Komisyonculuk/Emlakçılık

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Arapça’da سَمْسَرةٌ “simsarlık” kelimesiyle karşılanan komisyonculuk veya diğer adıyla emlâkçılık,  müşteri ile satıcının buluşmasını ve anlaşmasını sağlamak suretiyle bu işten kazanç elde etmek demektir. Bu aracılığı yapan kişiye komisyoncu ya da emlâkçı (simsar) denir. Biz burada gözü yormaması, sözü ağırlaştırmaması ve bir de komisyonculuk kelimesi daha geniş manada kullanıldığı için sadece komisyoncu ismini kullanacağız.

Komisyoncu, müşteriye mal bulurken satıcıya da pazarlama konusunda rehberlik yapar. Bu manayı karşılaması adına komisyonculuğa dellâllık da denmiştir.[1] Komisyonculuk, halk arasında çok eskiden beri carî olan bir meslek ve uygulamadır. Asırlardır şehirdeki insanlar, köylülerin mallarını pazarlamak için aracılık etmişlerdir. Simsarlık da özellikle bu iş için kullanılagelmiştir. Fakat bugün bu kelimenin kullanım alanı genişlemiştir. Nitekim bugünkü Arapça’da “semsera” kelimesi, komisyonculuğun karşılığı olarak kullanılmaktadır. Ayrıca bazen bu manada “delâle” kelimesi de zikredilmektedir.

Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), komisyonculuk yapan insanları gördüğünde onlara bir defasında“Ey tacirler topluluğu!” diye seslenmiş[2], bu mübarek hitaptan sonra normal alışverişlerde daha güzel bir ifade olan ticaret ve tüccar ismi kullanılmaya başlanmış; simsarlık/komisyonculuk kavramı ise, Efendimiz (aleyhissalâtü vesselam) tarafından yasaklanmamış olsa gerek ki iki kişi arasında aracılık yapmada kullanılmaya devam etmiştir.

Komisyonculuk faaliyetinde üç taraf vardır: Satıcı (mal sahibi), alıcı (müşteri), satıcıyla alıcıyı buluşturan kişi (komisyoncu). Eski uygulamaya göre komisyoncu, şehirde yaşamakta ve pazarları bilmektedir. Bu açıdan şehri ve pazarları bilmeyen satıcıdan malı alır, “Sen satma, ben senin yerine satayım.” der ve onun vekili gibi o malı satışa çıkarır. Yahut da, satıcı ile komisyoncu arasında bir akit imzalanır ve her iki taraf da zarara uğramayacak şekilde anlaşılır. Bu durumda komisyoncu, satıcının bir nevi işçisi olur. Bu işçinin, belli bir vaktini tamamen satıcının işlerine tahsis edip ona bağlı olarak çalışması mümkün olabileceği gibi, bağlılık ve süre söz konusu olmadan sadece “işi yapma” üzerine anlaşılmış bir işçi olması da muteberdir.[3]

İster vekillik şeklinde olsun isterse iş anlaşması/akit tarzında yapılsın, eskiden beri köylü-şehirli arası bir muamele olarak ele alınan komisyonculuk bugün artık her kesim insan arasında ve her türlü mal ve işte gerçekleşmektedir. Günümüzün komisyonculuk tarifi ise şöyledir: Alım ve satım işlerinde ücret karşılığı kendi namına, müvekkili hesabına, kıymetli evrak ve menkul eşya alım satımı yapmaktır.

Öyleyse öncelikle klasik manada komisyonculuğun hükmünü görelim sonra da günümüzün komisyonculuğu için kaynaklarımızdan ne gibi hükümler çıkarıldığına bakalım:

Komisyonculuğun Hükmü

Genel manada komisyonculuk, ulemaca caiz görülmüştür. Zira bu hem bir ihtiyaç hem de insanların mecbur olduğu bir sistemdir.[4] Fakat ulema, “şehirlinin köylünün malını düşük ücretle alıp piyasaya yüksek fiyatla arz etmesi” şeklinde gerçekleşen komisyonculuğun caiz olmadığında ittifak etmiştir. Bu şekildeki komisyonculuğun haram kılınmasının sebebi olarak; köylünün aldatılması, müşterilerin zarara uğratılması ve insanların ihtiyaçları olduğu bir zamanda mal stoklama riski gösterilmiş, bu konuda şu hadis-i şerifler delil olarak getirilmiştir:

Ebû Hureyre (r.a) rivayet ediyor:

لاَ تَلَقَّوْا الرُّكْبَانَ وَلاَ يَبِعْ بَعْضُكُمْ عَلَى بَيْعِ بَعْضٍ وَلاَ تَنَاجَشُوا وَلاَ يَبِعْ حَاضِرٌ لِبَادٍ وَلاَ تَصُرُّوا الْغَنَمَ

