Kürtaj Meselesine Genel Bakış

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Kürtaj, anne rahmindeki ceninin kasten düşürülmesi veya alınması manasına gelir. Cenin, hamileliğin ilk gününden itibaren gebe kadının rahmindeki bebektir.

Bugün çok yaygın olan bu uygulama, bazı çevrelerce teşvik edilmekte, doğum kontrolü adı altında neslin azaltılması yönünde kullanılmakta ve bazı doktorların anne-babaları korkutmalarıyla da giderek artmaktadır.

Kürtaja Sebep Olarak Gösterilen Hususlar

Kürtajı benimseyen ve ona başvuran insanların kendilerine göre bazı sebep ve bahaneleri bulunmaktadır. Bunlar, geçim sıkıntısı, çocuk büyütmeyle uğraşma isteksizliği, anne karnındaki çocukta görülen ya da görüldüğü söylenen çeşitli rahatsızlıklara bağlı olarak sakat doğma durumu veya ihtimali, terbiye edememe korkusu, istenmediği hâlde çocuk sahibi olmaya adım atılmış olması, annenin süt emen bir çocuğu olduğundan, ikinci çocuğa sütün yetmeyeceği düşüncesi, kadının tecavüze uğrayarak hamile kalması, şeklinde sıralanabilir. Şimdi bu düşünülen veya düşünülmesi muhtemel sebepleri teker teker ele almaya çalışalım:

Geçim Sıkıntısı

Rızık ikiye ayrılır. Birincisi, Allah’ın garantisi altında bulunan, insanın ölmeyecek şekilde yaşamasına yeterli olan rızıktır ki bu konuda Allah şöyle buyurur: “Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin, çünkü sizin de onların da rızkını veren Biz’iz.”[1] İkinci tür rızık ise insanın kesbine bağlı olandır. Bu rızık çeşidi, sebepler çerçevesinde tamamen insanın çalışmasına, didinmesine bağlıdır. İnsana çalışmasının karşılığı verilecektir.[2]

Rızık konusunda yaşayacağımız sıkıntı ve korkularımızı bilen Allah (celle celâluhû), bu konuda öyle tahşidatta bulunmuş[3] ve bu gerçeği insanlara o denli açık yaşatmıştır ki inanıp tatmin olmamak mümkün değildir. Evet, milyonlarca insan, fakir de olsa yaşamakta ve ölüme mahkûm bırakılmamaktadır. Açlıktan ölenler diye bildiğimiz insanlar ise hakîkatte açlıktan değil, yeme alışkanlığını terk etmek zorunda kaldıklarından ölmektedir. Nitekim geçmişte ve günümüzde, günlerce hiçbir şey yemeden yaşayan insanların sayısı hiç de az değildir. Demek ki bu durum, vücudun alışkanlık kabiliyetiyle alâkalıdır.

Çocuk Büyütmeyle Uğraşma İsteksizliği

Maalesef günümüzde çocuk yetiştirme zahmetine katlanmak istemeyen birçok insan bulunmaktadır. Hâlbuki bu kişiler unutmamalıdırlar ki kendileri de birileri tarafından yetiştirilmişlerdir. Bu açıdan çocuğun bakım ve görümüyle uğraşmanın özgürlüğü kısıtlayan bir angarya gibi algılanması, modern zamanlara has bir bencillik ve vurdumduymazlık örneğidir.

Bu isteksizliğin en önemli sebebi ise insanın değerini bilememektir. İnsan, yaratılanların en şereflisidir. Maddeten bir mucize olduğu gibi manevî yönü itibarıyla de harikulâde bir varlıktır. Allah’ın yeryüzündeki halifesidir ve kâinata müdahale etme yetkisine sahiptir. Kâinat, insan için yaratılmış ve onun emrine verilmiştir. Dinimizde bir insanı haksız yere öldürmek, bütün insanları öldürmeye eş tutulmuştur. Bir insanın hayatta kalmasını sağlamak da bütün insanların yaşamasına vesile olmak gibi değerlendirilmiştir. İnsan, cismen küçük olmasına rağmen kalb ve ruh yönüyle kâinatları içine alacak kadar geniş ve aynı zamanda gelişmeye açık bir varlıktır.

