Nasıl Bir Aile?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Yuva, Peygamberimizin beyanlarında cennet köşelerinden bir köşedir. Bu mübarek köşe, erkek ve kadının iyi bir evlilik yapması ve bu güzel evliliği devam ettirmesiyle gerçekleşir. Buradaki iyilik ve güzellikten kastımız, evliliğin ebediyet eksenli olmasıdır. Evet, ahirete göre kurulan bir ailede, yani Allah rızası için ve dinî ölçülere göre ebedi beraberliğe atılan imzayla oluşturulan bir cennet köşesinde, erkek ve kadın birer huri-gılman gibidirler. Çocuklar da o cennetin çocukları..

Ailenin her bir ferdi, yuvada huzura erer. Kendini orada güvende hisseder. Yuva, sükûnet yeridir. Çocukların şuuraltı, orada şekillendirilir. Kalp ve kafa bütünlüğündeki nesiller orada yetişir. Hayat boyu tesiri hissedilecek bir hayat orada aşılanır.

Yuvanın sağlamlığı milletin ve devletin sağlamlığı adına çekirdeklik teşkil eder. Zira, iyi bir anne babanın elinde yetişmiş güzel nesiller, milletleri oluşturan biricik unsurlardır. Huzursuz, geçimsiz, idealsiz, ibadetsiz bir ailede yetişen çocuklar, aile için olduğu gibi millet için de birer yaradır ve potansiyel tehlikedir. Tehlike saçan bir insan olmasa bile, bir Müslüman’dan beklenen ideal insan portresini ortaya koymaktan çok çok uzaktır.  Bunun aksi bir ortamda yetişecek pırlanta nesiller ise, millete ve insanlığa sunulan en güzel armağanlardır. Öyleyse, ailece, milletçe ve devletçe huzur isteyenler, aileye büyük ehemmiyet vermelidirler.

Aile Kuruluşunda Çok Hassas Olunmalı

İyi bir yuvanın temeli, evlilik kararı verilirken atılır.  Bu temelde, din ve iman en önemli unsurdur.  Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyururlar: Kadınlarla dört haslet için evlenilir: Malı için, asaleti için, güzelli­ği ve dinî için. Sen dindar olanını tercih et ki, mesûd olasın. (Buharî, Nikâh 15; Müslim, Rada 4)

Peygamberimiz bu hadisinde, insan fıtratının durumunu rapor ediyor ve insanların bu dört şeyden dolayı eşini tercih ettiğini söylüyor. Ancak bizim tercihimizin hangi istikamette olması gerektiğini de vurgulayarak, siz dinî ölçüleri esas alın diyor. Burada kadının için zikredilen vasıflar erkekler için de geçerlidir. Yani, kadın da, evleneceği zaman kocası olacak erkeğin dinî yönünü nazara alarak evlenmesi gerekir.

Evlilik, bir akıl, mantık ve kalp işidir. Hisle, hevesle, ihtirasla, kıskançlıkla ve geçici keyiflerle kurulan bir aile devamlı olamaz, olsa da o beraberlikte kavga gürültü eksik olmaz. Tabi ona da beraberlik denirse..

Evlilik, ebediyete beraberliğe imza atmaksa, bu beraberliğin temeli de ebediyet edalı olmalıdır. İyi düşünmeli, sağlam karar vermeli, fantezilere, boş kuruntulara girmemeli, sağlam vasıfta insan bulunamamışsa acele edilmemeli, sıfatları uygun birisi bulunduğunda da aheste revlik etmemeli ufak tefek kusurlarına bakmadan hemen yuvayı kurmalıdır.

Ailede Esas Olan

Ailenin temelini oluşturan bazı vasıflar vardır. Kur’an-ı Kerim, şu ayet-i kerimeyle, bir toplumu oluşturan erkek ve kadınları anlatırken, aynı zamanda toplumun temeli olan ailenin de vasıflarını ortaya koymaktadır:

“Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar; mümin erkekler, mümin kadınlar; taate devam eden erkekler, taate devam eden kadınlar; doğru (sözlü) erkekler, doğru (sözlü) kadınlar; sabreden erkekler, sabreden kadınlar; mütevazı erkekler, mütevazı kadınlar; sadaka veren erkekler, sadaka veren kadınlar; oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar; ırzlarını koruyan erkekler, (ırzlarını) koruyan kadınlar; Allah’ı çok zikreden erkekler, zikreden kadınlar var ya; işte Allah, bunlar için hem bir mağfiret hem de büyük bir mükâfât hazırlamıştır.” (Ahzab Suresi, 33/35)

Şimdi bu ayet çerçevesinde, bir ailede olması gereken vasıfları kısaca ele alalım:

Allah’a iman ve itaat: Bu erkek ve kadınlar, milletin en küçük hücresi olan ailede mümin ve müslim olarak bir araya gelmiş, Allah’a güvenmiş, gönülden O’na yönelmiş ve Allah maiyetine ermiş, ibadet ü taat içinde hayatlarını geçirmektedirler.

