Kayınpeder ve kayınvalideye karşı görev ve sorumluluklar nelerdir?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Açıklama: Şu anda, eşimle aramızda ciddi bunalıma sebep olan bir konuda fikrinizi almak istiyorum. Kardeşlerimin, anne ve babamın zaman zaman, sırayla Amerika’ya gelip bizim yanımızda biraz kalmalarını istiyorum. Eşim de, kendi ailesi için aynı şeyi istiyor. Fakat onun ailesinin maddi gücü buna kâfi gelmeyeceği için mali külfeti benim karşılamam gerekecek. Ben de, eşime bunu istemediğimi söyledim. Eşimle aramda: “Kendi kardeşlerine, anne-babana para harcıyorsun; fakat benim aileme gelince…” şeklinde başlayıp devam eden tartışmalar oldu. Bu konuda, benim üzerime düşen nedir? Kendi kardeşlerimle onunkilere eşit mi davranmalıyım? Onun ailesine de, Amerika’da bizi ziyaret edebilmeleri için masraf yapmak zorunda mıyım? Ya da, genelde kendi kardeşlerime para harcayınca onun kardeşlerine de harcamam gerekir mi?”

Bu hadiseye İslam hukukundaki maslahat prensibi açısından bakarak bazı şeyler söylemeye çalışacağım. Nihaî anlamda söyleyeceğim şeylerin “mutlaka uyulmalı” veya literatürdeki ifadesiyle “mucibince amel olunan” cinsinden bir fetva olmayacağını baştan ifade edeyim. Çünkü hem bu satırların yazarı kendisini ictihadi ahkâm üretme konusunda ehliyetli görmemektedir. Hem de –velev ki öyle bile olsa- ictihadi meselelerde nihaî ve mutlak doğru yoktur. Metodolojisine uyularak ehil insanlar tarafından yapılan ictihadların yani hükümlerin –birbirinden farklı olsa da- doğru oldukları herkesin bildiği gibi gerçektir. Daha açık bir ifade ile bunlar “eşbeh bil hak (doğruya en yakın ve en benzeri)” nazariyesine göre şartlarına riayet edilerek ehilleri tarafından yapılan ictihadlar olduğu için doğruya en yakın olandır. Fıkhî mezhepler arasındaki görüş ayrılıkları hem de aynı mesele üzerindeki farklı hükümlerin bulunması bunu açık ve net bir biçimde göstermektedir.

