O’nun Kapısını Ne Kadar Çaldık?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Yağmur damlaları, rahmet ufkundan dökülen merhamet katreleri olarak iniyorlar ufkumuza. Üzerlerinde muhabbet ve şefkat mührü var. Bundan dolayı, yağmur damlalarının yere iniş anını ganimet bilip, duaların kabul olacağı rivayet edilen o esnada gönülden yakarışa geçmek lazım. Bizim için en önemli dua, hatta kendi kurtuluşumuzu istemekten de önemli olan dua, “Allah’ım! Yüce adını dünyanın dört bir tarafında duyur! Gönüllerimizi ve dünyadaki bütün kullarının kalblerini imana, İslâm’a, Kur’an’a ve ihsana aç! Bu yolda bizleri de istihdam eyle.” niyazıdır. Bu sebeple biz, semadan süzülen her damlayla beraber yeryüzünü teşrif eden meleklerin kanadına bu duayı takıyoruz.

Bugün alemi İslâm’ın mazlumiyet ve mağduriyetini, yüreğimde hicran, gözlerimde kan, seyrediyorum. Müslümanlıklarından dolayı kötü muamelelere maruz kalanlar ya da toprak meseleleri ve istiklal mücadelesi gibi değişik sebeplerden dolayı zor günler yaşayanlar konferanslar tertip ediyor, seslerini duyurmaya çalışıyor, uluslarası arenada destek bulmaya uğraşıyor ve başka toplumlardan yardım istiyorlar.

Fakat, maalesef, Haremeyni Şerîfeyn gibi bazı yerlerde, Südeysî gibi bazı insanların hutbede ve namazın kunutunda yaptıkları dualar hariç, o mağdur, mazlum ve mahkumların onca değişik esbâba tevessüllerinin yanında gönülden, yüreklerini çatlatırcasına “Allah” dediklerine şahit olmadım. Bu sözümü bir kınama kabul etmeyin, ne olur. Ben de Müslümanım elhamdulüllah; acı çeken insanların ızdırabını en az herkes kadar ben de vicdanımda duyuyorum. Ama bir nefis muhasebesi kabîlinden, müminlerin bir eksiğini ifade etmeye çalışıyorum. Sui zan da etmiyorum. Mutlaka dua edenler, gözyaşı dökenler vardır; fakat, onların sayısı ne kadardır acaba? Eğer, masum çocuklar bile katledilirken biz sıcak çayımızı rahatlıkla yudumluyorsak, gönlümüzün bir tuğlası düşmüş değil midir?

Başörtüsü meselesinde de böyle değil mi? Siyasilere yaptığınız müracaat kadar, işin sahibine ağlayıp sızlandık mı hiç? Siyasi mücadele işin bir yanı. Bu bazen iradelerimizi aşan zorluklar içerir. Ama geceler boyunca başlarımızı yere koyarak, “Allah’ım, hangi günahımızdan dolayı bizi böyle te’dip ediyorsun? ‘İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak mı edeceksin Allah’ım!’ (A’raf 7/155) deyip içimizi döktük mü yeterince.

Değişik siyasi platformlarda meselenin çözüleceği, falanın filanın tavassutu ile problemin aşılacağı zannediliyor. Ehli dünyanın kriterleriyle meselelere bakılıyor; hatta onlar taklid edilerek “ağlayıp, sızlayacaksın da ne olacak?” deniliyor. Oysa, müminin en önemli güç kaynağı ve sığınağı “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh” inancı ve ikrarıdır. Bu inanç ve ikrar, “cennet hazinelerinden bir mücevher” ve Azîz u Kahhâr’ın kuvvetini, kudretini itirafın ifadesidir. Öyle bir kapıya dayanmayınca müminlerin başa çıkabileceği hiçbir problem yoktur. Alvar İmamı’nın sözlerini çok tekrar etmişimdir; O şöyle der:

“Sular gibi çağlasan Eyyub gibi ağlasan Ciğergâhı dağlasan Ahvalini sormaz mı?”

Rica ederim, biz O’nun kapısında sular gibi çağladık, Eyyub Nebi gibi ağladık da kapı açılmadı mı, yüzümüze bakılmadı mı? Gönlümüzden bir yanık kokusu yayıldı da “bu da nedir?” diye sorulmadı mı?” Ben İslâm dünyasında O’na ilticayı görmüyorum; ama belki de ben göremiyorumdur; belki dertliler, yüreği çatlarcasına O’na el açanlar vardır da ben göremiyorum..

Ne var ki, dualar külliyet kesbedince kabule karîn olur. Münferit bazı kimselerin ağlayıp sızlaması umumun dertleri için yeterli değildir. Duanın külliyet kesbetmesi için icabında bazı dua ve virdler bölüştürülerek uzun süre okunur. Ahdi Atik, Hz. Davud’un yirmi beş sene fasılasız dua edip ağladığını anlatır. Ustûre kitaplarında, O’nun gözyaşlarının aktığı yerlerde otlar yeşerdi denir. Bu, mübalağa adına söylenmiş bir sözdür; ama Hz. Davud’un bir isnad karşısında çok ağladığını gösterme açısından önemli bir örnek teşkil eder.

İşte, eğer, alemi İslâm’a ait dertler bizim de dertlerimizse, gözyaşlarımızla çimler bitmeli. “Allah’a sığınma” mülahazası gönüllerimizde güç kazanmalı. Her şeyden önce, mümin gönüllerin inanç problemi aşılmalı. Hepimiz yürekten inanmalıyız Rabb’imize.. inanmalı ve bir kere daha O’na yönelmeliyiz.

Cenâb-ı Allah, “Ey îman edenler! Siz kendinize bakın, siz doğru yolda iseniz, herhangi bir sapkın kimse size zarar veremez…” (Mâide, 5/105) buyurmaktadır. Siz seçiminizi hidayet istikametinde kullanmış iseniz; hidayet, tabiatınızın bir derinliği haline gelmişse ve Allah’a hakkıyla kul olmaya çalışıyor; başkalarını da aynı kulluğa çağırıyorsanız, hiç kimse zarar veremez size. İşte o zaman inayet, riayet ve himaye altındasınız demektir. Çünkü, “Hasbunallâhu ve ni’mel vekîlAllah bize yeter; O ne güzel vekildir.” şuuru konuşunca bütün vekillerin dili bağlanır.

Eğer, biz emanette emin insanlar isek, Allah (cc) O’nun adına yaptığımız şeyleri niçin yıksın ki!.. Problemlerin kaynağını önce kendi nefsinde aramak inanan bir insanın şiarıdır. Öyleyse, biz her şeyden önce, o emanete adanmış birer ruh, emre amâde ve elleri daima göğsünde birer gönül eri olabildik mi, ona bakmalıyız!..

M. Fethullah Gülen

Etiketler:,

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

74|25|"İnsan sözünden başka bir şey değil bu."
Sura 74