İnanan bir insanın ömrü çok değerlidir. Bu yüzdendir ki kâfir öldüğünde yer-gök sevinmesine karşılık inanan birisi öldüğünde semalar ve yeryüzü, “Bizim Allah’la irtibatımızı tasdik eden biri öldü.” diye âdeta yas tutarlar. İmanla yaşayıp ölen bir mümin, hiçbir gam ve keder görmeyeceği ebedî cennetlere mazhar olur.

Çocuk yetiştirmek elbette kolay değildir. Bir evde bebek varsa, o evde anne-babanın uyku düzeni bozulur. Onlar âdeta bebeğin etrafında pervane olurlar fakat zorluğuyla beraber, başka şeylerde bulunamayacak zevkleri de vardır. Daha başta evlat sevgisinin kendine göre bir tadı vardır. Bu tat, birincide olduğu gibi ikinci, üçüncü çocukta da aynen devam eder. Allah onlarla meşgul olmaya ayrı bir zevk vermiştir. Hem insan yetiştirmek ve hele hele insanın kendi çocuğunu geleceğe hazırlaması, onu bir insan-ı kâmil (Allah’a kulluğu, güzel ahlâkı ve üstün sıfatlarıyla örnek alınan, olgun ve tam insan) olarak topluma hediye etmesi, tarifi imkânsız bir zevktir ve anne-baba için kurtuluş vesilelerinden biridir. Ayrıca ümmetinin çokluğuyla diğer ümmetlere karşı iftihar edeceğini bildiren Peygamber Efendimiz’i (sallallahu aleyhi ve sellem) sevindirmek ve O’nun şefaatine nail olmak için çocuklarımıza ne kadar emek versek değer!

Çocuğun Bir Organının Eksik/Sakat Doğma İhtimali

Genel hüküm, anne rahmine düşen ceninin o dakikadan itibaren düşürülememesidir. Çocuk eksik ya da sakat da olsa düşürülemez zira sakat da olsa o cenin, mahiyeti itibarıyla tam bir insandır ve ona tam insan muamelesi yapılır. Nasıl hayattaki kolu bacağı olmayanları veya spastik özürlüleri öldüremiyorsak, anne karnındaki özürlü çocuğu da öldüremeyiz. İslâm hukuku’nda bu hususun kendine göre müeyyide ve cezaları vardır. O konuya şimdilik girmeyeceğiz.

Hayatta her şey imtihan olduğu gibi çocukların sakat doğması da anne-baba ve çocuğun kendisi için bir imtihandır. İnanan insanlar olarak bu hakîkati özümsemek ve hazmetmek zorundayız. Bu durum, -hâşâ- Allah’ın rahmetine zıt bir durum değildir. Allah, her sıkıntıya mukabil ahirette mutlaka bir ferahlık verecektir. Bu hususu hem âyetlerden hem de hadis-i şeriflerden öğreniyoruz. Ayağa batan bir dikenin bile ötede mükâfatı vardır. Zâhiren çirkin gibi görünen sakat doğumlar da eğer sabredilirse mutlaka ötede tahminlerimizin üstünde bir mukabele görecektir. Tabii bütün bunlar, imanla alâkalı hususlardır.

İnsanın değerine yukarıda değinmiştik. Esasen insanı insan yapan, Allah’a olan imanı ve kulluğudur. İmana bağlı olarak, insanın ortaya çıkacak öyle kabiliyet ve duyguları vardır ki bunların bir teki bile cennetleri kazandıracak keyfiyettedir ve bunların ortaya çıkması bazen küçük bir sebebe bağlanmış olabilir. Mesela şefkat ve sabır hissi, potansiyel olarak her insanda vardır ancak, bunun meydana çıkıp olumlu yönde gelişmesi herkes için mümkün olmaz. Canavar ruhlu, aceleci ve bir kaşık suda fırtına koparanların varlığını müşahede ettikçe, bu hissin nasıl da söndüğünü/söndürüldüğünü daha iyi anlayabiliyoruz.

