Kiramen Kâtibin meleklerinin vazifeleri nelerdir?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Kur’ân, insanların yaptığı her işi yazan ve kaydedenlerin “Kirâmen Kâtibin –Kerim ve değerli yazıcılar” olduğunu söyler. Ardından “Yapmakta olduklarınızı bilirler.” (İnfitar 82/11-12) diyerek, o meleklerin başka bir vasfına dikkatlerimizi çeker. İster genel mânâda melekler, isterse, özel anlamda “Kirâmen Katibîn” Allah’ın emri istikametinde iş yapan, mahiyetleri her zaman kötülük ve isyana kapalı olan varlıklardır. Kirâmen Katibîn “Ma yelfizu min kavlin –Onun ağzından bir söz çıkmaz ki…” (Kaf, 50/18) âyetinde ifade edilen lâfızları -ki bu ağızdan çıkan ve atılan lâf demektir- yazmaktadır. Kur’ân’ın bu hakikatı beyanda kullandığı kelime çok önemlidir. Buna göre lâfız yani ağızdan çıkan söz yazılmakta ama; dilek, istek, arzu, niyet veya başka bir tabirle düşünce plânında kalan şey yazılmamaktadır. Bizim mefhum-u muhalefet kaidesine tâbi olarak çıkardığımız bu mânâya Allah Resûlü (s.a.s) bir istisna getirir ve düşünce plânında kalıp, amel safhasına intikal etmeyen müspet ve iyi şeylere de sevap verileceğini söyler. Bu ise, Cenâb-ı Hakk’ın bizlere olan lütûf ve ihsanından başka bir şey değildir.

İnsanın iş ve hareketlerinin kayda geçmesi, kulun ahirette, Allah önünde herhangi bir hüccet veya mazeretinin kalmaması hikmetine binaendir. Yoksa Cenâb-ı Hak, kader plânında tespit buyurduğu şeylerin olacağını/olduğunu elbette bilmektedir. Fakat “Levh-i Mahfuz” ile “Levh-i Mahv u İsbat” mutabakatının sağlanması bu kitabet işine bağlıdır. Kulun mükâfat veya mücazata istihkakı da, ancak bu suretle tescîl ve tespit edilmektedir. Bu açıdan Allah, “Allâmü’l-Guyûb” olmasına rağmen, yine de “Kirâmen Kâtibîn”e vazife gördürmektedir. Zira ortada bir şehadet veya işhad meselesi, yani hiç kimsenin itirazına medar olmayacak biçimde bir tespit söz konusudur.

Söz buraya gelmişken bir başka hususa da dikkatinizi çekmek isterim. Kur’ân “Ve nahnu akrabu ileyhi min habli’l-verîd –Biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf, 50/16) buyurur. Müfessirler insana şah damarından daha yakın olan varlığın veya varlıkların kim/kimler olduğu hususunda farklı mütalâalarda bulunmuşlardır. Bazıları bunun Zât-ı Ulûhiyet olduğunu söylerken, bazıları “Kirâmen Katibîn”dir demişlerdir. Bu ikinci görüşü esas alacak olursak melekler, cismanî ve bedenî bir varlığa sahip bulunmadıklarından aksine nûrânî ve lâtif varlıklar olduklarından, bizim maddî, mânevî değişik menfezlerimizden içeri girip, hissiyatımız dahil her şeyimize nigahban olabilirler. Aynı şeyi “Hafaza melekleri” için de söylemek mümkündür. Ne var ki bütün bunlara rağmen onlar sadece bizim söz, fiil ve davranışlarımızı yazmaktadırlar. Bu aynı zamanda Allah ile melekleri arasında var olan bir münasebeti de göstermektedir.

Burada ayrı bir nükteye daha işaret etmek istiyorum; Allah’ın melekleri O’nun tesmiyesi içinde “Kerim”se, Allah “Ekremü’l Ekramin”dir. Belki ism-i tafdil sigası ile söylenen bu ifade bile azdır; zira burada, başkalarına da zat-ı uluhiyete yaraşır nispette bir kerem izafesi bahis mevzuudur. Hâlbuki bu bir mânâda doğru değildir. Bu açıdan şöyle denilmesi daha uygun olur; Kerim olan sadece Allah’tır. Başkalarının kerim oluşu bütünüyle izafidir ve Allah’ın kerim sıfatının gölgesinin, gölgesinin, gölgesinin… gölgesinden ibarettir.

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

16|53|Sahip olduğunuz her nimet Allah'tandır. Sonra size bir zorluk/keder dokunduğu zaman yalnız O'na yakarırsınız.
Sura 16