Kocanın Karısı Üzerindeki Hakları

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Bir önceki başlıkta karı-kocanın karşılıklı hakları üzerinde genel manada durmuş, sadece hukukun gözetilmesiyle aile huzurunun sağlanmayacağını, elden geldiğince hukuka riayetle beraber karşılıklı anlayışın da olması gerektiğini vurgulamıştık. Bu manada, başta erkeğe vazife düştüğünü ve onun merhamet, şefkat ve himaye duygularıyla ailesine eğilmesi gerektiğini, buna karşılık kadının da hürmet, vefa ve sevgi ile mukabelede bulunması icab ettiğini belirtmiştik. Burada ise sadece erkeğin kadın üzerindeki haklarını irdelemeye çalışacağız.

Dinimizde ve örfümüzde erkek, evin reisidir. Nitekim daha önceki medeni kanunda da erkek evin reisi olarak tanımlanmıştır.[1] Bu reislik ona bizzat Allah tarafından verilmiştir. Verilirken de mesele erkeğin farklı yaratılmasına ve onun evin maddî geçiminden mesul olmasına bağlanmıştır. Hem unutulmamalıdır ki bir köy muhtarsız, bir memleket başkansız olamayacağı gibi ictimaî kurumların en küçüğü olan ailede de nizam ve düzenin sağlanması ancak bir reisin bulunmasıyla mümkün olacaktır. Âyette şöyle buyrulur:

اَلرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَۤاءِ بِمَا فَضَّلَ اللّٰهُ بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍ وَبِمَۤا أَنْفَقُوا مِنْ أَمْوَالِهِم

“Kocalar eşleri üzerinde yönetici ve koruyucudurlar. Bunun sebebi, Allah’ın bazı insanlara bazılarından daha fazla nimet vermesi ve bir de kocalarının mehir verme, evin masraflarını yüklenmeleri gibi malî yükümlülükleridir.”[2]

Reislik yetkisi, kocaya mutlak bir hâkimiyet hakkı vermez. Bilakis, bu yetki ona bazı mesuliyetleri yüklemenin yanında bazı konularda da onu kayıt altına alır ve yetki sınırlarını belirler. Evet, reislik erkeğin mesuliyetini arttırır. Buna karşılık kadının da kocasına, yani evin reisine karşı dikkat etmesi, yerine getirmesi gereken vazifeleri, sorumlulukları vardır. Bu vazifeleri iki başlık altında toplayabiliriz:

1- Kocasına hürmet ve itaat etmek.

2- Kocasının emaneti olan evine ve çocuklarına sahip çıkmak.

Bu vazifeler hadis-i şeriflerde bizzat hak olarak beyan edilmiş ve kadınlar Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından hassasiyete davet edilmişlerdir. Birkaç misal verelim:

“Şuna çok dikkat edin ki sizin kadınlar üzerinde haklarınız olduğu gibi onların da sizin üzerinizde hakları vardır: Sizin onlar üzerindeki haklarınız, aile mahremiyetinizi –tanıdık olsun olmasın– istemediğiniz herkesten korumaları ve hatta evinizde görmek istemediğiniz kimseleri evinize dahi almamalarıdır.”[3]

“Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüklerinizden mesulsünüz.. Kadın da evinin ve çocuklarının çobanıdır. Hâsılı her biriniz kendi çapında birer çobandır ve elinin altındakilerden sorumludur.”[4]

“Eğer ben insanlardan birinin diğer birine secde etmesini emredecek olsaydım kadınların kocalarına secde etmelerini emrederdim çünkü Allah kadınlar üzerine kocalar için bir hak koymuştur.”[5]

Verdiğimiz misaller, kadınların vazifelerine dair Peygamber Efendimiz’in buyurduğu genel beyanlardır. Bu kudsî beyanların detayları ise diğer hadis-i şeriflerde ve Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) bizzat hayât-ı seniyyelerinde bulunmaktadır. Evet, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bir anda dokuz tane annemizi nikâhı altında bulundurmuş fakat bu annelerimiz tarafından herhangi bir sıkıntıya maruz bırakılmamıştır. Bu güzide validelerimiz, hep ahiret merkezli yaşamış, dünyaya karşı müstağni davranmış, kadınların fıtratından kaynaklanan bazı istenmeyen durumlarda da Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) irşad ve ikazlarıyla irkilmiş ve hep müstakim olarak hayatlarını devam ettirmişlerdir. Bir aralık Peygamber Efendimiz’den (sallallahu aleyhi ve sellem) herkes gibi dünyalık şeyler istemişler fakat Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) dünyaya karşı tavrını gördükten sonra da bir daha dünyalık istemeyi düşünmemişlerdir. Vâkıa dengenin zirvesinde duran Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) onları kendisi gibi yedirip içiriyor, giydiriyor ve mutlu ediyordu ama onlar da imkânsızlıklar içindeyken bile o yüze Zat’a (sallallahu aleyhi ve sellem) karşı son derece saygılı davranıyor ve O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) hoşlanmadığı şeyleri yapmıyor ve istemiyorlardı. Demek ki erkeğin evin nafakasını temin etme vazifesiyle beraber kadının da bu konuda kocasına karşı anlayışlı olması ve onu zor durumda bırakıcı isteklerde bulunmaması gerekmektedir.