Hâlbuki mesela şefkat hissi, tek başına insanı hem dünyada hem de ahirette huzura boğacak bir husustur. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem):

مَنْ لَا يَرْحَمُ لَا يُرْحَمُ

“Merhamet etmeyene merhamet edilmez.”;

مَنْ لَا يَرْحَمِ النَّاسَ لَا يَرْحَمْهُ اللّٰهُ

“İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.” gibi mübarek beyanlarıyla bu gerçeği vurgular.[4]

Sabır ise başlı başına bir hazinedir. Pek çok âyette, Allah’ın sabredenlerle beraber olacağı, onları yalnız bırakmayacağı müjdelenir.[5] Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) de:

وَمَا أُعْطِيَ أَحَدٌ عَطَاءً خَيْرًا وَأَوْسَعَ مِنَ الصَّبْرِ

“Kimseye sabırdan daha hayırlı ve sabırdan daha büyük bir lütufta bulunulmamıştır.” buyurmaktadır.[6]

Öyleyse bu statik güçlerin mutlaka ortaya çıkarılması ve dinamik hâle getirilmesi gerekir. İşte bu noktada, sakat bir çocuğa sahip olmak en büyük vesilelerden biridir. Başka türlü boy atıp gelişmesi mümkün görülmeyen bu yüce hissin, organları eksik olarak doğmuş bir bebek vesilesiyle birden kabarıp yükselmesi mukadderdir. Nice anneler, babalar görüyoruz ki kendilerinden bir parça olan o evlatçıklarına şefkat ve sabırla öyle eğiliyorlar, öyle kol kanat geriyorlar ki başka yerde bunun sevabını kazanmaları belki de mümkün olmayacaktı.

İşin bir diğer yönü de şudur: Bugün pek çok doktor, ceninde gördüğü en ufak bir lekeden dolayı hemen çocuğun düşürülmesini tavsiye edebilmektedir. Tespitlerinin doğruluğu, bu konudaki genel hükmü değiştirmese de bizim burada vurgulamak istediğimiz husus, bu doktorların aceleciliği, dinî hükümlerden haberdar olmamaları ve insanların tevekkül duygularını zayıflatmalarıdır. Zayıflatmak tabiri de burada yumuşak sayılabilir. Belki bunun yerine “darbeliyorlar” da denilebilir. Ayrıca, pek çok defa tecrübe edilmiştir ki doktorların sakat diye aldırmak istedikleri çocuklar, sapasağlam doğmuşlar ve hayatlarına sapasağlam bir şekilde devam etmektedirler. Bu konuda tarafımıza bildirilen çok haber vardır.

Terbiye Edememe Korkusu

Böyle bir korku, bazı aileleri endişelendirerek çocuğu düşürmeye sevk etse de esasen bu endişe kürtaja mazeret olarak gösterilemez. Kaldı ki çocuğumu nasıl terbiye ederim diye titreyen bir ailenin bu korkusu, çocuk terbiyesinin başı sayılır zira bu konuda bir endişesi olmayanın, terbiye adına bir düşünce ve planı da bulunmaz. Evet, işin başı dertlenmedir. Bu dertlenmeye Allah nice güzel nesiller bahşeder. Izdırap kadar keskin ve kabule mazhar bir dua yoktur. İçimizdeki terbiye endişesini, çocuğu düşürme yolunda değil, düşünme yolunda sarf etmeli, kaybetme zemininde kazanmanın yollarına bakılmalıdır. Allah’a sonsuz şükürler olsun ki bugün evlat yetiştirmede başvuracağımız hususların hemen hepsi var. Çevre, metot, kitap, dergi, eğitim müesseseleri gibi insan yetiştiren unsurların hepsi bugün bizim hizmetimize verilmiş durumdadır. Yeter ki bunları değerlendirmesini bilelim.