Sadâkat: Evet sözlerinde, davranışlarında sadık olan erkekler, sadık olan kadınların ne ağızlarından çıkan sözler davranışlarını yalanlamakta, ne de davranışları ağızlarından çıkan sözlerine ters düşmektedir. Öyle ki onların teşkil ettiği yuvanın içinde hilâf-ı vâki hiçbir şeye rastlanmaz. O evde her şey doğru, olduğu gibi görünmektedir. Dolayısıyla da bir insan, endam aynasının karşısında kendisine çeki düzen verdiği gibi, çocuk da bu evdeki sıdk (doğruluk) tabloları karşısında hep kendisine çeki düzen verecek, hilâf-ı vâki herhangi bir beyana ve ters sayılabilecek herhangi bir davranışa şahit olmayacaktır. O evde meydana gelen her şey doğrudur. Çünkü o evde sâdık ve sâdıkalar vardır.

Sabır: Sabreden kadınlar, sabreden erkekler, ibadet ü taatin ağırlığına, başlarına gelen musibetlerin amansızlığına karşı dişlerini sıkıp dayananlar, günahlar karşısında kararlı davranıp iffetlerini koruyanlar, masiyete girmeyi cehenneme girmeye eş kabul edenler kullandıkları hâl diliyle, bütün çevrelerinin yanında, çocuklar üzerinde dahi öyle müessir olacaklardır ki, zannediyoruz dilleriyle anlatacakları her şey böyle bir beyanın yanında sönük kalacaktır.

Allah korkusu ve tevazu: İçleri Allah’a karşı saygıyla dolup taşan, her zaman haşyetle tir tir titreyen, ciddî bir hayatın ve müthiş bir âkıbetin kendilerini beklediği düşüncesiyle mükellefiyetlerini en iyi şekilde yaşamaya çalışan, hayatlarının her lâhzasında yolun sonuna erip de, “ahirete gel” davetini bekleyen haşyet ve saygının tüllendiği böyle bir evde çocuğun göreceği şey de hep ciddiyet, vakâr, hassasiyet ve titizlik olacaktır. Böyle bir ailede çocuklar, yüzlerde yumuşak bir endişe ve onu takip eden bir tatlılık, Allah ululuğunun mehâbeti ve cennet ümidinin yüzlerde hâsıl ettiği neşeyi iç içe görecek; rahat fakat temkinli; mutlu ama ufuklu; zevk u sefa içinde fakat istikbalin insanları olarak neş’et edeceklerdir.

Cömertlik: Bir evde iyiliğe açık, sadaka veren erkek ve sadaka veren kadın bulunmalıdır; bulunmalıdır ki, çocuklarında cömertlik ruhu gelişebilsin. Evet, önce biz cömert olmalıyız ki onlar da olsunlar. Bazı aileler vardır ki, sürekli kadın, efendisinden, efendi de hanımından gizli sadaka verir. Evet, bunlar Kur’an’ın ifadesiyle birer mütesaddık (sadaka veren erkek) ve mütesaddıka (sadaka veren kadın) insandır. Bu ailede neş’et edecek çocuklar da mütesaddık ve mütesaddıka olmaya namzettirler.

İffet: Bütün bu sıfatlarının yanında bu insanlar, ırz ve namuslarını koruma, iffetlerine toz kondurmama konusunda da fevkalâde hassastırlar. Yaşarlarsa dinleri, namusları için yaşarlar. İşte dünya ve ahirette mesut olanlar da bunlardır.

Zikir: Kadın ve kocası her türlüsüyle Allah’ı zikrederler. Dillerinden ve hallerinden zikir eksik olmaz. Yerken içerken, yatarken kalkarken, sıkıntılı anlarında da bolluk zamanlarında da Allah’a yönelir ve hep O’na müteveccih yaşarlar. Namaz Allah’ın zikretmenin en büyüğü ve en kapsamlısıdır. Dolayısıyla, karı koca namazlarına çok dikkat ederler. Her halleriyle zikir olan bu insanlar, bir de namazda ve namaz sonrasında dilleriyle zikre dalarlar. Ayrıca Kur’an okuyarak, salavat getirerek evde nağme nağme zikir seslerinin dalgalanmasını sağlarlar. İşte böyle bir ortamda yetişecek nesillerin ne kadar sağlam, Allah’la ne denli sağlam irtibatlı olacaklarını düşünmek gerekir.

Kur’ân-ı Kerim’in kadın ve erkeği müşterek ele alarak, bu iki varlıkla örgülediği yapı, kanaviçesini bulmuşsa yapıların en mukaddesidir. Bu iki rükünden meydana gelen ailede, millî ruh meltemleri esiyorsa, onların evlâtlarında, torunlarında da aynı esintiler hissedilecektir. Bu havanın bütün aile fertlerinde, yani toplumun hücrelerinde devamı nispetinde içtimaî salâh söz konusudur. Aksine bütün beklentiler bir kuruntu olur.

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

90|7|Hiç kimsenin kendisini görmediğini mi sanıyor?
Sura 90