilecek maniaları def etmek veya dini yaşamaya uygun hale getirmek. Esas olarak dinin insana yüklediği mükellefiyetlere bakıldığında bunların yerine getirilmesinin insanı zora sokacak bir meşakkat olmadığı anlaşılır. Zaten dinimiz, genel olarak ruhunda “kolaylık” ve “uygulanabilirlik” prensiplerini taşımaktadır. Mesela soruda işlerinizin yerine getirmenize imkân tanımadığı namaza baktığımızda; insanın yirmi dört saatinden bir saatini ayırmasıyla yerine getirilebilecek bir ibadet olduğu görülecektir. Yani bir mü’min abdest ve diğer hazırlıklarla beraber bir saatini ayırdığında dinimizin direği olan ve Kur’anda yüzden fazla yerde zikredilen ve ibadetlerin genel olarak mücessem bir kılıfa bürünmesi diyebileceğimiz namaz ibadetini rahatlıkla yerine getirebilir. Zaten genelde sabah, akşam ve yatsı namazları mesai saatlerinin dışında kılınabilmektedir. Öğle ve ikindi de önceden iyi bir hesaplamayla uygun vakitler bulunarak eda edilebilir.  Yoksa bir Müslüman için namazlarını terk etmesine mazeret olabilecek hiçbir iş ve uğraş söz konusu olamaz. Zira Kur’anda savaş sırasında bile namazın kılınması emredilerek bunun nasıl olacağı uzun uzun zikredilmiştir.

Son olarak şunu söyleyebiliriz; bizim öncelikle farzları yerine getirmede ihmalkâr davranmamamız gerekir. Bunun için işimizi ibadetlerimize göre tanzim etmeliyiz. Biz bu hususta yeterli çabayı gösterirsek elbette Allah da elimizden tutacak ve bize bir çıkış yolu ve kolaylı bahşedecektir inşaallah.

Etiketler:,

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

5|108|İşte bu yol, tanıklığı gereğince yerine getirmelerine, yemin etmelerinden sonra yeminlerinin reddedileceğinden korkmalarına en yarayışlı olandır. Allah'tan sakının ve söylenene kulak verin. Allah, sapıklar topluluğunu doğruya ve güzele kılavuzlamaz.
Sura 5