Evet, çocuk yetiştirmek önemlidir. Biz burada, çocuk yetiştirmede önemli gördüğümüz bazı hususları hatırlatıp geçelim:

• Öncelikle çocuk yetiştirmek gibi bir derdimizin olması,

• Anne-babanın güzel bir dinî hayata sahip olmaları ve bu yönleriyle çocuğa örnek teşkil etmeleri,

• Evde, umumi bir huzurun hâkim olması,

• Anne-babanın haram lokma yememeye ve çocuklarına yedirmemeye azami dikkat etmeleri. Zira, haram lokma insanın Allah’ı tanımada ve dini anlamada kullanacağı hislerini köreltir,

• Çocuğu bebeklik döneminden itibaren bir insan olarak muhatap almak ve ona iyi bir şahsiyet kazandırmak,

• Çocuğun, yaşına ve dönemine göre yediği içtiği şeylere dikkat edildiği gibi kafa yapısına, kalbî anlayışına göre dinin öğretilmesi ve izah edilmesi gerekmektedir. Anne-baba bunu yapamıyorlarsa, yaptırabilecekleri müessese veya şahıs aramalıdırlar.

Bu konuya inşallah tekrar temas edeceğiz.

İstenmediği Halde Çocuğun Olması Yolunda Adım Atılmış Olması

Bu mesele de çocuğun düşürülmesine sebep olamaz zira Müslüman kadere inanır. Kendisi istemediği hâlde anne rahminde aşılanma olmuşsa, artık bu, Allah’ın bir takdiri olarak karşılanmalı ve tevekkül edilmelidir. Allah (celle celâluhû), o çocuğu yaratmayı dilemişse rızkını da verecektir.

Esasen, istenmediği hâlde çocuk sahibi olmak bizzat düşürme sebebi olarak görülemez fakat böyle bir durum yaşandıktan sonra ortaya çıkan fakirlik, yetiştirememe endişesi ve çocukla ilgilenmeme gibi hisler, insanlara kürtajı düşündürür. Bu konular daha önceki bölümde izah edilmişti.

Süt Emen Bir Çocuğun Varlığından Dolayı İkinci Çocuğu Emzirememe Korkusu

Bu durum da çocuğun düşürülmesine sebep değildir zira Allah’ın rızık garantisi vardır. Çocuk için anne sütü elzem olsa da bir çocuğun hayatına kastetmeyi gerektirecek derecede değildir. Nitekim bugün çocuğun gelişimine göre pek çok mama çıkarılmış durumdadır. Dolayısıyla, birinci çocuk sütten kesilir, mamaya ve yemeklere alıştırılır, ikinci çocuk anne sütüyle beslenir.

Kadının Tecavüze Uğrayarak Hamile Kalması

Mısır Ezher Üniversitesi şeyhi Muhammed Seyyid Tantâvî, tecavüze uğrayan bir kadının kürtaj yaptırabileceği konusunda fetva vermişse de diğer âlimler buna karşı çıkmış ve bunun câiz olmadığını ifade etmişlerdir. Bu konuda şu hadis bir delil olarak kabul edilmiştir: “Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Zinadan bir çocuk olursa bu -kadın nikâhlı ise- kocasının (hukukî babasının) çocuğu olur, zina yapan erkek ise bu çocuktan mahrum kalır.”[7] Bu hadise göre, zinadan meydana gelen bir çocuk, kadının nesebine sayılır. Eğer kadın nikâhlı ise çocuk zina eden erkeğin değil, kadının nikâhlı kocasının nesebine sayılır. Zina yapan erkek, çocuğun nesebinden mahrum bırakılır. Bu hadis-i şerifte zina yoluyla dünyaya gelen çocuğun öldürülebileceğine dair bir hüküm yoktur. Hatta bu hadis, gayrimeşru da olsa bir çocuk dünyaya geldiğinde onun kime ait olduğunu tespit ediyor, ona hayat içerisinde bir yer buluyor. Dolayısıyla böyle bir çocuğun hayatına son vermek, büyük bir insanlık suçu olduğu kadar büyük bir günahtır. Buradan anlaşılmaktadır ki bir çocuk zina, tecavüz gibi istenmeyen bir yolla dünyaya gelmiş olsa bile onun hayat hakkı söz konusudur. Bu yollarla dünyaya gelmiş bir çocuk veya anne karnındaki cenin, kürtaj yoluyla alınamaz.

