Kur’an-ı Kerim’i Hz.Muhammed mi (sallallahu aleyhi ve sellem) yazdı?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Kur’ân-ı Kerim’i Hz. Muhammed mi (sallallâhu aleyhi ve sellem) yazdı? Peygamberimizin Kur’ân-ı Kerim’i yazması mümkün değildir. Şayet Kur’ân’ı Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yazmış olsaydı, başta kendi dönemindeki insanlar bunu sen kendin yazdın derlerdi. Zaten o nasıl yazsın ki, Kur’ân’ın açık beyanlarında Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) okuma yazması olmayan bir özelliğe sahipti. “Sen Kur’ân’dan önce ne bir kitap okuyor, ne de elinle yazıyordun. Öyle olsaydı bâtıla uyanlar şüpheye düşerlerdi.”[1] âyeti açıkça bunu göstermektedir. Yani Ey Muhammed! Kur’ân’dan önce hiçbir kitap okumuyordun. Zaten buna muktedir de değildin. Zira sen, ümmî olup okuma-yazma bilmiyordun. Bu âyet, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmî olup, okuma-yazma bilmediğine açık bir delildir.

Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) aynı zamanda eski kitaplardaki bir sıfatı da O’nun ümmî olmasıdır. Zira geçmiş kitaplardaki özellikleri anlatılırken, bunlardan birisinin de onun ümmîliği yani okuma-yazma bilmemesi olduğu belirtilmiştir: “Onlar, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları, okuyup-yazması olmayan, Allah’ın elçisi Peygamber’e tâbi olurlar…”[2]

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), kendisine vahiy gelmeden önce kırk yıl gibi uzun denebilecek bir zaman dilimini, Mekkelilerin içerisinde geçirmişti. Mekkeliler, onun hayatının nasıl geçtiğini, ne ile meşgul olduğunu çok iyi biliyorlardı. Hatta Mekke dışına çıktığı seyahatlerde bile yalnız başına değildi. Hayatının onlar için gizli kalan bir tarafı da yoktu. Ancak bütün bunlara rağmen onlar, inkârda direniyorlardı.

“De ki: Eğer Allah dileseydi, Kur’ân’ı size okumazdım. Size de onu bildirmezdi. Ben, bundan önce içinizde bir ömür boyu yaşamıştım. Siz hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?”10[3] İşte bu âyet, onlara şunu demek istiyordu: Kur’ân vahyolunup, peygamberlik verilmeden önce bütünüyle bir ömür denecek uzunca bir süre, sizin içinizde, sizinle birlikte yaşadım. Pekâlâ, bilirsiniz ki, ben bütün o süre içinde bir şey okuyor muydum? Kur’ân’ın gerek i’cazkâr nazmına, gerek içindeki mânâ ve hakikatlere ait size bir şey söylüyor muydum? Nazım veya nesir olarak hiç edebiyatla meşgul olduğum var mıydı? Size şairlik, hatiplik, müelliflik taslıyor muydum? Okuma-yazma bilmeyen fakat şiir ve inşâ ile uğraşan cahiliye şairleri kadar olsun şiirle uğraşıyor muydum? Bir gün gelip âleme meydan okumak ve müsabakaya davet etmek için hazırlanıyor muydum? Kimseye tahakküm etmek, didişmek saldırmak gibi huylarımı hiç gördünüz mü? Evet, onlar bunların hiçbirisine şahit olmamışlardı. Onun yazı yazdığını, herhangi bir kitap okuduğunu görmemişlerdi. Çünkü o, okuma-yazma bilmeyen bir ümmî idi.

Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) iftirada bulunanlar, “O yazdı.” diyemiyor ancak “Başkasına yazdırdı.” diyorlardı. Çünkü çok iyi biliyorlardı ki iftira ettikleri Zat ümmîdir. Ümmî olan birisine kendisi yazdı iddiasında bulunmaları, onları ilk esnada haksız bir konuma düşürecekti. Demek ki düşmanları bile onun okuma-yazma bilmediğini kabul ediyordu.