Bu hadise münasebetiyle bahsini ettiğimiz türden bir denemeye girmemizin bir sebebi ise; soruda bahsi geçen konu ile alakalı olarak Kur’an’da ve bağlayıcı sünnette aksine ihtimal vermeyecek ölçüde nihai hükmün bulunmamasıdır. Burada hemen akla Kur’an’daki anne ve babaya “öf” bile dememek gerektiğinin ifade edildiği ayet gelebilir. Ama şu detay oldukça önemlidir ve gözden kaçırılmaması gerekir: Bu ayetle her bir kişinin anne ve babası kastedilmektedir. Ayetin kayınvalide ve kayınpederi kapsadığı şüphelidir. Usulü fıkıh ifadesiyle, bu ayetin sübutu katidir; ama muhtevanın kayınvalide ve kayınpedere delaleti zannidir. Zaten bağlayıcı bir beyan olsaydı, Ebusuud Efendi’nin fetvalarına benzer tek bir kelimelik “mecbursun” türü bir beyanla soruyu cevaplamış olurduk. Sorudaki meselenin iki boyutunun olduğunu baştan kabullenmek gerek: Birincisi; evli bayanın anne babasını veya anne babanın evli kızını ziyaret etme hakları. İkincisi; Karı kocanın aile saadeti, evliliklerinin huzur ve mutluluk içinde devamı ki, benim maslahat prensibi açısından deneme yapacağım alan da burası. Hadisenin birinci boyutuyla alakalı şunu söyleyebiliriz: evli bir bayanın anne ve babasını veya anne babanın evli kızlarını ziyareti, tartışma götürmez bir haktır. Ama bunun zamanlaması, tamamıyla örf ve âdete ya da eşlerin karşılıklı anlaşmalarına bırakılmıştır. Yüz hanelik bir köyde, evli olan bayanın anne ve babasını ziyaret sıklığı ile A.B.D’de hayatını sürdüren bir bayanın Türkiye’deki anne babasını ziyaret sıklığı elbette bir olmayacaktır. İkinci hususa gelince; önce kayınpeder ve kayınvalidenin veya kayınbirader ve baldızların damat ile olan irtibatını açık ve net bir biçimde ortaya koyalım: Akraba. İslam hukukunda akrabalar asabe (kanbağı), zevilerham (evlilik) ve vela (köle azadı) vesilesiyle olmak üzere üç ayrı gurupta ele alınır. Gerek miras gerek diyet gerek erş gibi tazminat gerekse ihtiyaç hâsıl olduğunda vasi tayini gibi hususlarda bu sıralamaya riayet edilir. Kayın peder, kayınvalide, kayınbirader ve baldızlar bu kategori içerisinde ikinci sırada yer alır. Bunlara yapılacak maddi destekler de üçüncü şahıslara nispetle daha çok sevaptır. Bu görüşü şu hadisle temellendirebiliriz: Allah Resülü (s.a.s) sadaka mahallerini beyan eden hadisi şerifte akrabaya yapılan yardımlar için buyururlar ki (mealen): “Onlara verilen sadakadan hem sadaka hem de sılahi rahim sevabı alınır” (Buhari, Zekât 48; Müslim, Zekât 14) Kaldı ki bu vesileyle hadis kitaplarında akraba bağlarının gözetilmesi ile alakalı müstakil babların ve onca hadisin bulunduğunu da hatırlatmak isterim.

Bunu öncelikle belirtmemin sebebi, Kur’an’da ve sünnette kayınpeder ve kayınvalideyi görüp gözetme, koruyup kollama hususunda net bir beyanın olmadığına dair yapılan itirazların veya düşüncelerin önünü kesmektir. Evet, Kur’an’da ve sünnette kayınpeder ve kayınvalideyi direkt veya dolaylı olarak ele alan beyanlar vardır. Yukarıda sunduğumuz akraba kategorileri buna bir örnek olduğu gibi, Kur’an’da (Nisa Suresi, 4/23) kendisi ile evlenilmesi haram insanlar sınıfında açıkça kayınvalidelerin zikredilmesi de başka bir örnektir.

Konuya bir başka açıdan yaklaşalım: Diyelim ki, Kur’anî ve Peygamberî beyanlarda bu çizgide bir açıklama, emir veya yasak yok. Bu takdirde ne yapılacak? İşte, maslahat prensibinin işletileceği nokta burasıdır. Maslahat İslam hukuku’na göre hükmü bilinmeyen meselelerde kullanılan bir metodolojidir. Genel tarife göre maslahat; hükmün kendisine bağlanması ve üzerine hüküm bina edilmesi, insanlara bir fayda sağlayan veya onlardan bir zararı gideren ve bunun geçersiz sayıldığına dair şer’i bir delil olmayan mânâlara denir. Maslahat, Allah’ın muteber sayıp saymamasına göre üçe ayrılır. Mutlak anlamda dikkate alınmasının gerektiğine dair şer’i delil olan maslahatlara maslahat-ı mutebere (mesalih-i mutebere) denir. Allah tarafından geçerli veya geçersiz sayıldığına dair delil bulunmayan maslahatlara –ki ictihada bırakılmış meselelerdir bunlar- maslahat-ı mürsele (mesalih-i mürsele); şer’i delilin muteber sayılmayacağını gösteren maslahatlara ise maslahat-ı mülga (mesail-i mülga) denir.