Nitekim Bosna savaşında tecavüze uğrayarak hamile kalan kadınların kürtaj isteklerine karşı Diyanet İşleri Başkanlığının ve Bosna Müftülüğünün fetva vermediğini biliyoruz ki işin aslı da böyledir zira tecavüz, kadınlar için maddeten ve psikolojik olarak zor olsa da -ki kadının karnındaki çocuğun babası, belki de onun hayatta en çok nefret ettiği kimsedir- anne karnındaki varlık, neticede bir canlıdır ve bu canlının hâdisede (yani zina suçunda) hiçbir günahı yoktur. Onu düşürmek, diğer maddelerde olduğu gibi cinayet işlemekle eşdeğerdir. Hâlbuki cinayet işlemek yani cenini düşürmek, tecavüzün ağırlığını hafifleten bir sebep olmaktan öte insan öldürmenin günahını da kadının sırtına yükleyici bir husustur.

Meseleye şu açıdan da bakılabilir: Tecavüz sonucu da olsa doğan ve büyüyen bir çocuk, iyi yetiştirildiği takdirde hayırlı bir insan olabilir. Böylece, maruz kalınan ve uzun zaman çekilen sıkıntıların neticesi, yüzleri güldüren ahlâklı bir insan suretinde tecelli edebilir. Ayrıca, tecavüz gibi çirkin bir fiille karşı karşıya kalan mazlum ve mağdur bir kadın şöyle düşünse zarar etmiş olmaz: Bana bu sıkıntıyı yaşatan insan bozması canavara karşılık ben bu çocuğu en iyi şekilde yetiştirmekle intikamımı alacağım.” Belki de böyle düşünmekle üstündeki ağırlığı ve içindeki utanma sıkıntısını aşabilir.

Sonuç

Son olarak şunları söyleyebiliriz: Anne rahmindeki cenin, -bu konuda bazı farklı ictihadlar olsa da- dokuz aylık sürecin hiçbir merhalesinde düşürülemez. Düşürülmesi için hiçbir sebep, mazeret olarak gösterilemez. Bu konuda ittifakla mazeret olarak gösterilen husus, annenin hayatî tehlikesinin olmasıdır. Böyle bir karar da dindar ve işinin ehli bir doktor ya da heyet tarafından verilmesi gerekir. Bazı imam ve müctehidlerin, ceninin belli bir döneme kadar düşürülebileceğini söylemeleri, o günün şartlarında ceninin gelişme safhalarının bugünkü teknik imkânlarla bilindiği gibi bilinemeyişi ve hadis-i şeriflerin böyle bir bilgi eksikliği ile yorumlanışından kaynaklanmaktadır. Öyleyse, anne rahmine düşen varlığın, düştüğü andan itibaren bir canlı ve bir insan olarak değerlendirilmesi, dolayısıyla onun öldürülmesinin de normal bir insanı öldürmekten farksız olacağının bilinmesi gerekir.


[1] En’am Sûresi, 6/151.

[2] Necm Sûresi, 53/39.

[3] bkz. İsra Sûresi, 17/31; Zariyât Sûresi, 51/56.

[4] Buhârî, edeb 18, tevhîd 2; Müslim, fedâil 66.

[5] Bakara Sûresi, 2/155, 249; Enfal Sûresi, 8/46, 66.

[6] Buhârî, zekât 50, rikâk 20.

[7] Buhârî, hudûd 23; Müslim, radâ 37.

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

7|191|Hiçbir şey yaratmayan, bizzat kendileri yaratılmış olan şeyleri/kişileri mi ortak koşuyorlar?
Sura 7