Medya adı verilen iletişim vasıtalarını hizmet adına nasıl değerlendirebiliriz?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Yazılı ve “görsel” alanda TV, radyo, dergi, gazete vb. iletişim -bizim tabirimizle muhabere ve muvasala- vasıtalarından müteşekkil medyanın, günümüzde kazanmış olduğu boyut, bazı açılardan çok yararlı, bazı noktalardan da bir ölçüde zararlı olmuştur. Mesela, insanların belli zaaflarından dolayı revaç bulan ve bir fantezi olarak çokları tarafından kabul gören çeşit çeşit “izm”ler, bu vasıtalarla, olağanüstü bir sür’atle dünyanın dört bir yanına yayılmıştır. Öyle zannediyorum ki, Marksizım’ in o çiçeği burnunda olduğu zuhur döneminde, şayet medya bugünkü buudlarda hayata hakim olsaydı, o felaketin girmediği hiçbir yer kalmaz ve dolayısıyla her tarafı fitne sarardı. Marksizm belki ömrünü tüketti ama yeni yeni düşünce akımları, aynı yollarla çok hızlı yayılarak, dünya üzerinde, renk farklılığı olsa da, her zaman tahribat yapabilecektir. Bugün pek çok zararlı düşünce, silik söz ve fena görüntüler, maksat ve gayesinin çok çok önünde bir sür’at ile medya vasıtalarıyla yayılmakta ve maalesef taraftar da bulmaktadır. İşte bu yönleri itibarıyla medya hem bizim için hem de bütün insanlık için çok zararlı olabilmektedir.

Bunun karşısında, kendi duygu ve düşüncelerini, aynı vasıtaları profesyonelce kullanarak anlatan sağduyulu kimselere fevkalade ihtiyaç vardır. Böylece hem temiz vicdanlar onların tahribatından, yanlış yönlendirmelerinden korunmuş, hem de asırlardan beri ön kabullerin, şartlı bakış açılarının altında ezilen masum ve mazlum kitlelere ışık tutulmuş ve ümit verilmiş olsun.

Yalnız bu işin bir takım zorlukları olduğu da muhakkak. Herşeyden önce TV, radyo, dergi, gazete.. hemen hepsi çok pahalı projeler. Mevcut yayıncılık mantığıyla hareket etmedikten sonra, bu müesseselerin kâr getirmesi bir yana, yaşaması kat’iyen düşünülemez. O mantıkla hareket etmemiz ise, inançlarımızdan, yıllardan beri savunduğumuz değerlerden taviz anlamını taşır ki, bunu yapmamız da kat’iyen söz konusu olamaz. Öyleyse, olduğumuz gibi kabullenileceğimiz ana kadar, bunun maddî imkanları bir kısım kimseler tarafından desteklenmesi gerekir.

Malzeme boşluğu da bu konuda, önümüzü kesen büyük bir problemdir. İster belgesel, ister film, ister eğlence, isterse kültür programları, hitab ettiğimiz toplum tarafından hemen kabullenilecek şeyler olmayabilir. Onların kültür ve zevk dünyasına uyarlanmış mezkur programlan ise, bizim yayınlamamız mümkün değildir. Yukarıda işaret ettiğimiz gibi bu, bazı değerlerden taviz verme demektir ki, hak bir davaya hizmet ederken, böyle bâtıl vesileleri kullanma bilmem ne derece caiz olabilir.

Bu durumda yapılacak şey, arzedilen halin farkında ve şuurunda olarak, sabırla mücadeleye devam etmek olacaktır. Belki 40 yıl, hiç istikamet değiştirmeden, aynı esas ve prensipler doğrultusunda millet ruhuna hizmet etmek.. evet böyle davranıldığı takdirde, bugünkü nesiller olmasa da bizden sonraki nesiller mutlaka netice alacak ve istikbale emin adımlarla yürüyeceklerdir. Yalnız hemen ilave etmeliyim ki, bütün bunlar Rabbin sonsuz inayet ve keremi ile gerçekleşecektir.

Ayrıca bizim, bizimle aynı inancı, aynı düşünceyi paylaşmayan insanlara nisbetle birçok da avantajımız var. Mesela; komünizm, sosyalizm, kapitalizm, liberalizm… vs birçok sistemin artık insanlığa söyleyeceği birşey kalmamıştır. Bunlardan bazıları fikrî seviyede düşünce insanları tarafından çürütülmüş, bazıları da hayata intikali neticesinde belli bir müddet sonra tarihin çöplüğüne atılmıştır. Dolayısıyla bunların yenilik adına, insanlığa vaad ettiği hiçbir şey yoktur.

Bize gelince, Hz. Sahipkıran in beyanıyla, “Zaman ihtiyarladıkça Kur’ân gençleşmektedir.” Bizler Kur’ân ve Sünnet’in herşeye yeteceği inancına sahibiz. Bugün insanlığın çözemediği bir çok ahlâkî ve içtimaî problemleri İslâmın çözeceğinden hiç şüphemiz yok. İşte bu çözüm yolları, her zaman medya ile insanlığa sunulabilir. Bunu -Allah’ın inayetiyle-, onların benimsedikleri usûl ve üslup içinde yapabilirsek, fevc fevc İslâm a dehaletlerin olacağı da muhakkak gibidir.

Bu konuda riayet edilecek hususlardan bir diğeri de; dost-düşman dengesini ayarlamaktır. Bizler belki din ya da din içinde yer alan bazı değerler hariç, birçok ortak payda etrafında birleştiğimiz insanlara da yayın yaptığımızı unutmamak zorundayız. Biz, herkesle beraber bu vatan toprakları üzerinde birlikte yaşamak mecburiyetindeyiz. Öyleyse emin adımlarla yarınlara yürüyebilmek, bunların da gözetildiği bir yayın stratejisiyle mümkün olacaktır. En son söylenecek bir şey varsa, o da, Kur’ân’ın tenzil ve Hz. Muhammed (sas)’in tebliğ sürecine baktığınız zaman bu konuları en ince detaylarına varıncaya kadar rahatlıkla görebiliriz. İnsanlığa birşeyler anlatmada, “zamanlama” ismi de verilebilecek olan bir husus var ki, o da en az anlatılan şeyler kadar önemlidir.

Hâsılı, medya kültürümüz, İslâm’ın insanlığa mal edilmesinde çok önemli bir rol oynayabilir. Bunun için, önce fedâkar insanların destekleriyle daha güçlü hale gelmeye ihtiyaç var. Peşi sıra yayın politikası adına yukarıda kaydettiğimiz birkaç önemli esasa riayet gelir. Bu süreç içinde yol alırken, ihlas ve samimiyetten ayrılmama, Allah ile irtibatın devamlı artan bir grafik seyretmesi ve muvaffakiyetin O’ndan olduğu hakikatı da bir lahza nazardan dûr edilmemelidir ki, İlâhi inâyet kesilmesin.

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

7|86|"Her yol üstünde oturup da tehdit savurarak Allah yolundan O'na inananları çevirmeyin. Yolun çarpığını isteyip durmayın. Hatırlayın ki, siz az idiniz, O sizi çoğalttı. Bir bakın, nasılmış bozguncuların sonu!"
Sura 7