“Köyden gelen satıcıları şehrin dışında karşılamayın, hiç kimse kardeşinin satışı henüz bitmeden o satış üzerine satış yapmaya kalkmasın, şehirli köylü adına satışta bulunmasın. Koyunların memelerini, sütlü görünmeleri için bağlamayın.”[5]

İbn Abbas’tan (r.a) rivayet edilen bir hadiste de şöyle buyruluyor:

لاَ يَبِعْ حَاضِرٌ لِبَادٍ دَعُوا النَّاسَ يَرْزُقُ اللَّهُ بَعْضَهُمْ مِنْ بَعْضٍ

“Şehirli köylü adına satışta bulunmasın. İnsanları kendi hallerine bırakın. Allah, birbirleri vasıtasıyla insanları rızıklandırır.”[6]

Hazreti Enes ibn-i Malik (r.a) ise şöyle der:

نُهِينَا أَنْ يَبِيعَ حَاضِرٌ لِبَادٍ وَإِنْ كَانَ أَخَاهُ وَأَبَاهُ

“Biz, kardeşi ve babası da olsa bir şehirlinin, köylünün malını satışa arz etmesinden menedildik.”[7]

Bu hadislerdeki nehyin sebebi olarak, “zarara uğrama, zarara uğratma, aldatma, fiyatları yükseltme, stok yapma, tekelcilik oluşturma” hususları gösterilmiştir. Zira alıcı olan şehirli, malı köylüden ucuza alacak ve ardından şehirdeki insanlara pahalıya satacaktır. Ayrıca bazen tersi de söz konusu olabilecektir. Yani köylüden alınarak şehirde stoklarda bekletilen mallar, o sene kıtlık yaşayan ve ürün elde edemeyen köylüye pahalı bir fiyattan geri verilecektir. Böylece şehirlilerin yanında köylüler de zarara uğrayacak, kâr eden ise sadece komisyoncular olacaktır.

Komisyonculuğun yasaklanma sebebi, şehirlilerin ya da köylülerin zarara uğratılması şeklinde genel bir ifade ile belirtilse de bunun bazı şartları vardır. Bu şartlar teferruatlı bir şekilde fıkıh kitaplarında açıklansa da umumî manada şu iki şarta dayanmaktadır:

1- Köylünün satmak için getirdiği şeyin umumun ihtiyacı olması. Bu ister yiyecek olsun isterse başka ihtiyaçlar olsun.

2- Köylünün fiyatlardan haberdar olmaması ve bu sebeple şehirlinin zarara uğratılması. Bazen köylünün de zarara uğraması.[8]

Yasağa illet/sebep olarak belirtilen hususlar umumî manada bu iki şarttan ibaret olduğuna göre bu şartların gerçekleşmediği durumlarda komisyonculuğun haram olmayacağı neticesi çıkar. Evet, karşılıklı aldanmanın ve aldatmanın olmadığı, piyasanın gereksiz yere ve fahiş bir şekilde yükseltilmediği, stokçuluk yapmak suretiyle insanların ihtiyacı olan şeylerin insanlardan esirgenmediği durumlarda komisyonculuk caizdir. Yukarıda zikrettiğimiz hadis-i şerifler, bir sakıncalı şartlar taşıyan aracılığı, komisyonculuğu yasaklarken, mahzurların olmadığı şartlarda komisyonculuğun caiz olabileceğine de delil olmaktadır. Ayrıca komisyonculuk faaliyetlerine konu olan “iş” ve “malların” da helal olması gerekmektedir. Yani içki, domuz eti, insan organları, murdar hayvan gibi alınıp satılması haram olan şeylerde ve kumar, fuhuş gibi helal olmayan fiiller üzerinde komisyonculuk caiz değildir.

Buradan hareketle bugün komisyonculuk ve emlâkçılık faaliyetlerinde, aldanma aldatma, piyasa fiyatlarını aşırı derecede yükseltmeme, halkın ihtiyacı olan mallarda stok yapmama, dinen haram kılınan bir fiili işlememe, haram malları alıp satmama şartıyla caizdir.

Komisyonculuğun Şafiî, Malikî ve Hanbelîlere göre caiz olabilmesinin bazı şartları vardır. Bu şartları şu şekilde zikredebiliriz:

1. Satılan malın, halkın her zaman değil de ara sıra ihtiyaç duyduğu bir şey olması durumunda komisyonculuk yasaklanmamıştır.

2. Köylünün, malının günü birlik hemen satılmasını değil de peyderpey satılmasını istemesi durumunda, satıcı kendisinden bu konuda vekâlet alırsa yine yasak söz konusu değildir.

