Kayınpeder ve Kayınvalideyle Gelin veya Damadın Karşılıklı Görev ve Sorumlulukları

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Bu konuda, karı-koca arasında uyulması gereken hak ve vazifelerde olduğu gibi kesin ve net hükümler yoktur. Meseleyi daha çok, -evlilik vesilesiyle bir akrabalık oluştuğu için- akrabalık haklarının gözetilmesi ve eşlerin karşılıklı birbirlerini razı ve mutlu etmeleri yönüyle ele almak daha doğru olacaktır.

Gerek akrabalık ilişkilerinin gözetilmesini emreden âyetlere, gerekse Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) konuyla ilgili hadis-i şeriflerine baktığımızda, en yakın daireden başlayarak akrabalık haklarının yerine getirilmesinin dinimizde çok önemli bir esas olduğu görülecektir. Öyle ki Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde:

لَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ قَاطِعُ رَحِمٍ

“Sıla-i rahmi kesen cennete giremez.” (Müslim, birr 19; Buhârî, edeb 11) buyurarak, akrabalık bağını koparmanın bir insanı cennetten mahrum bırakacak kadar büyük bir günah olduğunu ifade etmiştir. Başka bir rivayette ise akrabalık bağlarını koparmak kıyamet alameti olarak gösterilmiştir (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/404 (6514). Kur’ân-ı Kerîm’de de:

وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذ۪ي تَسَۤاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ

“Kendisini vesile ederek birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a saygısızlık etmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakınınız.” (Nisâ Sûresi, 4/1) buyrularak Müslümanlar ikaz edilmiştir.

Hiç şüphesiz akraba dediğimizde ilk aklımıza gelen, anne babamız başta olmak üzere mahrem hısımlarımız ve kan yoluyla oluşan diğer hısımlarımızdır. Ancak akrabalık sadece kan yoluyla oluşmaz. Bunun yanında süt emzirme bir akrabalık sebebi olduğu gibi aynı zamanda evlilik akdiyle de eşlerden her biri yeni akrabalar edinmektedir. Özellikle, eşlerden her birinin anne-babası diğeri için mahrem yani ebediyen onunla evlenmesi haram olmakta ve evlenen kişi âdeta manevî ikinci bir anne-babaya kavuşmaktadır. Anne-babalar için de evlenen çocuklarını düşündüğümüzde, aynı durumun söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. Bunun için kişinin, kayınvalidesi veya kayınpederine karşı yerine getirmesi gereken sorumluluklar açıkça belirtilmemiş olsa da akrabalık bağlarını güçlü tutmayı emreden nassların bunları da içine alacağını söyleyebiliriz.

Meselenin bir diğer yönü de şudur. Eşlerin karşılıklı birbirlerini mutlu edebilmeleri ve aralarındaki muhabbet ve meveddetin artması, aynı zamanda her birinin diğerinin akrabalarına karşı iyi davranmasına da bağlıdır. Yani Müslüman bir hanımın eşine iyi davranmasının bir diğer yönü de eşinin anne ve babasına karşı güzel muamelede bulunması, onlara karşı hürmet ve takdiri elden bırakmamasıdır. Aslında kayınvalidesine yardımcı olan ve ona iyi davranan bir kadın kocasına da ikram ve iyilikte bulunmuş olur çünkü bu duruma şahit olan koca da hanımına ve onun annesine karşı iyi davranacaktır. Böylece kayınvalide veya kayınpederine karşı hüsn-ü muâşerete riayet eden bir kadın, kocasının takdir ve sevgisini kazanmak suretiyle aslında kendine iyilik yapmış olur zira Allah Teâlâ:

هَلْ جَزَۤاءُ الْإِحْسَانِ إِلَّا الْإِحْسَانُ

“İyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey midir?” buyuruyor (Rahmân Sûresi, 55/60). Bu mesele insanlar arasında şöyle vecizeleşmiştir: İnsan, ihsanın kölesidir.

Görüldüğü gibi bu konuya bakışımız, daha çok eşlerin birbirlerini mutlu etmeleri, akrabalık bağlarının gözetilmesi ve genel ahlâk kuralları çerçevesinde olmalıdır. Diğer yandan erkeğin hanımını, anne-babasına hizmet için zorlaması doğru olmadığı gibi hanımın da bu konuda müstenkif davranması, “Benim böyle bir vazifem yok.” diyerek onlara iyilikten kaçınması ahlâkî değildir. Bilakis ona düşen, onlara mümkün mertebe ihsan ve ikramda bulunmaktır. Hiç şüphesiz aynı durum erkek için de geçerlidir.

Öte yandan, bizim için hayat kurtarıcı özelliğe sahip olan İslâmî değerlere ters olmayan, usuldeki ifadesi ile Kur’ân’ın ruhuna ve ümmetin maslahatına uygun tatbikatlar Müslümanlar için de bağlayıcıdır. Küçük-büyük, Müslüman olan olmayan bütün insanlara merhamet, şefkat ve adalet ile yaklaşılmasını emreden bir dinin, kayınpeder ve kayınvalide gibi akrabalık bağı teessüs etmiş kişilere hürmet gösterilmesini emretmemesi düşünülemez.

Hülasa eşler birbirlerinin anne babalarını aslî anne babaları gibi kabul edip, onlara saygı göstermeli ve hizmetlerinde bulunmalıdırlar. Bu durum, insanî ve ahlâkî olmanın ötesinde evlatlar için aynı zamanda dinî bir görevdir. Aynı şekilde kayınvalide ve kayınpederler de gelinlerini veya damatlarını öz oğulları veya kızları gibi görmeli ve aynı şefkat ve merhametlerini onlara da göstermelidirler.

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

4|135|Ey iman edenler! Öz benliğiniz, anne-babanız, yakınlarınız aleyhine de olsa, zengin veya fakir de olsalar, adaleti dimdik ayakta tutarak Allah için tanıklık edenler olun. Allah, ikisine de sizden daha yakındır. O halde, nefsinizin arzusuna uyarak adaletten sapmayın. Eğer dilinizi eğip büker yahut çekimser kalırsanız, Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.
Sura 4