Bu asılsız iddiaları yapanların başında, oryantalistler gelmektedir. Onlar, asıl hedeflerine varmak için, okuma-yazma bildiğini ispata çalışmaktadırlar. Çünkü bunu ispat ettikleri zaman, “vahyin Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) kendi mahsulü olduğu” ve Kur’ân-ı Kerim’i hâşâ “Tevrat ve İncil’den özetleyerek Arapçaya uyarladığı” iddialarını güçlendirmiş olacaklardır.

Aynı zamanda Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yaşadığı dönem Mekke’sine ve onun hayatına baktığımızda, bir medrese veya bir kitaba rastlamamamıza rağmen, getirdiği dinin mükemmel ve evrensel olduğunu görürüz. Böyle bir dinin, sonradan kazanılan bir kültürle kurulması mümkün değildir. Zaten Mekke’de de o gün için okuma-yazma bilenlerin sayısı da son derece sınırlıdır. Âdeta parmakla gösterilecek kadar azdır. Bilenler ise herkesin malumudur. Şayet Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), küçüklüğünde veya daha sonraki dönemlerde, bir öğretmenden ders almış olsaydı, bunun bilinmemesi ve duyulmaması imkânsızdı. Şayet o, ümmî olmasaydı, gelen vahyi başta kendisi yazar, böylece ismi vahiy kâtipleri arasında zikredilir ve bu da herkes tarafından bilinirdi.

Ashabın, Hz. Peygamber’e (sallallahu aleyhi ve sellem) olan sevgileriyle ilgili pek çok örneği, siyer kitaplarında bulabiliriz. Ondan arkaya kalan en küçük hatıralara dahi gayet ihtimam gösterilmiş ve asırlarca saklanmıştır. Şayet onun yazmış olduğu bir yazı olsaydı o, saklanır ve günümüze kadar gelirdi. Kendisine gelen vahiy karşısında Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) durumunu biz, gerek Kur’ân, gerekse onu gören ve inişi esnasında yanında bulunanlar tarafından aktarılan rivayetlerden öğreniyoruz. Bu bilgiler, vahiy karşısında Resûlullah’ın, herhangi bir müdahale hakkının olmadığını, âdeta bir memur durumunda bulunduğunu, hatta vahyin onun üzerinde hâkim rol oynadığını göstermektedir:

وَاِنَّكَ لَتُلَقَّى الْقُرْاٰنَ مِنْ لَدُنْ حَكٖيمٍ عَلٖيمٍ

“Ey Muhammed! Şüphesiz bu Kur’ân, sana yegâne hüküm ve hikmet sahibi ve her şeyi hakkıyla bilen Allah tarafından verilmektedir.”[4] âyeti, Kur’ân’ın herhangi bir kimsenin değil de, yalnızca Allah’ın sözü olduğunu, Peygamber’e ait bir payın olmadığını ortaya koymaktadır. Kur’ân-ı Kerim’de, Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) vahiy karşısındaki durumunu şu şekillerde görmekteyiz:

1. Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) sadece kendisine vahyedilene uymaktadır.

2. Vahiy, kesinlikle Hz. Peygamber’in kendi bilgisi değildir.

3. Vahiy karşısında Hz. Peygamber acele etmektedir.

4. Vahiy ansızın gelmektedir.

5. Vahiy, tamamen Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) iradesinin dışındadır.

Bütün bunlar göstermektedir ki, Kur’ân, Hz. Muhammed’in eseri değildir ve olması da mümkün değildir.

Doç. Dr. Muhittin Akgül
[1] Ankebût Sûresi, 29/48.
[2] A’râf Sûresi, 7/157.
[3] Yunus Sûresi, 10/16.

[4] Neml Sûresi, 27/6.

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

28|55|Boş lakırdıyı duyduklarında, ondan yüz çevirir şöyle derler: "Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz size. Selam olsun hepinize. Biz cahilleri önemsemeyiz."
Sura 28