Kur’an’da geçmeyen tasavvuf terimlerini nasıl anlamak gerekir?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Açıklama: Tasavvuf’ta rastladığımız pek çok terimin, meselâ, Sızıntı’nın son sayısında anlatılan velâyet mertebelerinin, “Nükebâ, Nücebâ, Evtâd, Ğavs, Kutub” gibi tabirlerin Kur’an ve Sünnet’te sarahaten geçmemesine nasıl izah edebiliriz?

Nasıl fıkıh sahasında Cenab-ı Allah Ümmet’in âlimlerine bir saha bırakmış, onlar bu sahayı içtihadlarıyla dolduruyorlar; aynen bunun gibi, maneviyat âleminin âlimlerine de benzer bir sahayı bırakmış ve o âlemin âlimleri de bu sahayı içtihadları denebilecek keşif, müşahede ve mükâşefeleriyle dolduruyorlar. Bu tabirlerin ve onların keşif ve müşahedelerinin aslı Kur’an’da ve Sünnet’te yok demek değildir. Meselâ, velî” kelimesi Allah’ın dostu manâsında, iman eden ve İslâm’ın ahkâmını yerine getiren herkes için umûmi manâda kullanılabilir; fakat onun bir de has manâsı vardır. “Dikkat edin, Allah’ın velileri var ya, onlar için hiçbir korku yoktur, onlar üzülmeyecekler de” (Yunus/10:62) âyetinde, bu husûsi velâyeti aramak daha doğru olur. Bunun gibi, Kur’an-ı Kerim’de mü’minleri senâ eden pek çok âyette; takva, ihsan gibi tabirlerin iç veya ileri tabakalarında, hattâ müşahede veya şehâdet kelimesinde, Tasavvuf’un dayandığı temelleri görmek mümkündür.

Tasavvufla Alâkalı İki Önemli Hata

Bu mevzuda önemli hatalar yapılıyor. Bir grup, Şeriat’ı ihmal ve onu sanki gereksiz bir seremoni gibi görmekle hata ediyor. Yine Tasavvuf grupları içinde, bugün yapılan en büyük hatalardan biri de, menkıbe kahramanı olmak varken, geçmiş büyüklerin menkıbeleriyle avunmaktır. O menkıbeler, insanları aynı ufka şahlandırabildikleri ölçüde faydalıdır; yoksa birer avunma, birer teselli, birer anlatma vasıtası olarak nakledildikleri sürece, fayda değil, zarar getirir. Hata yapan diğer grup ise – bunu bilhassa Vehhabilik’te görüyoruz – Tasavvuf adına her şeyi ya şirk telâkki ediyor, ya da Hind’den, İran’dan, başka dinlerden ve geleneklerden alınmış görüyor. Halbuki, bu dinlerin hepsinde, hak dinden kalmış unsurlar vardır. İkinci olarak, ‘dîk-ı elfaz’ dediğimiz kelime kıtlığı, uygun tabir bulamamadan dolayı, farklı din veya geleneklerde bazı manâlar için aynı kelimeler kullanılmış olabilir. Ancak, ehl-i tasavvufun o lâfızlara yüklediği manâya ve onların hayatına bakmak lâzım. Böyle yapılmayıp da, lâfızlara takılarak, Tasavvuf’u Hind’e, Çin’e, İran’a bağlamak, bu mevzuda yapılan bir diğer büyük hatadır.. ve bu hatalar küçümsenmemelidir.” (M. Fethullah Gülen, Amerika’da Bir Ay)

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

34|9|Onlar, önlerinde ve arkalarında, gökten ve yerden neler var, görmediler mi? Dilesek onları yere batırırız, ya da üzerlerine gökten parçalar düşürürüz. Hiç kuşkusuz, bütün bunlarda Allah'a yönelen her kul için mutlak bir ibret vardır.
Sura 34