Kadın, kocası kötülüğü emretmediği sürece ona itaatle mesuldür zira reise itaat şarttır. İtaatteki inceliği anlatma sadedinde Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), şöyle buyururlar:

إِذَا الرَّجُلُ دَعَا زَوْجَتَهُ لِحَاجَتِهِ فَلْتَأْتِهِ وَإِنْ كَانَتْ عَلَى التَّنُّورِ

“Bir erkek, haceti için karısını çağırdığında, tandırın başında bile olsa (bırakıp) kocasına gelsin.”[6]

Güzel bir şekilde kocasına itaat eden ve kocası kendisinden memnun olarak ölen kadına ise Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) müjdesi çok büyüktür. Ümmü Seleme Validemiz rivayet ediyor:

أَيُّمَا امْرَأَةٍ مَاتَتْ وَزَوْجُهَا عَنْهَا رَاضٍ دَخَلَتِ الْجَنَّةَ

“Hangi kadın, kocası kendisinden razı olarak vefat ederse, cennete girer.”[7]

Husayn b. Mihsan’ın halası bir ihtiyacından dolayı Resûl-i Ekrem’in (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına gitmişti. Efendimiz (aleyhissalâtu vesselam) ona: “Evli misin?” diye sordu. Kadın “Evet” dedi. Efendimiz bu defa: “Ona karşı hizmetin nasıldır?” dedi. Kadın: “Gücüm yettiği kadar ona hizmette kusur etmiyorum.” deyince, Resûl-i Ekrem Efendimiz: “Sen ona karşı hizmetine dikkat et çünkü senin cennete girmen de cehenneme girmen de ona yapacağın hizmete bağlıdır.” buyurdu.[8]

Burada, kadının hürmet ve hizmet dâhil olmak üzere evlilikten doğan sorumluluklarını yerine getirmekle mesul olduğu vurgulanıyor. Evlilik sorumluluğunu aksatan kişi, vaadini yerine getirmemiş ve bir yönüyle hakka girmiş olacaktır. (Aynı hususun erkek için de geçerli olduğu unutulmamalıdır.) İşte hadisteki cennet vaadi ve cehennem tehdidini bu sorumluluk meselesiyle irtibatlı görmek gerekir.

İtaat ve hürmet meselesi, müşterek bir hayat olan aile müessesesinin bütün alanlarını kapsar. Yani kadının, aileyle alâkalı bütün hususlarda kocasına itaat etmesi gerekir. Ancak, hukukî olarak ortaya konan bu çizginin mutlaka aile içinde oluşturulacak manevî atmosferle ve karşılıklı anlayışlarla uygulanması icab eder. Aksi hâlde aile, bir ordu gibi emir-komuta zincirine bağlı olarak devam ettirilmeye çalışılmış olur ki bu da ailenin kısa zamanda dağılması demektir. Zaten dinimiz, bu hususları bir katı yönetim tarzı olarak değil, inançla ve karşılıklı anlayışlarla halledilecek bir mesele olarak ortaya koyar. Nitekim aileyle alâkalı pek çok âyet ve hadiste takva ve iyilik vurgulanmakta ve âdeta, hislerin kontrolünün çok zor olduğu aile içi münasebetlerde, Allah’a karşı saygılı olunması, O’nun koyduğu hakların yerine getirilmesi ve karşılıklı olarak iyilikte bulunulması istenmektedir. Aile içi huzuru sağlamaya çalışırken istenmeyerek içine girilen günahlar olursa onların Allah tarafından affedileceği müjdesi de yine bu âyetlerin sonunda Gafur, Rahim gibi ism-i şeriflerden anlaşılmaktadır.[9]

Evet, aile hassas bir müessesedir ve bu hassasiyetine binaen âyet ve hadislerde çok tahşidat yapılmıştır. Öyleyse biz de olabildiğince hassas olmalı ve Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından cennet bahçesine benzetilen yuvamızla ebedî yuvamızı kazanmaya çalışmalıyız. Unutmamalıyız ki evliliğimizin ve evimizin bizim için bir cennet köşesi olması bize bağlıdır. Biz iyi olursak evimiz de evliliğimiz de iyi olur ve bu, dünya ve ahiret saadeti olarak bize geri döner.


[1] Yeni medeni kanun bu konuda değişikliğe giderek, erkek ve kadının evi beraberce idare edeceklerini belirtmiştir.

[2] Nisâ Sûresi, 4/34.

[3] Tirmizî, radâ 11; İbn Mâce, nikâh 3.

[4] Buhârî, cuma 11; Müslim, imâre 20.

[5] Tirmizî, radâ 10; İbn Mâce, nikâh 4.

[6] Tirmizî, radâ 10.

[7] Tirmizî, radâ 10.

[8] Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/341; Hâkim, Müstedrek, 2/189.

[9] Bkz: Bakara Sûresi, 2/223, 226, 231, 233, 234, 235; Nisâ Sûresi, 4/5, 9, 128; Lokman Sûresi, 31/15; Ahzâb Sûresi, 33/49, 55, 59; Tegâbun Sûresi, 64/14; Talâk Sûresi, 65/1, 2, 6.

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

4|48|Şu bir gerçek ki, Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez, bunun dışında kalanı/bundan az olanı dilediği kişi için affeder. Allah'a şirk koşan, gerçekten büyük bir günah işlemiştir.
Sura 4