Neden dindarların olduğu yerlerde felaketler daha fazla oluyor da Allah’a inanmayanların içinde az oluyor?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Açıklama: Neden dindarların olduğu yerlerde felaketler daha fazla oluyor da Allah’a inanmayanların içinde az oluyor? Allah yoksa inananları sevmiyor mu?

Afetlerin geliş şekli de tam bir imtihandır. Akıl tamamen devre dışı kalmasın insanlar zorla değil de irade ve akıllarıyla inansınlar, böylece imtihan sırrı ortadan kalkmasın diye afetler geldiğinde inanan inanmayan herkes etkilenir, ölenler ölür, yaralananlar yaralanır ama neticede iman ve niyet en belirleyici unsurdur. Yani insan dindar bir muhitte yaşasa fakat inanmasa o öldüğünde bir inançsız olarak muamele görür. İnançsız bir dünyada dinini yaşamaya çalışan biri de ona göre mükafaat görecektir. Mü’minlerin annesi Hz. Âişe vâlidemiz radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Fahr-i Kâinât Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular:

“Bir ordu savaş için Kâbe’ye doğru yola çıkar; Beydâ denilen bir çöle geldiklerinde baştan sona hepsi birden yere batırılıp helâk edilir.”

Hz. Âişe vâlidemiz der ki:“Dedim ki Yâ Resûlallah! Neden baştan sona hepsi birden helâk ediliyor?! İçlerinde ticaret için yola çıkanlar ve aynı niyeti taşımayanlar da olabilir…” Efendimiz Şöyle izah eder: “O an bütünüyle helâk edilirler, fakat sonra herkes kendi niyetine göre diriltilir.” Buhârî, Büyû’ 49; Hac 49, Müslim, Fiten 4-8. Ayrıca bk. Tirmizî, Fiten 21; Nesâî, Menâsik 112; İbni Mâce, Fiten 30)

Hadisten anlaşılan bir mana da şudur: Gelen musibetler umumi geliyor. Fakat netice imana ve niyete göre değişiyor. Öyleyse inananların hayat kalsa da ölse de inançlı kaldıkları müddetçe kaybedeceği bir şey yoktur. Ancak bununla beraber, hayatta kalıp Allah’ın dinine hizmet etmek ve Allah’a kullukta bulunmak için özel gayret sarf etmemiz ve kendimizi korumaya çalışmamız da bir vazifedir.

Evet, inancın bir memleketi, şekli ve coğrafi bir şartı yoktur. Eğer sadece inanmayanların üzerine felaketler gelseydi, bu sefer herkes inanmak zorunda kalırdı bu da imtihan sırrına ters olurdu. Halbuki Allah dünyayı imtihan için yaratmış ve kullarını ölçmek, denemek ve böylece –ezelde bildiği o insanları- kendilerine de göstermek için yaratmıştır.

Afetler, Kur’an’ın ifadesiyle insanların kendi elleriyle işledikleri günahlardan dolayı gelir. Inananlar inançlarının gereğini yaşamadıkları zaman bu durum Allah’ın azabına sesebiyet verir. Aslında bu azab da yine rahmet içeriklidir. Çünkü afetler, pek çok insanın şehitlik mertebesine yükselmesine, pek çoğunun da günahlarının silinmesine vesile olur. Bu yönüyle afetler netice itibariyle hayırlıdır. İnançsızların azabı ise suçları çok büyük olduğundan dolayı, ahirete ertelenmektedir. Bunun için inanmayanların, Allah’ın dinine düşmanlık yapanların bu dünyada rahat rahat yaşamaları, bizi aldatmamalı. Zira onların böyle yaşamaları günahlarının daha da artıp ötedeki cezayı tam hak etmeleri sebebiyledir. Kur’an’da bu husus şöyle beyan edilir: “Bırak onları, yesin içsinler, zevklerine düşsünler, arzu ve emelleri kendilerini oyalaya dursun. Yakında bilecekler” (Hicr Suresi, 15/3) “Sen onları, bir süreye kadar daldıkları gaflet içinde kendi hallerine bırak!  Kendilerine verdiğimiz servet ve evlatlarla nimetlerini artırdığımızı mı sanıyorlar? Hayır, onlar işin farkında değiller!” (Mu’minun Suresi, 23/54-56)

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

44|32|Yemin olsun, biz onları bir ilim sayesinde âlemlere üstün kılmıştık.
Sura 44