Bir başka açıdan; maslahata dayalı olarak hüküm verebilmek için maslahat denilen, maslahat olarak görülen mananın Ramazan el-Butî’nin tespitlerine göre;

1- Allah’ın hedeflediği gayelere uygunluk içinde olması,

2- Kur’an ile çelişmemesi,

3- Sünnet ile çelişmemesi,

3- Kıyasa aykırı olmaması,

5- Kendinden daha önemli veya eşit bir maslahatı ortadan kaldırmaması gerekmektedir.

Şimdi bu aşamada şunu söyleyebiliriz. Kayınvalide, kayınpeder, baldız ve kayınbiraderlerin damadın yardımına muhtaç oldukları durumlarda, damadın imkânları ölçüsünde maddi yardımda bulunması bir maslahattır. Maslahattır; çünkü dinin temel değerleri ile çatışmamakta, hatta örtüşmektedir. Hatta mesalih-i mürsele değil, mutebere sınıfındandır. Ve Ramazan el-Butî’nin tespitleri içinde yer alan hiçbir maddeye de aykırı değildir.

Bu hususa bir başka açıdan yaklaşarak, konuya farklı bir açılım kazandırmak istiyorum. Usül-ü fıkıhçılara göre maslahat zarurî, küllî ve katî olmalıdır. Zarurî demek; usul-ü hamse adı verilen ve korunması gereken beş temel unsurun bu maslahatla korunmuş olması demektir. Onlar da herkesin bildiği, din, nesil, mal, ırz ve hayattır. Külli demek, maslahatın sadece şahsa özgü değil, bütün ümmete şamil olmasıdır. Kat’î ise maslahattan elde edilecek şeyin kesin olması demektir. Bu durumda, damadın kayınpeder ve kayınvalidesine bahsi geçen çizgide yardımı, onları sahiplenmesi şahsî kanaatime göre bu üç unsuru da içinde barındıran bir maslahattır.

“Pekâlâ, bu maslahata bağlı olarak elde edilen sonuç bağlayıcı bir değere sahip midir?” diye sorulacak olursa yine bir usûl kaidesi ile bu soruya cevap bulabiliriz.: “Yasaklar mefsedete, emirler ise maslahatlar üzerine kurulu olur.” Burada maslahat zarurî, külli ve kat’i olduğuna göre, elbette farz, vacip mesabesinde olmayan bir yükümlülük söz konusu olabilir. Yalnız, bu yükümlülük hukukî değil ahlakî düzeydedir. Hukukî olabilmesi için mahkeme kararının olması gerekir.

Ayrıca Arap örf ve adeti ile bizim bu gün içinde yaşadığımız toplumda damat-kayınpeder-kayınvalide münasebetleri farklı bir seyir izleyebilir.

Buraya kadar damat-kayınpeder, kayınvalide diyerek –ki sorudan kaynaklanıyor- ele aldığımız her şey gelin-kayınpeder-kayınvalide münasebeti için de geçerlidir. Maddi açıdan gelinin, eşinin anne babasını desteklemesi, yardımda bulunması –istisnalar hariç- çok söz konusu olmasa bile, onlara hizmet noktasında çok yoğun tartışmaların yaşandığı bir alandır. “Kadının kayınpeder ve kayınvalidesine bakma yükümlülüğü var mıdır?” ile başlayan sorular kümesini kastediyorum açıkçası. Bence, bu ve benzeri istikametteki sorulara da yukarıda izahını yapmaya çalıştığımız maslahat açısından bakmalı ve cevabı, gerek maslahatın muteber oluşu ve gerekse zarurî, külli ve kat’i oluşu noktalarında aranmalıdır.

Dilerim dini hassasiyetle hadiseye yaklaşıp bu perspektifte söz konusu soru ve sorunlara cevap arayanlar, buldukları cevapları uygulama konusunda da aynı hassasiyeti gösterirler.

Ahmet Kurucan

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

17|24|Rahmetten yerlere eğilme kanadını onlar için indir ve de ki: "Rabbim, merhametli davran onlara, tıpkı küçüklüğümde beni koruyup büyüttükleri gibi."
Sura 17