Nefsi terbiye, aynı zamanda hakkını da vermek için elimizdeki ölçü ne olmalıdır?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Nefse hiç açık kapı bırakılmamalı; o, daima baskı altında tutulmalı. Zaten hayatımızı sürdürmek için yiyip içiyoruz; o, bunların hepsinden faydalanıyor. Fakat o, kendi haline bırakıldığı takdirde bunlara kanaat etmez; daha fazlasını, daha fazlasını ister. Onun her istediğini yerine getiren insan da, onun altında kalır ezilir. Nefsin gıdalanması için, ona ne ölçüde bir saha tanınacağı Din’de bellidir. Ona bunun ötesinde bir saha tanımak, onun altında kalıp ezilmeye yol açar.

Nefsin ruh gibi, kendine has bir mevcûdiyeti vardır. İmam-ı Birgivî’nin Tarikat-ı Muhammediye adlı eserine Berika adlı şerh yazmış olan İmam-ı Hadimî, ya kendi veya başkasının başından geçen misalî bir mahkeme hadisesini anlatır. Her kimse onu, hakkında şikâyet var” diye mahkemeye çıkarırlar. Mahkemeye vardığında, köşede büzülmüş tanımadığı biri durmaktadır. Şikâyetçi olan bu kişi, “Bu zat, benim hakkımı vermiyor; yemiyor, içmiyor, yatmıyor” diye şikâyetlerini sıralamaya başlayınca, maznun, onun nefsi olduğunu anlar. Sonra da kendini şöyle müdafaa eder: “Budur beni sürekli olarak Allah’ın yolundan alıkoymaya çalışan; budur beni günahlara çağıran; budur benim helâkimi hazırlayan…” Neticede mahkemeyi kazanır.

Nefis şikâyet eder; kim bilir, Allah yolunda hizmet edenlerden, az yiyip az uyuyanlardan, meselâ, Ramazan’ın dışında Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutanlardan ne şikâyetler etmektedir! Fakat, onun şikâyete hakkı yoktur; onun şikâyetlerine hiç mi hiç kulak vermemek lâzımdır.” (M. Fethullah Gülen, Amerika’da Bir Ay)

Etiketler:,

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

92|19|Onun katında hiç kimsenin, karşılığı verilecek bir nimeti yoktur/hiç kimsenin ona, karşılık olarak verilecek bir nimeti yoktur.
Sura 92