3. Köylünün, fiyatlardan haberdar olması durumunda onun yerine komisyoncunun satması caizdir. Çünkü ikisi de aynı fiyata satacaktır.[9]

Komisyonculuk Ücreti

Müşteri ile satıcıyı buluşturmak için belli bir beden gücü ve zaman harcandığından, bu iş için tahsis edilen mekânın kirası, vergisi gibi masraflar söz konusu olduğundan dolayı komisyonculukta ücret almak caizdir. Ancak ücretin baştan belli olması şarttır.[10] Bununla beraber İbn Abbas hazretleri, satıcının “malımı şu kadara sat, üstü senindir” “malımı sat, karımız ortaktır” diyerek malını komisyoncuya teslim etmesini, komisyoncunun da bu işten kazanç elde etmesini caiz görmüştür.[11] Cahiliyede olduğu gibi, satıcı ile alıcının arasına girerek, hiçbir hizmeti olmadığı halde fiyat yükseltme manasındaki simsarlık Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) tarafından yasaklanmış, ulema tarafından da ittifakla haram kabul edilmiştir.

Hanefilere göre komisyoncunun ücreti, malın sahibi tarafından ödenir. Bu konuda örfe bakılmaz. Ancak, komisyoncu mal sahibini müşteriyle buluşturmuş da satışı bizzat mal sahibi yapmışsa komisyon ücretini mal sahibi de ödeyebilir müşteri de. Bu da yine baştaki anlaşmaya bağlıdır.

Ücretin ne kadar olacağına gelince bu, mal sahibi ile komisyoncu arasındaki anlaşmaya bağlıdır. Burada belirleyici husus, satıcıyla komisyoncunun zarara uğramaması, müşterilerin de mağdur edilmemesi, aldatılmamasıdır. Bu şartlara uygun olarak örfteki uygulamalar veya piyasa şartları, fiyat belirlemede yardımcı olarak kullanılabilir.

Netice:

Komisyonculuk, simsarlık adı altında; hem vekâlet, hem akit hem de icare (kiralama) vasıflarıyla ele alınıp kaynaklarımızda helal bir uygulama olarak ele alınmıştır. Aldatma, zarara uğratma, aşırı fiyat arttırma, halkın ihtiyacı olan malları stoklayıp sonra pahalıya satma, maldaki ayıpları gizleme, komisyon ücretiyle satmak üzere aldığı bir malı başka bir komisyoncuya ikinci bir komisyon ücreti alarak satma gibi gayr-i meşru yollara girmedikten ve dinin haram kıldığı şeyleri alıp-satmadıktan sonra komisyonculuk caizdir. Günümüz şartları da komisyonculuğu büyük bir ihtiyaç haline getirmiştir. Zira piyasalar daha hızlı ve sistematik işlemektedir. Bu hıza ve sistematik işleyişe ayak uydurabilmek ve eldeki malları pazarlayabilmek için komisyonculuk gibi uygulamalara daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır. Böyle bir ortamda, piyasa fiyatlarını takip eden ve işinin ehli kişilerin alıcı ve satıcıyı buluşturması günümüz açısından önemli bir hizmettir. İnananlar, bu faaliyeti hem meşru dairede yapar hem de halka bir hizmet olarak görürlerse, inşaallah Allah Resulü’nün çarşının yiğitlerine vaat ettiği mükâfata nail olurlar. Efendimiz bu yiğitlere şu müjdeyi vermektedir:

التَّاجِرُ الأَمِينُ الصَّادِقُ مَعَ الصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاءِ

“Doğru ve güvenilir tacir, kıyamet gününde sıddîkler ve şehitlerle beraberdir.”[12]

Kaynakça:

İbn Kudame, el-Muğni, Dâru’l-fikr, Beyrut 1992


[1] et-Tâcü’l-arûs,  “semsera” maddesi.
[2] Ebu Davud, Büyu’ 1; Tirmizî, Büyu’ 4.
[3] DİA, “simsar” maddesi, 37/215.
[4] İbn Abidin, Hâşiyetü ibn-i Abidin, 6/47; İmam Mâlik, el-Müdevvene, 3/466.
[5] Buhari, Büyu’ 64.
[6] Müslim, Büyu’ 20.
[7] Ebu Davud, Büyu’ 47.
[8] İbn Hümam, Fethu’l-kadir, 6/478; İbn Kudame, el-Muğni, 4/302.
[9] Nevevî, el-Mecmu’, 13/20; İbn Kudame, el-Muğni, 4/302
[10] Serahsî, Mebsut, 15/115.

[11] Buhari, Büyû’ 68, İcâre 14.

[12] İbn Ebî Şeybe, Musannef, 7/271 (23547)

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

19|78|Bu adam gaybı mı öğrendi, yoksa Rahman katında bir söz mü aldı?
Sura 19