Kur’ân’ın Arapça olması evrensel olmasına mani midir?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Kur’ân-ı Kerim’in Arapça olması, farklı âyetlerde açıkça beyan edilmiştir. Mesela “Elif, Lâm, Râ. Bunlar, hakkı açıklayan, Hak’tan geldiği aşikâr olan kitabın âyetleridir. Düşünüp manasını anlamanız için Biz, onu Arapça bir Kur’ân olarak indirdik.”[1] “Biz her Peygamber’i, kendi milletinin lisanı ile gönderdik, ta ki onlara hakikatleri iyice açıklasın. Artık Allah dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir. O azizdir, hakîmdir (mutlak galiptir, tam hüküm ve hikmet sahibidir).”[2] “Onu Rûhu’l-emin, uyaran nebîlerden olman için, senin kalbine açık ve vazıh bir Arapça ile indirmiştir.”[3] âyetleri bunlardan bazısıdır.

Allah Teâlâ’nın, insanlar arasından elçi seçip onlara Kitap indirmesinin hikmeti, o elçiler ve kitaplar vasıtasıyla kullarını doğru yola iletmektir. Her millete, kendi içinden, kendi diliyle konuşan bir insan, peygamber olarak görevlendirilmiş, o peygambere, konuştuğu dilde kitabı oluşturan vahiy indirilmiştir. Hz. Musa ve Hz. İsâ’ya İbranî diliyle indirilmiş olan kitaplar, Araplar arasından seçilen Hz. Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem) Arapça olarak vahyedilmiştir. Kur’ân’ın Arapça indirilmesindeki hikmet de Arapça konuşan insanların, Allah’ın emir ve yasaklarını daha iyi anlamaları ve ona göre kendilerine yön vermeleridir. Şayet peygamber Arap olduğu hâlde kendisine başka bir dilde vahiy gelseydi, insanlar bu sözlerden hiçbir şey anlayamayacakları için şaşırıp kalacaklar ve bunun âyetleri açıklanmalı değil miydi? Arap olan peygambere yabancı dilde sözler mi indiriliyor, diyeceklerdi. Bu takdirde de peygamber göndermenin asıl amacı olan insanların hidayeti gerçekleşmeyecekti. İşte bunun için her millete kendi diliyle peygamber gönderilip, kendi diliyle Kitap indirildiği gibi, Araplar içinde yetişmiş olan Hz. Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem) de Arapça vahiy verilmiştir. Fakat Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) peygamberliği evrenseldir. Kur’ân-ı Kerim’in prensipleri de bütün insanlık için geçerlidir.

Kur’ân-ı Kerim’in Arapça olması, onun yalnızca Araplara indirildiği anlamına gelmez. Gayet açıktır ki, bir kitap evrensel bir kılavuz olması durumunda bile belli bir dilin kelimelerini kullanmak durumundadır. Böyle olmalı ki, o dili konuşan insanlar kitabın öğretilerini anlayabilsinler ve mesajı diğer insanlara iletebilsinler. Bir harekete dair mesajın evrensel ölçüde yaygınlaşmasının tek doğal biçimi budur.

Öteden beri her peygamber, gönderildiği ümmetin ve özellikle içinde oturduğu topluluğun dili ile gönderilmiştir ki onlara vahyi açıklasın. Tebliğine emredilmiş olduğu şeyleri kavmine anlatsın, anlattırsın. Bilenin bilmeyene, hazır bulunanın bulunmayana anlayacağı bir dille açıklaması ve tebliğ etmesinin bir vazife olduğunu anlatsın. Çünkü bir peygamberin peygamberliği, gerek kavmine ait olsun ve gerek daha başkalarını da kapsasın ve bu kapsamlılık gerek Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) peygamberliğinde olduğu gibi bütün insanları ve hatta cinleri gerekse birkaç toplumu içine alsın mutlaka o peygamber, kavmini davet edecek ve ilk işi onlara peygamberliğini anlatmak olacaktır. Bu ise onların en iyi, en kolay anlayabilecekleri kendi dilleri, kendi lehçeleri ile açıklamaya bağlıdır. Her şeyden önce “Önce en yakın akrabalarını uyar.”[4] gereğince en yakından başlayarak peygamber, kavmine bu açıklamayı yapar, Allah’ın emirlerini açıklar ve ilan eder. Bunun için bir taraftan Arapça bilenler, bilmeyenlere bildikleri dillerle nakil ve tercüme ederek Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) açıklamalarını tebliğ ederler ve açıklarlar. Elçisinin elçisi, peygamberlerin varisleri olmak şerefine erişirler. Diğer taraftan bu şerefe erişmek için bazıları da Arapçayı öğrenir ve bu şekilde Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) dilini esas alarak anlatırlar ve onunla davet dilden dile ve bir topluluktan diğer topluluğa yayılıp genelleşir.

Peygamberler, kendilerine dinlerini apaçık anlatabilsinler, onlardan Allah’ın kanunlarını kolaylıkla ve çabucak öğrenip, başkalarına nakledebilsinler diye Allah’ın her peygamberi, milletine kendi dilleriyle göndermesi, O’nun bir ihsanı olup, hidayet yolunu kolaylaştırmasından başka bir şey değildir.

Peygamberlerin, insanları Rablerinin izni ile karanlıklardan aydınlığa çıkarabilmesi için onların dili ile gönderilmesi kaçınılmazdır. Onlara Allah’ın buyruğunu açıkça anlatması, onların da anlatılanları anlaması için bu zorunludur. Böylece peygamberin gönderilmesi ile öngörülen hedefe ulaşılabilir.

Doç. Dr. Muhittin Akgül
[1] Yûsuf Sûresi, 12/1-2.
[2] İbrahim Sûresi, 14/4.
[3] Şuârâ Sûresi, 26/193-195.

[4] Şuârâ Sûresi, 26/214.

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

56|8|İşte uğur ve mutluluk yâranı. Nedir uğur ve mutluluk yâranı?
Sura 56